Yeni yılınızı bugünden kutlarım

Haberin Devamı

35 milyon çıkar mı? Şans bu mu sadece?

Sevgili okurlar; cuma günü yani yarın benim yazı günüm değil. Oysa yarın yılbaşı. Ve ben bir gün önceden de olsa hepinizin yeni yılını şimdiden kutlamak istiyorum. Hepinize sağlıklı, başarılı, mutlu bir hayat dilerken, hayallerinizi gerçekleştirme şansını bulmanızı temenni ediyorum.
Bugün sizlerle, bu hafta başı yazdığım bir başka yazıyı paylaşmak istiyorum. Bilenleriniz vardır, her hafta hurriyetaile.com sitesinde de yazılar yazıyorum. “Babacan” başlıklı köşede siyasetten uzak, aile ve sosyal ilişkileri içeren farklı üsluptaki yazılarım yayınlanıyor.
Bu hafta başında hurriyetaile.com’da yılbaşı ve şans ile ilgili bir yazım yayınlandı. Okurlardan birçok yorum alınca, aynı yazıyı okuma fırsatı bulamayanlara da ulaştırmak istedim.

Yazıyı okuyun, sonra kendi hayallerinizi, şanslarınızı, şanssızlıklarınızı kendiniz değerlendirin;
O yazım şu;

Yılbaşı haftasına girdik. Bir hafta sonra bir koca yılı daha devirmiş ve 2011’e girmiş olacağız.

Yılbaşı deyince akla ilk gelen ne? Elbette Milli Piyango.
Bu yıl biletler biraz pahalı, 32 lira ama büyük ikramiye de 35 milyon lira. Bugünlerdeki ortalama kurla yaklaşık 22 milyon dolar.

Neler yapılmaz değil mi bu parayla?
Yılbaşı gelip de “büyük ikramiye hayali” kurmayanımız var mıdır acaba?

Bence yoktur. Açıkçası ben de her yılbaşında hayaller kurarım. Büyük ikramiyeyi kazanırsam ne yapacağımı düşünürüm.

İyi ve kötü fikirlerimin olduğunu söylemeliyim. Eğer bu yıl bana çıkarsa söz bu fikirlerimi de mutlaka sizlere de yazacağım ve uygulayacağım.

Yılbaşı yaklaşırken, bir de klasik haber tipi vardır, sokağa çıkar bir muhabir ve önüne gelene sorar “büyük ikramiye size çıkarsa ne yaparsınız?” diye.
Cevaplar genellikle birbirine benzer. Önce bir ev bir araba, borçların kapatılması ve ille de fakire fukaraya yardım.

Ama ben bugüne kadar büyük ikramiye çıkıp da paranın bir bölümünü fakire fukaraya dağıtanı hiç görmedim.
Eh elde para olmayınca dağıtması kolay tabii.

Huzurevinde kalan yaşlı kadına büyük ikramiye çıkmış ama henüz bilmiyor. Çünkü kaybetmesin diye biletini bakıcısına vermiş. Bakıcısı yaşlı kadının “sevinçten kalp krizi geçirmesinden” korkarak alıştıra alıştıra söylemek istemiş ve sormuş “Büyük ikramiye size çıksa ne yaparsınız?” Yaşlı kadın biraz düşünmüş ve cevaplamış “Yarısını sana veririm.” Bakıcı o dakka kalp krizi geçirip ölmüş.

Yılbaşı hayali güzeldir de yılın ilk günü öğle saatlerinde milyonlarca evdeki heyecan söner gider. O gün en çok duyulan söz şudur “Bana çıkmaz, hiç şansım yok.”
Bir açıdan doğru tabii, sonuçta o büyük ikramiye bir kişiye çıkacak.

Hesaplamalara göre bir tam bilete büyük ikramiye çıkma olasılığı 10.000.000’da bir (yazıyla on milyonda bir)
Yani çok zor.

Ama biz şansı hep “iyi şeyler” için düşünüyoruz.
Olaya bir de tersten bakalım.

Tamam, büyük ikramiye bize çıkmıyor, çünkü şansımız yok.
Buna karşı her gün pek çok can alan trafik canavarına yakalanmamak da bir şans değil mi? Üstelik trafik kazasında ölme ihtimali 10 milyonda bir değil çok daha düşük.
Ya da örneğin geçenlerde hazin biçimde ölen Ceyla Gölcüklü’nün yakalandığı hastalık da bir tür “şans.”
Bunlar belki kötü şanslar, ama şans şanstır, ille iyi olacak diye bir şey yok.

Açık söyleyeyim, her yılbaşı büyük ikramiye çıkıp çıkmadığını kontrol ettikten sona hep bunu düşünürüm.
Yıl içinde başımdan geçenleri gözümün önüne getiririm.
Örneğin sağlıklı olmamı, korkutucu veya sürekli tedaviye muhtaç bir hastalığımın olmamasını bir şans olarak görürüm.
Trafik kazasına uğramamış olmayı “şanslı olmakla” bir tutarım.

