Kurultay’da yeni yönetimini belirleyen CHP’nin elbette aynı anda herkesi memnun etmesi mümkün değil. Özellikle partiye yeni katılan ve katılmasıyla birlikte yönetime de giren üyeler üzerindeki mercek bir süre daha kalkmayacaktır.Ben pek çok kişinin aksine CHP’ye yeni katılan isimlere bir avans verilmesinden yanayım. Bir taraftan “Parti neden değişmiyor, yeni isimler neden yok?” diye sorulacak, sonra da yeni gelen her isme tepki konacak. Bu olmaz.Ancak CHP’nin yeni yönetiminin de şu “konuşma kargaşasına” bir son vermesi gerektiğini belirtmek gerek. “Yeni isimler, yeni fikirler” demek, isteyenin istediği gibi konuşması anlamına gelmez. Bunun demokrasiyle de ilgisi yok.Siyasi partilerde demokrasi her kurumdan daha fazla işleyecektir de bir de parti disiplini kavramı vardır, bunun unutulması yanlış olur.CHP’nin yeni isimlerinden ilahiyatçı Dr. Muhammet Çakmak, Fethullah Gülen’le ilgili bir açıklama yaptı. CHP tabanında büyük rahatsızlık yarattı. Bu çok normal.Normal olan bir başka nokta ise CHP’de bir ilahiyatçının bulunmasıdır. CHP elbette din karşıtı bir parti değildir, tabanında da yönetiminde de de dini hassasiyeti daha yüksek birinin olması doğaldır ve gereklidir.CHP bir kitle partisi olduğuna ve eğer iktidara gelirse sadece kendi görüşünden olanlara hizmet etmeyeceğine göre, daha dindar yaşamı seçen insanlarla da bağının olması, sorunlarını ve taleplerini bilmesi doğal durumdur.Aynı şekilde, ekonomide ve bazı dini çevrelerde ağırlığı olduğu bilinen Fethullah Gülen cemaati ile de bağlantı kurabilecek bir ismin CHP saflarında bulunmasının yararı vardır.En azından CHP yönetiminin bu çevrelerden haber alması, gerektiğinde temas kurması kimseyi şaşırtmasın. Buna karşı çıkmak da doğru değildir zaten.Yanlış olan, CHP tabanının bazı konulardaki hassasiyetlerini ve korumak zorunda olduğu ilkelerini bir kenara bırakıp açık biçimde Fethullah Gülen’e ve cemaatine övgü yağdırılmasıdır. Dr. Muhammet Çakmak öyle düşünebilir ve bunu savunabilir, ama parti adına yorumlanacak şekilde konuşmalar yaparsa bu CHP’nin aleyhine olur.Kılıçdaroğlu’nun seçime giden yolda “konuşma kargaşasına” el koyması en önemli işlerinden biridir, ki zaten öğrendiğime göre en azından Muhammet Çakmak’ı uyarmış. Bunu bütün partililerin bilmesi gerek.*****Okul gemisi için ihale açılmış ama..Çarşamba günü “Neden bir okul gemimiz yok?” diye sormuştum. Dikkatli bazı okurlar hemen aradılar, “Deniz Harp Okulu Sitesi’nde yapılacak geminin maketi var” dediler. Ayrıca Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın bu konuda bir ihale açtığını da duyurdular.Doğru, ben de zaten yazımda “Bu konuda duyum aldığımı” söylemiştim. Ancak dikkat çekici olan şu: Savunma Sanayii Müsteşarlığı iki okul gemisi için Bilgi İstek Dokümanı çıkarmış ve bazı şirketler bunu almış. Dokümanı son alma tarihi 13 Şubat 2009. Neredeyse iki yıl dolacak. Buna karşı ortada ihale yok.Merak edene kimlerin bilgilendiğini yazayım, bakalım ihale ne zaman açılacak ve gemiler inşa edilecek.1. AGANTUR Yachting Industries and Trading Inc. 2. Beşiktaş Tersanesi /Beşiktaş Gemi İnşa A.Ş 3. DEARSAN Gemi İnşa Sanayii A.Ş. 4. Düzgit Yalova Gemi İnşa Sanayii A.Ş. 5. Ertuğ Mühendislik İnş. Trz. Taşıt Araçları San. ve Tic. A.Ş. 6. EVREN Denizcilik Ürünleri San. A.Ş. 7. FUGAMARINE Yat Yapım Tasarım İthalat İhracat Ticaret Ltd. Şti. 8. Gündoğdu Karasu Tersanesi 9. Nereids Yatçılık Ticaret Ltd. Şti. 10. RMK Marine Gemi Yapım Sanayii ve Deniz Taşımacılığı İşletmesi A.Ş.Bu arada; denizcilerimizin gerçek anlamda okul gemileri yok ama eğitim amaçlı kullanılan iki eski gemi var. Bunlar TCG Cezayirli Hasan Paşa, (A-579) ve TCG Sokullu Mehmet Paşa (A-577). Amaca tam hizmet etmiyorlar tabii.*****Hüseyin Çelik’e göre İzmir “dört tekerine fren takılmış araba” gibiymiş. O zaman Kayseri olsa olsa “freni patlamış kamyon”dur. (Gani Yıldız)*****Kürtçe-İngilizceSon günlerde en çok konuştuğumuz “iki dil” tartışmalarında hiç de akıllıca ve doğru olmayan bir konu daha gündeme getiriliyor. Deniyor ki: “Efendim Türkiye’nin her yerinde İngilizce tabelalar var, lokantalarda İngilizce menülerden seçiyorsunuz yemeklerinizi.”Doğru mu? Doğru tabii.Ama bunun fiilen uygulamaya geçilen “iki dil” ile ilgisi yok.İngilizce şu anda dünyanın en çok kullanılan dili.Yani uluslararası dil. Örneğin Moğolistan’a gidiyorsunuz, ya da Somali’ye veya başka bir ülkeye.Ne siz karşınızdakinin dilini biliyorsunuz ne de karşınızdaki sizin dilinizi.İşte İngilizce burada devreye giriyor. Birbirinden çok farklı iki ülkenin insanı, asla kendilerinin olmayan ortak bir dili kullanarak anlaşabiliyorlar.Bir Çinli de, Ugandalı da, Şilili de, Türk de, Kürt de “City Center” yazısının “Şehir Merkezi” olduğunu anlıyor, tabii asgari İngilizce biliyorsa. Ya da dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun lokantanın menüsünde yazan Meat’ın et, Fish’in balık olduğunu biliyor.Konu budur. Kürtçe tabelalarını savunmak adına “İngilizce de yazılıyor ama” söylemi, akıldan ve zekâdan uzak bir benzetmedir.NOT: Bu yazı iki dil konusunda lehte ya da aleyhte bir görüş olarak algılanmamalıdır. Sadece durum saptamasıdır.*****Lütfen konuşun Sayın BaşbakanBu satırları yazdığım saate kadar Başbakan Erdoğan’dan “iki dile fiili geçiş” konusunda bir açıklama gelmemişti. Gerçi beklenmedik anda bir Güvenlik Zirvesi toplaması “tek dil” konusunda kararlı olduğunun göstergesi olabilir ama somut bir cümlesi yok.Oysa Başbakan’ın “acilen” bu konuda bir açıklama yapması gerekiyor. Çünkü yapmaması halinde Türkiye’nin başına musallat olan liberal maskeli faşistlerin kimyası iyice bozulacağı gibi dağılıp gidiverecekler.Böylelikle tüm TV’leri neredeyse işgal altında tutan bu maskelilerin desteğinden mahrum kalacak.Başbakan konuyla ilgili açıklama yapmadığı için bu maskeliler ne diyeceklerini bilmiyorlar. Kimi “Ergenekon komplosu” diyor, kimi “demokrasiye darbe”, kimi “zamansız” buluyor, kimi “hiç görmemekten” yana. Yazık oluyor çocuklara yani.İşin kötü yanı ilk gün asker imdada yetişip muhtıra gibi bildiri yayınlayınca, bu maskeliler nefes almış ve yine orduya saldırmıştı. Güvenlik zirvesi ile bu oyuncak da ellerinden gitti.Eğer Başbakan konuşmamakta kararlıysa bari el altından birkaç belge göndersin birileri, bu maskelilere de oyalanacak bir şey bulsunlar bu aralarda.
