Kamuoyunun “alternatif” beklentisine CHP son kurultayı ile cevap vermeye çalıştı. Parti yönetimi baştan aşağı değişti, Başkan Kemal Kılıçdaroğlu hem bazı yeni ilkeleri açıkladı hem de olası bir CHP iktidarının portresini çizdi.
Elbette kamuoyunun hemen ikna olması ve bir umut olarak CHP’nin peşine takılmasını beklemek doğru değil. CHP’nin umut olup olamayacağı seçime giden süreçte kendini gösterecektir.
CHP Kurultayı’ndan sonra gerek siyasi çevrelerden gerekse okurlardan/izleyicilerden “Başta MHP olmak üzere diğer muhalefete hiç değinmiyorsunuz” şikâyetleri geldi. Özellikle MHP’ye dikkat çekenler “Solda CHP rayına oturacaktır, sağda da toparlanma olmalı” görüşünde.
Nasıl CHP kendini yenilemeyi başardıysa MHP’nin de kendini yenilemesi gerektiğini ısrarla söyleyenler “Devlet Bahçeli artık atağa kalkmalı, MHP’nin yenilenmeye ihtiyacı var, MHP’nin de yeni fikirlerini ve yeni vizyonunu belirlemesi ve kamuoyu ile paylaşmasının zamanı geldi” diyen birçok okur ve izleyici “MHP’nin baraj altında kalacağı yorumlarına katılmıyoruz ama parti yönetiminin ataleti devam ederse umutlar kırılacaktır” diyorlar.
Ben de bu talepler üzerine MHP’ye biraz daha yakından bakmak istiyorum. Örneğin pazar günü bütçe görüşmelerinde konuşan MHP Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın konuşmasını hayli etkili bulduğumu söylemeliyim.
Ali Uzunırmak “Teokratik rejim de seçimle gelir ama, mollaya, ulemaya danışır! Sarhoşluk sadece alkolle olmaz ve büyük bir kabuldür ki sarhoşluk insanlardaki şuur altını ortaya çıkartır. Dolayısıyla iktidar sarhoşluğu da bazılarının şuur altını ortaya çıkartmıştır. Onlarda hukukun üstünlüğü, üstünlerin hukuku tartışması içerisinde sadece bir göz boyama vardır, sadece günübirlik konuşmalar vardır ve bugünkü iktidar yolunu şaşırmıştır” dedi.
Ne zamandır bir MHP sözcüsünden bu kadar net açıklamalar duymamıştık.
Danıştay bütçesi görüşülürken konuşan Uzunırmak “Halk iradesinin, sadece tercih etmiş bir çoğunluk yönetimi olmadığını” söyleyerek “Yasayı yaparken hukukun üstünlüğünden, evrensel hukuktan, insan haklarından yoksun bir şekilde sadece yasa yapan bir çoğunluk olarak ele alırsanız o zaman siz demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü hiçe saymış olursunuz. O rejimin adı demokrasi olmaz, çoğunluğun zulmü hâline gelir” demesi CHP’nin bile alkışını aldı.
“Statükocu” suçlamalarına da değinen Uzunırmak’ın “Statükoyu savunmuyoruz ama statükoyu savunmamak, statükoyu değiştirmek adına kurumlara olan karşıtlığını, o kurumları rencide ederek, kurumları sahipsiz durumuna getirip o kurumlar üzerinden rejime ve o kurumlar üzerinden demokrasiye savaş açmak bir iktidarın en son tercih etmesi gereken yol olmalıdır” sözleri de ilginç. Uzunırmak’ın bütçe konuşması MHP’de de değişim adına kıpırdanmalar olduğu umudu yeşertiyor.
O tabela inmeli
Kahramanmaraş’ta tam 32 yıl sonra çok tatsız olaylar yaşadık. 32 yıl önce 111 kişinin ölümüyle sonuçlanan kanlı olaylarda ölenleri anmak isteyen Alevilere, kendilerine “Bozkurt süsü” veren ve çevre illerden otobüslerle toplanıp getirilen bir güruh saldırmaya kalktı.
Neyse ki hem güvenlik anında alındı hem de aklı selim yine galip geldi de olaylar daha da büyümeden yatıştırıldı.
