Medya olarak yayınladığımız haberlerin akıbetini unutuyoruz. Oysa sonuna kadar peşini bırakmamak gerekir. Eskiler buna “fikr-i takip” derlerdi. Yani bir haberin peşini bırakmamak, sonucunu tam olarak öğrenmek.Bugün biraz “fikr-i takip” yapmak ve bir haberin akıbetini öğrenmek istiyorum.Referandumdan birkaç gün sonra, 15 Eylül günü gündeme çok ilginç bir haber düş-müştü. İngilizlerin ciddiyetiyle tanınan gazetesi Daily Telegraph İran’ın referandumda kullanılmak üzere AKP’ye 25 milyon dolarlık bir yardım yaptığını ileri sürüyordu.Gazetede Con Coughlin imzasıyla yayınlanan habere göre Tayyip Erdoğan- Ahmedinejat görüşmesinde varılan karar gereği İran AKP’ye iki parti halinde 25 milyon dolar göndermişti.Daily Telegraph bu para yardımının Türk halkının Mavi Marmara olayı dolayısıyla tanıdığı IHH aracılığı ile yapıldığını da ileri sürmüştü.Haberi yazan Coughlin bir batı gazetesinde yayınlandığı için bomba etkisi yaratmıştı. Hukuken bakıldığında paranın miktarının önemi olmadığı, bir partinin yabancı bir ülkeden hangi ad altında olursa olsun bir kuruş bile almasının kapatılmasına neden olacağı biliniyordu çünkü.Doğal olarak haber AKP’de büyük tepki yarattı. Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik haberin deli saçması ve yalan olduğunu açıkladı öncelikle. Çelik ardından da İngiliz gazetesi aleyhine ağır bir tazminat davası açacaklarını bildirdi.Aradan yaklaşık 2 ay geçti. Merak edip Daily Telegraph’a dava açılıp açılmadığını araştırdım. Geçen hafta sonu itibarıyla dava ile ilgili hiçbir bilgiye ulaşamadım. Dün konuyla ilgili yazımı yazarken, İngiliz Presse Gazetesi’ndeki Sarah Limbrick imzalı bir haber geldi önüme. Haberde Erdoğan’ın Daily Telegraph hakkında dava açtığı belirtiliyordu. Şimdi sormak istiyorum. Tabii bir cevap veren olacak mıdır bilemem. Çünkü AKP eleştiriden hoşlanmadığı gibi hangi konu olursa olsun cevap vermekten de pek hoşlanmıyor.Yine de sorayım;- İngiliz gazetesi Daily Telegraph’a dava ne zaman açıldı?- İstenen tazminat ne kadar?- Davayı hangi avukatlar sürdürüyor?- İran’dan söz konusu haberle ilgili bilgi istendi mi?- Dava ne zaman başlayacak?- Dava açıldığı haberi neden kamuoyuna duyurulmadı?- Türk kamuoyu dava haberini neden bir İngiliz gazetesinden öğreniyor?*****İş varsa yolsuzluk yok!Başbakan’ın “hitabet sanatını” çok iyi kullandığını her seferinde hatırlatıyorum. İşte son bütçe konuşmasında da müthiş sanatını yine konuşturdu Başbakan. Muhalefetin “yolsuzluk iddialarına” karşı “Ne yolsuzluğu?” dedi ve yapılan yatırımları anlattı. “Duble yolların yolsuzlukla mı yapıldığını” sordu örneğin. Yükselen binaları, açılan fabrikaları örnek göstererek “Yolsuzluk olsa bunlar olabilir miydi?” dedi.Kulağa çok hoş geliyor tabii. İlgisizce dinleyenlerin de “Adam haklı vallahi” demeleri de gayet normal. Oysa Başbakan’ın konuşması “hitabet sanatına” çok uygun da gerçekleri yansıtmıyor. Çünkü “hepsi birer başarı öyküsü olsa da, iş yapılmış olması, yolsuzluk yapılmadığının kanıtı” değildir.Ayrıca kimse Başbakan’a “Hiçbir şey yapmadan oturuyorsunuz ve yolsuzluk yapıyorsunuz” da demiyor. Yapılan işlerden sağlanan “haksız kazançlar” veya “yatırım sayesinde yapılan vurgunlar” konu ediliyor.Halkta yerleşmiş çok anlamlı ama bir o kadar da kötü bir deyiş var “Çalıyor ama çalışıyor.” Bir dönemin iktidarı için çok söylenmişti bu sözler.Kısacası “iş yapılması, yolsuzluğun panzehiri” değildir. Evet gözle görünür işler yapılmaktadır, halk bunlardan ciddi biçimde yararlanmaktadır, ama bu yapılan işler sırasında dönen dolaplar, çıkar ilişkileri, iş verirken benden olan olmayan ayırımı, bu sayede sağlanan haksız kazançlar da vardır. Bugün halk arasında “konuşulan yolsuzluk” budur. *****THY rötarı unutmuşCumartesi günü Stuttgart’a gittim. Atatürkçü Düşünce Derneği üyeleriyle sohbet toplantısına katıldım. İzlenimlerimi yazarım yarın. Uçuşum THY ile oldu her zamanki gibi. Biletim 14.50.Saatinde alandayım, pasaportu geçtim, biraz turladım, baktım ışıklı tabelada “uçağa gidiniz” yazıyor. Çıkış kapısı 203, neredeyse 500 metre yürüyorsunuz. Kapıya vardım, büyük bir kalabalık. Bırakın uçağa alınmayı, güvenlik kontrolü için bile eleman yok.Bekledik bir yarım saat. Gelen giden yok, uçak bile yok körükte. Bu sırada ışıklı levhada “son çağrı” yazıyor. Homurdanmalar oldu tabii, sonunda bir THY görevlisi geçiyordu, belli ki bu uçuşla ilgisi yok, ama herkes ona patladı o da telsizle sordu, 55 dakika rötar varmış.Meğer THY rötarı bildirmeyi unutmuş, ışıklı levha normal olarak “uçağa gidin” yazıyor. Neyse, durum düzeltildi, levhada 55 dakika gecikme belirtildi.Bunun üzerine Free Shop’ta gezmek üzere 500 metre geriye yürüdüm, ki benle beraber pek çok kişi aynı şeyi yaptı. Tam Free Shop’a geldik ki ışıklı levhada tekrar “uçağa gidiniz” yazmaz mı. Haydi tekrar geriye. Ama o ne, daha güvenlik kontrolü bile başlamamış. O 500 metre tekrar yürünmeyeceği için yayıldık kapının önündeki koridora, yarım saat daha bekledik.Ben ve benim gibiler neyse de, yaşlı kadınlar vardı, oturacak yer yok, öylece dikildiler ya da çömeldiler. Yazık değil mi?Uçağa binince güleryüzlü ekiple karşılaştık, Stuttgart’a inince de buranın personeli aynı güleryüzle karşılayınca inanın siniri geçiyor tabii. Ama bu, yapılan hatayı ve çektirilen eziyeti ortadan kaldırmıyor.*****Kenya BüyükelçiliğiSayın Ataklı, Size mutlu olduğum bir olayı anlatıp köşenizde de yayınlamanızı rica edeceğim.Efendim, kızım tatil amaçlı Kenya’ya gitmişti. Bir süre haberleşemedik. Oradaki elçiliğimize bir mail atarak, ne yapabileceklerini rica ile sordum. Hemen cevap geldi. Hem şaşırdım, hem de sevindim. Zira; yıllar öncesinden beri biz Türklerin birbirimize sahip çıkmadığımızı hele yurt dışı temsilciliklerimizin devlet ve millet kavramları ile alakaları olmadığına şahit olmaktaydım.Nairobi (Kenya) Elçiliğimize teşekkür ederek, sorunun hal olduğunu, bildiren ikinci bir mail’i gönderdim. Ardından hemen cevap mail’leri geldi. Sıcak bir ifade ile; ‘’Bir sorun olduğunda hemen arayın’’ diye özetlediğim bir mail yazmışlar. Çok mutlu oldum.Lütfen, bu yazımı yayınlayınız. Diğer temsilciliklerimize örnek ve destek olsun. Ben, yurt dışı temsilciliklerimizin tutumlarından (haklı olarak) hep şikâyetçi olmuş biriyim. Nairobi Elçiliğimizin tüm mensuplarına, başta Büyükelçimiz olmak üzere, sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Size de teşekkürler ve saygılarımla.*****Bireysel emekliliği yaygınlaştırıp insanların geleceğini kurtaracağımıza, bireysel silahlanmayı teşvik edip geleceklerini karartıyoruz. (Gani Yıldız)