Kamuoyu birçok konuda duyarlılığını yitirdi. Özellikle yolsuzlukla ilgili haberler toplumda pek ilgi görmüyor. Hele iktidarla ilgili iddialar neredeyse yok sayılıyor. Başbakan da bunu bildiğinden olsa gerek, yolsuzluk iddiaları karşısında öylesine sert bir savunma yapıyor ki çoğu gazetecide de ne iştah kalıyor ne de cesaret.Öyle ya, Başbakan ikide bir “içeriden, tıkmaktan” söz ederse kimde ne cesaret kalır ki.İşte Kayseri olayı da böyle bir ortamda “çürümeye ve unutulmaya” terk edilmiş halde.Bundan tam bir hafta önceydi, Kayseri Belediyesi’nde yaşandığı ileri sürülen rüşvet yolsuzluğu hakkında yazmıştım. Geçen perşembe sabah 10.00’da Kayseri Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki aradı ve iddiaların tamamen yalan olduğunu, kendisinin ve belediyesindeki görevlilerin hiçbirinin rüşvet çarkına bulaşmadıklarını söyledi. Buna kanıt olarak da “Soruşturma açıldı, 50 kişinin ifadesi alındı, ama bir suç bulunamadığı için dosya kapatıldı” dedi.İşte galiba işin püf noktası da burada. İktidar partisi böyle bir yargı kararı olduğu için böylesine üst perdeden konuşabiliyor sanki.Başkan’la konuşunca ben de bir hafta bekledim, bir şey yazmadım ve gelişmeleri izledim.Bu süre içinde zihnimdeki şüphe bulutları dağılmak yerine daha da koyulaştı. Çünkü Kayseri Belediyesi ve hükümet üyeleri sadece çok acele ile alınan “tartışmalı bir mahkeme kararına” dayanarak yolsuzluk yapılmadığını ileri sürüyor.Yasal olarak tamam, ama sıkıntı burada, çünkü o aklama kararına rağmen verilmiş başka ifadeler var. Örneğin rüşvet ihbarında bulunan ve kendisi hakkında da rüşvet iddiası olan Hacı Ali Hamurcu’nun avukatı Yakup Erikel “Müvekkilim için 60 yıl isteniyordu, 6 yıl ceza aldı, bu bir başarıdır” derken “bir tür anlaşma yapıldığı” duygusunu da uyandırıyor ister istemez. Çünkü çok belli ki bu avukat belediye yetkilileriyle pazarlık yapmış ve bazı konuların kamuoyuna duyurulmasının önüne geçilmiş.Ayrıca Yakup Erikel’in, halen Ergenekon tutuklusu olan kardeşi yine avukat Yusuf Erikel’in de ifadeleri var ki, medya bunun üzerinde fazla durmuyor.Oysa Yusuf Erikel bakanlığa verdiği ifadede olayın büyümemesi için anlaşma sağlandığını ve bunun bir başarı olduğunu söylüyor. Erikel’in ifadesinde bazı çok büyük devlet görevlileri hakkında şaibe yaratılırken, işin içinde küçük yaştaki kızların cinsel istismara hedef oldukları iddiaları bile var.Sonuçta iktidar kendi işine gelen konularda “yargı karar versin” kolaycılığı ile birçok kişiyi hapislerde süründürürken, söz konusu kendi tarafından birileri olunca işin örtbas edilmesini sağladığı görüntüsü çıkıyor ortaya.Bu nedenle Başbakan’ın “kâğıt parçaları ile suçluyorlar” sözleri de İçişleri Bakanı’nın “Her şey yalan” beyanları da pek inandırıcı olamıyor. Medyada ve sivil toplum örgütlerinde cesaret de ortadan kalktığından, muhalefetin çabası yetmiyor.***Neyse ki ucuz atlattımHani bir deyim vardır “fala inanma falsız da kalma.” Ben tam böyleyim. Bayılırım mesela kahve falıma baktırmaya. İnandığımdan değil de hoşuma gittiğinden. Hele “kısmet var” bölümü yok mu, işte orası çok güzel.Bir de burçlar konusu. Bazılarına hayret ediyorum, nasıl da biliyorlar burçların özelliklerini. Daha doğum gününü söylüyorsun anında hangi burçtan olduğunu söylüyorlar.Astroloji elbette faldan çok daha farklı ve bilimsel tarafı var ama burçlara da meraklı değilim, sadece bir yerde kendi burcumla ilgili bir başlık görürsem merak edip bakarım.Ama bu kez farklı. Çünkü tüm dünya 21 Aralık gününe kilitlenmişti. 21 Aralık en uzun gece en kısa gün. Gündönümü.Bugünün özelliği bu yıl şuydu: Ancak 456 yılda bir gerçekleşen bir uzay olayı yaşandı. 21 Aralık’ta aynı zamanda Ay tutulması da oldu. Astrologlar bunun olağanüstü bir olay olduğunu belirttiler ve eklediler “Bugün pek çok önemli olay yaşanabilir.”Buraya kadar normal, beni ilgilendiren ise şu: “21 Aralık özellikle İkizler burcunu, bu burcun ilk günlerinde doğanları etkileyecek. Dikkat etsinler başlarına bir şey gelebilir.”İkizler burcundayım ve doğum günüm burcun ilk günlerine denk geliyor. Bütün dünya bunu konuşunca ister istemez, inansam da inanmasam da beni de bir telaş aldı tabii.Dikkat edeyim de ne yapayım, arabaya mı binmeyeyim, evden mi çıkmayayım, yazı mı yazmayayım, bir karar mı almayayım, bilemedim artık.Kendimi günün akışına bıraktım. Hiçbir şey olmadı. Atlattım yani. Tabii doğum günü İkizler burcunun ilk günlerinde olan başkalarının başına bir iş geldi mi (Allah korusun) onu da bilemem.***Otomobilde aylar süren kuyruklar var. Anlaşıldı; ekonomik krize “arabayla” gidiyoruz! (Gani Yıldız)***Herkesi aptal yerine koymakAslında herkesi aptal yerine koyanların yanı sıra bizim medyamız da buna çanak tutuyor.İşte son olay.Medyamızın seçkinleri, çok sorumlu olduklarından olacak, Mehmet Ali Şahin Selahattin Demirtaş görüşmesinden sonra “ortamın yumuşadığını” ileri sürdüler hemen.Çünkü ikili görüşmeden sona yapılan açıklamalarda “güya” iki taraf da geri adım atmıştı.Olay şu; Demirtaş Meclis’te Kürtçe konuşma gibi bir taleplerinin olmadığını söylemiş, Şahin de “iyi o zaman” demiş.Kim kimi kandırıyor Allahaşkına. Zaten BDP’nin Meclis’te “Kürtçe konuşulsun” gibi bir talebi yok ki. BDP “kendi alanı gördüğü” Güneydoğu bölgesinde “iki dilli sisteme” geçti.İktidar bunu kabul etsin etmesin, asker kendi kendine gelin güvey olup muhtıralar vermeye kalksın kalkmasın, sonuçta fiili durum yaratıldı.BDP buradan geri adım atmıyor ki. Anlaşılan, AKP Meclis Başkanı’nın dikkatini çekti, o da “kapatma” gibi iktidarın da “demokrasi adına” cevap veremeyeceği konulara bir daha girmeyecektir herhalde.Gerçi Şahin taşı attı bir kere, inşallah bir yere çarpmadan yere düşer.***Buca’ya da yenilen Fenerbahçe’ye fıkralı eleştiriFenerbahçe’nin hâli hoş değil. Buca’ya da yenildi. Oturup Fenerbahçe yazmak istemiyorum ama önceki gün gelen bir fıkrayı da yazmak istiyorum. Bilen biliyordur belki ama, bugüne uygun galiba.Polis gece yarısı bir vatandaşın evini basmış, gözaltına almış ve hâkim karşısına çıkarmış. Adam şaşkın. Hâkim sormuş.- Bir diyeceğiniz var mı?- Hâkim bey beni buraya niye getirdiler bilmiyorum.Hâkim dosyaya bakmış. Gözlüklerinin üzerinden vatandaşa doğru şöyle demiş:- Siz uluslararası bir kaçakçılık yapmışsınız.Adam büyük bir şaşkınlıkla şu cevabı vermiş:- Hâkim bey benim uluslararası bir işim nasıl olabilir ki. Ben Fenerbahçeliyim.
