ÖNERİYasalarca suç sayılmış bazı edimlerin toplumun bir kesimi tarafından topluca paylaşılmasına sivil itaatsizlik diyoruz.Sivil itaatsizlik yasalara göre suç olmasına rağmen demokrasi içinde de yeri vardır ve etkili biçimde kullanıldığında otoritelerin gücünü şiddetli biçimde sarsabilir.Elbette her sorun sivil itaatsizlik ile çözümlenemez. Bu kavram bir bakıma sembolik bir anlam da içerir. Toplumun bir konudaki ortak tepkisini göstermesi açısından çok önemlidir.Türkiye sivil itaatsizlik geleneği olan bir ülke değil. Hemen hiçbir konuda toplum ortak tavır koymayı ve gerekirse topluca yasaları çiğnemeyi göze almaz.Ancak bazı konularda ortak tavır olmamakla birlikte sivil itaatsizlik uygulamalarına rastlıyoruz.Örneğin yılbaşı akşamı bir grup vatandaş “yeni yıla daha keyifli girebilmek” adına Boğaz Köprüsü üzerinde araçlarını durdurdu ve inip o muhteşem manzarayı seyretti saatler tam 00.00’ı gösterirken yani 2010’u bitirip 2011’e girdiğimiz sırada.Boğaz Köprüsü üzerinde araçların durması, yolcuların araçtan inmesi yasak. Bunun da ötesinde izin verilen özel günler dışında Boğaz Köprüsü üzerinde yayaların dolaşması da yasak.Ama bu yasak çiğnendi. Topluca yapıldığı için de polis bir süre çaresiz kaldı.Neyse ki tatsız bir olay yaşanmadı. Kargaşa çıkmadı. Birileri köprüden atlamaya kalkmadı.Ama yine de diyorum ki sivil itaatsizlik sadece keyif amacıyla değil, gerçekten bir şeyleri protesto etmek ve otoriteyi uyarmak için de yapılabilse.Örneğin son zamanlarda Alem FM’de Nihat Sırdar’ın başlattğı benzin zamlarını protesto için sabah 08.00’de ve akşam 19.00’da yapılan flaşör yakma ve korna çalma eylemi var. Trafikte zorunlu olmadıkça flaşör yakmak ve korna çalmak yasak. Bu kuralı topluca çiğnemek de sivil itaatsizliktir. Keşke yaygın biçimde yapmayı başarabilsek. Emin olun iktidar etkilenecektir.*****DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLERLaikçi(!) vesayetin dansöz yasağıTürkiye’nin başına musallat olan maskeli faşistler ve payandası oldukları iktidarın kimi sözcüleri, kendi amaçlarına ulaşabilmek için Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden Atatürk ilke ve devrimlerini yıpratmak, milli ve manevi değerlerimizi yok etmek için el birliği ile saldırıyor.Bu kesim ordu ile ilgili olarak iki temel kavram üzerinden saldırıyor.Birincisi Kemalistlik!.. İkincisi ise laikçilik!..Kemalist kavramı faşist ve baskıcı bir rejimi anlatmak için kullanılıyor.Laikçilik ise bir tür din düşmanlığı, inananların haklarına saygısızlık, ayırımcılık olarak niteleniyor.Bu kavramlardan üzerinden ordunun darbeci bir zihniyet taşıdığı, özellikle inançlar konusunda oluşturulan resmi ideoloji ile halkın baskı altında tutulduğu ileri sürülüyor.Peki “tamam” diyelim ama biraz geriye gidelim.Yılbaşı akşamı gece saat 02.00’den sonra TRT ekranlarında “geçmiş yılbaşılar” vardı. 70’li, 80’li, 90’lı ve 2000’li yıllarda TRT’nin yılbaşı programlarından kesitler verildi.O zaman dikkatimi çekti ve hatırladım. Geçmiş yıllarda, 80’lerde her yılbaşı TRT’de bir dansöz krizi yaşanırdı.Dönem maskeli faşistlerin söylediği “askeri vesayet” döneminin en şiddetli olduğu dönemlerden. Üstelik TRT tam anlamıyla Genelkurmay’ın kontrolünde. Bunlara göre Genelkurmay “katı laikçi” ve bu nedenle inançlara saygı hiç yok.Ama her nasılsa bu askeri vesayet döneminde, askerin en laikçi olduğu sıralarda TRT’ye “dansöz çıkması” sakıncalı bulunuyor. Bunun gerekçesi de “dini inançların rencide olması” olarak açıklanıyor. Yani dine karşı olan, inançları ezen asker ve o dönemlerin iktidarları “inançlar” nedeniyle göbeği görünecek diye dansöz çıkarmaya bile çekiniyor.İşe bakın ki, zamanında TRT’ye dansöz çıkmasını büyük sorun eden zihniyetin bugünkü devamı olan güya muhafazakâr AKP döneminde ekranlar dansözlerden bile daha açık saçık giysiler giyen kadınlar tarafından dolduruldu.Türkiye gerçekten tam bir çelişkiler ülkesi değil mi?*****MERAK ETTİKLERİMŞimdi de Mekke’nin fethiYılbaşını hâlâ bir “Hıristiyan âdeti” sananlar, -ne yazık ki Diyanet de bu yıl bu kervana katıldı- güya alternatif yılbaşı törenleri düzenlemeye çalışır yıllardır. Bu yıl da aynısı tekrarlandı.Mekke’nin fethedilişinin yıldönümü adı altında Kuran okumalı, dualı, tesettürlü küçük çocukların sahneye çıkarıldığı bir gece düzenlendi.Bir Müslüman olarak Mekke’nin fethini kutlayamaz mıyız?Elbette kutlarız.Ama kutlamayı tam yılbaşı gününe getirmek ve güya alternatif yılbaşı yapmak sadece ve sadece inançların sömürülmesidir.Ay takviminin kullanıldığı bir dönemde Mekke’nin fethinin tam da Miladi takvime göre 31 Aralık’a denk gelmesi herhalde akla ve mantığa uygun değildir.Tıpkı, tüm dini günlerin Ay takvimine göre uygulandığı ülkemizde “Kutlu Doğum Haftası’nın” her nasılsa 23 Nisan Ulusal Egemenlik Haftası’na denk gelmesi gibi.*****BAŞIMDAN GEÇENLER“Kollarımızı kaldırdık abla”Yılbaşından bir gün sonra özellikle haber kanallarını izlerken içime fenalıklar geldi. Sanki yılbaşının tek önemli haberi büyük kalabalıklarda yaşanan taciz olaylarıymış gibi, yaşanan birkaç olayı yayınladılar da yayınladılar.Bu tür şeyler aslında son derece normal. 15 milyonluk bir kent. Meydanlarda yüz binler toplanıyor. Herkes içki içiyor. Elbette hoş olmayan şeyler de yaşanacaktır.Bunlar yayınlanmasın diye bir önerim yok ama defalarca bu görüntülerin verilmesi de hiç hoş değil. Tabii bu arada İstanbul polisine yakılan yağlar da sanıyorum benim gibi bir çok izleyicinin dikkatini çekmiştir. Oysa o çok başarılı polis, nedense trafik konusunda sınıfta kaldı. Gece yarısı kilitlenen trafiği düzenlemek için ortada tek polis bile yoktu. Çünkü onlar sota yerlerde alkol denetimi adı altında yılın ilk parsasını toplamakla meşguldüler. Elbette alkol denetimi de yapılmalıydı ve bu sürdürülmeli, ama trafik düzeninin korunması da polisin görevi değil mi?Neyse, o konu ayrı, tekrar değinirim. Yılbaşında gece yarısına az kala Nişantaşı’na gittim. Gerçekten heyecan vericiydi. Topluca herkesin yüzünü güler görmek her zaman rastlanan olay değil.Çok büyük kalabalık vardı, insanlar oradan oraya yürüyorlar, özellikle tam 00.00’daki gösterileri yakından izlemek istiyordu. Ama kalabalık yüzünden adeta yapış yapıştılar.Önümden iki genç kadın yürüyordu. Doğal olarak kalabalığı yarmaya çalışıyorlar ve herkes birbirine sürtünüyor ister istemez.Beş altı genç ellerinde bira şişesi ile kadınlar geçerken ellerini havaya kaldırdılar. Sonra biri “Abla bak kollarımı kaldırdım, rahatlıkla geç” diye seslendi.Artık gençler kameralara takılıp “tacizci suçlamasından kurtulmak mı” istiyorlardı yoksa Nişantaşı’nın zarafetine uyan biçimde “kalabalık ve taciz” konusuna yeni bir boyut mu kazandırmışlardı bilemem.Ama o sırada geçenlerin yüzlerine yayılan sevimli gülümsemeyi de unutmam mümkün değil.*****Adalet Bakanı, “Hâkim ve savcı adaylarını fişliyoruz.” demiş. Demek referandum öncesinde, “Fişleme ayıbına son!” diyenler “son” kelimesini, “Son ki üç dört!” için kullanıyormuş. (Gani Yıldız)