Sevgili okurlar, hayli heyecanlı, kavgalı bir haftayı geride bıraktık. WikiLeaks belgelerinin yarattığı fırtınanın hasar tespiti yapılamadan bu kez üniversite öğrencilerinin dayaktan geçirilmesine ve üniversitelerdeki yumurtalı eylemlere kaptırdık kendimizi. Dayak ve yumurta eylemleri iktidarın karizmasını çizerken, özellikle yandaşların “iktidarı kurtarma” çabalarına tanık olduk.Yumurta imdat simidiİktidar tarafı önce dayak olayını görmezden geldi, sonra bir parça utanıp “bu kadarı zulme girer” demeye kalktı, Başbakan fırçalayınca utanma arlanma bir kenara bırakıldı ve dayak yiyenler suçlanmaya başlandı. Yumurta eylemleri ise yandaşların imdat simidi gibi oldu. Hep bir ağızdan öğrencilerin arkasında başka güçler olduğu, darbe ortamı yaratılmak istendiği iddiaları yaygınlaştırıldı.Taş atsalardı yaYumurtayı bir silah gibi gören ve “öğrenciler şiddete bulaştı” diyen, yumurta atmayı “darbecilik, statükoculuk, vesayetçilik” olarak niteleyen bu zihniyetin daha önceki “taş atma” eylemlerine “demokrasi, insan hakları” açısından yanaşması çifte standardın açık göstergesi. Üstelik “taş atma demokrasisi” sayesinde Hrant Dink’in katilini de, molotofla bir genç kızı yakanı da kurtarmıştı bu zihniyet.12 Eylül travmasıAskerlerin 12 Eylül darbesi, en büyük darbeyi gençliğe vurdu. “Komünizm tehlikesinden kurtarılan” ve “kapitalist sisteme oturtulan” Türkiye’de, sistemli biçimde, ilgisiz, duyarsız, bilgisiz, egoist bir gençlik yetiştirilmesine çalışıldı. Bunda başarılı da olundu. Gençler ülke gerçeklerinden uzak tutulduğu gibi tepki göstermeleri de engellendi. Neredeyse 30 yıldır kayda değer hiçbir gençlik eylemi yaşanmadı.Eylemler şaşırtıyor30 yıl tek tük olanlar hariç hiç öğrenci eylemi yaşanmayınca, doğal olarak herkes şaşırıyor. Ama beni asıl şaşırtan ve ayrıca da üzen, yaşları henüz 30’larda olanların geçmişi hiç bilmeden ve sadece bugünkü iktidarın penceresinden bakarak öğrenciler üzerine yorumlar yapmaya kalkması. Hele gençlerin “sükûnete” çağırılmaları “efendi olun” denmesi açıkçası insanın sinirini tepesine çıkarıyor.Tabii ki üniversiteÜniversite, öğretim sisteminin en tepesindeki nokta. İlköğretim ve lise-meslek eğitimi sonrası gençler artık yollarını çizecekleri üniversiteye geliyorlar. Bir yanda gençlik idealleri ve heyecan, diğer yanda gelecekle ilgili kuşku ve kaygılar var. Bilgi düzeyi de yüksek olunca “her konudaki isyan” doğal olarak kendine üniversitede zemin bulacaktır. Nitekim dünyada da muhalefet önce üniversitelerden başlar.Sindirmeye çalışmakÜniversiteliyi hizaya sokmaya, sindirmeye çalışmak hiçbir zaman iyi sonuç vermedi. Elbette şiddet kullandığınızda disiplini sağlarsınız, ama bunun bedelini toplumlar uzun yıllar yaşar. 1960’lı yıllarda başlayan öğrenci hareketlerine sağlıklı yaklaşılsaydı, ne fidan gibi gençlerimizi yitirirdik, ne darbelerle karşılaşırdık, ne de bugünkü saçma sapan darbecilik, statükoculuk, demokrasi karşıtlığı tartışmalarını yaşardık.Marjinal olacakÖğrenci tepkisinin iktidara yönelik olmasından panikleyen yandaşlar yumurta atanları, yürüyüş yapanların “marjinal” olduklarını söyleyerek kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. Burası üniversite, elbette hareketin fitilini bazı marjinal gruplar ateşleyecektir. Önemli olan “marjinal” denilenlerin dile getirdiği talepler, diğer yüz binlerce öğrencinin de haklı talepleri midir? Buna bakmayan yanılır.Karalama kampanyasıİktidar hem kendi diliyle hem de yandaşlarının “fedakâr” katkılarıyla öğrencileri karalama yarışında. Korkum, 1960’larda devlet eliyle yürütülen “kırım operasyonunun” tekrar başlatılması. O yıllarda da önce “öğrenci-polis” çatışmaları yaşanmıştı, ama dönemin iktidarı “iti ite kırdırma” gibi dâhiyane (!) bir politika yaratıp, “karşıt görüş” ucubesini çıkarmıştı ortaya. Ve polis bu kez “çarpışan karşıt görüşlerin” arasına giriyordu.Bu bir tuzaktırBu nedenle üniversitelerde “haklı taleplerle” ortaya çıkan öğrencilerin bu tuzağa düşmemesi gerek. Yumurta eylemi yapanların bir bölümünün “Atatürkçü oldukları” gerekçesiyle başka öğrenci derneklerine saldırması, aslında “devletçi” geleneğin ekmeğine yağ sürmektir. Bugünkü devletçi anlayışı sürdürenin iktidar ve yandaşları olduğunu kimse asla unutmasın ve adımlarını dikkatli atsın.WikiLeaks beklemedeTürkiye pek çok konuda olduğu gibi WikiLeaks konusunda da işin suyunu çıkarmayı başardı. Öncelikle iktidar ve yandaşları, müthiş propaganda teknikleriyle hedef saptırmayı yine başarıyor. Bir devletin elçilerinden edindiği bilgi, belge, duyum ve kaanatlerin ortaya saçılmasından iktidar adına rahatsız olanlar yalanlama yarışı içinde. Oysa ortada ne doğrulanacak ne de yalanlanacak bir şey var daha.İddia edilmiyor kiBaşbakan da çok öfkeli bu konuda. Ortaya saçılanlarla ilgili “Nedir bunlar?” diye soran muhalefete yandaş desteği ile veryansın ediyor. Sanki muhalefet ortaya bir iddia atmış gibi “müfterisin, iddianı kanıtla” feryadı kapladı tüm ülkeyi. Oysa kimse bir şey iddia etmedi ki. Amerikalı diplomatlar duyumlarını merkeze aktarmışlar, bunlar teknolojinin cilvesi sayesinde ortaya dökülmüş. Ortada iddia sahibi yok yani.Gelecek olanlarÖyle sanıyorum ki, hedef saptıran ve kafa karıştıran beyanların arkasında “şimdilik bilinmeyen” kimi bilgilerin ortaya saçılma ihtimalinin yarattığı panik yatıyor. Türkiye ile ilgili 7900 belgeden henüz 50’ye yakınını öğrendik. Geride kalanlar içinde dedikoduyu aşan, duyumdan öte, istihbarata ve belgeye dayalı kriptoların çıkıp çıkmayacağını kimse bilmiyor. O halde bunun gardının önceden alınması gerekir herhalde.Yine sabır diyorumİlk günden beri WikiLeaks belgelerini çok fazla ciddiye almamaya çalıştım. Hâlâ aynı kanıdayım. Eğer ortaya çıkacaksa gelecek olanları sabırla beklemekten yanayım. Oyuna gelmemek, kronolojik duruma bakmadan, kriptoları değerlendirmeye kalkmamak gerektiğine inanıyorum. Sadece Türkiye değil, dünya da diken üzerinde, ne çok umursamaz ne de çok hassas olmanın pratikte bir faydası var.En büyük zararWikiLeaks belgelerinin ortaya çıkmasının bana göre yaratacağı en büyük zarar, dünya kamuoyunun çeşitli ülkelerle ilgili edindiği kanaatllerdir. Bu belgeler sadece bizde yayınlanmıyor. Başka ülkelerin kamuoyları Türkiye ile ilgili tartışmıyor ki, aldığı bilgiyi doğru kabul ediyor, daha doğrusu bu kanaate sahip oluyor. Nitekim Avrupa medyasında Türkiye ile ilgili iddialar hayli eleştirel yorumlara konu oluyor. Bunu bilmeliyiz.Bir günlük izinSevgili okurlar, siz bu satırları okurken ben Almanya’da olacağım. Hayli yoğun bir programım var. Güncelliği de yitirmemek için yarınki yazımı yazabilecek zamanı bulmam çok zor. Bu nedenle sadece yarın için sizden bir günlük izin rica ediyorum. Çarşamba’dan itibaren yine sizlerle birlikte olacağım. Yurt dışı izlenimlerimi de paylaşırım elbette.Hepinize iyi haftalar...