Kamuoyunun “alternatif” beklentisine CHP son kurultayı ile cevap vermeye çalıştı. Parti yönetimi baştan aşağı değişti, Başkan Kemal Kılıçdaroğlu hem bazı yeni ilkeleri açıkladı hem de olası bir CHP iktidarının portresini çizdi.Elbette kamuoyunun hemen ikna olması ve bir umut olarak CHP’nin peşine takılmasını beklemek doğru değil. CHP’nin umut olup olamayacağı seçime giden süreçte kendini gösterecektir.CHP Kurultayı’ndan sonra gerek siyasi çevrelerden gerekse okurlardan/izleyicilerden “Başta MHP olmak üzere diğer muhalefete hiç değinmiyorsunuz” şikâyetleri geldi. Özellikle MHP’ye dikkat çekenler “Solda CHP rayına oturacaktır, sağda da toparlanma olmalı” görüşünde.Nasıl CHP kendini yenilemeyi başardıysa MHP’nin de kendini yenilemesi gerektiğini ısrarla söyleyenler “Devlet Bahçeli artık atağa kalkmalı, MHP’nin yenilenmeye ihtiyacı var, MHP’nin de yeni fikirlerini ve yeni vizyonunu belirlemesi ve kamuoyu ile paylaşmasının zamanı geldi” diyen birçok okur ve izleyici “MHP’nin baraj altında kalacağı yorumlarına katılmıyoruz ama parti yönetiminin ataleti devam ederse umutlar kırılacaktır” diyorlar.Ben de bu talepler üzerine MHP’ye biraz daha yakından bakmak istiyorum. Örneğin pazar günü bütçe görüşmelerinde konuşan MHP Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın konuşmasını hayli etkili bulduğumu söylemeliyim.Ali Uzunırmak “Teokratik rejim de seçimle gelir ama, mollaya, ulemaya danışır! Sarhoşluk sadece alkolle olmaz ve büyük bir kabuldür ki sarhoşluk insanlardaki şuur altını ortaya çıkartır. Dolayısıyla iktidar sarhoşluğu da bazılarının şuur altını ortaya çıkartmıştır. Onlarda hukukun üstünlüğü, üstünlerin hukuku tartışması içerisinde sadece bir göz boyama vardır, sadece günübirlik konuşmalar vardır ve bugünkü iktidar yolunu şaşırmıştır” dedi.Ne zamandır bir MHP sözcüsünden bu kadar net açıklamalar duymamıştık.Danıştay bütçesi görüşülürken konuşan Uzunırmak “Halk iradesinin, sadece tercih etmiş bir çoğunluk yönetimi olmadığını” söyleyerek “Yasayı yaparken hukukun üstünlüğünden, evrensel hukuktan, insan haklarından yoksun bir şekilde sadece yasa yapan bir çoğunluk olarak ele alırsanız o zaman siz demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü hiçe saymış olursunuz. O rejimin adı demokrasi olmaz, çoğunluğun zulmü hâline gelir” demesi CHP’nin bile alkışını aldı.“Statükocu” suçlamalarına da değinen Uzunırmak’ın “Statükoyu savunmuyoruz ama statükoyu savunmamak, statükoyu değiştirmek adına kurumlara olan karşıtlığını, o kurumları rencide ederek, kurumları sahipsiz durumuna getirip o kurumlar üzerinden rejime ve o kurumlar üzerinden demokrasiye savaş açmak bir iktidarın en son tercih etmesi gereken yol olmalıdır” sözleri de ilginç. Uzunırmak’ın bütçe konuşması MHP’de de değişim adına kıpırdanmalar olduğu umudu yeşertiyor.*****O tabela inmeliKahramanmaraş’ta tam 32 yıl sonra çok tatsız olaylar yaşadık. 32 yıl önce 111 kişinin ölümüyle sonuçlanan kanlı olaylarda ölenleri anmak isteyen Alevilere, kendilerine “Bozkurt süsü” veren ve çevre illerden otobüslerle toplanıp getirilen bir güruh saldırmaya kalktı.Neyse ki hem güvenlik anında alındı hem de aklı selim yine galip geldi de olaylar daha da büyümeden yatıştırıldı.Bu olayın iki önemli unsuru var. Birincisi MHP teşkilatı ve hemen ardından Ülkü Ocakları açıklamalar yaparak “Saldıran grupla aralarında hiçbir ilgi olmadığını” bildirdiler. İkincisi 32 yıl önceki Kahramanmaraş katliamının arkasında da olduğu bilinen Ökkeş Şendiller’in saldırıyı bürosunun balkonundan sakince izlemesi.Ökkeş Şendiller 32 yıl önce “Kendir” soyadıyla biliniyordu. 111 kişinin ölümüne neden olan katliamın provokatörü olarak adı çok geçmişti. Ama ona pek bir şey olmadı.Şimdi aynı kişi Kahramanmaraş’ın en merkezi yerinde parti birası tabelalarından bile büyük bir tabela asmış. “Ökkeş Şendiller İrtibat Bürosu” yazıyor bu tabelada. Ben başka hiçbir yerde kişi adına asılmış bir irtibat bürosu tabelası görmedim.Elbette suç değil, yasal bir engel yok, ama Kahramanmaraş olaylarının mimarı olarak olarak bilinen bir kişinin, kentin tam ortasına ismini yazdırması bile başlı başına bir provokasyondur. Kimse bu tabelanın sadece tabela olduğunu söylemesin bana.Ökkeş Şendiller günlerdir TV ekranlarına çıkıp “olaylarla ilgisi olmadığını” söylüyor. Bunu söylerken önce o tabelayı indirmeli.*****Antalya’da muhteşem geceBiraz gecikti gecikmesine ama yazmadan da duramam. Geçen hafta perşembe günü Antalya’daydım. Bu yıl 11’incisi yapılan Antalya Piyano Festivalini’nin kapanış gecesi konserini izledim. Hani şu Antalya’da kasırga yaşanan gece. Gemilerin karaya vurduğu, denizin adeta koca kenti yutacak gibi kabardığı gece.Yağmur bir ara o kadar şiddetlenmişti ki dama vuran damlalar müziği bile bastırıyordu. Hemen önümde oturan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın doğal olarak tedirgindi, sık sık kendisine verilen bilgi notlarına bakıyordu.Antalya Piyano Festivali artık dünyanın sayılı festivalleri arasında yer alıyor. Her yıl en önemli klasik müzik sanatçıları, dans grupları, büyük orkestraları festivale geliyor. Başkan Akaydın, bazı konserleri kentin varoşlarına da taşıyarak halkı klasik müzikle kaynaştırmaya çalışıyor.Kapanış gecesinin yıldızı Vladimir Spivakov’du. Rusya Ulusal Orkestrası’nın daimi şefi ve sanat yönetmeni Spivakov’la 20 yıl önce İstanbul Festivali’nde tanışmış ve hayran olmuştum. O sırada yanılmıyorsam 7 kişilik bir oda orkestrasının solist kemancısı ve şefiydi. Moskova Virtüözleri olarak anılıyorlardı ve olağanüstü bir müzik ziyafeti vermişlerdi.Ondan sonra Spivakov’u her gelişinde mutlaka izlemeye çalıştım, son Antalya Piyano Festivali ise benim adıma gerçek bir şölen oldu. Antalya Piyano Festivali’ni 11 yıl önce başlatanlara da geliştirerek sürdürenlere de Türkiye sanatseverlerinin teşekkür borcu vardır.*****İçişleri Bakanı’na göre, polis-öğrenci geriliminde bazı öğrenciler rol yapmış. Öğrencileri bilmiyoruz ama polislerin rol yapmadıkları kesin! (Gani Yıldız)*****Denizcilerin bir okul gemisi neden yok?Savarona’daki fuhuş rezaletinden sonra açılan davanın ilk duruşması haberlerini izlerken aklıma geldi; biliyor musunuz üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’nin bir okul gemisi yok. Savarona, zamanında Deniz Harp Okulu’nun hizmetindeki bir okul gemisiydi. Yaktılar, ondan sonra da bir okul gemimiz olmadı.Oysa dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen okul gemileri, ihtişamlarıyla limanlarımızı ziyaret ediyor. Bir ara duymuştum, bazı eski denizciler Türkiye’ye bir okul gemisi kazandırmak için çalışmalar başlatmışlardı, ama bir gelişme var mı bilmiyorum.Türkiye’nin bir okul gemisine ihtiyacı olduğunu söylemek isterim. Özellikle Deniz Kuvvetleri Komutanlığı keşke üzerindeki kara bulutları dağıtabilse de bu işe de el atabilse.