Sevgili okurlar; bir yılı daha bitirdik, yeni yılın ilk haftasında, hepinize tekrar huzurlu, mutlu, sağlıklı yeni bir yıl dilerim. Yılın son büyük olayı, Kürt Açılımı aşamasında gelinen “fiili durum” ve iktidarın arkasına askeri alarak takındığı tavırdı. Öyle bir yeni durum doğdu ki, 1980’lere döndük sanki.Tek tek sayıldıMilli Güvenlik Kurulu yılın son toplantısında Kürt sorunu ile ilgili çok sert bir açıklama yaptı biliyorsunuz. MGK açıklamalarında taa 1980’lerde duyduğumuz “tek bayrak, tek millet, tek vatan ve tek dil” kavramları yeniden işlerlik kazandı. Böylelikle iki yıldır tartıştığımız açılım bir anlamda “arapsaçına” dönmüş oldu.Açılım bitmiştirAslına bakarsanız Kürt açılımı son MGK kararlarıyla birlikte bitmiştir. Çünkü “tek” başlık altında toplanan kararlar, zaten bugüne kadar var olduğu ileri sürülen sorunun temel direkleridir. Bu temeller yerinde durduğu sürece sorunun çözülmesinin olanaksız olduğu ortadadır. O halde açılım söyleminin bir kandırmaca olduğu da ortaya çıkmıştır.Askeri vesayet mi?İktidar bugüne kadar, yandaşlarının azgın saldırıları ile Türkiye’nin bir “askeri vesayet” altında olduğu imajını yaymaya çalıştı. Bunda başarılı olduğu da kesindir. Türk halkının önemli bir bölümü askerine, milli değerlerine, Türklüğe yabancılaştırılmış hatta adeta düşman haline getirilmiştir. Ama sonuç tam arzulandığı gibi olmamıştır.Şaşkınlığın sonucuKürt açılımı kavramı ortaya atıldığından bu yana, konuya daha bilimsel yaklaşan herkes “içerik sorgusu” yaptı. Çünkü iktidar, açılımla ilgili hiçbir içerik vermediği gibi bir hedef de koymamıştı. Bunun yerine başta muhalefet olmak üzere tüm sivil kurum ve kuruluşların katkısı isteniyordu. Belli ki açılım talebi dış kaynaklıydı ve iktidar da bunun şaşkınlığını yaşıyordu.Kâğıt üstünde demokrasiİktidarın içi boş açılımına Türkiye’nin başına musallat olmuş bir küçük sözde liberal, özünde faşist kesim sahip çıktı. Çünkü bu sayede Türkiye’nin tüm değerlerini erozyona uğratma şansı bulunmuştu. Kendi çıkarları için iktidarı kayıtsız destekleyen bu kesim “kâğıt üstünde demokrat” olma oyununu oynamaya başladı.Hayata geçmediği sürece...Bu maskeli kesimin demokrasi, hukuk, insan hakları gibi kavramları sakız gibi ağızlarında gevelemelerine iktidarın yarattığı iklimle birlikte elbette halkın bir bölümü de kandı. Oysa halkın anlamadığı gerçek şuydu: Demokrasi söylemi hayata geçirilemediği sürece hiçbir anlam taşımaz. Maskeliler de bunu biliyor tabii.Türkiye üzerine oyunİşte bu Türkiye sevgisizleri, oyunu sadece kâğıt üzerinde oynamayı çok iyi becerdi. İçi boş açılımla demokrasi, insan hakları, özgürlükler oyununu oynamak çok kolaydı elbete. Adeta işgal altında tutulan TVkanallarından her gece bu propagandalar yapıldı, ama kimse ortaya somut bir çözüm önerisi koymadı.Kürtlerin isyanıİlk başlarda PKK güdümündeki Kürt önderleri de, arkalarına aldıkları bu maskeli faşistlerin oyununa katıldılar. Onlar elbette kendi hedefleri doğrultusunda bu oyundan son derece memnundu. Ancak zaman ilerledikçe, yükselen umut ve beklentiler nedeniyle Kürt halkının baskı ve tehditleri altında kalmaya başladılar.Fiili durum yaratıldıSonunda çaresiz kalan Kürt önderleri, PKK liderinin de baskısıyla “fiili durum yaratmaya” karar verdiler. “İki dil” söylemini hayata geçirdikleri gibi “özerklik” konusundaki taleplerini de nihayet açığa çıkardılar. Bu, iktidarın ve onların yandaşı maskelilerin pek beklemediği bir hamleydi. Fiili durum iktidarın kimyasını bir anda bozuverdi.Provokasyon iddiasıAKP iktidarı bir anda paniğe kapıldı, parti ve hükümet sözcüleri bu fiili durumun tehlike oluşturduğunu, atılan adımın demokrasiye suikast niteliği taşıdığını, yapılanın provokasyon olduğunu ileri sürdüler. Kürtler barışa darbe vuruyordu AKP ve yandaşlarına göre. Çünkü kâğıt üzerinde oynanan oyun gerçeğe dönüşmüştü.AKP’nin asıl amacıKâğıt üzerinde oynanan demokrasi oyununun aslında tek amacı vardı iktidar adına. Güneydoğu’daki Kürt vatandaşların sorunlarını çözmek değil, onların oylarını AKP’ye kaydırmak. İktidar Kürtlere “oyunuzu bize verirseniz sorununuz kalmaz” mesajı veriyordu. Ama maskeli faşistlerin de dolduruşuyla, Kürtler ilk kez asıl hedeflerine ulaşacaklarını da görüyordu.Şimdi sertleşme zamanıİktidar açılım oyununun artık tutmadığını ve bunun Türkiye’nin diğer bölgelerinde oy kaybına neden olduğunu fark edince, geri adım atma ve tekrar sertleşme sürecine girdi. Önce asker iktidarın imdadına yetişti. Hiç gereği olmadığı halde dil konusunda muhtıra verdi. Bu, iktidarı içinde olduğu bataktan kurtarmanın ilk adımıydı.Asker ilgi gördüAslına bakarsanız, askerin bu muhtırası toplumun önemli bir kesiminden destek de gördü. Her ne kadar kimi maskeliler askeri “yine mi” diye eleştirmeye kalksa da iktidar uzatılan can simidini geri tepmedi, toplumdaki hoşnutsuzluğu da göz önüne alarak yeniden “eskinin milliyetçi tutumuna” sarıldı. MGK bu anlaşma ile toplandı.Görülmemiş MGK toplantısıYılın son MGK toplantısı, son yılların en sert bildirisiyle sona erdi. Kürt hareketinin belinin kırılması, tek dil, tek vatan, tek millet ve tek bayrak döneminin yeniden açılmasına karar verildi. Güya karşı çıkılan, yok edilmesi için çabalanan “resmi ideoloji” yeniden ortaya çıkarıldı. İktidar “kâğıt üstü demokrasisi” oyunundan vazgeçecekti.Kürtleri kandırmaAncak burada bir başka sorun var elbette. Son iki yıldır açılım adı altında Kürtler adına çıtanın çok yükseltilmesi, geri dönüşü olmayan yola girilmesiyle de eş anlamlı. Resmi ideolojiye dönülmesinin yaratacağı hasarın da önüne geçilmesi gerekiyordu. İşte bu nedenle Cumhurbaşkanı apar topar Güneydoğu’ya gitti.Kürtler inanacak mı?Anlaşılan o ki Kürt halkı şimdilik oynanan oyunu fazla fark etmiş görünmüyor. Bu nedenle Cumhurbaşkanı’na çok büyük ilgi gösterdiler. Oysa aynı Cumhurbaşkanı bir gün önce son yılların en sert MGK bildirisine Başkan olarak imza atmıştı. Ardından Güneydoğu’ya giden aynı Cumhurbaşkanı hiçbir şey olmamış gibi davrandı halkın karşısında. Sanki açılım devam ediyordu.Maskelilerin zavallı hâliBütün bu oyun içinde en zavallı hâle gelenler, adeta paçavraya dönenler ise maskeli faşistler oldu. Kaç yıldır “kâğıt üstü demokrasisi” ile halkın kafasını muhallebiye çeviren, Türkiye’nin başına musallat olmuş bu kesim iktidarın askerle işbirliği yaparak oluşturduğu politikaya karşı suspus oldu. Şimdi ne yapacaklarını kara kara düşünüyorlar. Demek ki artık onlar askerde...Yeni anayasa umuduMaskelilerin önlerinde kullanabilecekleri tek argüman kaldı, o da yeni anayasa. Her şeye rağmen yeni anayasa ile Atatürk Cumhuriyeti’nin tüm ilke ve devrimlerinin kaldırılacağına inandıklarından şimdilik sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Ancak artık yeni anayasada da sorun olduğu açıkça ortadadır. AKP bugünkü resmi ideoloji politikasıyla yeni anayasayı nasıl yapacak?Yalan mı söyleniyor?Son MGK bildirisine bakıldığında, iktidarın Kürt açılımının temelini oluşturan, dil, bayrak, kimlik kavramlarının ve üniter yapının bozulmasına şiddetle karşı. Üstelik bu yeni tavır ülkenin önemli bölümünde memnuniyet de yaratmışken, yeni anayasada bunları yok etmeyi göze alabilecek midir? Son MGK bildirisi bir yalanın temelini mi oluşturuyor yoksa gerçeğin ta kendisi mi?Güven yitirilmiştirİktidar, hiçbir temel soruna neşter vurmadı bugüne kadar. Sadece kâğıt üzerinde tartışılmasını sağladı ve bunun rantını yedi. Oysa artık durum farklı. Bazı fiili durumlar iktidar ve yandaşlarını zora sokmuştur ve güven bunalımı doğmuştur. Gerek Kürt gerekse Türk halkı bu oyunun farkına varacaktır elbette. Yeter ki, bu fark edilene kadar yeni üzücü durumlar yaşamayalım.Ve Amerika’nın durumuBu konuda son olarak kısaca Amerika’nın Türkiye’nin son Kürt politikası konusunda nasıl tavır alacağına kısaca değinmek istiyorum. Kürt açılımını isteyenin Amerika olduğunu bilmeyen yok artık. Yeni durum bu talebin artık yerine getirilmesinin zor olduğunu gösteriyor. İktidar bu açıdan da sıkıntıya girecektir. Amerika taleplerinin yerine getirilmemesinden rahatsızlık duyacaktır. Ne yapacağını ise şimdiden tahmin etmek zor.Hepinize iyi haftalar dilerim.