Yıldırım Tuna’nın fıkralarıyla keyifli ve neşeli pazarlar dilerimYağmurTemel, baloda kız arkadaşı ile dans ederken müthiş sıkışmış. Dansı bitiremiyeceğini anlayınca “Afedersiniz, arabamdan alıp gelmem gereken çok önemli bir şey var, izin verir misiniz?..” diyerek cevabı bile beklemeden ön kapıdan koşarak fırlamış bahçeye ve biraz sonra da ayakkabılarından ceketine kadar sırılsıklam dönmüş salona. “Yağmur mu vardı?” diye sormuş kız, “Yok..” demiş Temel, “Ama acayip rüzgar var..!” ***TırtılSoru- O iğrenç tırtıllar nasıl olur da harika birer kelebeğe dönüşürler? Cevap- Ne var bunda şaşıracak? Örneğin bütün genç kızlar güzeldir ama o korkunç cadılar, çirkin kadınlar nasıl oluşuyorlar sizce?***AğaçkakanAdam pet shop’a girmiş ve “Konuşan papağanınız var mı?” diye sormuş. “Yok” demiş tezgahtar çocuk, “Ama elimizde bir ağaçkakanımız var, sanırım mors alfabesini biliyor olmalı..!”***İki horozİki horoz “Öğleden sonra ne yapsak ki?” diye konuşuyorlarmış. “Süpermarkete gidelim oğlum” demiş biri, “Oradaki çırılçıplak piliçleri bi göreceksin, üff..!”***Gorilİki genç kadın hayvanat bahçesinde dolaşırlarken goril kafesinin önüne gelmişler, iri yarı dev gibi göğsünü yumruklayıp duran gorili gösteren kızlardan biri “Böyle bir erkekle evlenir miydin?” diye sormuş, “Saçmalama..” diye cevap vermiş diğeri, “Ayol bunun beş kuruşu yoktur ki..!” ***Hayır demekHoşlandığı kızla buluştuğu ilk gece karanlık bir köşede ona sarılmak isteyince “Annem bu gece senin teklif edeceğin her şeye hayır dememi tembih etti” demiş kız. “Tamam” demiş oğlan, “Kolumu boynuna dolamamda sakınca var mı?” Kız “Hayır” diye cevap vermiş. “Sonra da seni öpsem kızar mısın?” Kız kıkırdayarak “Hayır” demiş yine. “Çok güzel, bir sorun görünmüyor” demiş oğlan, “Bu şekilde giderek anneni kırmadan rahatlıkla bir yere varabiliriz!”***Şarap yılıFakir Temel’e büyük ikramiye çıkınca kutlamak için şehrin en lüks restoranına gitmiş ve listeden en pahalı şarabı seçmiş. ”Tercihiniz hangi yıl?” diye sormuş garson, “Saçmalama..” demiş Temel, “On, bilemedin on beş dakika sonra getir işte..!”***Hep havladıSinirli komşu kapıyı çalıp “Köpeğiniz sabaha kadar tam penceremin altında durmadan havladı” demiş. “Ah bir tanem onu hiç merak etmeyin” demiş köpeğin sahibi, “Bütün gün uyuyup uykusunu alıyor o..!”***Dua- Yemekten önce dua eder misiniz?- Hayır efendim.. Yemeklerden sonra ederiz.. Annem çok kötü bir aşçıdır da..***Asla inanmamEvin hanımı göz yaşları içinde hizmetçisinin yanına gelip “Oh Mary. Kocamın beni sekreteriyle aldattığını öğrendim” demiş hıçkırarak. “Buna beni asla inandıramazsınız” diye cevap vermiş hizmetçi, “Bunu sırf beni kıskandırıp sinir etmek için söylüyorsunuz..!”*****Bunlar da Tikiliks belgeleriHepinize müjde! Wikileaks’in gölgesinde kaldığı için dünya tarafından henüz fark edilemeyen Tikiliks belgelerini ilk kez bu köşede yayımlanıyor!Dünyayı günlerdir sarsan, ancak NASA’nın yaptığı araştırmalarda dünya dışında bir boşlukta yaşadığı zannedilen Türkleri pek de sarsmayan Wikileaks belgelerinin ardından Araştırmacı Soruşturmacı Mizahhaber Ekibi’nden arkadaşımız Cihan Demirci, internet âlemindeki geri dönüşüm kutusunun içine balıklama dalarak Amerika’da Wikileaks’in gölgesinde kalan başka bir belge yumağına, yani TİKİ-LİKS belgelerine ulaştı. (TİKİ: Türkiye İle Kulaktan İletişim)İşte yüzbinlerce Tiki belgesinin içine elini daldıran arkadaşımızın eline bulaşan ilk belgeler: * Bu belgelerde en fazla Türklerle ilgili bilgiler olsun. Çünkü anladığımız kadar bu dünyadaki en pişkin, en umursamaz, en boşvermiş insanlar Türkiye’de yaşıyor. Dünya yıkılsa umursamayan bu toplumla ilgili mümkün olduğu kadar çok bilgiyi ortaya dökelim. * Türkiye neredeyse dünyada en fazla televizyon kanalına sahip olmasına rağmen ilginçtir ki, bu ülkede aslında medya denen şey yok. Türkler medya sözcüğünün başına “Yandaş” sözcüğünü eklemeyi pek seviyor. * Wikileaks’te Başbakanlarının İsviçre’de 8 ayrı gizli hesabının olduğu yazıldı. Bizce Başbakan’ın gizli hesapları İsviçre’de değil Türkiye’de, çünkü Başbakan’ın Türkiye üzerine gizli hesaplar içinde olduğu ülkedeki eksen kaymasından bile anlaşılıyor! * Sadece Dışişleri Bakanı değil bunların her şeyi tehlikeli kardeşim. Sıkıysa yaya olarak bir trafik noktasında yeşil ışıkta geçmeye kalkın bakalım! Türkler, binbir gece masalları gibi binbir çeşit ölüm şansına sahip! Sobadan, banyodaki şofbenden sızan gazdan, sele kapılarak, hastanede mikrop kaparak ya da üzerlerine herhangi bir binadan düşen tabeladan ölebiliyorlar!.. Bu ülkede herhangi bir kazadan kaza eseri kurtulan birine ambülans gelmeden vatandaşlar devreye girip onu evirip-çevirip-çekiştirerek oracıkta bir güzel öldürebiliyor!..* Başbakanları öylesine “katı” bir lider ki, üzerine herhangi bir protesto nedeniyle “yumurta” atılsa yumurtanın bile katı olmasını ister!.. * Türkiye’de eksen kaymasından çok önce toprak kayması yani erozyon vardı. Ülkede yerin altında her taraf fay hattı. Bu fay hatlarının çoğu da kırık ama ne fay hattı kırığı ne toprak kayması Türk insanını ilgilendirmiyor. O yüzden sen bırak eksen kaymasını Türk’ün üzerine bastığı halıyı altından alsan gene fark etmeyecek!.. * Türkler gerçekten çok saf insanlar. Ülkelerinde trilyonlar kazanan ama beş kuruş vergi bile ödemeyen birtakım insanların yeşil saha üzerinde oynadıkları o şeyi “futbol” zannediyorlar. O kadar seyretmelerine rağmen gerçek futbolu Barcelona’nın oynadığından habersizler, çünkü haberlerden çok, özeti bile 1 saat süren o bitmek bilmez yerli dizileri izliyorlar. * Ülke acayip!.. Karaköy vapur iskelesini batırdılar, hızlı trenleri çarpıştırdılar, son olarak da Haydarpaşa garını yakmayı başardılar! Karayollarından hiç bahsetmeyin oralar zaten her daim kan gölü! Dikkat edin bu yerler hep “yolculukla” ilgili yerler. Belli ki bunların iktidarı “YOLCU” olmayı pek sevmiyor!.. * Giderek bir masala dönüşen Ergenekon’a inanan Türkler bizim ortaya atacağımız belgelere büyük olasılıkla inanmayacaklar çünkü Türklerde “Dış güçler”e karşı sağlam bir düşmanlık var. Oysa bu toplum her suçu dış güçlerin üstüne ata ata, içerde acayip sayıda yerli düşman yarattı hâlâ farkında değil!..* Türkler asker devletini yıkarak yerine polis devleti kurmakla uğraşıyorlar. Bu nedenle Amerikan polisinden öğrenecekleri çok şey var!.. Ülkede Kasım Paşa’dan başka hiçbir paşa geleceğinden emin değil!.. (Siz Kasımpaşa’nın ligte son sırada olmasına bakmayın!) * Biz bu belgeleri sızdırıyoruz ama kendi ülkelerindeki güzelliklerden bihaber yaşayan Türkler o güzelim sızma zeytinyağını bile daha yakın zamanda kullanmaya başladılar! Üstelik artık bu ülkede “içki içmek” her anlamda cesaret istediği için içerek sızmak da doğrusu pek kolay değil. * Türklerde öylesine bir iktidar var ki, ortaya çıkardığımız bu belgelerden sonra bile bu belgelerin asıl sahibi olan ABD yetkililerine zerre kadar bozuk atamaz, kızamaz, öfkelenemez. Türk iktidarının bozuk atacağı, tehdit edeceği, efeleneceği tek yer gene, elde kalan birkaç gazeteyle, birkaç gazeteciyle, ülkenin muhalefet (bile yapamayan) partileridir!.. *****Milas’ta Cihan Demirci Karikatür Sergisiİlk karikatürleri 1978 yılında yayımlanmaya başlayan karikatürcü ve mizah yazarı Cihan Demirci karikatürcülüğünün 32. yılı anısına 32 karikatürden oluşan “Hayat Çizgisi” adlı karikatür sergisini dün Muğla’nın Milas ilçesindeki Turhan Selçuk Karikatürlü Ev‘de açtı. Sergi 31 Aralık tarihine dek açık kalacak... Karikatüre 15 yaşında Gırgır dergisinde Oğuz Aral’ın yanında başlayan Cihan Demirci son 25 yılda 38 kitap yayımladı, 12 karikatür sergisi açtı.*****Gani Yıldız’dan* Son dakika... Şehirlerimize yumurta kalkanları kuruluyor ve iktidar, tehdit olarak herhangi bir üniversitenin adının geçmemesini kabul etti.* Burhan Kuzu’ya göre 68 kuşağı bu ülkenin başına bela olmuş. Söylediklerine bakılırsa yumurtanın fazlası da başa bela oluyor.* Et ve domatesten sonra, fiyat rekoru kırma sırası yumurtaya gelmiş olabilir!* İstanbul için yağmur duası: Allahım, sadece barajların üzerine yağdır ki binlerce altyapısız binanın yerine barajlara su dolsun!