Yıl içinde bir sevdiğimi kaybetmemiş olmanın “büyük bir şans olduğuna” inanıp sevinirim.

Başarılı olup olmadığımı düşünür, işsiz kalmamış olmanın da bir şans olduğuna karar veririm.

En önemlisi, insan olmanın, yaşıyor olmanın, dostlarımın olmasının, hayatımda utandıracak bir şey yapmamış olmamın ve geceleri yastığa başımı rahat koymamın da bana bahşedilmiş bir şans olduğunu fark ederim.
Siz de öyle yapın derim.
Şans izafi bir kavram.

Büyük ikramiye bize sunulan şansların sadece bir tanesi.
Bakın bakalım diğer şanslarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz.

*****

Hepinize çok teşekkürler

Hafta başından bu yana yeni yıl kutlamaları çığ gibi geliyor. İnternet üzerinden mesaj atan, telefon eden, cep telefonuna mesaj gönderen, mektup ya da kart atan, yolda önümü kesip yeni yılımı kutlayan herkese binlerce teşekkür ederim.

Bu mesajların ve kutlamaların çok önemli bir bölümüne şahsen cevap verme şansımın olmadığını kabul etmenizi rica ediyorum.

Tekrar hepimize, sağlıklı, mutlu, huzurlu günler dilerim.
Yeni yıl hepimize ve ülkemize uğurlu gelir inşallah.

*****

Diyanet değişiyormuş. “Türban İslam’ın önşartı değildir” diyen Ayşe Sucu, türbanın, AKP siyasetinin önşartı olması yüzünden değiştirilmiş olabilir mi?
Gani Yıldız

*****

Ökkeş Şendiller’den mektup geldi: O tabela inmeyecek

Geçen hafta, Kahramanmaraş olaylarının yıldönümünde yaşanan olaylarla ilgili bir yazımda kentin ortasındaki bir büroda asılı olan “Ökkeş Şendiller İrtibat Bürosu” tabelasının inmesi gerektiğini belirtmiştim.

Çünkü Şendiller, zamanında Kahramanmaraş olayları ile ilişkilendirilmişti. Daha sonra milletvekilliği de yapan bu kişinin, adını kentin ortasına yazdırmasının yasal olsa da yanlış olduğunu belirtmeye çalışmıştım.

Hafta başında Ökkeş Şendiller’den bir mektup aldım. Şendiller “O tabela oradan inmeyecek” başlığını koymuş mektubunun en tepesine. Hemen ardından da Kahramanmaraş olayları nedeniyle işkencelerden geçtiğini, 2 yıl yargılandığını ve beraat ettiğini söyleyerek “30 yıl sonra hâlâ bizi suçlamanızın dayanağı nedir, böyle bir kin ve düşmanlığınızın sebebi neyle izah edilebilir?” diye soruyor.
Elbette kimseye olmadığı gibi Şendiller’e de kin ve düşmanlığım yok, olamaz da. Ama hepimiz Türkiye’de yaşıyoruz ve bazı olaylar ve kişiler hakkında edinilmiş olumsuz kanaatları veya algıları silmek o kadar kolay değil.
Şendiller’in beraat ettiğini biliyorum, ama kamuoyundaki algısının devam ettiğini de bildiğimden, çok korkunç olayların yaşandığı bir kentin tam ortasında adının yazılı olmasının duygusal tepkilere neden olacağını belirttim sadece.

O yazı bir suçlama yazısı değil, iyi niyetli bir uyarı yazısıydı, hepsi budur.

Şendiller, mektubunda bürosunun gösteri yapılan alana 1 kilometre uzakta olduğunu, çekilen fotoğrafın ise “gösterileri izlerken” değil, daha sonra bürosunun önüne gelen ve Alevi yürüyüşüne izin verilmesini protesto edenler olduğunu anlatıyor. Yani Şendiller gösteri yapan Alevileri değil, onları protesto edenleri izliyormuş,
İkinci dikkat çekici nokta ise şu: Şendiller 32 yıl sonraki anma gösterisini Aleviler’le birlikte yapmayı önermiş. 32 yıl önce yaşananların bir Alevi Sünni çatışması değil, darbe hazırlayanların oyunu olduğunu belirtmiş. Ancak yazdığına göre Alevi dernekleri “Siz bizim gönlümüzde alanmadınız” diyerek öneriyi geri çevirmiş.
Şendiller benim yazımda “eski soyadı Kendir” dememi haklı olarak eleştirirek “Soyadım Kenger’di, Şendiller soyadını devlet güvenliğimi sağlamak için değiştirdi” diyor. Ardından hızını alamamış ve “soyadını yanlış yazmamı bu işlerden ne kadar uzak ve şartlanmış olmamla” açıklamış. Ayıp olmuş tabii, çünkü soyadı yanlışı tamamen benim kasti olmayan şahsi hatam.

Ökkeş Şendiller mektubuna bir de yazdığı “Kanlı Oyun- Maraş olaylarının perde arkası” kitabını da eklemiş. Kitapta olayları kendi bakış açısıyla anlatıyor.

DİĞER YENİ YAZILAR