CHP’nin Kürt Komisyonu yok oldu

Haberin Devamı

CHP’nin artık kendi içindeki sorunları halledip seçimlere hazırlanması için toparlanması gerektiğini belirten birkaç yazı yazdım biliyorsunuz. Ancak bu yazılardan sonra kendilerini “Sav’cı ya da Baykal’cı olarak tanımlamadıklarını” söyleyen ve yıllarını bu partiye vermiş bazı isimlerle konuştuğumda, suların durulmasının o kadar da kolay olmadığını anlıyorum.

Sonuçta her ne kadar CHP’ye güvenmek isteyen herkes AKP iktidarına karşı partinin gücünün artırılmasını savunsa da, son zamanlarda ortaya çıkan görüş ayrılıklarının partinin toplumda güçlenmesine engel olduğunu da görüyor.
CHP’deki temel sıkıntı, yeni yönetimin belki biraz da acemilikten kaynaklanan söyleminden ileri geliyor.
İyi niyetli bile olsa, “laikliğin peşine takıldık sosyal devleti unuttuk” söylemi özellikle yaşam biçimlerinin değiştirileceği endişesi ile AKP’yi istemeyen CHP tabanında şok etkisi yaratmış.

Referandumdan önce dile getirilen “terörü bırakmaları halinde af çıkarılabilir” söylemi de özellikle Batı kentlerinde alerji yaratmış durumda.

Füze kalkanı konusunda hemen hiçbir açıklama yapılmaması, WikiLeaks’de sadece İsviçre’deki hesaplar konusunun üzerinde durulması da “CHP’nin zafiyeti” olarak niteleniyor.

Konuştuğum pek çok kişi “İsviçre’de hesap olayı belki çok önemli ama, kanıtlanması en zor konu, bunun yanında bakanların yolsuzlukları, İran’a silah satışı, El Kaide’ye yardım gibi kanıtlanması biraz araştırma halinde mümkün olan konuların üzerine gidilmiyor” diyor.

Kürt konusunda da ciddi eleştiriler var CHP’ye. Örneğin Kürt komisyonunun birkaç aydır toplanamadığını söyleyen CHP’liler “Bu konuda partimizin net bir görüşü yok. Diyarbakır’a gitmek iyi fikir ama, çözüm olarak ne söyleniyor?” diye soruyor.

Bir CHP’li ise “CHP elbette bölgede çalışmalı, ama batı illerinde özellikle İstanbul’da milyonlarca Kürt yaşıyor, büyük bölümü de CHP’ye yakın, ama parti onları da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya” dedi.

CHP’de sorun yaratan bir önemli konu da partinin giderek daha “Alevi bir görünüm” alması. Alevilerin CHP’deki itici güç, bir tür çimento olduğunu vurgulayan CHP’liler “Ancak Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği ile birlikte partideki Alevilerin birçoğu öncü görevlere getirildi. Kemal Bey eğer Alevilere daha yakın bir görünüm çizmeye devam ederse parti hasar görür” diyorlar.

CHP ile ilgili “tarafsız” eleştiriler bunlar. Katılıp katılmamam başka konu, bana yansıyanları sizlerle paylaştım.

Ancak CHP’de yeni yönetimin de pek çalışmadığını, ne medyayla ne halkla yeterli ilişkiyi kurabildiğini, partinin eski hastalığı olan “her şeyi biz biliriz” havasının yine hâkim olduğunu söylemeliyim.

Kılıçdaroğlu lider olduğunu gösteremez ve partiyi bu eleştiri oklarından koruyacak politikalar geliştiremezse “AKP artık hiç gitmez” kehaneti doğru çıkacaktır.

*****

İleri demokraside yeni aşama

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde okuyan Türkiye Gençlik Birliği üyesi gençlerle konuştum. Tam da bugünün yönetim biçimine yakışan bir “ileri demokrasi fişlemesi” örneğini dile getirdiler.

3 Aralık Cuma günü, saat 15.00 sıralarında TGB üyesi 6 gencin ailelerinin telefonları aranmış. Çocukların anneleri ya da babaları telefonu açınca bir kişi “Biz Cumhuriyet Üniversitesi Rektörlüğünden arıyoruz, oğulunuz/kızınız siyasetle uğraşıyor ve tehlikeli işler yapıyor. Eğer buna devam ederlerse okuldan uzaklaştırmak zorunda kalacağız, çocuklarınızı uyarın” diyor.