Polisin öğrencileri Dolmabahçe ve Kurtköy’de dayaktan kırıp geçirdiğinin ertesi günü yandaş medyada “sanki hiçbir şey yaşanmamış” havası vardı. Bir ikisinde küçücük “polis öğrenci çatışması” gibi sade suya tirit haber çıktı o kadar.Doğal olarak “yandaş medyanın bu vahşeti neden görmediğini” sordum. Ertesi gün, herhalde TV ekranlarındaki rezaleti görünce bir parça utananlar çıktı ve “bu kadarı da olmaz” gibisinden birkaç yazıya rastladık. Bu en azından bende “demek ki utanma duyguları da varmış” hissi uyandırmıştı.Ancak aynı gün Başbakan, öğrenciler aleyhine salvo atışlarına başladı. Bununla da yetinmedi, medyaya da ağır biçimde yüklenerek “öğrencilere hak veren ya da polis vahşetini kınayan gazetecilere” bir güzel fırça çekti.Anında kendine gelen yandaşlar, yine utanmayı bir kenara bırakarak öğrenciler aleyhine yazılar yazmaya ve ekranlarda konuşmaya başladılar. Kimi patalojik durumdan söz etti, kimi öğrencilerin faşistliğini anlattı, kimi yumurta atmayı terör olarak niteledi, kimi protestonun demokrasiye darbe olduğunu ileri sürdü.En utanmaz olanları da olaylarda yaralanan ve bebeğini düşürdüğü söylenen bir genç kızı sorgulamaya kadar vardırdı işi. “Hamileysen işin ne?” diye genç kızı haşlayanlar “sen nasıl hamile kaldın bakiyim” çirkinliğini bile utanmazca dile doladı.Yandaş olmanın dayanılmaz kepazeliğini bu olayla bir daha gördük.İnsan mesleğinden utanıyor. Bir partiyi desteklemek adına, her türlü yalanı söylemeyi göze alan, gerçekleri saptıran, geçmişi unutturmaya çalışan, herkesi aptal yerine koyan biçareleri anlamak mümkün.İktidar desteği olmadan hiçbir şey olduklarını bilmenin ezikliği ile sağa sola saldırmayı, herkese kara bulamayı, hiç utanmadan iftira atmayı, yalan söylemeyi göze alanları aslında gazeteci olarak nitelemek de doğru değil.Ne yazık ki ülkemiz mütareke yıllarından bile beter bir gaflet içinde, olanları her gün ve her gece karşısında görmekten çok sıkıldı. Ama ne çare. “Tarafsız medya” böyle bir şey işte.***Son gelişmelerden sonra hükümetin gündeminde, yumurta fırlatmayı Anayasa suçu haline getirmek, Yumurtalık’ın adını değiştirmek ve meclis lokantasının menüsünden yumurtayı çıkarmak varmış. (Gani Yıldız)***Hamile olmakÖğrenci olaylarının en konuşulan konularının başında gösterilere katılan bir kızın hamile olması ve yediği tekmeler sonucu çocuğunu düşürdüğü iddiaları var.Yandaş medya bunun da üzerine atladı. Yok efendim hamile birinin işi neymiş orada, yok efendim nasıl hamile kalırmış, yok ailesinin haberi var mıymış?Bunları kimler yazıp söylüyor? Özgürlük şampiyonları. Kişi hak ve özgürlüklerine en saygılı olanlar. En domakratlar. Özel hayatın korunmasına en fazla titizlik gösterenler.Hepsini geçin. İşte turnusol kâğıdı gibi ortaya çıktı yine. Ben demiyor muyum hep “demokrasi ve özgürlük lafla olmaz, yaşamak gerek” diye. İşte bunlar sadece söyler, ama iş yaşamaya gelince maskeler düşüverir.Örneğin bu yandaş takımına sormak isterim; “Hani Anayasa değişikliği ile Türkiye daha demokrat, daha özgür bir ülke oluyordu. İnsanlar korkmadan sokağa çıkabilecekti artık?”Nerdeee, tam tersine, Türkiye giderek daha büyük bir korku ülkesi oluyor.O genç kızımız “nasıl olsa demokrasi geldi, özgürlükler korunuyor, yasal bir hak olan protesto gösterilerine hamile de olsam katılmamda ne sakınca olabilir” diye düşünmüş olamaz mı? Düşünmüşse de demek yanlış düşünmüş.Ayrıca zaten yandaş takımı, “olay çıkacağını bildiği halde gitti” diyor utanmadan. Bunların demokrasi anlayışı “benden olmayan dayak yer” şeklinde ya..***THY’den gazetecilere kıyakAKP’nin kendine yakın gördüğü veya şimdilik kullanmaktan sakınmadığı kişi ve kurumlara pek çok avantaj sağladığı bilinen bir gerçek. Bundan medyanın da nasibini aldığını hepimiz biliyoruz. Yandaş olan gazetecilerin nasıl kollandıkları, iyi kazançlar sağlamaları için nasıl çabalandığı sır değil.Yeni tanık olduğum THY kıyağından söz etmek istiyorum bugün.THY’nin bazı yolcularına tanıdığı bir ayrıcalık var. CIP denilen bir servisle, havaalanlarındaki yoğunluktan kurtuluyorsunuz.Bu ayrıcalıktan yararlanmak için ya Business veya First Class’ta uçacaksınız ya da çok fazla uçuş yapacaksınız. THY bu nedenle bir kart veriyor ve her uçuşunuz bu karta işleniyor. Belli bir limiti aştığınızda kartınız bu CIP salonlarından da yararlanacak hale getiriliyor.Ben en azından her hafta bir gün mutlaka uçuyorum, yurt dışı uçuşlarım da var. Ama belli ki istenen puanı dolduramıyorum bunca uçuşa rağmen. Bu nedenle kartım yok. Olsa da CIP’i kullanacağımı düşünmüyorum. Onca yıl VIP konusunda yazdıktan sonra kendime ayrıcalık isteyemem herhalde.Geçenlerde yine Ankara’ya uçuyorum. Bir tören için çok sayıda gazeteci de aynı uçaktaymış. Her zamanki gibi normal vatandaşlarla uçağa bindim. Derken CIP aracı geldi, içinden adeta bir ordu indi. Tam 19 gazeteci buradan biniyordu uçağa.Hepsini de tanıyorum, temel özellikleri biri hariç hepsinin AKP yandaşı olması.Helal olsun. Gün iktidarın gün. Gün iktidara yakın olma günü.İktidara yakınsanız uçağa bile avantajlı binersiniz.Ve bir küçük not: Ertesi gün dönüyorum. Bindiğim araçta iki gazeteci daha var. Onlar CIP’ten geçecek. “Birlikte geçelim” dediler. İstanbul’dan yola çıkarken dönüş için biniş kartımı da almıştım. Bu nedenle sakınca görmedim, çünkü sadece geçiş yapacağım, bir işlem yapılmayacak. Ama olur mu, ilkelerine ters düştüğün an, iyi niyetli bile olsan başına iş gelir.Ne mi oldu? CIP görevlisi THY’ci kadın beni görünce hemen listeye baktı. Adım yok tabii. “Biniş kartım var” dedim ama öyle bir telaşlandı ki eli ayağına dolaştı. Sakinleştirdim, “Merak etmeyin AKP’lilere söylerim, ben yanlışlıkla geldim, buraya girdiğim için başınıza bir şey gelmez” dedim.Tabii hemen çıkıyordum ki AKP yandaşı gazeteciler “Biz sebep olduk, bugünlük geçsin, kartı da var zaten yoksa uçağı kaçırır ayıp olur” dediler. THY’ci kadın “AKP güvencesi alınca” kerhen “geç” dedi.. Halime ve THY personelinin korkusuna kahkahalar atarak uçağa bindim.***RTÜK yasaklarıBirkaç hafta Beyaz TV’de başıma gelince öğrendim ben de. RTÜK’ün ceza uygulamaları çok ilginç ve bir o kadar da kötü.Biliyorsunuz 10 yıl öncesindeki gibi RTÜK artık ekran karartmıyor. Bunun yerine ceza alan programın yerine belgesel koyuyor örneğin. Tabii belki asıl tartışılması gereken bu. Belgesel yayını neden “ceza” olsun ki.Tabii uygulamayı görünce cezanın da ne olduğunu anlıyorsunuz. Çünkü RTÜK uygulamasına göre “ceza” olarak yayınlanan programın içine reklam alamıyorsunuz, hiçbir şekilde kesemiyorsunuz.Peki tamam da, “ceza yayını” sırasında ekrana bir duyuru da koyamıyorsunuz. Örneğin “ceza bittikten” sonra başlayacak programı yazıyla bile anonslayamıyorsunuz.Böylelikle “ceza yayını” uzadığı ya da ne zaman biteceği belli olmadığı için izleyici ekrandan kaçıyor ve bir sonraki program da bundan nasibini alıyor.RTÜK en azından bu noktada biraz iyi niyet göstermeli ve kuralları gevşetmeli.