ANALİZCHP Kurultayı’nı geride bıraktık. İki gün boyunca Kurultay’ı izleyen veya dışarıdan gözleyenlerin görüşlerini okuduk. Çok şaşırtıcı bir gerçekle karşılaştığımı söylemeliyim bu görüşleri okuduğumda; meğer AKP yandaşı ne kadar sözcü varsa hepsi de CHP’nin iktidara gelmesi için yanıp tutuşuyormuş.Sanki hepsi aynı tornadan çıkmış yazılar yazdılar.Kılıçdaroğlu’nun vizyonu yok.Kılıçdaroğlu sıradan bir konuşma yaptı.Kılıçdaroğlu salonu coşturamadı.CHP’de değişen bir şey yok.CHP bu kafayla iktidara gelemez.CHP’nin programı yok.Vaatlerin hepsi boş.Vaatler çok yavan kaçtı.Bunlar aklımda kalan tanımlamalardan bazıları. Genel eğilim “CHP’nin iktidara gelemeyecek olmasının” yarattığı üzüntü ve hayal kırıklığı.Komik bir ülke olduk. İktidara desteğin dozunu ayarlayamayanların, güya “objektif” gazeteci gibi davranmaya kalkıp da, CHP’ye ayar vermeye ve “iktidar olamazsın haaa” demelerine gülünmez mi?Gürsel Tekin’in durumuKurultay’ın en önemli sonuçlarından biri CHP’de iki numara olarak bilinen Gürsel Tekin’in delegelerden en az oyu alan kişi olmasıdır. Durum elbette Kılıçdaroğlu karşısında ellerinden bir şey gelmeyen Baykal ve Sav yanlılarının güç gösterisidir ama Gürsel Tekin “Biliyorduk bunları” dememeli ve konuyu ciddiye almalıdır. Listenin oylanmasını mahkemeye taşımak herhalde CHP’ye karşı yapılan büyük bir ayıptır ama, Gürsel Tekin’in de durumdan vazife çıkararak parti içinde kendisine yönelik tepkiyi azaltmak için çaba gösterme sorumluluğu vardır.Baykal nezaketsizliğiKurultay’da en can sıkıcı anlardan biri, bana göre, Başkan Kılıçdaroğlu herkesi ayağa kalkmaya davet ettiğinde Baykal’ın istifini bozmaması oldu. Sonuçta elbette Baykal partinin eski genel başkanıdır ama şu anda sadece Antalya Milletvekilidir. Ne olursa olsun ayağa kalkmaması ve diğer partililere katılmaması nezaketsizliktir ve bu Baykal’a hiç yakışmamıştır. Sanıyorum Baykal’ın yapacağı en iyi iş bundan sonra “bağımsız milletvekili” olarak parlamento çalışmalarına devam etmektir.Sarıgül’ün sessiz girişiKılıçdaroğlu’nun Genel Başkan seçilmesinden sonra hayli iddialı olduğu Türkiye Değişim Hareketi’ni durduran ve gücünü CHP için kullanacağını söyleyen Mustafa Sarıgül’e CHP nedense kucak açmıyor. Oysa CHP Sarıgül’den çok yararlanabilir. Gerçi Sarıgül henüz CHP’de yok ama Parti Meclisi’ne seçilen eski Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu, durdurulduğu güne kadar Türkiye Değişim Hareketi’nin Dış İlişkiler sorumlusu olarak Sarıgül’ün sağ koluydu. Yani “Sarıgül sessiz biçimde CHP’ye girdi” demek yanlış olmaz.Kürt dememişYandaşından güya tarafsızına, nedense bütün yazarlar “Kılıçdaroğlu’nun hiç Kürt demediğini” belirtiyor, eleştiri kokan cümleleriyle. Önemli olan “Kürt” kelimesini telaffuz etmek değil herhalde. Her gün Kürt sorunu anlatanlar, nedense atılan ilk somut adımda şaşkına dönüyor ve güya özlem duydukları demokrasi ve hukuka aykırı açıklamalarda bulunuyorsa, bırakın Kılıçdaroğlu Kürt demesin. “Rojin” desin, Sezgin Tanrıkulu’nu yönetime alsın. Böylesi belki de daha iyidir.*****HOŞUMA GİDENLERNişantaşı Paris’i de New York’u da Londra’yı da geçtiİstanbul’un en önemli cazibe alanlarından biri Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi, Teşvikiye Caddesi ve bu iki caddeyi birbirine bağlayan sokaklarla Vali Konağı Caddesi. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Abdi İpekçi Caddesi’ni yeniden düzenledi ve bölgenin albenisini iyice artırdı.Şimdi Nişantaşı yılbaşı için bir başka türlü süslendi, renklendi. Şişli Belediye Başkanı her yıl ışıklandırdığı ve süslediği Nişantaşı’nın bu yıl “dünyanın en güzel süslenmiş caddesi olmasını” isteyince görevi üstlenen A46 Organizasyon, ortaya gerçekten müthiş bir renk ve ışık armonisi çıkarmış. Cadde ve sokakların görünümü her yıl yarışan Paris, New York ve Londra’yı da gölgede bırakmış.Nişantaşı’nı süsleyen Arda Can, Tuvana ve Selim Demir bu yıl bir konsept üzerinden yola çıktıklarını belirttiler. Ekip adına konuşan Selim Demir “Abdi İpekçi Türkiye’nin en kıymetli caddesi, bu nedenle Haute Couture bir anlayışla süslenmesi gerekiyordu. Oscar törenlerinden yola çıkarak konsepti Kırmızı Halı olarak belirledik” dedi.Demir “236 metrelik caddeyi kırmızı halıyla döşedik, tepelere avizeler astık, ağaçları ışıklandırdık, olağanüstü kıyafetli büyük mankenler hazırladık, en önemlisi de New York Rockefeller’deki ünlü çam ağacından daha güzelini meydanın ortasına diktik” diye konuştu.Teşvikiye Caddesi’nin konseptini Hediye Cenneti, Vali Konağı Caddesi’ni Yıldızlar Geçidi olarak belirlediklerini söyleyen Demir, ara sokakları da tamamen yıldız ışıklarla donattıklarını anlattı.Demir Abdi İpekçi Caddesi’nde 18 avize asıldığını, 350 ağacın süslendiğini ve 36 kilometre uzunluğunda ışıklı kablo kullanıldığını söyledi.Demir “Ayrıca yılbaşı süsleriyle donatılan bir at arabası da kırmızı halıda nostaljik turlar yapıyor” dedi.Nişantaşı yeni yılı gerçekten görülmeye değer bir manzarayla karşılayacak.*****BAŞBAKAN'A ELEŞTİRİÖğrencilerde molotof yokSayın Başbakan; öğrencilere olan öfkeniz hiç dinmiyor. Nedense gençleri dinlemek yerine onları suçlamayı ve bir kenara itmeyi, bununla da kalmayıp polisi de cesaretlendirerek onların tartaklanmasını tercih ediyorsunuz.Sizin bu tavrınız bakanlarınıza ve sizden yana kalem oynatanlara da sirayet ediyor ve onlar da koro halinde öğrenciye karşı husumet yaratıyor.Elbette parti örgütünüzün düzenlediği organizasyonlarda yollarınıza karanfil atan öğrencilerden hoşlanıyorsunuz ama şunu da unutmayın ki, üniversite gençliği en aktif, en hızlı düşünen, en idealist, en muhalif kesimdir. Üniversite gençliğinden size yalakalık yapanlar çıkıyorsa sizi asıl bu korkutmalı, çünkü o çocuklar geleceğin köleleri olmaya şimdiden adaydırlar.Sayın Başbakan; öfkenizi anlamakta zorluk çekiyorum ama doğru olmayan bilgilerle öğrencileri eleştirmenizi anlamak mümkün değil. Örneğin son bir haftadaki her konuşmanızda protestocu öğrencileri tanımlarken “taş, sopa, yumurta, molotof atıyorlar” dediniz. Oysa şu ana kadar hiçbir öğrenci protestosunda molotof kokteyli kullanılmadı, taş da atılmadı.Herhalde siz PKK eylemcileriyle protestocu öğrencileri karıştırıyorsunuz ya da size yanlış bilgi veriyorlar. *****Yaşadığımız kurultayı “CHP’nin iktidar yürüyüşü” olarak tanımlayanlara sormak lazım; CHP ne zaman yürümeyi bırakıp koşmaya başlayacak? (Gani Yıldız)*****Maliye Bakanı, “Benzin nerede 4 TL’ye satılıyor? Ben görmedim!” demiş. Biz de aynı şeyi söylüyoruz; litresi 4 TL’ye benzin satılması dünyada görülmemiş şey! (Gani Yıldız)