Bu köşenin vazgeçilmezlerinden Gani Yıldız geçen hafta o kadar çok “güzel cümle” gönderdi ki hafta içinde hepsine birden yer veremedim. Tamamı güne uygun ve son derece “ironik” olan cümleleri harcamaya da kıyamıyorum. Gerçi pazar günleri Gani Yıldız’dan bir değil birkaç cümle sunuyordum sizlere ama, bu hafta Gani Yıldız gerçekten “coştuğu” için hepsini birden paylaşıyorum sizlerle.* Selahattin Demirtaş, “MGK’ya sesleniyorum, siz bu ülkeyi bölmek isteseniz de Kürtler böldürmeyecek!” demiş. Dil sürçmesi oldu galiba, PKK diyecekti, MGK dedi.* Maliye Bakanı, “Akaryakıtta vergi zammı yok” demiş. Bu kabul edilemez; en pahalı benzini kullanan millet olma özelliğimiz 2011’de de devam etmeli!* “Bugün al, ödemeye 2011’de başla!” kampanyalarına uyup paraları saçanlar, gelmez dediğiniz 2011 geldi. Öyle bir geçer zaman ki!* Manisa Bedensel Engelliler Derneği üyeleri, valinin makamına 64 basamakla ulaşabilmiş. Bazı insanların önüne engeller çıkarıp onlara “engelli” diyoruz. Onlar engelli değil, “engellenen” insanlar!* Referandumda görev yapan 102 bin polise ikişer maaş ikramiye verilmiş. Polislerin cevabını tahmin etmek zor değil: “Yetmez ama evet!”* Soy dediler, boy dediler, şimdi de isimlere taktılar. Başbakan ile Kılıçdaroğlu siyasi tartışma mı yapıyor yoksa GBT mi, anlaşılmıyor!* Sanki milletçe, “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır”dan “Söz konusu vatansa, teferruattır”a kayıyoruz.* Yumurtalı eylemden sonraki tavrı için Egemen Bağış’a; hükümetin AB ile “başmüzakerecisi”, öğrencilerle “başmücadelecisi” diyebiliriz.* Avrupa’yı vuran kış yüzünden benzin tekrar 4 TL’nin üzerine çıktı. Nedense vuran değişiyor ama vurulan hep bir şekilde biz oluyoruz.* Başbakan, üniversite öğrencilerine burs ve kredi zammı müjdesi verdi. Bu iyi bir haber; polis müdahalesinden sonra yaralanacak öğrencilerin hastane masrafları çıkmış oldu.* Polis tutanaklarına göre; Dolmabahçe müdahalesinde biber gazı, öğrencileri sakinleştirmek için sıkılmış. O zaman cop ve tekmeler, sakinlikten bayılan öğrencileri ayıltmak içindi!*****Yeni yılın ilk fıkralarıYıldırım Tuna ile yeni yılda da birlikte olacağız inşallah. Bu yılın ilk fıkralarını gelin birlikte okuyalım Büyük ödülYılbaşında kiliseye devam ödülleri dağıtılırken 3’üncülük ödülünü kazanan Joe kürsüye davet edilip kendisine renkli TV hediye edilmiş, arkasından Bob, 2’ncilik ödülünü almak için kürsüye çıkıp eline bir tabak kurabiye tutuşturulunca “Bu ne?” demiş sinirlenerek, “3. olana Televizyon, bize kurabiye?” Ödülü dağıtan görevli “Ama” demiş, Bob’un kulağına eğilerek “Bu kurabiyeleri papazımızın karısı kendi elleriyle pişirdi.” Bob “Şimdi hallettirtmeyin papazın karısını bana” diye bağırınca, “Şşşhhh!” demiş görevli, “O birincinin ödülü..!”NefretHâkim mahkemede tecavüze uğrayan kadını dinlemeye başlamış, “Yılbaşı gecesiydi, korkunç psikolojik bir travma yaşadım efendim” diye başlamış kadın, “Beni kollarımdan ve ayaklarımdan karyolaya bağladı ve Jingle Bells şarkısını söyleye söyleye .. Of Aman hatırlamak istemiyorum o anı” Hakim, “Aman Tanrım” demiş “Korkunç bir şey bu.” Kadın “Siz de mi?” demiş gözlerini silmeye çalışırken “O şarkıdan ben de oldum olası nefret ederim efendim..!”BeyinÜç yaşındaki oğlan çocuğuna banyo yaptırırken çocuk pipisini uzun uzun incelemiş ve sonra işaret parmağı ile üzerine bastırarak “Anne” demiş, “Bu benim beynim mi?” Annesi “Yok yavrum” demiş “Daha değil..!”SüpürgeAdam cumartesi gecesi ‘Karımla tiyatroya gider, oradan da yemeğe gideriz’ hevesiyle evine gelmiş, bir bakmış ki karısı bir karış surat, üstü başı perişan, elinde uzun saplı süpürge salonu süpürmekte.. “Aa?” demiş, “Gerçekten temizlik mi yapıyorsun, yoksa annene mi uçmak üzeresin?”Mucize tedaviGenç sarışın psikiyatrına yıllardır ‘bitmeyen baş ağrısı’ şikâyeti ile gitmiş, “Nasıl dayanılmaz güzellikte olduğunu, arkadaşlarının bunu kaldıramadığını, toplum baskısı, kıskançlıklar ve umutsuzluklarla dolu hayatını, kaprislerini, aile yaşantısını” tam 2.5 saat boyunca anlatmış, sonra birden durmuş, hayretten irileşen gözleriyle doktora dönüp “M.. Mucize doktor, baş ağrım gitti” demiş. “Hiçbir yere gittiği falan yok” demiş doktor asık bir surat ve şişmiş göz kapaklarıyla ona doğru bakarak, “Merak etme bana girdi..!”*****Okul paralı, öğrenci müşteri oluncaBizim zamanımızda okullarda acayip bir disiplin ve öğretmenlere saygı vardı.. Öğretmenlerimiz veli görüşme günlerinde yanlışlarımızı çatır çatır velilerimizin yüzüne söylerlerdi. Şimdi maalesef bazı okullar dükkân, öğretmenler mecburen “light” oldu. O yüzden asıl söylemek istediklerini maalesef “müşterilerinden” gizlemek zorunda kalıyorlar... İşte bazı okullarda ‘Veli Görüşme Gününde’ Öğretmenlerin size söylediklerinin gerçek anlamları...Söylenen: Oğlunuz ulaşmak istediği bilgileri alabilmek için sınıf arkadaşları ile sürekli olarak inanılmaz bir dayanışma sağlıyor..,Manası: Sınavlarda o hergeleyi kopya çekerken bu kaçıncı yakalayışımız!.. Bütün sınıfı da organize ediyor ahlaksız!..***Söylenen: Ali’nin bitmez tükenmez bir enerjisi var...Manası: Bu hiperaktif canavarın kıçını 5 dakika bile bir yere oturtamıyoruz.***Söylenen: Emsalsiz bir hayal gücü var... Hayal ve hakikati inanılmaz bir şekilde birbirine harmanlayabiliyor...Manası: Oğlunuzun hayatımda gördüğüm en büyük yalancı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim...***Söylenen: Barış derslerine karşı çok sakin bir yaklaşım içinde.. Hayattaki büyük beklentiler, zorluklar onu asla ama asla yıldıramaz..!Manası: Bu tembel şey müthiş gamsız ve rahat.. Koca sömestr en ufak bir ödevini bile yapmadı!.. Mezun olduktan sonra hayatta ne halt edecek bilemiyorum!..***Söylenen: Spora yatkınlığı müthiş... Göz ve el koordinasyonu inanılır gibi değil..Manası: Bu küçük sürüngeniniz silgisiyle beni 6 metreden tam alnımdan “şak” diye vurdu!***Söylenen: Size yalnız şunu söyleyebilirim, Okan akranlarıyla mükemmel anlaşıyor..Manası: Onlarla bir olup sürekli şamata yapmayı bırakıp bir de dersleriyle ilgilense artık iyi olacak...***Söylenen: Kızınızın o çocukluk ruhunu, sevimliliğini terk etmemesi, onu hâlâ ısrarla korumaya çalışmasına şaşırmamak elde değil...Manası: Hâlâ büyüyemedi, hâlâ altına dolduruyor.. Öğretmen arkadaşlar olarak tuvalet kâğıtlarını dürüp büküp bez haline getirip donunun altına tıkıştırmaktan bıktık artık!..***Söylenen: O bıcırık bunca kelimeyi nerden bulur, o şirin şey o kelimeleri nasıl aklında tutar inanın hepimiz şaşırıyoruz...Manası: Susmak bilmeyen bir ağız, terbiye almamış bir yelloz... Delirtiyor hepimizi... (Yıldırım Tuna)*****Yaşlılar hayat hikâyelerini en ince detayına kadar hatırlarlar.. Tek sıkıntıları onu aynı kişiye kaç kere anlattıklarını anımsayamamalarıdır.
