Medya olarak yayınladığımız haberlerin akıbetini unutuyoruz. Oysa sonuna kadar peşini bırakmamak gerekir. Eskiler buna “fikr-i takip” derlerdi. Yani bir haberin peşini bırakmamak, sonucunu tam olarak öğrenmek.
Bugün biraz “fikr-i takip” yapmak ve bir haberin akıbetini öğrenmek istiyorum.
Referandumdan birkaç gün sonra, 15 Eylül günü gündeme çok ilginç bir haber düş-müştü. İngilizlerin ciddiyetiyle tanınan gazetesi Daily Telegraph İran’ın referandumda kullanılmak üzere AKP’ye 25 milyon dolarlık bir yardım yaptığını ileri sürüyordu.
Gazetede Con Coughlin imzasıyla yayınlanan habere göre Tayyip Erdoğan- Ahmedinejat görüşmesinde varılan karar gereği İran AKP’ye iki parti halinde 25 milyon dolar göndermişti.
Daily Telegraph bu para yardımının Türk halkının Mavi Marmara olayı dolayısıyla tanıdığı IHH aracılığı ile yapıldığını da ileri sürmüştü.
Haberi yazan Coughlin bir batı gazetesinde yayınlandığı için bomba etkisi yaratmıştı. Hukuken bakıldığında paranın miktarının önemi olmadığı, bir partinin yabancı bir ülkeden hangi ad altında olursa olsun bir kuruş bile almasının kapatılmasına neden olacağı biliniyordu çünkü.
Doğal olarak haber AKP’de büyük tepki yarattı. Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik haberin deli saçması ve yalan olduğunu açıkladı öncelikle. Çelik ardından da İngiliz gazetesi aleyhine ağır bir tazminat davası açacaklarını bildirdi.
Aradan yaklaşık 2 ay geçti. Merak edip Daily Telegraph’a dava açılıp açılmadığını araştırdım. Geçen hafta sonu itibarıyla dava ile ilgili hiçbir bilgiye ulaşamadım. Dün konuyla ilgili yazımı yazarken, İngiliz Presse Gazetesi’ndeki Sarah Limbrick imzalı bir haber geldi önüme. Haberde Erdoğan’ın Daily Telegraph hakkında dava açtığı belirtiliyordu.
Şimdi sormak istiyorum. Tabii bir cevap veren olacak mıdır bilemem. Çünkü AKP eleştiriden hoşlanmadığı gibi hangi konu olursa olsun cevap vermekten de pek hoşlanmıyor.
Yine de sorayım;
- İngiliz gazetesi Daily Telegraph’a dava ne zaman açıldı?
- İstenen tazminat ne kadar?
- Davayı hangi avukatlar sürdürüyor?
- İran’dan söz konusu haberle ilgili bilgi istendi mi?
- Dava ne zaman başlayacak?
- Dava açıldığı haberi neden kamuoyuna duyurulmadı?
- Türk kamuoyu dava haberini neden bir İngiliz gazetesinden öğreniyor?
İş varsa yolsuzluk yok!
Başbakan’ın “hitabet sanatını” çok iyi kullandığını her seferinde hatırlatıyorum. İşte son bütçe konuşmasında da müthiş sanatını yine konuşturdu Başbakan.
Muhalefetin “yolsuzluk iddialarına” karşı “Ne yolsuzluğu?” dedi ve yapılan yatırımları anlattı. “Duble yolların yolsuzlukla mı yapıldığını” sordu örneğin. Yükselen binaları, açılan fabrikaları örnek göstererek “Yolsuzluk olsa bunlar olabilir miydi?” dedi.
Kulağa çok hoş geliyor tabii. İlgisizce dinleyenlerin de “Adam haklı vallahi” demeleri de gayet normal. Oysa Başbakan’ın konuşması “hitabet sanatına” çok uygun da gerçekleri yansıtmıyor. Çünkü “hepsi birer başarı öyküsü olsa da, iş yapılmış olması, yolsuzluk yapılmadığının kanıtı” değildir.
Ayrıca kimse Başbakan’a “Hiçbir şey yapmadan oturuyorsunuz ve yolsuzluk yapıyorsunuz” da demiyor. Yapılan işlerden sağlanan “haksız kazançlar” veya “yatırım sayesinde yapılan vurgunlar” konu ediliyor.