OKURLA SOHBETLERSevgili okurlar; gündem baş döndürücü bir hızla gelişiyor. Yumurtalı eylemler, polisin şiddet kullanması, Başbakan’ın öğrencileri sert biçimde eleştirmesi, Kayseri’deki yolsuzluk iddiaları ve karşılıklı atışmalar CHP Kurultay’ı ve BDP’nin “de facto”su iki dilli yaşam aynı hafta içinde farklı biçimlerde tartışıldı. CHP’nin Kurultay’ı beklenenin de üzerinde bir başarıyla sona ererken dil tartışması herhalde çok alevli hale gelecek.BDP’nin ani dayatmasıBDP uzun süredir “ana dil” üzerinde çok duruyor ve “Kürtçe dilde temel eğitim” konusunda da talepler ileri sürüyordu. Geçen haftanın ortasında önce Meclis’te “birkaç cümleyle” yapılan Kürtçe konuşmaların ardından ani bir kararla “Biz artık bölgede çift dile geçiyoruz” açıklaması geldi. Kıyamet de koptu. Çünkü BDP’nin “fiili durum”a geçmesi iktidar partisinde de şok etkisi yarattı. Peşi sıra eleştiriler geldi.Geriye gidelimSon üç günün tartışmalarına gelmeden önce biraz geriye gitmekte yarar var. Çünkü o zaman konuyu algılamak daha kolay olacaktır. İktidar iki yıl önce “Kürt açılımı” adı altında yeni bir program başlattığını açıkladı. Ancak “Kürt açılımı” yapan iktidar her nedense içerik konusunda hiçbir şey söylemedi. Bunun yerine sivil toplum kuruluşlarına, gazetecilere ve muhalefete başvurarak “Ne yapılmalı?” diye sordu.Anlamsız tartışmalarAçıkçası tam iki yılımızı “içerik” açısından “anlamsız” tartışmalarla geçirdik. Kürt açılımı konusunda hiçbir şey söylemeyen iktidar “demokrasi, kardeşlik, barış, özgürlük” gibi karşı çıkılamaz sloganlar arkasına saklanarak “analar ağlamasın” edebiyatına sarıldı. Açık gerçek şuydu; İktidarın bir planı yok, amaç konuyu gündeme getirmiş olmakla Kürt halkının sempatisini toplamak ve bunu AKP’ye oy olarak kazandırmak.BDP sürekli ilerlediİktidar Kürt açılımı konusunda içerik sunamazken, BDP hızla ilerledi ve aslında birçok konuda “geri dönülemez” ataklar yaptı. Öncelikle “terör” konusu geri plana itildi, asıl muhatabın İmralı’daki kişi olması konusunda kamuoyu oluşturuldu, özerklik konusu ısıtılmaya başlandı, medyanın farkında olarak/olmayarak sadece Kürtler açısından yayın yapması ortamı hazırlandı.Sonunda “dayatma”BDP’liler usta hamlelerle sürekli mesafe alırlarken, iktidar konuyu sadece “Kürt oylarının AKP’ye akması” açısından değerlendirdiği için taleplerin yerine gelmesi konusunda hiç bir adım atmadı. Sonunda BDP “fiili durum” yarattı ve “İki dilli yaşama geçildiğini” ilan etti. Bu karar iktidar için beklenmedik şok bir karardı. Belli ki “Bu kadarı da olmaz” diye düşünenler karara nasıl tepki göstereceklerini de bilemediler.İktidarın bozulan kimyasıİlk tepki Meclis Başkanı’ndan geldi. Mehmet Ali Şahin, AKP’nin sıkı sıkı sarıldığı demokrasi ipinin bir “masal” olduğunu kanıtlarcasına “parti kapatmaktan” söz ediverdi. BDP’yi adeta tehdit ederek “Savcılar harekete geçebilir” dedi. “Her ne şart altında olursa olsun” parti kapatmanın asla olamayacağını söyleyen AKP’nin birden kapatmadan söz etmesi, “kimyasının da fena halde bozulduğunun” bir kanıtı gibi.Cumhurbaşkanı devredeKonuya Cumhurbaşkanı da katıldı. Önce klasik bir demokrasi ve halkların özgür iradesi söylevi veren Cumhurbaşkanı BDP’nin yaptığının yanlış olduğunu söyledi. Ama nedenini açıklamadı. Anlaşıldığı kadarıyla BDP’nin dayatması ve fiili durum yaratması Çankaya’yı da şiddetle rahatsız etmişti. Cumhurbaşkanı’nı İçişleri Bakanı, Savunma Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı izledi. Söylenen aynıydı. “Bu yanlış.”Gerekçe henüz yokOysa AKP’nin çok basit bir soruya cevap vermesi gerek. Kürtler’in çoğunlukta olduğu bölgelerde talebalarını çift dille yazmaları doğru mu yanlış mı? Şu ana kadar bu soruya cevap yok, ama kararın “fiiliyata geçirilmesinin yanlış olduğu” konusunda görüş birliği var. Sadece iktidar değil, yandaşları da aynı görüşte. Bu durumda demek ki “demokrasiyi konuşmak güzel ama uygulamaya geçilmesinde sıkıntı var.”Hep bunu söyledimBu köşeyi izleyenler kimbilir kaç kere okumuşlardır; hep söylediğim şu “Bugünkü iktidar ve yandaşlarının demokrasi, özgürlükler, insan hakları ve hukuk konusundaki görüşleri kağıt üzerindedir. Bunları söylüyorlar ama asıl önemli olan bunları yaşamaktır. İktidar işte buna yanaşmıyor, sadece konuşuyor.” BDP’nin “de facto”su bu maskenin bir kere daha düşmesine yaradı aslında, hepsi bu.Ve asker devredeİktidar, sadece lafla götürmek istediği demokratik açılım konusunda büyük bir sıkıntıya girmiş ve kimyası bozulmuşken, devreye beklenmedik biçimde Türk Silahlı Kuvvetleri girdi. Hükümeti düştüğü çukurdan kurtarmak isteyen Genelkurmay “Dil konusunda rahatsısız” açıklaması yapıverdi. İktidara ve özellikle yandaşlara da o andan itibaren “gün doğdu.” Anında Silahlı Kuvvetler’in ipine sarıldılar.Orduya yeni saldırıŞimdi yepyeni bir oyunla karşı karşıyayız. Ordu iktidarı kurtarmak için bir açıklama yapıyor, iktidar ve yandaşları da BDP’nin dayatmasına karşı ne yapacaklarını konuşmak yerine hedefi şaşırtıp yeniden orduya saldırının dayanılmaz keyfini yaşıyor. İki gündür yandaş medyanın manşetleri ve neredeyse tüm köşe yazıları orduya hakaretle dolu. İnsan bu oyunu ibretle izlerken “pes” demeden edemiyor.CHP KurultayıSevgili okurlar, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “tahmin ettiğimi” başardı ve partisine hakim olduğu gibi arkasına da çok büyük bir destek aldı. Yeni CHP yönetimi, seçim takvimini iyi değerlendirir, Kılıçdaroğlu’nun Kurultay konuşmasında verdiği sözleri yerine getireceğini halka inandırırsa, AKP iktidarına karşı alternatif olma şansını yakalar. Kurultay hiç kuşkusuz siyasetimize de yeni bir hareket getirecektir.CHP’liler coşkuluyduKurultay’ı televizyon ekranlarından izledim ben de herkes gibi. Salona gitmedim, oysa Ankara’daydım. Elbette davet edilmediğim yere gitmem yakışık almazdı. Ancak gözlediğim kadarıyla salonda coşku hakimdi. Partililerin büyük çoğunluğu hayli umutlanmış göründü gözüme. Buna karşın Parti Meclisi listesi konusunda bazı eleştiriler gelecektir. Yeni yönetimin bunları hazımlı karşılayacağını umuyorum.Polisi şiddetiBu hafta son olarak ODTÜ yaşanan polis saldırısına değinmek istiyorum. Yumurtalı eylemlere “şiddetli tepki gösteren” AKP ve yandaşlarının temel savunusu, bu eylemlerin “yasaları çiğnemek” olduğu idi. Onlara göre üniversite öğrencileri şiddet kullanmışlardı, trafiği engelleyerek başkalarının haklarını gasp etmişlerdi. Daha da ileri gidip üniversitelilerin arasına sızmış ajanların olayları çıkardığını ileri sürmüşlerdi.Peki ODTÜ olayı ne?Hepsine tamam diyelim. Öğrenciler yumurta attı, pankart sopalarıyla polise vurdu, yolların kapanmasına ve vatandaşın özgürce seyahat etmesine engel oldu, polis de onları dağıttı. Peki ODTÜ’yü nasıl açıklayacaksınız? Öğrenciler kampüs içindeler, yani kendi yerlerindeler, Başbakan’ı sözle ve uzaktan protesto ediyorlar. Polis de Başbakan’ın çıkışında sıcak bir temas olmasını gayet güzel engelliyor.Başbakan gidincePolis Başbakan’ı koruduğuna göre, Erdoğan ve yanındakiler ODTÜ’den ayırılınca üniversiteden çıkmalıydı. Ama öyle yapmadı. Başbakan kampüsü terkettiği an öğrencilere copla girişti, gaz bombaları attı. Neden? Başbakan’la birlikte çıkıp gitse hiç olay çıkmaz, hiçbir öğrenci dayak yemez, yüzlerce kişi gazdan etkilenmezdi. Demek amaç olay çıkmasını önlemek değil, tam tersine öğrencileri dayaktan geçirmek.Hepinize iyi haftalar dilerim.