ANALİZCumhurbaşkanı Abdullah Gül “çok sert bir bildiri yayınlanan” MGK toplantısından sonra Diyarbakır’a gitti.Doğal olarak herkes, bu sert bildirinin ışığında Gül’ün söyleyeceklerini merak ediyordu.Ortada garip bir manzara var aslında. Bunu pazartesi sohbetimde daha ayrıntılı yazmak istiyorum. Bir taraftan “Kürt açılımı” yapılıyor, ama hem içi boş hem de güya herkesin eleştirdiği “resmi ideoloji” yine egemen oldu.Üstelik ne gariptir ki, bu kadar sert bildiriyi imzalayan Cumhurbaşkanı’na Diyarbakır’da olağanüstü sevgi var. Gerçi Başbakan da “Diyarbakır’a cezaevi yapacağını” söylediğinde çılgınca alkışlanmıştı.Buna karşı başta Cumhurbaşkanı olmak üzere AKP kanadı ve yandaşları sanki hiçbir şey yokmuş da bir açılım yapılıyormuş gibi konuşuyorlar.Bunu geçelim; Cumhurbaşkanı’nın Diyarbakır’da iş adamlarıyla yaptığı konuşma bana göre çok önemli ve ilginçti. Gül, açılım konusunda aslında hiç konuşulmayan bir konuya el attı. Güneydoğu konusunda yapılan tartışmalarda en çok öne sürülen konuların başında bölgenin geri kalmışlığı, ekonomik olarak kalkınmamışlık ve yoksulluk geliyor.Ama bunun temel nedenleri üzerinde fazla durulmuyor, çünkü belli ki kimsenin işine gelmiyor.Oysa Cumhurbaşkanı bu geri kalmışlığın en önemli nedenini, altını fazla çizmeden de olsa söyledi.Eğer Güneydoğu bölgesi geri kaldıysa, bunda devletin temel politikalarındaki yanlışlıklar kadar, kendilerine “özgürlük savaşçısı” diyen ve Kürt halkının hakları için mücadele ettiklerini söyleyen PKK teröristleri ve onların yandaşlarının tutumları da etkili oldu.Tıpkı Gül’ün dün söylediği gibi bölgeye yapılan yatırımlar hep engellendi. Her şeye rağmen cesaret edilip kurulan fabrikalar yakıldı, işçileri tehdit edildi, sahiplerine göz açtırılmadı. Grayderlerin önüne kayalar atıldı, kamyonlara sabotajlar yapıldı.Çünkü, güya savaş veren teröristler şunu biliyor ki, bölge kalkınır, insanları iş ve aş bulur, huzura kavuşursa terör amacına ulaşılamayacak.Böylelikle kendi halklarına da kötülük etti teröristler.Ama gel de anlat.Cumhurbaşkanı’nın bu konunun daha fazla üzerinde durması gerek.*****GİTTİM GÖRDÜMGalatasaray stadını geceyarısı gezdimGazeteye gidip gelirken her gün en az iki kere Galatasaray’ın yeni stadının önünden geçiyorum. Nasıl da hızla yükseldi ve tamamlanma aşamasına geldi, gerçekten hayretler içinde izliyorum. Neredeyse her gün, her geçişte mutlaka bir yenilik görüyorum.İçini de çok merak ediyordum doğrusu. Şu anda en iyi stat olan Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’ndan daha güzel ve modern olduğunu söylüyorlar.Eh doğal tabii, Fenerbahçe stadı yapalı 10 yıl oldu, Galatasaray daha yeni yapabiliyor, haliyle 10 yıl sonrasının teknolojisi ve yenilikleri olacak.Çarşamba akşamı taa Günaydın yıllarından birlikte çalıştığımız sevgili dostum Tayfun Karacebe icra kurulu üyesi olduğu WBR şirketinin yeni yıl yemeğine davet etti.Maslak’taki Sheraton Oteli’nde kimini tanıdığım, kimilerini de ilk kez tanıdığım 40’a yakın davetliyle yemek yedik, derin sohbetlere daldık.Masada ilk kez tanıdığım Sarper Ünlü de oturuyordu. Galatasaray Stadı’nın Proje Müdürü.Laf attım “Çok güzel stat yapmışsınız diyorlar ama herhalde bir Fenerbahçeli olarak benim görme şansım yok” diye.Sarper Bey “Olur mu hiç, ne zaman isterseniz sizi gezdiririm” dedi. Böyle durumlarda aklıma cinlik gelir “Hemen bu gece” dedim. Vallahi espri olsun diye böyle söyledim.Sarper Bey “Tamam” demez mi. Böyle durumlarda hiç üşenmem.Yemek bitti, toparlandık ve zaten çok yakında olan stada gittik.Hiç lafı dolandırmadan söyleyeyim, stat muhteşem olmuş.Karış karış gezdik gecenin yarısından sonra. İki saat kadar sürdü galiba. Tribünler, soyunma odaları, localar ve tabii ki sahanın kendisi.Bir kere zemin çok güzel, suni güneş ışığı veriliyor sürekli ve çimler doğal biçimde büyüyor.Localar harika. Tam 150 loca varmış. 6 kişilikten 30 kişilik olana kadar boy boy localar. İçleri çok güzel dekore edilmiş, yok yok yani.Soyunma odaları harika. Zaten UEFA kriterlerine göre yapılmış ama teknoloji harikası. Çıkış tünelinin zeminine rakip takımları korkutmak için “Cehenneme 20 metre, 10 metre, 5 metre kaldı” gibi yazılar yazılacakmış.O kadar çok salon ve oda yapılmış ki, insanın başı dönüyor.Ama bunlar maç günleri dışında da çeşitli amaçlarla kullanılacak ve hatta bundan ciddi bir maddi kaynak da sağlanacakmış.Sonuçta, ellerine sağlık çok güzel olmuş. Sadece otoyoldan gelen müthiş bir araba gürültüsü var ama stat dolunca fark etmez.Çıkarken arkama dönüp stada bir daha baktım. Kendi kendime “Ne kadar güzel olmuş, her Galatasaraylı herhalde gurur duyuyordur. Ama ne ki, günün birinde buraya Fenerbahçe de gelecek. İşte o zaman...” dedim!*****Yapma bunu bize artık Uğur DündarStar Ana Haberler’i izleyenler bilir. Uğur Dündar her akşam sokağa çıkardığı muhabirlerine, vatandaşlar arasından rastgele seçilen kişilere soru sordurtuyor.Örneğin “Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı kimdir?” diyor muhabir. Ya da “WikiLeaks nedir” veya “Referandumda neyi oyladık?” soruları soruluyor.Sizi bilmem ama ben bunu içim ezilerek, yüreğim daralarak izliyorum. Yahu Türkiye’nin ilk cumhurbaşkanını kimse bilemez mi? Referanduma neden gittiğimize bir kişi bile cevap veremez mi?Kimileri “Canım komik olsun diye özellikle bunları seçiyorlardır” diyebilir ama ben Star’da çalışanlara sordum, ekrana verdikleri en iyileriymiş. Anlayın yani.Diyorum ki, Uğur Dündar Bey bu işten vazgeçsin. Bir ülkenin getirildiği durumu bu kadar açık ve net sergilemek gazetecilik adına iyi olabilir ama duygu ve düşünce dünyamızı bu kadar alt üst etmeye de kimsenin hakkı yok.Bari işi fıkra gibi bir anekdotla bitireyim. Geçenlerde aynı konuyu Müjdat Gezen’le konuşuyorduk. “Halkımız ne kadar bilgisiz kalmış böyle. Neredeyse (Türkiye’nin başkenti neresi) sorusuna bile cevap veremeyen çıkacak” dedim.Sevgili Müjdat Gezen lafı yapıştırdı hemen: “Aaa, olur mu canım Türkiye’nin başkentinin Adana olduğunu herkes biliyordur artık...”*****OKURDAN MESAJLARŞili’ye dua, ya Zonguldak’aSayın Ataklı, dün Sayın Mustafa Mutlu son zamanlarda TV programlarında sıkça gördüğümüz süper star adayı şeyhlerimizden bahsetti. Benim dikkatimi asıl bir başka şeyh çekiyor. Bu aralar Şeyh Kıbrısi çok fazla ön plana çıkarılıyor. Hatta Şilili madencileri duaları ile kurtardığı haberi dünyaya yayılmaya çalışılıyor. Ama bu duaları Zonguldak’taki maden faciasında şehit olan madencilerden neden esirgediğini kimse sormuyor. Yoksa hâlihazırda ABD’de görevli dünya çapındaki şeyhimizin “garp” hizmeti doluyor ve “out” oluyor da yerine yeni international şeyhimiz “in” olarak mı hazırlanıyor? Ne diyelim, dünyaya hayırlı olsun. Saygılar... Metin Yaykınlıoğlu*****Dış açıkta büyük artış olmuş. Ekonomik dengedeki bu bozukluk dışta açığa, içte açlığa sebep oluyor! (Gani Yıldız)
