Bugün yapılacak CHP Kurultayı’nda Parti Meclisi’ne kimler girecek; Baykal’cılar, Sav’cılar listede yer alacak mı, çok açık söyleyeyim hiç önemsemiyorum bile.
Çünkü halkın arasında biraz gezince kimsenin de bunlarla ilgilenmediğini görüyorum. Evet, hemen herkes CHP Kurultayı ile ilgili ama merak edilen, CHP’nin seçimlerde bir umut olup olmayacağı.
Türkiye’de önemli bir kesim AKP iktidarının uygulamalarından rahatsız. İktidarın ülkeyi farklı bir yaşam biçimine götürdüğü, Cumhuriyet rejiminin, Atatürk ilke ve devrimlerinin rafa kaldırılacağı endişesi ve kuşkusu içinde.
Aynı kesim, bunu önlemenin tek yolunun seçimden geçtiğini de bildiği için, 6 ay sonra yapılacak seçimlerde AKP’nin yeniden tek başına iktidarda olmasını istemiyor. O halde CHP’de hangi kliğin Parti Meclisi’ne ne kadar adam soktuğu kimsenin umurunda değil. Herkes Kılıçdaroğlu’nun umut olup olamayacağını merak ediyor ve bugünkü kurultayın sonucunu bekliyor.
Eğer Kılıçdaroğlu bu kurultayda özgürce çalışabileceği arkadaşlarını seçebilir, parti içi koalisyonu andıran bir yapıya boyun eğmezse kamuoyundaki umutlar da artacaktır.
Eğer tersi olur da Kılıçdaroğlu bir yandan Baykal’ın tehditlerine diğer yandan da Sav’ın ayak oyunlarına karşı çıkamazsa derin bir umutsuzluk kendini gösterecektir.
Peki Kemal Kılıçdaroğlu gerçekten genel başkan olduğunu kanıtlayabilir mi? Birlikte çalışacağı parti yönetimini seçebilir mi?
Sanıyorum ki bunu yapacaktır. Devlette çalışmanın ağırlığını ve temkinini koruyan, yılların verdiği siyasi deneyim için “sakin güç” olma yeteneğini iyi kullanan Kılıçdaroğlu’nun, parti içi bir koalisyon yoluna gitmeyeceğini halka da umut verebilecek yeni bir listeyi çıkarabileceğini sanıyorum.
Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun “bir tasfiye gibi algılanacak” biçimde davranmayacağını, görüntü olarak Baykal’ın ya da Sav’ın yanında gibi portre çizen, ancak deneyim ve bilgi birikimleriyle Türkiye’nin ihtiyacı olan isimleri de komplekse kapılmadan listesine alacağını düşünüyorum.
Kılıçdaroğlu bugün bunu başarırsa, hem AKP iktidarına karşı ne yapacağını bilemeyen ve telaşa kapılan milyonların umudu olur hem de iktidar yolunu açabilir partisine.
CHP’de İstanbul’a bir kadın başkan
Kurultaydan sonra CHP’nin örgüt yapısında da önemli değişiklikler olması kimseyi şaşırtmasın. Bu değişikliklerde kadınların önemli rol oynayacağını söylemek de yanlış olmaz.
Konuştuğum CHP’liler, partinin kadın konusunu uzun süredir çok ihmal ettiğini söylediler. Göstermelik bir kadın kotası olmasına rağmen kadınlar parti yönetiminde de tabanında da çok etkili ve etkin değil.
Kılıçdaroğlu’nun bu sorunu gidermek için kurultaydan sonra kadınların ağırlığını hissettirecek bazı değişimlere gideceği ileri sürülüyor.
Örneğin Türkiye’nin en büyük ili İstanbul’un başına bir kadının getirilmesi olasılığının yüksek olduğunu duydum. Kılıçdaroğlu’nun, o kadının “bir Karadenizli kadın” olmasından yana olduğu belirtiliyor.
Tabii bu tahminleri yürütenler, seçimlerde milletvekili olmayı düşünen şimdiki başkan Berhan Şimşek’in istifa etmek durumunda olmasına dikkat çekiyorlar.
Peki İstanbul’a bir kadın ve Karadenizli bir kadın başkan kim olabilir? Bu konuda herkesin üzerinde ittifakla durduğu tek kadın aday Aylin Kotil. Yıllardır CHP’ye canla başla hizmet eden Aylin Kotil’in, CHP’ye büyük yararlar sağlamış köklü bir aileden geldiğine de dikkat çekenler “Aylin Hanım, yetenekleri, başarılı çalışmaları, mazbut yaşamı, toplumla ilişki kurmadaki nitelikleri ile İstanbul’a da yakışır” diyorlar.