ÇOK GÜLDÜMYıldırım Tuna yine döktürmüş bu hafta. Sayfanın elverdiği ölçüde fıkra seçebilmek için bile çok zorlandım. Çünkü birine gülerken diğerine daha fazla güldüm. Sizin de çok hoşunuza gideceğim Yıldırım Tuna’dan bir demet fıkrayı hepbirlikte okuyup pazar günümüze neşe ve keyif katalım;Sigara bırakmaAdam sabah işine giderken kalp spazmı teşhisiyle acile kaldırılmış, doktor ilk olarak “Sigara içiyor musunuz?” diye sormuş, “Hayır, günde bir paket içiyordum, bıraktım..” diye cevap vermiş adam, “Oooo, çok güzel.. Bu işimiz hayli kolaylaştırır.. Ne zaman bırakmıştınız?” demiş doktor,“Şeyy” demiş adam,” Bu sabah 09.30’da..!”Çocuğumun babasıAdam Süpermarkette kasa kuyruğundayken harika bir sarışın fıstığın kendisine el salladığını fark etmiş, o ‘güzel şey’i nereden tanıdığını anlamak için çaba harcarken “Beni tanımadınız mı? Siz çocuklarımdan birinin babasısınız” demiş fıstık kız. Adamın aklı birden uçup gitmiş, hafızası yıllar önce bir iş seyahatinde eşini hayatta aldattığı o tek geceye gitmiş, ”Siz.. Siz.. Arkadaşımın ‘Bekarlığa veda gecesinde bilardo masasının üzerinde beni ıslatılmış deri kamçıyla döverek tahrik edip daha sonraÖ Aman Tanrım..” demiş adam müthiş pişman bir şekilde başını öne eğerek.. “ Saçmalamayın..!” demiş kız sinirlenerek..” Bunları da nerden çıkardınız?.. Ben oğlunuzun sınıf öğretmeniyim..!”TimsahAdam ilk defa gittiği Avustralya’da meşhur deniz timsahlarının bulunduğu körfezde hava sıcak olmasına rağmen ‘timsahlar saldırır’ diye denize giremiyormuş.. Kayaların üzerinde oturmakta olan bir yerliyi görüp “Buralarda timsah var mı?” diye seslenmiş. “Nerdee” demiş yerli, “Yıllardır bir tane bile yok.” Kendini emniyette hisseden adam denizin koyu lacivert derin sularına bırakmış kendini, sahilden epey uzaklaştıktan sonra “Buradaki timsahlardan nasıl kurtuldunuz” diye yerliye doğru seslenmiş, “Biz bir şey yapmadık” diye cevap vermiş yerli parmağı ile hemen ileride yaklaşan siyah karartıları işaret ederek, “Buranın asıl köpekbalıkları meşhur.. Denizde hareket eden her hangi bir şey hissettiler mi anında yetişip parçalıyorlar..!”NakitDelikanlı bir süredir çıktığı kız arkadaşını şehirden ve gözlerden uzak bir yere götürmüş, ormanda bir yere park edip ona heyecanla sarılmak isteyince kız “Bunu sana daha önce söylemek isterdim ama olmadı” demiş, ‘Ben hayatımı fahişelik yaparak kazanıyorum, devam etmek istersen 20 dolarını alırım.’ Bu sözler üzerine yıkılan delikanlı arkasına yaslanıp bir süre kımıldamadan durunca ‘Eee?’ demiş kız, ‘Teklifim hoşuna gitmedi galiba.. O zaman şehre dönelim.’ Delikanlı ‘Benim de sana söylemediğim bir şey var’ diye başlamış “Ben de hayatımı taksi şoförlüğü yaparak kazanıyorum, buradan şehre 25 dolar alırım.. Nakit..!”ZenginlikSaçlar Gümüş..Dişlerde Altın..Böbreklerde Taş,Kanda Şeker..Bacaklarda, Kalçalarda Platin,Ve içi tamamen Doğal Gaz..İnsan yaşlandıkça zenginleşiyor be!Kadın hormonuYapılan laboratuvar çalışmalarına göre içkide yüzde 100 saf ‘Kadın Hormonu’ bulunduğu kesin olarak tespit edilmiştir. Şöyle ki; Teoriyi ispat etmek için 100 erkeğe 4’er duble içki içirdikten sonra erkeklerin ‘Kadınsı Özellikler’ göstermeye başladıkları aşağıdaki semptomlardan anlaşılmıştır.* Tamamının 35 yaşından sonra şişmanladığı,* Saçma sapan konuşmaya başladıkları,* Birden çok hissi ve duygusal oldukları,* Araba kullanamadıkları,* Mantıklı düşünemedikleri,* Ortada hiçbir şey yokken tatsızlık çıkardıkları,* Küçük tuvaletlerini klozete oturarak yaptıkları* Hata yapınca özür dilemedikleri tespit edilmiştir..!En güzel kadınlarAdam psikiyatrına gidip “Doktor, dün gece korkunç bir rüya gördüm, bir koroda şarkı söyleyen dünyanın en güzel kadınlarının arasındaydım, sarışınlar, esmerler, kumrallar.. Bir sağa bir sola sallanıp şarkı söylüyorduk” demiş, “Bir dakika” demiş doktor, “Bu rüya hiç de korkunç gözükmüyor?” Adam “Tamam da doktor” demiş “Soldan üçüncü tek şişko ve saçı başı darmadağın kadın bendim!”*****HOŞUMA GİDEN ŞEYLERProf. Özcan Köknel’e katkıTıptaki bayarılarının yanısıra yazarlığı ile de tartışılmaz isimlerdenr biri olan Prof. Özcan Köknel, “Çatışan Değerlerimiz” adlı kitabında şöyle bir soru sormuş ve altına da 4 şık koymuş.“Erkek kedi bir ağaca çıkmış ve inmek bilmiyor. Kediyi o ağaçtan indirmek için ne yaparsınız?”1) Ağaca tırmanırsınız.2) Merdiven dayayıp tırmanırsınız.3) “Gel pisipisi” diye seslenirsiniz4) Dişi bir kedi getirirsiniz.5) İtfaiyeyi çağırırsınız.Köknel daha sonra şıkları değerlendirmiş;1) Ağaca tırmandıysanız; cesur ve girişkensiniz. İyi bir “satış temsilcisi” olursunuz.2) Ağaca merdiven dayadıysanız; hedefe hangi yöntemle ulaşacağınızı planlayabiliyorsunuz. İyi bir “halkla ilişkiler müdürü” olursunuz .3) “Gel pisipisi” diye seslendiyseniz, saflık derecesinde iyimsersiniz. Ne yaparsanız, yapın, sakın kendi işinizi kurmayın.4) Dişi bir kedi getirdiyseniz; kendi işinizi kurup çok başarılı olabilirsiniz.5) İtfaiye gibi kurtarıcı görevlileri aradıysanız; sorumluluğu başkalarına atmayı beceren “iyi bir üst düzey yönetici” olursunuz.Köknel’in bu şıklarına ve değerlendirmelerine daha sonra gelen “ekler” ise şöyle;6) Ağacı kesersiniz, böylece başka kedilerin çıkmasını da engellemiş olursunuz: Sizden mükemmel bir “kamu yöneticisi” olur.7) “Bana ne” deyip yolunuza devam edersiniz. Sizden çok iyi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olur.8) Kendiniz dişi kedi kılığına girip ağacın altında cilve yaparsınız. Magazin medyası peşinizi bırakmaz, şöhret olursunuz.9) Kediyi silahla vurursunuz ve ağaçtan düşer. Amaç kediyi ağaçtan indirmek değil miydi? Sizden çok iyi bir darbeci paşa olur.10) Yüksekçe bir yere çıkıp çevrede biriken topluluğa kedileri ne kadar sevdiğinizi anlatırsınız. Sizden çok iyi CHP başkanı olur.11) Kediye bağırıp çağırıp hakaret, tehdit ederek indirmeye kalkarsanız sizden çok iyi “AKP genel başkanı” olur.*****Gani Yıldız’dan1167 ülkeli Dünya Demokrasi Endeksi’nde 2 basamak inerek 89’uncu olmuşuz. Biz, “Şampiyonluğa oynuyoruz!” lafıyla uyurken takım küme düşmeye gidiyor!Marka Konferansı’nda konuşan Kılıçdaroğlu, “CHP, siyasetin markası olarak hep ayakta kaldı” demiş. Ufak bir not: Bir ara da meclis dışı kaldı...Başbakan, “Yükseköğretimde yapılacak bir hata 100 yıla mal olur!” demiş. SBS komedisine bakıp ilköğretimde yapılan hatanın faturasını da yıl olarak çıkarabilir miyiz?Kayseri’nin havası yolsuzluk iddialarıyla ısınıyor. Kayseri için “Pastırma Sıcakları” asıl şimdi başlıyor!