CHP’nin artık kendi içindeki sorunları halledip seçimlere hazırlanması için toparlanması gerektiğini belirten birkaç yazı yazdım biliyorsunuz. Ancak bu yazılardan sonra kendilerini “Sav’cı ya da Baykal’cı olarak tanımlamadıklarını” söyleyen ve yıllarını bu partiye vermiş bazı isimlerle konuştuğumda, suların durulmasının o kadar da kolay olmadığını anlıyorum. Sonuçta her ne kadar CHP’ye güvenmek isteyen herkes AKP iktidarına karşı partinin gücünün artırılmasını savunsa da, son zamanlarda ortaya çıkan görüş ayrılıklarının partinin toplumda güçlenmesine engel olduğunu da görüyor. CHP’deki temel sıkıntı, yeni yönetimin belki biraz da acemilikten kaynaklanan söyleminden ileri geliyor. İyi niyetli bile olsa, “laikliğin peşine takıldık sosyal devleti unuttuk” söylemi özellikle yaşam biçimlerinin değiştirileceği endişesi ile AKP’yi istemeyen CHP tabanında şok etkisi yaratmış. Referandumdan önce dile getirilen “terörü bırakmaları halinde af çıkarılabilir” söylemi de özellikle Batı kentlerinde alerji yaratmış durumda. Füze kalkanı konusunda hemen hiçbir açıklama yapılmaması, WikiLeaks’de sadece İsviçre’deki hesaplar konusunun üzerinde durulması da “CHP’nin zafiyeti” olarak niteleniyor. Konuştuğum pek çok kişi “İsviçre’de hesap olayı belki çok önemli ama, kanıtlanması en zor konu, bunun yanında bakanların yolsuzlukları, İran’a silah satışı, El Kaide’ye yardım gibi kanıtlanması biraz araştırma halinde mümkün olan konuların üzerine gidilmiyor” diyor. Kürt konusunda da ciddi eleştiriler var CHP’ye. Örneğin Kürt komisyonunun birkaç aydır toplanamadığını söyleyen CHP’liler “Bu konuda partimizin net bir görüşü yok. Diyarbakır’a gitmek iyi fikir ama, çözüm olarak ne söyleniyor?” diye soruyor. Bir CHP’li ise “CHP elbette bölgede çalışmalı, ama batı illerinde özellikle İstanbul’da milyonlarca Kürt yaşıyor, büyük bölümü de CHP’ye yakın, ama parti onları da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya” dedi. CHP’de sorun yaratan bir önemli konu da partinin giderek daha “Alevi bir görünüm” alması. Alevilerin CHP’deki itici güç, bir tür çimento olduğunu vurgulayan CHP’liler “Ancak Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği ile birlikte partideki Alevilerin birçoğu öncü görevlere getirildi. Kemal Bey eğer Alevilere daha yakın bir görünüm çizmeye devam ederse parti hasar görür” diyorlar. CHP ile ilgili “tarafsız” eleştiriler bunlar. Katılıp katılmamam başka konu, bana yansıyanları sizlerle paylaştım. Ancak CHP’de yeni yönetimin de pek çalışmadığını, ne medyayla ne halkla yeterli ilişkiyi kurabildiğini, partinin eski hastalığı olan “her şeyi biz biliriz” havasının yine hâkim olduğunu söylemeliyim. Kılıçdaroğlu lider olduğunu gösteremez ve partiyi bu eleştiri oklarından koruyacak politikalar geliştiremezse “AKP artık hiç gitmez” kehaneti doğru çıkacaktır. *****İleri demokraside yeni aşama Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde okuyan Türkiye Gençlik Birliği üyesi gençlerle konuştum. Tam da bugünün yönetim biçimine yakışan bir “ileri demokrasi fişlemesi” örneğini dile getirdiler. 3 Aralık Cuma günü, saat 15.00 sıralarında TGB üyesi 6 gencin ailelerinin telefonları aranmış. Çocukların anneleri ya da babaları telefonu açınca bir kişi “Biz Cumhuriyet Üniversitesi Rektörlüğünden arıyoruz, oğulunuz/kızınız siyasetle uğraşıyor ve tehlikeli işler yapıyor. Eğer buna devam ederlerse okuldan uzaklaştırmak zorunda kalacağız, çocuklarınızı uyarın” diyor. Tabii aileler telaşa kapılıyorlar, çocuklarını arıyorlar. TGB üyesi gençler hemen üniversite sekreterliğine giderek durumu anlatıyorlar. Ancak üniversite yetkilileri hiçbir öğrencinin ailesine bu tür telefonlar edilmediğini söylüyor. Öğrenciler aranan numara göründüğü için “kim aramış” sisteminden telefonları saptamak istiyorlar. Karşılarına ankesörlü telefon çıkıyor. TGB üyeleri Başbakan’ın Sivas ziyareti sırasında da garip olaylar yaşadıklarını anlattılar. Şöyle konuştular; “Başbakan Tayyip Erdoğan Sivas’taydı; havaalanı açılışı yapmak üzere. 17 üniversite öğrencisi gerekçe gösterilmeden polis ekiplerince gözaltına alındı. Kimimiz lokantada yemek yerken, kimimiz kafede ders çalışırken, kimimiz arkadaşlarıyla dolaşırken, kimimiz de dış görünüşünden dolayı. (Ecevit kasketi takıyorlardı) Gözaltına alınan 14 gencin ortak özelliği TGB üyesi olmaktı. Israrla gerekçe sorduk, söylemediler. Dört saati aşkın süre karakolda tutulduk, Başbakan şehirden gidene kadar.” Gerçekten demokrasimiz çok ilerliyor.. *****Atanan öğretmenler arasında, kopya skandalında tam puan alan şüpheliler de varmış. “Sıfırcı Hoca” efsanesinden sonra “Kopyacı Hoca” gerçeğine hazır olalım! (Gani Yıldız) *****Başbakan karıştırmış Başbakan Erdoğan öğrencileri kamuoyuna kötülemek için “ellerinde taşlarla, sopalarla, molotof kokteylleriyle, bıçaklarla yumurtalarla geziyorlar” dedi. Haberlere bir daha bakın, öğrenci protestolarında “yumurta” hariç hiçbiri yok. Sopa dediği de pankartların tahtaları. Molotof ise sadece PKK militanlarında var. Galiba Erdoğan aynı gün Dolmabahçe İnönü Stadı’nda yaşanan holigan terörünü izledi televizyonlarda. Orada taş, şişe, sopalar ve bıçaklar vardı. Başbakan o çatışmayı öğrenci olayı sanarak konuştu galiba. *****Trabzon araştırılabilir Okurlarımdan Metin Yaykınlıoğlu sık sık güncel olaylarla ilgili görüşlerini mesajla gönderir. WikiLeaks’le ilgili bir mesajını sizlerle de paylaşmak istedim; Sayın Ataklı; İsviçre bankalarından belge almak çok zor. Peki WikiLeaks’teki şu “Trabzonspor’a, örtülü ödenekten destek” iddiası neden incelemeye alınmıyor? Trabzonspor’un hesapları kolaylıkla kontrol edilerek anılan tarihlerde girmiş “garip” kaynaklı bir para olup olmadığı neden incelenmiyor? Gerçi örtülü ödeneğin hesapları her yılın sonunda imha ediliyor ama, Sayın Süleyman Demirel’in “Devlette hiçbir belge kaybolmaz” sözünden hareketle diyorum ki bu hesapların bir fotokopisi mutlaka bir yerlerde vardır. Sanırım Trabzonlulara ters düşmemek için, muhalefet de bu konunun üzerine gitmiyor. Saygılar.. *****Kim bu gazeteciler? Yandaş medya günlerdir WikiLeaks belgelerini yalanlamak için adeta yırtınırcasına çabalıyor. Belgelerin yalan, iftira, soysuzluk, hezeyan, dedikodu, soytarılık olduğunu yazıp çiziyor ve söylüyorlar. Bu arada konuyu başka alanlara saptırmak isteyen kimi yazarlar da günlerdir “ajan gazetecilerden” söz ediyorlar. Açıkçası ben bilmiyorum kimdir bunlar, ama yazanlar belli ki biliyorlar ve tarif de ediyorlar. Gördüğüm kadarıyla bu da medya içi bir hesaplaşma ve bir tür “şantaj.” Bu yazar arkadaşların artık iç hesaplaşmaları bitirip eğer varsa Amerika ya da başka ülkelere bilgi veren gazetecileri açıklamaları gerek. Sonuçta yıpratılan ve itibarı düşürülen kendi mesleğimiz.