35 milyon çıkar mı? Şans bu mu sadece?Sevgili okurlar; cuma günü yani yarın benim yazı günüm değil. Oysa yarın yılbaşı. Ve ben bir gün önceden de olsa hepinizin yeni yılını şimdiden kutlamak istiyorum. Hepinize sağlıklı, başarılı, mutlu bir hayat dilerken, hayallerinizi gerçekleştirme şansını bulmanızı temenni ediyorum.Bugün sizlerle, bu hafta başı yazdığım bir başka yazıyı paylaşmak istiyorum. Bilenleriniz vardır, her hafta hurriyetaile.com sitesinde de yazılar yazıyorum. “Babacan” başlıklı köşede siyasetten uzak, aile ve sosyal ilişkileri içeren farklı üsluptaki yazılarım yayınlanıyor.Bu hafta başında hurriyetaile.com’da yılbaşı ve şans ile ilgili bir yazım yayınlandı. Okurlardan birçok yorum alınca, aynı yazıyı okuma fırsatı bulamayanlara da ulaştırmak istedim.Yazıyı okuyun, sonra kendi hayallerinizi, şanslarınızı, şanssızlıklarınızı kendiniz değerlendirin;O yazım şu;Yılbaşı haftasına girdik. Bir hafta sonra bir koca yılı daha devirmiş ve 2011’e girmiş olacağız.Yılbaşı deyince akla ilk gelen ne? Elbette Milli Piyango.Bu yıl biletler biraz pahalı, 32 lira ama büyük ikramiye de 35 milyon lira. Bugünlerdeki ortalama kurla yaklaşık 22 milyon dolar.Neler yapılmaz değil mi bu parayla?Yılbaşı gelip de “büyük ikramiye hayali” kurmayanımız var mıdır acaba?Bence yoktur. Açıkçası ben de her yılbaşında hayaller kurarım. Büyük ikramiyeyi kazanırsam ne yapacağımı düşünürüm.İyi ve kötü fikirlerimin olduğunu söylemeliyim. Eğer bu yıl bana çıkarsa söz bu fikirlerimi de mutlaka sizlere de yazacağım ve uygulayacağım.Yılbaşı yaklaşırken, bir de klasik haber tipi vardır, sokağa çıkar bir muhabir ve önüne gelene sorar “büyük ikramiye size çıkarsa ne yaparsınız?” diye.Cevaplar genellikle birbirine benzer. Önce bir ev bir araba, borçların kapatılması ve ille de fakire fukaraya yardım.Ama ben bugüne kadar büyük ikramiye çıkıp da paranın bir bölümünü fakire fukaraya dağıtanı hiç görmedim.Eh elde para olmayınca dağıtması kolay tabii.Huzurevinde kalan yaşlı kadına büyük ikramiye çıkmış ama henüz bilmiyor. Çünkü kaybetmesin diye biletini bakıcısına vermiş. Bakıcısı yaşlı kadının “sevinçten kalp krizi geçirmesinden” korkarak alıştıra alıştıra söylemek istemiş ve sormuş “Büyük ikramiye size çıksa ne yaparsınız?” Yaşlı kadın biraz düşünmüş ve cevaplamış “Yarısını sana veririm.” Bakıcı o dakka kalp krizi geçirip ölmüş.Yılbaşı hayali güzeldir de yılın ilk günü öğle saatlerinde milyonlarca evdeki heyecan söner gider. O gün en çok duyulan söz şudur “Bana çıkmaz, hiç şansım yok.”Bir açıdan doğru tabii, sonuçta o büyük ikramiye bir kişiye çıkacak.Hesaplamalara göre bir tam bilete büyük ikramiye çıkma olasılığı 10.000.000’da bir (yazıyla on milyonda bir)Yani çok zor.Ama biz şansı hep “iyi şeyler” için düşünüyoruz.Olaya bir de tersten bakalım.Tamam, büyük ikramiye bize çıkmıyor, çünkü şansımız yok.Buna karşı her gün pek çok can alan trafik canavarına yakalanmamak da bir şans değil mi? Üstelik trafik kazasında ölme ihtimali 10 milyonda bir değil çok daha düşük.Ya da örneğin geçenlerde hazin biçimde ölen Ceyla Gölcüklü’nün yakalandığı hastalık da bir tür “şans.”Bunlar belki kötü şanslar, ama şans şanstır, ille iyi olacak diye bir şey yok.Açık söyleyeyim, her yılbaşı büyük ikramiye çıkıp çıkmadığını kontrol ettikten sona hep bunu düşünürüm.Yıl içinde başımdan geçenleri gözümün önüne getiririm.Örneğin sağlıklı olmamı, korkutucu veya sürekli tedaviye muhtaç bir hastalığımın olmamasını bir şans olarak görürüm.Trafik kazasına uğramamış olmayı “şanslı olmakla” bir tutarım.Yıl içinde bir sevdiğimi kaybetmemiş olmanın “büyük bir şans olduğuna” inanıp sevinirim.Başarılı olup olmadığımı düşünür, işsiz kalmamış olmanın da bir şans olduğuna karar veririm.En önemlisi, insan olmanın, yaşıyor olmanın, dostlarımın olmasının, hayatımda utandıracak bir şey yapmamış olmamın ve geceleri yastığa başımı rahat koymamın da bana bahşedilmiş bir şans olduğunu fark ederim.Siz de öyle yapın derim.Şans izafi bir kavram.Büyük ikramiye bize sunulan şansların sadece bir tanesi.Bakın bakalım diğer şanslarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz.*****Hepinize çok teşekkürlerHafta başından bu yana yeni yıl kutlamaları çığ gibi geliyor. İnternet üzerinden mesaj atan, telefon eden, cep telefonuna mesaj gönderen, mektup ya da kart atan, yolda önümü kesip yeni yılımı kutlayan herkese binlerce teşekkür ederim.Bu mesajların ve kutlamaların çok önemli bir bölümüne şahsen cevap verme şansımın olmadığını kabul etmenizi rica ediyorum.Tekrar hepimize, sağlıklı, mutlu, huzurlu günler dilerim.Yeni yıl hepimize ve ülkemize uğurlu gelir inşallah.*****Diyanet değişiyormuş. “Türban İslam’ın önşartı değildir” diyen Ayşe Sucu, türbanın, AKP siyasetinin önşartı olması yüzünden değiştirilmiş olabilir mi? Gani Yıldız*****Ökkeş Şendiller’den mektup geldi: O tabela inmeyecekGeçen hafta, Kahramanmaraş olaylarının yıldönümünde yaşanan olaylarla ilgili bir yazımda kentin ortasındaki bir büroda asılı olan “Ökkeş Şendiller İrtibat Bürosu” tabelasının inmesi gerektiğini belirtmiştim.Çünkü Şendiller, zamanında Kahramanmaraş olayları ile ilişkilendirilmişti. Daha sonra milletvekilliği de yapan bu kişinin, adını kentin ortasına yazdırmasının yasal olsa da yanlış olduğunu belirtmeye çalışmıştım.Hafta başında Ökkeş Şendiller’den bir mektup aldım. Şendiller “O tabela oradan inmeyecek” başlığını koymuş mektubunun en tepesine. Hemen ardından da Kahramanmaraş olayları nedeniyle işkencelerden geçtiğini, 2 yıl yargılandığını ve beraat ettiğini söyleyerek “30 yıl sonra hâlâ bizi suçlamanızın dayanağı nedir, böyle bir kin ve düşmanlığınızın sebebi neyle izah edilebilir?” diye soruyor.Elbette kimseye olmadığı gibi Şendiller’e de kin ve düşmanlığım yok, olamaz da. Ama hepimiz Türkiye’de yaşıyoruz ve bazı olaylar ve kişiler hakkında edinilmiş olumsuz kanaatları veya algıları silmek o kadar kolay değil.Şendiller’in beraat ettiğini biliyorum, ama kamuoyundaki algısının devam ettiğini de bildiğimden, çok korkunç olayların yaşandığı bir kentin tam ortasında adının yazılı olmasının duygusal tepkilere neden olacağını belirttim sadece.O yazı bir suçlama yazısı değil, iyi niyetli bir uyarı yazısıydı, hepsi budur.Şendiller, mektubunda bürosunun gösteri yapılan alana 1 kilometre uzakta olduğunu, çekilen fotoğrafın ise “gösterileri izlerken” değil, daha sonra bürosunun önüne gelen ve Alevi yürüyüşüne izin verilmesini protesto edenler olduğunu anlatıyor. Yani Şendiller gösteri yapan Alevileri değil, onları protesto edenleri izliyormuş,İkinci dikkat çekici nokta ise şu: Şendiller 32 yıl sonraki anma gösterisini Aleviler’le birlikte yapmayı önermiş. 32 yıl önce yaşananların bir Alevi Sünni çatışması değil, darbe hazırlayanların oyunu olduğunu belirtmiş. Ancak yazdığına göre Alevi dernekleri “Siz bizim gönlümüzde alanmadınız” diyerek öneriyi geri çevirmiş. Şendiller benim yazımda “eski soyadı Kendir” dememi haklı olarak eleştirirek “Soyadım Kenger’di, Şendiller soyadını devlet güvenliğimi sağlamak için değiştirdi” diyor. Ardından hızını alamamış ve “soyadını yanlış yazmamı bu işlerden ne kadar uzak ve şartlanmış olmamla” açıklamış. Ayıp olmuş tabii, çünkü soyadı yanlışı tamamen benim kasti olmayan şahsi hatam.Ökkeş Şendiller mektubuna bir de yazdığı “Kanlı Oyun- Maraş olaylarının perde arkası” kitabını da eklemiş. Kitapta olayları kendi bakış açısıyla anlatıyor.