Bugün yapılacak CHP Kurultayı’nda Parti Meclisi’ne kimler girecek; Baykal’cılar, Sav’cılar listede yer alacak mı, çok açık söyleyeyim hiç önemsemiyorum bile.Çünkü halkın arasında biraz gezince kimsenin de bunlarla ilgilenmediğini görüyorum. Evet, hemen herkes CHP Kurultayı ile ilgili ama merak edilen, CHP’nin seçimlerde bir umut olup olmayacağı.Türkiye’de önemli bir kesim AKP iktidarının uygulamalarından rahatsız. İktidarın ülkeyi farklı bir yaşam biçimine götürdüğü, Cumhuriyet rejiminin, Atatürk ilke ve devrimlerinin rafa kaldırılacağı endişesi ve kuşkusu içinde.Aynı kesim, bunu önlemenin tek yolunun seçimden geçtiğini de bildiği için, 6 ay sonra yapılacak seçimlerde AKP’nin yeniden tek başına iktidarda olmasını istemiyor. O halde CHP’de hangi kliğin Parti Meclisi’ne ne kadar adam soktuğu kimsenin umurunda değil. Herkes Kılıçdaroğlu’nun umut olup olamayacağını merak ediyor ve bugünkü kurultayın sonucunu bekliyor.Eğer Kılıçdaroğlu bu kurultayda özgürce çalışabileceği arkadaşlarını seçebilir, parti içi koalisyonu andıran bir yapıya boyun eğmezse kamuoyundaki umutlar da artacaktır.Eğer tersi olur da Kılıçdaroğlu bir yandan Baykal’ın tehditlerine diğer yandan da Sav’ın ayak oyunlarına karşı çıkamazsa derin bir umutsuzluk kendini gösterecektir.Peki Kemal Kılıçdaroğlu gerçekten genel başkan olduğunu kanıtlayabilir mi? Birlikte çalışacağı parti yönetimini seçebilir mi?Sanıyorum ki bunu yapacaktır. Devlette çalışmanın ağırlığını ve temkinini koruyan, yılların verdiği siyasi deneyim için “sakin güç” olma yeteneğini iyi kullanan Kılıçdaroğlu’nun, parti içi bir koalisyon yoluna gitmeyeceğini halka da umut verebilecek yeni bir listeyi çıkarabileceğini sanıyorum.Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun “bir tasfiye gibi algılanacak” biçimde davranmayacağını, görüntü olarak Baykal’ın ya da Sav’ın yanında gibi portre çizen, ancak deneyim ve bilgi birikimleriyle Türkiye’nin ihtiyacı olan isimleri de komplekse kapılmadan listesine alacağını düşünüyorum.Kılıçdaroğlu bugün bunu başarırsa, hem AKP iktidarına karşı ne yapacağını bilemeyen ve telaşa kapılan milyonların umudu olur hem de iktidar yolunu açabilir partisine.*****CHP’de İstanbul’a bir kadın başkanKurultaydan sonra CHP’nin örgüt yapısında da önemli değişiklikler olması kimseyi şaşırtmasın. Bu değişikliklerde kadınların önemli rol oynayacağını söylemek de yanlış olmaz.Konuştuğum CHP’liler, partinin kadın konusunu uzun süredir çok ihmal ettiğini söylediler. Göstermelik bir kadın kotası olmasına rağmen kadınlar parti yönetiminde de tabanında da çok etkili ve etkin değil.Kılıçdaroğlu’nun bu sorunu gidermek için kurultaydan sonra kadınların ağırlığını hissettirecek bazı değişimlere gideceği ileri sürülüyor.Örneğin Türkiye’nin en büyük ili İstanbul’un başına bir kadının getirilmesi olasılığının yüksek olduğunu duydum. Kılıçdaroğlu’nun, o kadının “bir Karadenizli kadın” olmasından yana olduğu belirtiliyor.Tabii bu tahminleri yürütenler, seçimlerde milletvekili olmayı düşünen şimdiki başkan Berhan Şimşek’in istifa etmek durumunda olmasına dikkat çekiyorlar.Peki İstanbul’a bir kadın ve Karadenizli bir kadın başkan kim olabilir? Bu konuda herkesin üzerinde ittifakla durduğu tek kadın aday Aylin Kotil. Yıllardır CHP’ye canla başla hizmet eden Aylin Kotil’in, CHP’ye büyük yararlar sağlamış köklü bir aileden geldiğine de dikkat çekenler “Aylin Hanım, yetenekleri, başarılı çalışmaları, mazbut yaşamı, toplumla ilişki kurmadaki nitelikleri ile İstanbul’a da yakışır” diyorlar. *****Bravo Nihat Sırdar tek kişilik ordu gibisinAlem FM’in başarılı programcısı Nihat Sırdar’ın “benzin zammına karşı eylem yapın” çağrısını yazmıştım perşembe günü hatırlarsanız.Sırdar ve yayın ortağı “Sivrisinek” iktidarın akaryakıta yaptığı anormal zammı protesto etmek için her sabah saat 8’de ve akşam 7’de trafikteki araçların flaşörlerini yakmalarını ve kornalarına basmalarını istemişti.Gözlediğim kadarıyla bu eylem şaşırtıcı bir başarı ile sürüyor. Benim çok hoşuma giden nokta ise sanki eylem kampanyasını ben başlatmışım gibi yüzlerce okurun “biz de katıldık ve devam edeceğiz” mesajları atması oldu.Ayrıca kendim de gözlerimle gördüm, eylem saatinde çok sayıda araç flaşörlerini yaktı ve korna çalmaya başladı. Bunun dışında İstanbul’un çeşitli yerlerinde “eyleme ciddi katılım olduğu” yolunda haberler aldım.Bravo Nihat Sırdar. Tek kişilik ordu gibi çalışarak, halkın küçük de olsa bir tepki koyma, eylem yapma özelliğini harekete geçirdi.*****Renkli Devrimİki hafta önce değerli dostum (Galatasaraylı) Mesut Gümüştaş “Doğan abi (Dr. Doğan Sarıbeyoğlu) ile yemekteyiz, oradan da bir okulu ziyaret edeceğiz, seni de bekliyoruz” dedi.Yemek faslından sonra Fransız Sainte Pulcherie Lisesi’ne gittik. Gümüştaş’ın oğlu orada okuyor. Müdür Pierre Gentric karşıladı bizi, okulu gezdirdi.1846’dan beri eğitim veriyor Sainte Pulcherie. Beyoğlu’nun bir ara sokağındaki tarihi binadalar. Ama okulun içi çok modern. İnsanın yüreğinde, ki bu duyguyu pek çok okulu gezerken yaşıyorum, yeniden o yıllara dönme arzusu yükseliyor. Keşke...Pierre Gentric sıkı ve ciddi bir eğitimin yanı sıra sanat faaliyetlerine de çok önem verdiklerini anlattı. Sonra da okulun en alt katında yeni yaptırdıkları, pek çok ünlü sanat galerisine parmak ısırtacak güzellikteki sergi salonuna götürdü bizi. Gerçekten mükemmel bir sanat galerisi kazanmış okul ve dolayısıyla da İstanbul.Salı günü bu galeride Devrim Erbil sergisinin açılışı vardı. Erbil Türkiye’nin en önemli resim sanatçılarından biri. Ama bu serginin özelliği, ilk kez yine kendisi gibi sanatçı olan kızı Renk ile birlikte olmaları.Devrim Erbil “Renk’li Devrim” adını vermiş sergiye. Dünden bugüne pek çok eseri var Devrim Erbil’in sergide. Kızı Renk’in ise “turuncu takıntısı” görülmeye değer.Hem bu sergiyi hem de Sainte Pulcherie’nin İstanbul’a kazandırdığı galeriyi görmek için mutlaka gidin derim.*****Günün manşetiBalyoz davası başladı. Üzerinde nasıl olsa çok tartışılacak. İlk günün ardından haberi nasıl değerlendirdiklerini merak ettim, gazetelerin manşetlerine baktım.En şaşırtıcı manşet Star Gazetesinin manşetiydi. Gazete “196 asker sempozyumdan sonra ilk kez bir arada” diyor. Yani askerler 7 yıl önce toplanmışlar, darbe yapmaya karar vermişler, sonra da dağılmışlar.Bir daha bir araya gelmedilerse, darbe nasıl yapılacaktı peki? Bu manşet darbe paranoyası yaratanların bilinçaltı itirafı gibi değil mi?*****Reklamın kötüsü olmaz: “Dünyanın en pahalı benzinini kullanıyoruz!” diyerek Guinness’e başvursak sonuç alır mıyız?