Bravo Nihat Sırdar tek kişilik ordu gibisin
Alem FM’in başarılı programcısı Nihat Sırdar’ın “benzin zammına karşı eylem yapın” çağrısını yazmıştım perşembe günü hatırlarsanız.
Sırdar ve yayın ortağı “Sivrisinek” iktidarın akaryakıta yaptığı anormal zammı protesto etmek için her sabah saat 8’de ve akşam 7’de trafikteki araçların flaşörlerini yakmalarını ve kornalarına basmalarını istemişti.
Gözlediğim kadarıyla bu eylem şaşırtıcı bir başarı ile sürüyor. Benim çok hoşuma giden nokta ise sanki eylem kampanyasını ben başlatmışım gibi yüzlerce okurun “biz de katıldık ve devam edeceğiz” mesajları atması oldu.
Ayrıca kendim de gözlerimle gördüm, eylem saatinde çok sayıda araç flaşörlerini yaktı ve korna çalmaya başladı. Bunun dışında İstanbul’un çeşitli yerlerinde “eyleme ciddi katılım olduğu” yolunda haberler aldım.
Bravo Nihat Sırdar. Tek kişilik ordu gibi çalışarak, halkın küçük de olsa bir tepki koyma, eylem yapma özelliğini harekete geçirdi.
Renkli Devrim
İki hafta önce değerli dostum (Galatasaraylı) Mesut Gümüştaş “Doğan abi (Dr. Doğan Sarıbeyoğlu) ile yemekteyiz, oradan da bir okulu ziyaret edeceğiz, seni de bekliyoruz” dedi.
Yemek faslından sonra Fransız Sainte Pulcherie Lisesi’ne gittik. Gümüştaş’ın oğlu orada okuyor. Müdür Pierre Gentric karşıladı bizi, okulu gezdirdi.
1846’dan beri eğitim veriyor Sainte Pulcherie. Beyoğlu’nun bir ara sokağındaki tarihi binadalar. Ama okulun içi çok modern. İnsanın yüreğinde, ki bu duyguyu pek çok okulu gezerken yaşıyorum, yeniden o yıllara dönme arzusu yükseliyor. Keşke...
Pierre Gentric sıkı ve ciddi bir eğitimin yanı sıra sanat faaliyetlerine de çok önem verdiklerini anlattı. Sonra da okulun en alt katında yeni yaptırdıkları, pek çok ünlü sanat galerisine parmak ısırtacak güzellikteki sergi salonuna götürdü bizi. Gerçekten mükemmel bir sanat galerisi kazanmış okul ve dolayısıyla da İstanbul.
Salı günü bu galeride Devrim Erbil sergisinin açılışı vardı. Erbil Türkiye’nin en önemli resim sanatçılarından biri. Ama bu serginin özelliği, ilk kez yine kendisi gibi sanatçı olan kızı Renk ile birlikte olmaları.
Devrim Erbil “Renk’li Devrim” adını vermiş sergiye. Dünden bugüne pek çok eseri var Devrim Erbil’in sergide. Kızı Renk’in ise “turuncu takıntısı” görülmeye değer.
Hem bu sergiyi hem de Sainte Pulcherie’nin İstanbul’a kazandırdığı galeriyi görmek için mutlaka gidin derim.
Günün manşeti
Balyoz davası başladı. Üzerinde nasıl olsa çok tartışılacak. İlk günün ardından haberi nasıl değerlendirdiklerini merak ettim, gazetelerin manşetlerine baktım.
En şaşırtıcı manşet Star Gazetesinin manşetiydi. Gazete “196 asker sempozyumdan sonra ilk kez bir arada” diyor. Yani askerler 7 yıl önce toplanmışlar, darbe yapmaya karar vermişler, sonra da dağılmışlar.
Bir daha bir araya gelmedilerse, darbe nasıl yapılacaktı peki? Bu manşet darbe paranoyası yaratanların bilinçaltı itirafı gibi değil mi?
Reklamın kötüsü olmaz: “Dünyanın en pahalı benzinini kullanıyoruz!” diyerek Guinness’e başvursak sonuç alır mıyız?