Tam bir hafta bekledik. “Fiili durum yaratan Kürtlerle” onlarla “iktidar adına” birlikte olan maskelilerin “ileri demokrasi, çift dillilik, demokratik özerklik (ne demekse) federasyon” taleplerine Başbakan Erdoğan hiç tepki vermemişti.Başbakan konuşmadı hemen ama sözcüleri çıkıp gelişmelerdan duydukları rahatsızlığı dile getirdiler.Örneğin bir bakan “bu bir suikasttir” dedi, bir başkası “kabul edilemez” yorumunu yaptı, öteki “sabırları aşıyorlar” demokratik tepkisini dile getirdi.Maskelilerin morali biraz bozuldu tabii, genel hava “çift dilin, özerkliğin pek mümkün olmayacağı” yönündeydi ama henüz Başbakan konuşmadığına göre beklemekte yarar vardı.Sonunda Başbakan konuştu.Aslında konuşmadı. Gürledi.“Yok öyle şey” dedi.“Resmi dil Türkçedir” dedi.Hızını alamadı, “Kimseye bu topraklar üzerinde ameliyat yaptırmayız” dedi.Kürtçülüğe de Türkçülüğe de karşı olduğunu söyledi.Sonuç tam tahmin ettiğim gibi oldu tabii. Kural değişmedi.Yüzlerine sözde “liberal” “demokrat,” “hukuktan yana” maskesi takanların sesi soluğu kesiliverdi bir anda.Ne bir yorum, ne bir karşı çıkış, ne bir eleştiri, ne bir savunma.Sanki yer yarıldı içine girdiler.Peki nerede kaldı Kürtlerin hakları, dillerini konuşma özgürlüğü, isterlerse özerk yaşama hakları falan olduğu?Peki bu durumda “Kürt açılımı bitti mi bitmedi mi?”İlk güne dönelim. “Kürt açılımı” dendiğinde, aklı başında olan sormuştu “Çok güzel de ne yapacaksınız, nedir bu açılımın içeriği?” diye.İktidar hiçbir açıklama yapmazken, maskelilere gün doğmuştu. El birliği ile Türkiye’yi, Türkiye Cumhuriyeti’ni, Atatürk ilke ve devrimlerini kötüleme yarışına girdiler. Öyle bir yarıştı ki bu, ekranlarda aslında kendilerinden olanlarla bile kavgaya tutuştular.Aslında kimsenin çözüm istediği yoktu ki, kâğıt üzerinde konuşmak, bu yolla Türkiye sevgisizliğini haykırmak ve sorunu hep gündemde tutarak iktidarın olumsuzluklarını örtbas etmekti asıl amaç.Ama her şey böyle güllük gülistanlık yürümüyor işte. Kürt kesimi “Madem hiçbir şey önermiyor, hiçbir adım atmıyorsunuz, o zaman sizin yaptığınızı yapar, fiili durum yaratırız” dediler ve maskeler de düştü.Şimdi o Türkiye’nin başına musallat olmuş sözde aydınlar “Canım Diyarbakır toplantısı zaten sadece konuşmak içindi oradaki fikir ve görüşler üzerine karar alınmadı, zaten çoğu gerçekleşmesi zor istekler” demeye başladılar.Yahu insan utanır biraz.Konu nasıl olsa bitmeyecek hemen.*****Türkiye’nin itibarı iyiymişAy başında Stuttgart’a gitmiştim. Uçaktan inerken kapıda 4 polis bizleri bekliyordu, hepsi silahlı ve özel giyimli. Pasaportlarımızı kontrol edip vizemizin olup olmadığına baktılar. Çok üzücü ve aşağılayıcı bir durumdu.Geçen hafta sonu da Paris’e uçtum. Yanımda tanınmış iş adamlarından biri oturuyordu. AKP’yi öve öve bitiremedi. Benim yanlış yaptığımı söyledi.Özetle ekonomi çok iyiydi, Türkiye’ye para yağıyordu, kazandıkları parayı nereye koyacaklarını bilemiyordu.Ama en önemlisi Türkiye’nin dış itibarının çok arttığını savundu. “Bu iktidar” dedi “Gururumuzu kurtardı, artık Avrupa’ya girerken Türk pasaportumuzu gören polisler saygı gösteriyor” diye ekledi.Ben fazla üzerine gitmedim, dinlemekle yetindim, iktidardan bu kadar nemalanan birine ne anlatabilirim ki.Sedece “Bakalım inerken yine aynı şeyi yaşayacak mıyız?” dedim. “Nedir?” diye sordu. “İtibarımızı göreceğiz” karşılığını verdim.Paris’e indik, körüğe yanaştık, ama kapı açılmıyor bir türlü. Hostesin öndeki yolculardan birine “Görevlileri bekliyoruz” dediğini duydum.7-8 dakika sonra kapı açıldı. Çıktık, körüğün ortasına geldiğimizde 6-7 özel giyimli ve silahlı polis çıkan herkesin pasaportuna bakıyordu.Yanımdaki iş adamı biraz gerimde kalmıştı. Arkama döndüm. Göz göze geldik. Sessizce, ama dudaklarımdan anlaşılır biçimde (itibarımız) dedim. Sonra gülüp yoluma devam ettim.O kişinin ise aldırdığını sanmıyorum.*****Başbakan direksiyondaHer konuda anında espri geliştiren bir niteliği var halkımızın. Okurlardan biri gazeteye telefon etti. “Başbakan üç cumhurbaşkanını cuma namazına götürmüş, o fotoğrafı gördünüz değil mi?” diye sordu.Gördüm tabii. “Ne var?” dedim.Okurum cevapladı; “Ne olacağı var mı, direksiyondaki kim, Başbakan, yanında kim oturuyor, Cumhurbaşkanı.”Ne geleceğini anladım da, sordum tekrar; “Eee?” Okurum heyecanla devam etti. “Eeesi var mı, Başbakan diyor ki direksiyon bende, fotoğraf çektirip vatandaşa da gösteriyor ki, kimse yanılmasın, tabii en başta şoför muavini yerinde oturan kişi anlasın istiyor.”Geçenlerde de bir okurum Twitter’deki bir yazıyı kopyalayıp göndermiş. Şöyle bir mesaj: “Atılan yumurta ile ceketinin sol omzu yaralanan Egemen Bağış’ın beyin ölümü gerçekleşti.”Bu halkla başedilmez.*****Nasıl beceriyorlar?Yabancı televizyonlarda Türkiye ile ilgili haberleri izlerken hep rahatsız olurum. Çünkü nasıl yaparlar bilemiyorum ama, kendi özel haberlerinde öyle görüntülere yer verirler ki, siz bile izlerken şaşarsınız ve “Türkiye gerçekten böyle mi?” dersiniz.Pazar günü CNN International’da İstanbul ile ilgili tanıtıcı, belgesel bir haber yayınlandı. Aman tanrım, onlar ne görüntülerdi öyle.İstanbul’un her yanında çekim yapmışlar, ne bir modern bina, ne bir yeni araba, ne temiz bir sokak, ne düzgün giyimli insanlar yok.İstanbul Boğazı’nın manzarasını veriyorlar, fakat öyle bir filtre kullanmışlar ki, görüntü sanki kötü bir duman altında kalmış, pislik içindeki bir kent gibi.Kumpir tanıtıyor örneğin, vallahi de billahi de, en sevdiğiniz yemek olsa nefret edersiniz.Hele kokoreç görüntüleri insanın midesini kaldıran cinsten.Güya “turist çekmek için” hazırlanmış film, inanın o görüntüleri görüp de bir kişi bile gelmez.Ayasofya gösteriyor, tanımak mümkün değil. Sultanahmet Camii sanki Mekke görüntüsü gibi, üstelik karanlık.Sadece bu haberde değil, bugüne kadar pek çok haberde gördüm bunu. Nasıl becerirler, anlamıyorum, ama beceriyorlar işte.İstanbul’un bütün güzelliklerini yok etmeyi ve ortaya çirkin bir Arap ülkesi görüntüsü vermeyi beceriyorlar.Canım çok sıkılıyor.*****Başbakan, “Kimseye bu topraklar üzerinde ameliyat yaptırtmayız!” dedi. Masayı hazırlayıp narkozu verirsen birileri de yapmak ister! (Gani Yıldız)