Tabii aileler telaşa kapılıyorlar, çocuklarını arıyorlar. TGB üyesi gençler hemen üniversite sekreterliğine giderek durumu anlatıyorlar. Ancak üniversite yetkilileri hiçbir öğrencinin ailesine bu tür telefonlar edilmediğini söylüyor.

Öğrenciler aranan numara göründüğü için “kim aramış” sisteminden telefonları saptamak istiyorlar. Karşılarına ankesörlü telefon çıkıyor.

TGB üyeleri Başbakan’ın Sivas ziyareti sırasında da garip olaylar yaşadıklarını anlattılar. Şöyle konuştular; “Başbakan Tayyip Erdoğan Sivas’taydı; havaalanı açılışı yapmak üzere. 17 üniversite öğrencisi gerekçe gösterilmeden polis ekiplerince gözaltına alındı. Kimimiz lokantada yemek yerken, kimimiz kafede ders çalışırken, kimimiz arkadaşlarıyla dolaşırken, kimimiz de dış görünüşünden dolayı. (Ecevit kasketi takıyorlardı) Gözaltına alınan 14 gencin ortak özelliği TGB üyesi olmaktı. Israrla gerekçe sorduk, söylemediler. Dört saati aşkın süre karakolda tutulduk, Başbakan şehirden gidene kadar.”

Gerçekten demokrasimiz çok
ilerliyor..


*****

Atanan öğretmenler arasında, kopya skandalında tam puan alan şüpheliler de varmış. “Sıfırcı Hoca”
efsanesinden sonra “Kopyacı Hoca”
gerçeğine hazır olalım! (Gani Yıldız)

*****

Başbakan karıştırmış

Başbakan Erdoğan öğrencileri kamuoyuna kötülemek için “ellerinde taşlarla, sopalarla, molotof kokteylleriyle, bıçaklarla yumurtalarla geziyorlar” dedi.
Haberlere bir daha bakın, öğrenci protestolarında “yumurta” hariç hiçbiri yok. Sopa dediği de pankartların tahtaları. Molotof ise sadece PKK militanlarında var.

Galiba Erdoğan aynı gün Dolmabahçe İnönü Stadı’nda yaşanan holigan terörünü izledi televizyonlarda. Orada taş, şişe, sopalar ve bıçaklar vardı. Başbakan o çatışmayı öğrenci olayı sanarak konuştu galiba.

*****

Trabzon araştırılabilir

Okurlarımdan Metin Yaykınlıoğlu sık sık güncel olaylarla ilgili görüşlerini mesajla gönderir. WikiLeaks’le ilgili bir mesajını sizlerle de paylaşmak istedim;
Sayın Ataklı; İsviçre bankalarından belge almak çok zor. Peki WikiLeaks’teki şu “Trabzonspor’a, örtülü ödenekten destek” iddiası neden incelemeye alınmıyor?
Trabzonspor’un hesapları kolaylıkla kontrol edilerek anılan tarihlerde girmiş “garip” kaynaklı bir para olup olmadığı neden incelenmiyor? Gerçi örtülü ödeneğin hesapları her yılın sonunda imha ediliyor ama, Sayın Süleyman Demirel’in “Devlette hiçbir belge kaybolmaz” sözünden hareketle diyorum ki bu hesapların bir fotokopisi mutlaka bir yerlerde vardır. Sanırım Trabzonlulara ters düşmemek için, muhalefet de bu konunun üzerine gitmiyor. Saygılar..

*****

Kim bu gazeteciler?

Yandaş medya günlerdir WikiLeaks belgelerini yalanlamak için adeta yırtınırcasına çabalıyor. Belgelerin yalan, iftira, soysuzluk, hezeyan, dedikodu, soytarılık olduğunu yazıp çiziyor ve söylüyorlar. Bu arada konuyu başka alanlara saptırmak isteyen kimi yazarlar da günlerdir “ajan gazetecilerden” söz ediyorlar.

Açıkçası ben bilmiyorum kimdir bunlar, ama yazanlar belli ki biliyorlar ve tarif de ediyorlar. Gördüğüm kadarıyla bu da medya içi bir hesaplaşma ve bir tür “şantaj.” Bu yazar arkadaşların artık iç hesaplaşmaları bitirip eğer varsa Amerika ya da başka ülkelere bilgi veren gazetecileri açıklamaları gerek. Sonuçta yıpratılan ve itibarı düşürülen kendi mesleğimiz.

DİĞER YENİ YAZILAR