Halkta yerleşmiş çok anlamlı ama bir o kadar da kötü bir deyiş var “Çalıyor ama çalışıyor.” Bir dönemin iktidarı için çok söylenmişti bu sözler.
Kısacası “iş yapılması, yolsuzluğun panzehiri” değildir. Evet gözle görünür işler yapılmaktadır, halk bunlardan ciddi biçimde yararlanmaktadır, ama bu yapılan işler sırasında dönen dolaplar, çıkar ilişkileri, iş verirken benden olan olmayan ayırımı, bu sayede sağlanan haksız kazançlar da vardır. Bugün halk arasında “konuşulan yolsuzluk” budur.
THY rötarı unutmuş
Cumartesi günü Stuttgart’a gittim. Atatürkçü Düşünce Derneği üyeleriyle sohbet toplantısına katıldım. İzlenimlerimi yazarım yarın. Uçuşum THY ile oldu her zamanki gibi. Biletim 14.50.
Saatinde alandayım, pasaportu geçtim, biraz turladım, baktım ışıklı tabelada “uçağa gidiniz” yazıyor. Çıkış kapısı 203, neredeyse 500 metre yürüyorsunuz. Kapıya vardım, büyük bir kalabalık. Bırakın uçağa alınmayı, güvenlik kontrolü için bile eleman yok.
Bekledik bir yarım saat. Gelen giden yok, uçak bile yok körükte. Bu sırada ışıklı levhada “son çağrı” yazıyor. Homurdanmalar oldu tabii, sonunda bir THY görevlisi geçiyordu, belli ki bu uçuşla ilgisi yok, ama herkes ona patladı o da telsizle sordu, 55 dakika rötar varmış.
Meğer THY rötarı bildirmeyi unutmuş, ışıklı levha normal olarak “uçağa gidin” yazıyor. Neyse, durum düzeltildi, levhada 55 dakika gecikme belirtildi.
Bunun üzerine Free Shop’ta gezmek üzere 500 metre geriye yürüdüm, ki benle beraber pek çok kişi aynı şeyi yaptı. Tam Free Shop’a geldik ki ışıklı levhada tekrar “uçağa gidiniz” yazmaz mı. Haydi tekrar geriye. Ama o ne, daha güvenlik kontrolü bile başlamamış. O 500 metre tekrar yürünmeyeceği için yayıldık kapının önündeki koridora, yarım saat daha bekledik.
Ben ve benim gibiler neyse de, yaşlı kadınlar vardı, oturacak yer yok, öylece dikildiler ya da çömeldiler. Yazık değil mi?
Uçağa binince güleryüzlü ekiple karşılaştık, Stuttgart’a inince de buranın personeli aynı güleryüzle karşılayınca inanın siniri geçiyor tabii. Ama bu, yapılan hatayı ve çektirilen eziyeti ortadan kaldırmıyor.
Kenya Büyükelçiliği
Sayın Ataklı, Size mutlu olduğum bir olayı anlatıp köşenizde de yayınlamanızı rica edeceğim.
Efendim, kızım tatil amaçlı Kenya’ya gitmişti. Bir süre haberleşemedik. Oradaki elçiliğimize bir mail atarak, ne yapabileceklerini rica ile sordum. Hemen cevap geldi. Hem şaşırdım, hem de sevindim. Zira; yıllar öncesinden beri biz Türklerin birbirimize sahip çıkmadığımızı hele yurt dışı temsilciliklerimizin devlet ve millet kavramları ile alakaları olmadığına şahit olmaktaydım.
Nairobi (Kenya) Elçiliğimize teşekkür ederek, sorunun hal olduğunu, bildiren ikinci bir mail’i gönderdim. Ardından hemen cevap mail’leri geldi. Sıcak bir ifade ile; ‘’Bir sorun olduğunda hemen arayın’’ diye özetlediğim bir mail yazmışlar. Çok mutlu oldum.
Lütfen, bu yazımı yayınlayınız. Diğer temsilciliklerimize örnek ve destek olsun. Ben, yurt dışı temsilciliklerimizin tutumlarından (haklı olarak) hep şikâyetçi olmuş biriyim. Nairobi Elçiliğimizin tüm mensuplarına, başta Büyükelçimiz olmak üzere, sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Size de teşekkürler ve saygılarımla.
Bireysel emekliliği yaygınlaştırıp insanların geleceğini kurtaracağımıza, bireysel silahlanmayı teşvik edip geleceklerini
karartıyoruz.
(Gani Yıldız)