Dünyanın en pahalı benzinini, benzin ağız alışkanlığı tabii, akaryakıtını Türkiye’de yaşayanlar alıyor. Çünkü devlet vatandaşını “yolunacak şey” olarak gördüğünden ve “dolaylı vergi en kolay yol” olduğundan akaryakıt fiyatlarına canının istediği vergiyi salabiliyor.Böylelikle petrolün varili 140 dolarken benzinin litresi 2 lira olabiliyorken, petrol fiyatları 90 dolarlara indiğinde benzinin litresi 4 liraya çıkabiliyor. Ekonomik mucize dedikleri de bu olsa gerek,Herkes öfkeli, herkes kızgın. Medyaya binlerce mail yağıyor; kahvelerde, benzinliklerde, evlerde, iş yerlerinde herkes bu zammı konuşuyor.İyi de sonuç var mı? Yok. Hükümet yetkilileri “vergiden vazgeçmeyeceklerini” göğüslerini gere gere açıkladıktan sonra topu akaryakıt satanlara atıyorlar ve “Onlar kârlarından biraz vazgeçsinler” önerisinde bulunuyorlar.Eski AKP’li Bakan Abdüllatif Şener, Güngör Mengi’ye “dünyanın en gürültülü bombasını patlatsanız Türkiye’de duyulmaz” demiş. Yani halkımız o kadar duyarsız, o kadar ilgisiz.Oysa kızgınlık konusunda ise herhalde dünya birincisi oluruz. Sokağa çıkın, halkı dinleyin, öfkeyi göreceksiniz. Buna karşın “tepki” yok denecek kadar az.Gerçi “azıcık tepki gösteren” bile feleğini şaşırıyor başına gelenler yüzünden ama, itiraf etmeliyiz ki geleneğimizde tepki koyma, direnme, eylem yapma pek yok. Ancak bıçağın kemiğe dayanması gerek.Şimdi size bu köşeden bir “eyleme katılma” önerisi yapmak istiyorum.Alem FM’in başarılı programcısı Nihat Sırdar, sabahları tek başına, akşamları da yanına Sivrisinek’i alarak halkı “benzin zammına karşı eyleme” davet ediyor.Sırdar’ın “eylemi” son örneğini dün Yunanistan’da gördüğümüz gibi sokaklara dökülmek değil. Diyor ki Sırdar “Her sabah saat 8’de ve akşam 7’de, trafikte olanlar flaşörlerinizi yakın ve o sırada çaldığım Damat adlı şarkıya uygun tempo tutarak kornanızı çalın.”Eylem birkaç gündür devam ediyor. Bu sırada genellikle trafikte oluyorum ve pek çok katılan olduğunu görüyorum.Çok masum, çok zararsız bir eylem. Yazdığım saatlerde trafikte olanlar 89.2 Alem FM’i açsınlar ve Nihat Sırdar’ın anonsundan sonra flaşörlerini yaksınlar. Elbette flaşörleri yakmak trafik için sakıncalı, ama eylem de zaten birkaç dakika sürüyor, o kadar da kural ihlali olur.Sonuç; bu eylemin hükümete geri adım attıracağına inanmayabilirsiniz, ama halkın tepkisini görmeleri açısından çok yararlı olacaktır.*****Kayseri olayının anlaşılır haliİktidar ve yandaşları Kemal Kılıçdaroğlu’nun Meclis Kürsüsü’nden açıkladığı skandalı sulandırmak, küçültmek ve durumu CHP’nin aleyhine çevirmek için çırpınır durumda.Bakanlar ve Kayseri Belediye Başkanı ekranda yolsuzluğu yalanlama yarışında. Kimileri de “Alt tarafı Kayseri’de bir olay olmuş, CHP Başkanı’nın vizyonuna sığar mı bunu gündeme getirmek” diyerek iktidara örtülü destek veriyor.Sonuçta yolsuzluk yolsuzluktur, büyüğü küçüğü olmaz.Ancak kafaların karıştığı da bir gerçek. Böylece belge ve bilgiler de kirleniyor.Anlaşılır biçimde olayı özetleyeyim.* Kayseri Belediyesi’nde çalışan Ali Hamurcu adlı kişi var, şoförlük yapıyor.* Bu kişi pek makbul biri değil.* Bir taksi durağından rüşvet almakla suçlanınca gözaltına alınıyor.* Sorgulaması sırasında “konuşacağını” söylüyor.* Ali Hamurcu öncelikle bunu “başkaları için topladığı rüşvetten komisyon aldığı” olarak anlatıyor.* Ardından Belediye adına çeşitli yerlerden rüşvet alındığını iddia ediyor ve isimler veriyor.* Hamurcu’nun iddiaları üzerine soruşturma yapılıyor.* Ancak yargı Hamurcu’nun iddialarının geçersiz olduğuna karar veriyor.* Ama aynı yargı Ali Hamurcu’nun rüşvet aldığını saptıyor ve hapis cezası veriyor.* Ali Hamurcu hapisteyken izinli çıkıyor ve Yusuf Erikel adlı küçük bir parti başkanıyla buluşuyor.* Erikel Hamurcu’yu Masonların başkanını vurmaya azmettiriyor.* Ali Hamurcu bu suikasti gerçekleştiremeden yakalanıyor. Ergenekoncu olduğu iddiasıyla Silivri’ye gönderiliyor.* İktidar ve yandaşları, tüm iddiaları Ali Hamurcu’nun “makbul olmayan” kişiliği üzerine kurup “CHP bu adamın sözüne inanıyor” diyor.* Oysa durum öyle değil. Ali Hamurcu tıpkı “PKK’lı itirafçı” rolünde. İçinde kendisinin de olduğu bir şebekeyi ihbar ediyor. Tahminen kendi avantası kesilmiş.* Ali Hamurcu’nun suçlu olması, rüşvet ağının gerçek olmadığı anlamına gelmez.* Durum ortada. Ali Hamurcu zaten suçlu ve yargılanıp hapse mahkûm olmuş. * Ali Hamurcu’nun rüşvetçi olduğu saptanırken, her nasılsa diğer rüşvetçiler hakkında hiçbir kanıt bulunamıyor.* İktidar ve yandaşların açıklaması gereken nokta budur.*****Hep bunu anlattıkReferandum sürecinde iktidarın yargıyı tamamen ele geçirmek istediğini anlatmaya çalıştı pekçok kişi. Ama iktidar ve yandaşları “ileri demokrasiye geçileceğini, yargının hükümet emrine girmeyeceğini, tam tersine her şeyin hukuka daha uygun geleceğini” söyledi durdu.Sonuç “evet” çıktı. Yandaşlar ilk şoku HSYK seçimlerinde Bakanlığın hazırladığı listenin kazanmasıyla yaşadılar. Şimdi ise sıra asıl uygulamaya geldi. Balyoz hâkimi ilk duruşmaya iki gün kala görevden alındı.Adalet Bakanı “hâkimin güvenilir bulunmadığını” açıkladı. HSYK’nın tüm üyeleri bu görüşteymiş.Çünkü bu hâkimin tarafsız olmayacağı görülmüş.Bu konuda hiç yorum yapmayacağım. Ama daha ilk eylemde HSYK üyeleri “nasıl karar aldıklarını” çok iyi gösterdiler. Bunun bilinmesi gerek.Evet, hâlâ yetmez mi?*****Avrupa gibi demokrasi Çin gibi ekonomiDışişleri Bakanımız Türkiye’nin geldiği noktayı ve hedeflerini anlatırken “Avrupa Birliği’ndeki demokrasimiz, Çin’deki gibi ekonomimiz olmalı” demiş.Evet, Avrupa Birliği ülkeleri gerçekten “ileri demokrasiyi” yaşıyor, Çin’in sağladığı ekonomik büyüme ve bunun sonucunda vardığı dünya çapındaki başarıyı görmezden gelemeyiz.Keşke demokrasimiz Avrupa’daki gibi, ekonomimiz de Çin’deki gibi olsa.“Keşke” diyorum çünkü ikisi aynı anda pek olamaz.Çin’de büyük bir ekonomik patlama var ama demokrasi yok. Tersten bakarsak, Çin’de demokrasi olmadığı için ekonomik açıdan olağanüstü bir büyüme var.Gıpta ettiğimiz Çin, “komünist disiplin altında, azgın bir kapitalizmi işleterek” ekonomik mucize yaratıyor. Çin halkına demokrasinin kırpıntısını bile çok görüp, kendi insanının emeğini çok ucuz ücretle sömürerek dünyaya kafa tutuyor.Gıpta ettiğimiz Avrupa demokrasisinde ise “insanların boğaz tokluğuna çalıştırılması” mümkün değil. Liberal görünümlüler biraz bu konuya eğilmeli.