Başbakan adeta bir “sivil darbe” yaparak tamamen “otoriter” bir başbakan olmasına rağmen “mağduriyet edebiyatı” yapmaktan asla vazgeçmiyor. Şimdi de “imam hatipli olmasından derin bir mağduriyet” çıkardığına tanık olduk.İmam hatipliler sempozyumuna katılan Erdoğan, imam hatiplilerin hep aşağılandığını ama kendilerinin buna direnç gösterdiğini anlattı.Dinleyenlerin çoğunun elbette gözleri yaşarmıştır Başbakan’ı dinlerken. “Ranzaların arasında sessizce ağlayan arkadaşlar gördük, aylarca ailesinden harçlık alamayan, bir dilim ekmekle ayakta durmaya çalışan arkadaşlarım vardı, yoksulluğa pes etmedik, dışlanmışlığa eyvallah demedik, biz Anadoluyuz dedik, Trakyayız dedik, Türkiyeyiz dedik bu günlere ulaştık” sözlerine ağlamayacak imam hatipli olamaz zaten.Ama bunlar gerçek mi? İmam hatipliler hep ezildi, dışlandı, aşağılandı mı? “Ölü yıkayıcı, taşralı, köylü” tanımlamaları her imam hatipliye yapıldı mı?Başbakan’la aşağı yukarı aynı yaşlardayız. Demek ki aynı dönemlerde eğitim gördük. O yıllarda imam hatip okulları vardı, liseye dönüştürülmeleri 1970’lerin ortasına denk gelir. İktidarda CHP-MSP koalisyonu vardı, Milli Eğitim Bakanı Mustafa Üstündağ’dı, MSP’li Hasan Hüseyin Ceylan’ın gayretleriyle imam hatip okullarına lise statüsü verilmişti -ki bundan sonra imam hatipliler de siyasal bilgilere, hukuka gitmeye başladılar. Zaten amaç da oydu. Nitekim o yıldan sonra imam hatip mezunları yoğun biçimde siyasal bilgiler ve hukuk fakültelerine girmek için mücadele verdi.Bugün imam hatip kökenli kaymakam, vali sayısı fazlaysa o dönemin eseridir. İmam hatip mezunlarının üniversite sınavlarında önlerine engel çıkarılması 80’li yılların sonlarına denk gelir.Aynı dönemde okuduğum için bilirim, imam hatiplilerin aşağılandığını hatırlamıyorum. İmam hatiplere genellikle düşük gelirli ailelerin çocukları giderdi. Buradan çıkan imam olurdu ve o günün koşullarında aileler “memur olacak, hayatı garanti altında” diye düşünürdü.Benim de imam hatipli arkadaşlarım vardı. Aklımıza ne alay etmek, ne de dışlamak gelirdi. Ortak özellikleri yoksul ailelerden gelmeleriydi. Zengin aile çocuklarından birinin bile imam hatibe gittiğini görmedim. O günlerin siyasi tartışmalarında “Dini istismar eden siyasetçiler fakir çocuklarını imam hatiplere kendi çocuklarını kolejlere gönderirler” sözlerini çok duyardık. Sonraki yıllarda imam hatiplere kızlar da alındı. Müfredat değişti, liselere çok benzer hale geldi. Bu kez aileler çocuklarını “daha iyi lise eğitimi verdiği” ve “üstelik çocukları daha ahlâki bir ortamda olduğu” için imam hatiplere göndermeye başladı. Ama ne gariptir ki Başbakan, imam hatipli olmayı bile mağduriyet edebiyatının bir şaheseri olarak kullanmaktan çekinmiyor.*****CHP gönüllüleriSalı günü yazdığım yazılardan birinde CHP’nin gönüllü hareketine başvuranlardan aldığım mesajlara yer vermiştim. Bu mesajları gönderenler “CHP’nin gönüllüler hareketine katılmak isteyip partiden bir cevap alamadıklarından” yakınıyordu.Bu yazım üzerine “beni çok şaşırtan biçimde” ve “belki de ilk kez” bir CHP yetkilisi arayarak bilgi verdi. CHP MYK üyesi Ekrem Oktay “Gönüllü olmak isteyenler şu anda toplanıyor, önümüzdeki günlerde gönüllü ajandasını açıklayacağız” dedi.Oktay “bazı CHP’liler hemen bir görev verilmemesini herhalde gönüllü hareketine kabul edilmedikleri şeklinde yorumlamışlar, ama bu böyle değil, hazırlıklarımızı yapıyoruz, hem görev dağılımları hem de görev biçimlerini en kısa sürede açıklayacağız” dedi. Bakalım, göreceğiz..*****Paralı ilavede övgüye kanmakBirkaç gündür özellikle yandaş medyada bir Wall Street Journal fırtınası estiriliyor. Çünkü bu gazetede Türkiye çok övülmüş, Başbakan için “Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi ve cesur başbakanı” ifadesi yer almış.Elbette yabancı medyada Türkiye’nin övülmesini, Başbakan’ın takdir edilmesini herkes keyifle izler ve bundan gurur duyar.Ancak Wall Street Journal’in söz konusu haberinin “gazetenin neresinde yayınlandığı” haberlerde pek geçmiyor. Okuyunca sanıyorsunuz ki bu makaleler gazetenin ana sayfalarında yayınlanmış.Oysa Türkiye’ye “yoğun övgü” dolu bu yazılar gazetenin Türkiye ile ilgili turizm ilavesinde var. Yani parası Türkiye tarafından ödenen bir ilave. Elbette “reklam” niteliğinde olan bir ilavede parayı ödeyen hakkında kötü şeyler değil tam tersine “reklam amaçlı” iyi şeyler yazılır ve bunların çoğu da parayı ödeyenler tarafından kaleme alınır.Türk halkını kandırmaya çalışmanın sınırı yok ki...*****Daha fazla demokrasiden yana olduklarını söyleyenler, polisin, demokratik hakkını kullanıp protesto eylemi yapan öğrencilere müdahalesine “yetmez ama evet” diyor! (Gani Yıldız)*****İleri demokrasi değil ileri fişlemeİktidarın ve yandaşlarının ağzından demokrasi düşmüyor. Öyle ki normal demokrasi yetmiyor ileri demokrasi sunuluyor. Ama lafta. Gerçek yaşamda ise demokrasiyi katleden uygulamalar yapılıyor.İnsanlar dinleniyor, izleniyor, kayıt altına alınıyor, sonra bunlar aşağılamak, zor duruma düşürmek için yandaş medyaya sızdırılıyor, imzasız ihbar mektupları kayda değer bulunuyor, kişiye özel yasa çıkarılıyor, muhalefet darbecilikle, protesto statükoculukla eş değer tutuluyor.Haydi diyelim ki bunlar “muhalif olanların hezeyanı” ama dün yaşadığımız bir olay hukuk ve demokrasi dışı davranışların nasıl yaygınlaştığını gözler önüne serdi.Dün bir grup öğrenci CHP grup toplantısını izlemek üzere milletvekili Mehmet Sevigen’in konuğu olarak Meclis kapısına geldi. Ancak öğrenciler içeri sokulmadı. Çünkü polis kapıda “bilgisayar üzerinden bir araştırma” yaptı ve bazı öğrencilerin “daha önce bazı protesto eylemlerine katıldığını” saptadı. Bu nedenle öğrencilere Meclis’e girme izni verilmedi.Bu öğrenciler sabıkalı değil, haklarında açılmış bir dava yok, tutuklanmamışlar, gözaltında tutulmuyorlar. Ama polis çocukları fişlemiş. Bu durum bugün meclise girerken, yarın uçağa binerken, diğer bir gün pasaport başvurusunda önlerine çıkacak demek ki.Bu, hükümetin “kendine muhalefet eden herkesi fişlediği” gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Demokraside çok mu ileri gidiyoruz yoksa?*****Bir gerçek dostu bulmak için bin kapıyı çalmaya değmez mi? (Fur KANER)