Bu olayın iki önemli unsuru var. Birincisi MHP teşkilatı ve hemen ardından Ülkü Ocakları açıklamalar yaparak “Saldıran grupla aralarında hiçbir ilgi olmadığını” bildirdiler. İkincisi 32 yıl önceki Kahramanmaraş katliamının arkasında da olduğu bilinen Ökkeş Şendiller’in saldırıyı bürosunun balkonundan sakince izlemesi.
Ökkeş Şendiller 32 yıl önce “Kendir” soyadıyla biliniyordu. 111 kişinin ölümüne neden olan katliamın provokatörü olarak adı çok geçmişti. Ama ona pek bir şey olmadı.
Şimdi aynı kişi Kahramanmaraş’ın en merkezi yerinde parti birası tabelalarından bile büyük bir tabela asmış. “Ökkeş Şendiller İrtibat Bürosu” yazıyor bu tabelada. Ben başka hiçbir yerde kişi adına asılmış bir irtibat bürosu tabelası görmedim.
Elbette suç değil, yasal bir engel yok, ama Kahramanmaraş olaylarının mimarı olarak olarak bilinen bir kişinin, kentin tam ortasına ismini yazdırması bile başlı başına bir provokasyondur. Kimse bu tabelanın sadece tabela olduğunu söylemesin bana.
Ökkeş Şendiller günlerdir TV ekranlarına çıkıp “olaylarla ilgisi olmadığını” söylüyor. Bunu söylerken önce o tabelayı indirmeli.
Antalya’da muhteşem gece
Biraz gecikti gecikmesine ama yazmadan da duramam. Geçen hafta perşembe günü Antalya’daydım. Bu yıl 11’incisi yapılan Antalya Piyano Festivalini’nin kapanış gecesi konserini izledim. Hani şu Antalya’da kasırga yaşanan gece. Gemilerin karaya vurduğu, denizin adeta koca kenti yutacak gibi kabardığı gece.
Yağmur bir ara o kadar şiddetlenmişti ki dama vuran damlalar müziği bile bastırıyordu. Hemen önümde oturan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın doğal olarak tedirgindi, sık sık kendisine verilen bilgi notlarına bakıyordu.
Antalya Piyano Festivali artık dünyanın sayılı festivalleri arasında yer alıyor. Her yıl en önemli klasik müzik sanatçıları, dans grupları, büyük orkestraları festivale geliyor. Başkan Akaydın, bazı konserleri kentin varoşlarına da taşıyarak halkı klasik müzikle kaynaştırmaya çalışıyor.
Kapanış gecesinin yıldızı Vladimir Spivakov’du. Rusya Ulusal Orkestrası’nın daimi şefi ve sanat yönetmeni Spivakov’la 20 yıl önce İstanbul Festivali’nde tanışmış ve hayran olmuştum. O sırada yanılmıyorsam 7 kişilik bir oda orkestrasının solist kemancısı ve şefiydi. Moskova Virtüözleri olarak anılıyorlardı ve olağanüstü bir müzik ziyafeti vermişlerdi.
Ondan sonra Spivakov’u her gelişinde mutlaka izlemeye çalıştım, son Antalya Piyano Festivali ise benim adıma gerçek bir şölen oldu. Antalya Piyano Festivali’ni 11 yıl önce başlatanlara da geliştirerek sürdürenlere de Türkiye sanatseverlerinin teşekkür borcu vardır.
İçişleri Bakanı’na göre, polis-öğrenci geriliminde bazı öğrenciler rol yapmış. Öğrencileri bilmiyoruz ama polislerin rol yapmadıkları kesin!
(Gani Yıldız)
Denizcilerin bir okul gemisi neden yok?
Savarona’daki fuhuş rezaletinden sonra açılan davanın ilk duruşması haberlerini izlerken aklıma geldi; biliyor musunuz üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’nin bir okul gemisi yok. Savarona, zamanında Deniz Harp Okulu’nun hizmetindeki bir okul gemisiydi. Yaktılar, ondan sonra da bir okul gemimiz olmadı.
Oysa dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen okul gemileri, ihtişamlarıyla limanlarımızı ziyaret ediyor. Bir ara duymuştum, bazı eski denizciler Türkiye’ye bir okul gemisi kazandırmak için çalışmalar başlatmışlardı, ama bir gelişme var mı bilmiyorum.
Türkiye’nin bir okul gemisine ihtiyacı olduğunu söylemek isterim. Özellikle Deniz Kuvvetleri Komutanlığı keşke üzerindeki kara bulutları dağıtabilse de bu işe de el atabilse.