Sevgili okurlar; artık çok belli ki uzun bir süre gündemimizin birinci maddesini Kürt sorunu işgal edecek. Gerçi “zaten başka bir şey konuşulmuyor ki” diyeceksiniz, doğrudur, ama artık bazı konular fiiliyata da geçtiği için tartışmaların şiddeti de, sıcaklığı da artacaktır.İçi boş açılımGeçen haftaki yazımdan da hatırlayacaksınız, AKP iki yıl önce ortaya bir Kürt açılımı konusu attı, ama içini dolduramadı. Ne yazık ki iki yılımızı bu açılımın içinin nasıl doldurulacağını tartışarak geçirdik ama çare bulunamadı. AKP ve yandaşları bu süre içinde bol bol demokrasi nutukları attı.Oy açısından olumluDemokrasiyi söylem olarak çok iyi anlatan, kâğıt üzerinde müthiş demokratik senaryolar yazan AKP, Kürt açılımının içini dolduramasa da halkın özellikle kültürsüz ve eğitimsiz kesimini etkiliyordu. Ama sonuç oy açısından olumluydu, iktidar çok rahattı. Sormayan, sorgulamayan bir kesimin desteğinden daha iyi ne olabilir ki?Fiili durum yaratıldıAncak AKP ve yandaşlarının şiddetle desteklediği “Kürt açılımı” sadece lafta kalırken, konunun asıl muhatabı olan Kürt kesimi hiç boş durmadı, adım adım hedefe yürüdü ve sonunda önceki hafta fiili bir durum yarattı. Güneydoğu’da iki dilli sisteme geçildiği açıklandı. Tabelalar çoktan hazırlanmıştı bile.Denge bozulduBu AKP ve yandaşlarının beklemediği bir gelişmeydi. Nasıl tavır alacaklarını bilemediler. Dengeleri bozuldu. Kimi girişimi provokasyon olarak niteledi, kimi “Ergenekon işi” dedi. Ama asıl sorun parti kapatmanın AKP sözcüleri tarafından dile getirilmesiydi. Demokrasi ipi birden kopmuştu sanki.Özerklik şokuİki dil konusu dengeleri bozarken bu kez beklenmedik biçimde “özerklik talebi” gündeme düştü. Gerçi bu konu hep konuşuluyordu ama, her şey tam AKP’nin istediği biçimde, yani sadece sadece kâğıt üzerinde yürüyordu. Oysa şimdi bu konu da fiiliyata geçme aşamasında. AKP’yi şaşırtan da bu oldu.Neden bağımsızlık değilTabii burada milyonlarca insanın aklına takılan konu şu: “Kürtler neden bağımsızlık istemiyor da, özerklik talep ediyor?” Hiçbir Kürt sözcüsü “ayrılmaktan, bağımsız bir devlet kurmaktan” söz etmiyor. Tam tersine “asla ayrılmayız” söylemi geçerli. Hatta Türkiye’nin 25 özerk bölge olmasını bile istiyorlar.PKK eylemleri unutulduHer ne kadar Kürtler şimdi ayrılmak değil özerklik istiyorlarsa da, halkın geri kalanı PKK eylemlerinin hangi amaçla başladığını biliyor. 1984 Eruh baskını ile fiilen ortaya çıkan PKK “bağımsızlık” sloganı ile Kürt Devleti’nin kurulmasını amaçlıyordu. Örgüte “bölücü” adı da bu nedenle verilmişti.Önce Kürt halkıPKK eylemlerine başladığında önce kendi halkını hedef almıştı. Her gün bir Kürt köyü basılıyor, çoluk çocuk dinlemeden hepsi kurşuna diziliyordu. Amaç Kürt halkını “bağımsızlık savaşı” veren PKK’nın yanına çekmekti. Bunun için tarih boyunca geçerli olan dehşet kullanılıyordu. Bundan sonuç alındı.Daha sonra askerPKK kendi halkını dize getirdikten sonradır ki hedefini Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yöneltti. Aradan neredeyse 30 yıl geçti. Şimdi o günleri hatırlamayan, PKK terörünün ne anlama geldiğini bilmeyenler “bir savaştan” söz ediyor ve “barış” çağrıları yapıyor. Oysa bu çok yanlış ve sarece kafaları karıştırıyor.Halklar düşman değilGüneydoğu konusundaki en büyük aldatmaca ve yalan “süren bir savaş, dökülen kan, barışa özlem” söylemidir. Kürt ve Türk halkları hiçbir zaman düşman olmamışlar, çatışmamışlardır. Aralarında husumet yoktur. Sorun siyasetçiler eliyle yürütülen devletin politikalarından kaynaklanmaktadır.Devlet düzeltsinBu nedenle iki yıldır ısrarla savunduğum şu oldu: “Kürt sorununda halkın bir etkisi yok. Yasakları koyan, baskı yapan devlettir. O halde çözümü de o bulmalıdır.” İktidar ise sorunun büyüklüğünden korktuğu için konuyu kendi mecrasında çözmek yerine halka mal etti. Yani çözümü zorlaştırdı.Şimdi husumet varGelinen noktada artık Kürtler karşılarında sadece devleti değil, halkın kalanını da görüyor. Bu da aksi etki yapıyor ve daha önce hiçbir sorunu olmayan Türk halkı da Kürtler’e karşı husumet beslemeye başlıyor. Şu an geldiğimiz nokta budur ve sonuçları çok vahim olabilir. Buna kimsenin hakkı yoktu.“Devlet kursunlar”PKK teröristleri ve onlara destek verenler uzun yıllardır “bölücülük” suçlamasıyla yargılandılar, hapislere mahkûm oldular. Oysa şu anda Türklerin içinde de büyük bir kesim “gitsinler devletlerini kursunlar” aşamasına geldi. Şimdi acaba Türkler de “bölücülükten” yargılanmaya başlar mı?“Özerklik olmaz”Şaka yapmıyorum ve abartmıyorum, ama son zamanlarda kiminle konuşsam, Kürt sorununda konu bir süre sonra bu noktaya geliyor ve hep şunu duyuyorum: “Özerklik olmaz, yağma yok, hem tüm sorumluluk ve yükümlülük bizde olacak hem onlar canlarının istediğini yapacak.” Bu duyguyu yabana atamayız.Gelinen noktaSohbetlerde insanlar “Niye devlet kurmak isteğinden vazgeçtiler, özerk yapı yerine devletlerini kursunlar” diyerek şunu ekliyorlar: “Eğer Kürtlere özerklik verilirse yarın kendini başka kimlikte görenler de aynısını ister, işte o zaman Türkiye’nin Yugoslavya gibi parçalanmasına kimse engel olamaz.”Komşu ülkelerle temasBu durumda Kürtlerin kendi devletlerini kurması, Türkiye’nin de buna destek olması, hatta garantörlük yapması gündeme gelebilir. Öyle olunca da Kürtler Türkiye ile pazarlık yapmak yerine hemen yanı başlarındaki Kürt coğrafyasına ortak ülkelerle anlaşmak zorunda kalacaklardır. Peki Irak, Suriye ve İran ne diyecekler?Kürtleri asıl korkutanŞurası bir gerçek ki, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan Kürtlerin sorunları çok hızlı biçimde çözülebilir. Ama Türkiye dışındaki Kürtler’i de katarsak, sorunun, bizim dışımızda kolayca çözülemeyeceği de açıktır. Öyle sanıyorum ki Kürt halkını ve liderlerini asıl korkutan konu da budur.Yine bir gün izin lütfenÖnceki hafta yurt dışı konuşmaları yapacağım için sizden bir günlük izin rica etmiştim. Bu cumartesi yine yurt dışına çıkıyorum ve pazartesi akşamı döneceğim. O yoğunluk içinde salı gününün yazısını yetiştirmem mümkün değil. Elbette önceden yazı hazırlamak mümkün ama gündem o kadar hızlı değişiyor ki, geri kalmayı da istemiyorum. Bu nedenle beni bir gün daha izinli saymanızı istiyorum.Hepinize iyi haftalar dilerim.