Vallahi artık gülemiyorum bile. Yandaş taifesi Wikileaks paniği ile öyle bir saçmalama yarışına girdi ki, şaşırmamak elde değil.Tamamen halkın bir bölümünün eğitimsizliğini, bilgisizliğini, duyarsızlığını ve ilgisizliğini hedef alanlar, adeta “herkesi sersem yerine koyarak” alabildiğine saçmalıyorlar.Bütün dünya WikiLeaks belgelerini “ibretle” izler ve çeşitli yaptırımlarla kendi durumlarını düzeltmeye çalışırken, sadece Türkiye’de “her şeyin bir yalandan ibaret olduğu” anlatılmaya çalışılıyor.Belgeler için sadece Türkiye’de “yalan, iftira, soytarılık, soysuzluk, hezeyan, dedikodu” tanımlamaları yapılıyor. Sadece Türye’de bu raporları yazan diplomatlar, “bilgisizlik, art niyet, Türkiye düşmanlığı, AKP karşılığı, cahillik” sıfatlarıyla suçlanıyor.Gerçi AKP’liler için fark etmiyor hiçbir şey zaten, ortaya ne kadar yolsuzluk iddiası atılsa da “bunlar yalan” demeye şartlanmışlar çünkü. Ama işin gerçeğini yine de söylemek gerek.Wikileaks belgeleri denilen belgeler, dünyanın bütün ülkelerinde görev yapan Amerikalı diplomatların çeşitli temaslar sonucu edindikleri bilgileri, duyumları ve bazı haberleri olduğu gibi ya da kendi düşünce ve görüşlerini de katarak kendi üstlerine aktardıkları raporlardır.Diplomatlar bu raporlarını medya mensuplarına ya da başka kişilere göstermezler, göndermezler.Bu raporlar hiçbir şekilde kamuoyu ile paylaşılmaz.WikiLeaks işte bu gizli bilgileri bir şekilde çaldı ve yayınlıyor.Bu durumda raporları yazanları suçlamak, onları ispata davet etmek, dava açmaya kalkmak akıl kârı değildir. Diplomatların her yazdıkları doğru olmayabilir elbette ama aklı başında bir diplomat da, her ne olursa olsun verdiği bilginin yanlış çıkmasının kariyeri açısından iyi olmayacağını bilir.Kimseye açıklanmasa bile yazdıklarının yanlış çıkması o diplomatın geleceğini etkileyeceği için aldığı bilgiyi kontrol etmeden kendi üstüne bildirmek istemez.Saçmalayanlar da bunu biliyorlardır tabii ama, panik var ya, her şeyi unutturuyor.***CHP böyle yaparsa sonuç alamaz kiPazartesi yazımda CHP ile ilgili bazı görüşlerimi dile getirmiş, tasarlanan “gönüllüler hareketinin” CHP’ye güç sağlayacak bir girişim olduğunu yazmıştım. Ancak yazıdan sonra gelen birçok mesajdan anladığım kadarıyla CHP gönüllüler hareketini sanıldığı kadar ciddiye almıyor.Lafı uzatmadan, birçok mesajdan sadece birine yer vermek istiyorum. Kararı siz verin;Günaydın Can Bey; Bugünkü yazınızda “Gönüllüler hareketi” altbaşlıklı bir kısım vardı. Size bu hareket ile bir bildirimde bulunmak istiyorum, belki sesimizi duyurabilirsiniz.Süheyl Bey’in açıklamasından sonra ilgili bilgileri doldurarak gönüllüler hareketine başvurdum ve beklemeye başladım. Lakin tarafıma herhangi bir bilgilendirme olmadı. Daha sonra bir daha başvurdum ve 28 Kasım tarihinde bir mail aldım. “Tamam nihayet bir haber aldım” derken gelen mail sadece “başvurumun alındığını ve 20 kişiyi üye yaparsam Kemal Bey tarafından bizzat aranacağımı” belirten bir e-posta idi. Daha sonra bu mail’e cevap olarak bilgiposta@chp.org.tr adresine başvuru durumumu sordum fakat bu sefer de CHP’nin kota sorunundan dolayı mail’imin iletilemediği bilgisini aldım.Sizden naçizane talebim ise, “Gönüllüler Hareketi” oluşumunun yol haritasını biliyorsanız köşenizden paylaşmanız ya da bu isteğimizi herhangi bir partiliye aktarmanız. (T. T.)***Protestocu öğrenciler gözaltına sağlam girip sakat çıkmış. Anlaşılan, birçoğunda “gözaltı morlukları” oluşmuş! (Gani Yıldız)***Vali ve Emniyet Müdürü müthişİstanbul’un Valisi’ni ve Emniyet Müdürü’nü kutlamak gerek. Çok büyük başarılara imza atıyorlar. İkisine de helal olsun, 50 kadar üniversiteli genci bırakın protesto eylemini, İstanbul’a bile sokmama başarısını gösterdiler. Sokmadıkları gibi dağın başında “Vay bir de slogan mı atıyorsun” diyerek ağızlarını burunlarını kırana kadar dövdürdüler. Yüzlerine biber gazı sıktırdılar.Başbakan’ın “adamları” olma unvanını fazlasıyla hakettiler. Sanıyorum ilgili makamdan övgü dolu sözler duyacaklardır, madalya bile takılabilir kendilerine. Tabii bundan bir gün sonra yaşananlar pek hoş olmadı. Aynı Vali ve Müdür, 50 gencin ağzını burnunu kırdırarak “ileri demokrasi” örneği verdiler ama 50 Bursalı taraftarın taşkınlık yapmasını önleyemedikleri gibi Beşiktaş taraftarının güvenlik çemberini kırmasını ve Bursalıları dövmesini de engelleyemediler. Vallahi müthişsiniz.***WikiLeaks’teki AtatürkWikiLeaks sitesinin “duvar kâğıtlarından” birindeki Atatürk resmi dikkat çekmişti biliyorsunuz. Siteye bu resmin neden konulduğu konusunda çeşitli iddialar da atıldı ortaya.Resmi Yunan gençlerin koyduğu ve Atatürk’ü kötülemek istedikleri ileri sürüldü.Yazar Aytunç Altındal Türkiye’yi soykırımla suçlayanların bunların pek çoğundan Atatürk’ü sorumlu tuttuklarını ve resmi bunu hatırlatmak amacıyla koyduklarını ileri sürdü.Atatürk’ün gizli vasiyeti olduğunu yıllardır iddia eden Meriç Tumluer ise “O resim Atatürk’ün vasiyetinin açıklanmasını isteyenler tarafından kondu” dedi.Tumluer yıllardır tüm Genelkurmay Başkanları’na, Başbakan ve Cumhurbaşkanları’na yazılar yazarak “Atatürk’ün gizli vasiyetinin açıklanmasını” istiyor.Tumluer’in yıllar süren mücadelesine rağmen resmi makamların hiçbiri böyle bir vasiyetin olmadığını da açıklamıyor, varsa içeriği hakkında da bilgi vermiyor.Kimbilir, bakarsınız, eğer varsa Atatürk’ün gizli vasiyeti de WikiLeaks’te çıkıverir.***Yetmezciler neredesiniz?Milleti “demokrasi geliyor” diye kandırmaya çalışarak “yetmez ama evet” diyenlerin sesi soluğu pek çıkmıyor son zamanlarda. HSYK’ya “demokrat” bir kişinin bile seçilememesiyle şaşkınlık yaşayanlar, bu şaşkınlığı hâlâ üzerlerinden atamadılar.Demokrasiyi dillerinden düşürmeyenler öğrencilerin acımasızca dövülmesine nedense karşı çıkamıyorlar. Dinci-yandaş medyaya bakıyorum da, ağızları burunları kırılan öğrencilerle ilgili ya hiç haber yok ya da sıradan bir mahalle kavgası gibi sunulmuş haberler var. Hele o yeri göğü inleten, sözümona akademisyen, araştırmacı gazeteci, “yetmez” çığırtkanlarının köşelerinde olay görmezden gelinmiş. Sadece biri, bir cümle ile “yapmayın ama” gibisinden tek cümle yazmış.Demokrasi lafıyla milleti kandırmak, iktidara yalakalık yapmak kolaydır, sıkıysa gerçekten demokrat olsanıza.