Yıldırım Tuna’dan gelen fıkralarla bu pazar da eğlenceli dakikalar diliyorum.Gezme izniOrta yaşlı kadın aile doktoruna koşarak gitmiş ve ” Doktor sanırım at’a dönüşüyorum” demiş. “Hiçbir insan ata dönüşmez” diye cevap vermiş doktor sakin bir sesle. “Şu dişlerime bakın doktor” demiş kadın ısrarla, “Ne kadar irileştiler ve sarardılar.” Doktor “Görüyorum ama insanın ata dönüşmesi diye bir şey olamaz” demiş. Kadın üstelemiş “Bakın, ensemde yele oluşmak üzere.. Ense kıllarım bir haftada tam 15 cm. uzadı.. Parmaklarıma bakın doktor, tırnaklarım toynak şeklini aldı” Doktor “Aman Tanrım, bunlar toynak..” demiş mırıldanarak. Birden kadın pantolonunu indirmiş, gömleğinin arkasını açmış ”Bakın, sırt kemiğim popomdan dışarı taşmağa başladı.. Baldırlarıma bakın.” Doktor masasından acele bir kağıt almış, kadın hemen atılmış “Reçete mi yazacaksınız doktor?” diye, “Hayır..” demiş doktor, “Kayınbiraderim Belediye Meclisi’nde görevli.. Bu kağıdı ona götüreceksiniz.. Şehirde dolaşırken rahatlıkla caddelere pisleyebilmeniz için size özel izin çıkartılması lazım..!”***SigortaAdam kapı komşusu sigortacı arkadaşını evlerinin bitişik duvarlarının yanına çağırmış, sırf bilgi almak için “Bu gün karıma sizin şirketten bir ‘Hayat Sigortası’ yaptırsam, yarın da o ölse ne kadar alırım?” diye sormuş.. Müthiş endişelenen komşu ‘Acaba biri bizi dinliyor mu?’ diye etrafını iyice kontrol ettikten sonra hafifçe onun kulağına doğru eğilip “Şeyy..” demiş, “Şartlı tahliye talebin anında reddedilir ve en az 20 yıl.”***Ayı Adam sinemada film seyrederken tam yanındaki koltukta oturan iri boz ayıyı fark etmiş, “Meşgul ettiğim için özür dilerim” demiş şaşkınlık içerisinde “Ama siz bir ayı değil misiniz?” Ayı ‘Evet ‘ anlamında başını sallamış, “Sinemada ne işiniz olduğunu öğrenebilir miyim?” Ayı “Mmm” demiş gözünü perdeden ayırmadan, “Ben bunun kitabını çok sevmiştim de..”***Ben ölürsemKarı koca sabaha karşı samimi bir yatak sohbetindeler, “Ben ölsem yeniden evlenir miydin?” diye sormuş kadın, “Yalnızlık zor” diye cevap vermiş adam, “Sanırım evlenirim.” Bu kez “O zaman bu evde mi yaşardınız?” diye gelmiş ikinci soru. “Evimi seviyorum. Başka bir yerde yaşayamam ki?” demiş adam. “Bu yatakta mı yatarsınız?” sorusuna “Mmmm, çok rahat bir yatak bu.. Sanırım bunu kullanırız” cevabını vermiş adam. “Onun benim arabamı da kullanmasına izin verecek misin?” diye hafif sertleşmiş kadın, “Yok aşkım, olur mu hiç?” demiş adam sırtını dönerken, “O düz vites arabayı hayatta kullanamaz ki..”***Uçak madem emniyetli bir araç, o zaman hostesler neden acil çıkış kapılarının hemen yanındaki koltuklarda oturuyorlar?***Basit soruMahkemede savcı beni ‘Bilirkişi’ olarak şahit sandalyesine çağırmıştı, oturacağım sandalyenin arka ayakları yerden yükseltilmiş platformun dışında olunca savcının “Adınız ve Soyadınız Lütfen” sorusu üzerine arkama yaslanmamla ayaklarım yukarıda tepetaklak sırtüstü duvar ile platformun arasına çakıldım, daha sonra boynumu, belimi tutarak üstümü başımı silkeleyerek kalktım, sandalyemi düzgün olarak yerleştirdikten sonra “Evet bayım..” dedi savcı, “ Bu sefer size biraz daha basit gelecek bir soruyla başlayalım bakalım!..”***ÇocukGeçen gün bir bilgisayar aldım, sistemin kuruluşu sırasında hayli sıkıntılar çektim.. Bizim jenerasyona yabancı bir alet.. Sonunda bilgisayarı aldığım mağazanın ‘yardım masası’nı aradım, telefonu açan adam yapmam gereken işlemin son derece basit bir şey olduğunu söyleyerek ve tamamen bilgisayar jargonları kullanarak konuyu daha da çözümlenemez hale getirdi.. Benim olayı anlayamamam, onun da konuyu bana kesinlikle izah edemeyeceğini anlaması adamı hayli sinirlendirdi, sonunda kibarca “Affedersiniz” dedim, “Sanki karşınızda 5 yaşında bir çocuk olduğunu farz ederek konuşur musunuz?” Adam “Tamam” dedi sinirini bastırmaya çalışarak, “Yavrum, babanı telefona verir misin?”***SutyenEvli adam eşine “Yılbaşı Hediyesi” almak isteği ile bir ‘İç Çamaşırı’ satan dükkana girmiş ve tezgahtar kıza “Karıma bir sutyen hediye etmek istiyorum” demiş. “Eşiniz kaç numara kullanıyor efendim?” diye sormuş ilgili kız, “Valla bilemem” diye cevap vermiş adam, “İlk defa alıyorum böyle bir şey..” Tezgahtar “Numarasını bilmeniz lazım.. Yoksa çok rahatsız eder. Ne ebattalar? Bir kavunu gözünüzün önüne getirin, veya bir portakalı.” Adam “Yok.. Yok öyle değil” demiş adam, “Siz hiç av köpeğinin kulakları nasıldır bilir misiniz?..”*****google’da arayınca ilk ne çıkıyor?İletişimin en önemli araçlarından “google” arama sitesi neredeyse herkesin can simidi. Bir konuda bilgi edinmek mi istiyorsunuz, aradığınızı yazıyorsunuz ve google’dan buluyorsunuz.Ne zamandır hep merak ettiğim bir konuyu biraz araştırdım. google’da arama yaparken, hangi kelimeyi yazdığınızda karşınıza ilk çıkan internet sitesi hangisi. Bu önemli çünkü birçok kişi aradığı bilgiyi genellikle ilk sıralarda yer alan internet sitelerinden ediniyor.Aklıma gelen birçok kelimeyi sıraladım ve google’da aramaya başladım.Tabii iki noktaya dikkat çekmek isterim. Birincisi ben “web” bölümünde ve “Türkçe” arama yaptım. Diğer katagorilerde farklı “ilk” siteler çıkacaktır. İkincisi, bazı konu başlıkları o günün gelişimine göre değişebilir. Şimdi aklıma gelen bazı kelimelere göre ilk sırayı hangi sitelerin aldığını birlikte okuyalım; Haber: hurriyet.com.trGazete: gazetekeyfi.com - Tüm gazetelerin, dergilerin, internet sitelerinin ve ajansların linklerinin bulunduğu bilgi sitesi.Sevgi: antoloji.com- Ansiklopedik bilgi.Aşk: love.gen.tr- Arkadaşlık paylaşım sitesi.Karanlık: antoloji.com- Ansiklopedik bilgi.Aydınlık: aydınlık.com- Haftalık dergi.Barış: wikipedia.org- İnternet ansiklopedisi.Savaş: oyunlar1.com- Oyun sitesi.Kadın: kadınca.net- Kadın sitesi.Erkek: turkerkek.com- Erkeklere yönelik bilgi portalı.Çocuk: atlikarinca.com- Çocuk portalı.Genç: gencdergisi.com- İslamcı gençlik portalı.Yaşlı: vidivodo.com- Video paylaşım sitesi.Siyaset: rotahaber.com- Haber portalı.Politika: stargazete.com.Dürüstlük: wikipedia.org- İnternet ansiklopedisi.Namus: wikipedia.orgHaya: eksisozluk.com- Görüş paylaşım sitesi.Hırsız: timsah.com- Video paylaşım sitesi.Yolsuzluk: aloyolsuzluk.com- Bildik bilmedik pek çok yolsuzluk haberi bulunan bir paylaşım sitesi.Dokunulmazlık: anayasa.gen.tr- Anayasa Mahkemesi resmi sitesi.Şiddet: wikipedia.org- İnternet ansiklopedisi.Yalan: dailymotion.com- Hepsi grubunun yalan adlı şarkısının klibi.General: generaloto.com.tr. Bir özel şirketin sitesi.Para: paradergi.cok.tr- Haftalık bir derginin sitesi.Sermaye: spk.gov.tr- Sermaye Piyasası Kurulu’nun resmi sitesi.Fakirlik: dinimizislam.com- Dini site.İhanet: antoloj.com- Bilgi sitesi.Darbe: wikipedia.com- Bilgi sitesi (12 Eylül darbesi)Asker: asker.com- Askeri bilgi sitesi (özel)Öğrenci: örgenci.gazi.edu.tr- Gazi Üniversitesi öğrenci işleri bilgi sistemi.Silah: silahdiyari.com- Silah aksesuarları sitesi (özel)Bomba: izlesen.org- Hiroşimaya atılan atom bombasının film versiyonu.Sigara: sigara.org- Sigara bıraktırma sitesi.