Sevgili okurlar; WikiLeaks depremi herhalde uzun bir süre hayatımızı etkilemeye devam edecek. Türkiye belli ki bu koşullarda bir seçim ortamına girecek. İktidar depremin etkilerini savuşturmak için elinden geleni yaparken muhalefetin de durumdan yararlanmaya çalışması doğal karşılanmalı. Bugünden çok daha heyecanlı günlerin yaşanacağını bilmeliyiz demek ki.CHP’nin durumuBugün seçime giden yolda Wikileaks’a pek değinmeden CHP ile ilgili bazı analiz ve önerilerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. CHP iki hafta sonra Kurultay’ını toplayacak ve partiyi seçime götürecek olan yeni yönetimini belirleyecek. Kamuoyu CHP’nin iktidar alternatifi olup olamayacağını bu Kurultay sonuçlarına göre değerlendirecektir. Bu açıdan çok önemli bir Kurultay yaşanacaktır.Genel Başkan mı?Şurası açık ki, Kemal Kılıçdaroğlu kimsenin hatta kendisinin bile beklemediği bir anda Genel Başkan oldu. Doğal olarak Kılıçdaroğlu, parti içi mücadelenin bir ürünü olmadığı için Genel Başkanlık makamını ilk anda dolduramadı. Hele hemen ardından gelen referandum kampanyası Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin gerçek anlamda genel başkanı olmasını geciktirdi.İlk adım atıldıReferandumun ardından Kılıçdaroğlu Genel Başkan olma yolunda ilk adımı atarak parti yönetiminde ciddi bir operasyon yaptı. Ancak bunun yetmesi mümkün değildi. Hiç iktidara gelememiş bir partide, parti içi iktidarı tercih edenlerin ayak oyunları elbette Kılıçdaroğlu’nun çalışmasını da etkileyecekti. O halde yapılması gereken parti yönetimini tamamen ele almaktan başka bir şey olamazdı.İşte CHP için fırsatİki hafta sonraki Kurultay hem CHP için hem de Kılıçdaroğlu için büyük fırsattır. Kılıçdaroğlu bu Kurultay’da ya CHP’nin gerçek anlamdaki genel başkanı olacaktır ya da amacı seçim kazanmak olmayan bir zihniyetin kuklası. Kılıçdaroğlu’nun tutum ve davranışı Genel Başkan olmak yönündedir ama bunun için kararlı adımlar atmasının gerektiğini de bilmelidir.Parti içi koalisyonGariptir ki, CHP’nin gidişatı ile CHP’ye oy verenlerden çok AKP yandaşı çevreler daha fazla ilgili. Yandaş medyada hemen hergün CHP ile ilgili manşetler çıkıyor ve bu manşetler CHP’deki iç çatışmaların yansımasından ya da parti içinde nifak çıkarma arayışlarından başka bir şey değil. Yandaşlar CHP’yi bir koalisyon gibi göstermek için büyük çaba harcıyor.Baykalcı-SavcıBir parti için en tehlikeli durum, parti içinde çeşitli grupların olduğunu kabul etmek ve dengeyi sağlamak için bir koalisyon gibi davranmak zorunluluğudur. Kılıçdaroğlu Kurultay öncesi Baykal ve Sav’la görüşeceğini açıklamıştır. Böyle bir açıklama partide Baykal ve Sav’ın güçlerinin olduğu, bu kişilerin istedikleri an Kılıçdaroğlu’nu zora sokabilecekleri anlamına gelir.Taviz verirse biterBir Genel Başkan elbette parti içindeki ağırlıklı isimlerle görüşmeler yapacaktır. Ama Kurultay öncesi yapılan bu görüşmeler bir tür “pazarlığa” dönüşür ve parti içi dengeler adına ağırlıklı isimlerin isteği kişiler parti yönetimine girerse o partiden artık hayır gelmez. Kılıçdaroğlu “Baykal’dan ve Sav’dan adamlar alarak” yeni bir yönetim oluşturmaya kalkarsa o makamda oturmasının anlamı kalmaz.Bildiğini yapmalıBu nedenle Kılıçdaroğlu, ağırlıklı isimlerle ne konuşursa konuşsun, listesini oluştururken denge hesabı yapmaya, bir tür koalisyon kurmaya kalkmamalıdır. Kılıçdaroğlu bilmelidir ki; eğer kendi listesini yapamazsa o koltukta oturma süresi fazla olmaz. Çünkü en azından genel seçimde başarı kazanma ihtimali çok azalır.Kılıcını çekmeliO halde Kılıçdaroğlu, artık gerçek anlamda Genel Başkan olduğunu göstermeli ve kılıcını kınından çıkarmalı. Listesini oluşturur, partisinden onay ister ve yoluna devam eder. Küsen olurmuş, isyan çıkarmış, fitne sokarlarmış, eğer bunları düşünecek olursa başarı yolunda birkaç adım bile atamaz, o anda biter.Küserse küserCHP içindeki en önemli “psikolojik” faktör kimi isimlerin küsmesi halinde partinin oy kaybedeceği korkusudur. Sanki Sav ve Sav’cılar ayrılırsa parti çökecekmiş korkusuna kapılanlar var. Ya da Baykal’ın gitmesinin partiye büyük oy kaybettireceğini sananlar bulunuyor. Hepsi yanlış. Kılıçdaroğlu doğru adım atarsa, kamuoyu arkasında olacak ve gidenlerin onlarca katı yeni oy gelecektir.Gönüllüler hareketeCHP şu sıralar sessiz ve derinden iyi çalışmalar yapıyor. Bunun en iyi örneklerinden biri “gönüllüler hareketi.” CHP ilk kez seçimlere giderken halkın gönüllü olmasını talep ediyor ve partinin kapılarını açıyor. Bildiri dağıtmaktan, afiş asmaya, rapor hazırlamaktan sandık başında durmaya kadar “kim neyi becereceğine inanıyorsa” CHP için hizmete çağırılıyor.Halkın sevdikleriCHP’ye buradan bir öneride bulunmak istiyorum. Partiler seçimlere giderken genellikle yönetim kadrosunun fikir ve eğilimlerine göre partiye yeni isim arayışına girer. Oysa CHP bu kez “yeni isim arayışını da” kamuoyuna bırakabilir. Bunun için çok ciddi araştırma şirketleriyle çalışılabilir.Partinin parası varKimse CHP’nin parası olmadığını sanmasın. Partinin hayli güçlü bir mali yapısı var. Bu nedenle para kaygısına düşmeden dürüst bir araştırma şirketi ile anlaşma yapılmalı. Bu şirket CHP’liler arasında bir araştırma yaparak halkın CHP’de görmek istediği isimleri ortaya çıkarmalı. Yönetim tercihini bu isimler arasından yapmalı.CHP dışı araştırmaAynı araştırmanın bir de “CHP’ye oy vermeyenler” arasında yapılmasını da öneririm. Bu kesime de “CHP’de kimler olursa oy tercihiniz değişebilir?” sorusu sorulabilir. Unutulmasın ki örneğin AKP’ye oy veren herkes AKP’nin tepe yönetimini zihniyetini benimsemiyor. AKP’den de pek çok kişi makul isimleri bulduklarında oylarını CHP verebilirler.Küskün harekatı CHP yıllar içinde, özellikle 90’lı yılların sonlarından itibaren çok kan kaybetti. CHP’ye yararlı olan birçok isim partiyle yollarını ayırdı. Bunların bazıları AKP yandaşı oldular olmasına da, büyük bir kesim atıl biçimde duruyor. Kılıçdaroğlu’nun bu küskünler ordusuna çağrı yapması da çok önemlidir. Yeni isimlerle birlikte küskünlerin de partiye dönmesi sinerji yaratacaktır.CHP alternatif olabilirAKP iktidarından ülkenin yarıdan fazlası rahatsız. Buna karşı milyonlarca insan AKP’nin iktidardan indirilebileceğine ihtimal vermiyor bu nedenle çaresizlik içinde bekliyor. Bir umut, bir alternatif de göremediği için ya hiç oy kullanmıyor ya da inat olsun diye marjinal bazı partilere yöneliyor. CHP bu kesime umut olmak zorundadır.Hepinize iyi haftalar.