Dünyanın en pahalı benzinini, benzin ağız alışkanlığı tabii, akaryakıtını Türkiye’de yaşayanlar alıyor. Çünkü devlet vatandaşını “yolunacak şey” olarak gördüğünden ve “dolaylı vergi en kolay yol” olduğundan akaryakıt fiyatlarına canının istediği vergiyi salabiliyor.
Böylelikle petrolün varili 140 dolarken benzinin litresi 2 lira olabiliyorken, petrol fiyatları 90 dolarlara indiğinde benzinin litresi 4 liraya çıkabiliyor. Ekonomik mucize dedikleri de bu olsa gerek,
Herkes öfkeli, herkes kızgın. Medyaya binlerce mail yağıyor; kahvelerde, benzinliklerde, evlerde, iş yerlerinde herkes bu zammı konuşuyor.
İyi de sonuç var mı? Yok. Hükümet yetkilileri “vergiden vazgeçmeyeceklerini” göğüslerini gere gere açıkladıktan sonra topu akaryakıt satanlara atıyorlar ve “Onlar kârlarından biraz vazgeçsinler” önerisinde bulunuyorlar.
Eski AKP’li Bakan Abdüllatif Şener, Güngör Mengi’ye “dünyanın en gürültülü bombasını patlatsanız Türkiye’de duyulmaz” demiş. Yani halkımız o kadar duyarsız, o kadar ilgisiz.
Oysa kızgınlık konusunda ise herhalde dünya birincisi oluruz. Sokağa çıkın, halkı dinleyin, öfkeyi göreceksiniz. Buna karşın “tepki” yok denecek kadar az.
Gerçi “azıcık tepki gösteren” bile feleğini şaşırıyor başına gelenler yüzünden ama, itiraf etmeliyiz ki geleneğimizde tepki koyma, direnme, eylem yapma pek yok. Ancak bıçağın kemiğe dayanması gerek.
Şimdi size bu köşeden bir “eyleme katılma” önerisi yapmak istiyorum.
Alem FM’in başarılı programcısı Nihat Sırdar, sabahları tek başına, akşamları da yanına Sivrisinek’i alarak halkı “benzin zammına karşı eyleme” davet ediyor.
Sırdar’ın “eylemi” son örneğini dün Yunanistan’da gördüğümüz gibi sokaklara dökülmek değil. Diyor ki Sırdar “Her sabah saat 8’de ve akşam 7’de, trafikte olanlar flaşörlerinizi yakın ve o sırada çaldığım Damat adlı şarkıya uygun tempo tutarak kornanızı çalın.”
Eylem birkaç gündür devam ediyor. Bu sırada genellikle trafikte oluyorum ve pek çok katılan olduğunu görüyorum.
Çok masum, çok zararsız bir eylem. Yazdığım saatlerde trafikte olanlar 89.2 Alem FM’i açsınlar ve Nihat Sırdar’ın anonsundan sonra flaşörlerini yaksınlar. Elbette flaşörleri yakmak trafik için sakıncalı, ama eylem de zaten birkaç dakika sürüyor, o kadar da kural ihlali olur.
Sonuç; bu eylemin hükümete geri adım attıracağına inanmayabilirsiniz, ama halkın tepkisini görmeleri açısından çok yararlı olacaktır.
Kayseri olayının anlaşılır hali
İktidar ve yandaşları Kemal Kılıçdaroğlu’nun Meclis Kürsüsü’nden açıkladığı skandalı sulandırmak, küçültmek ve durumu CHP’nin aleyhine çevirmek için çırpınır durumda.
Bakanlar ve Kayseri Belediye Başkanı ekranda yolsuzluğu yalanlama yarışında. Kimileri de “Alt tarafı Kayseri’de bir olay olmuş, CHP Başkanı’nın vizyonuna sığar mı bunu gündeme getirmek” diyerek iktidara örtülü destek veriyor.
Sonuçta yolsuzluk yolsuzluktur, büyüğü küçüğü olmaz.
Ancak kafaların karıştığı da bir gerçek. Böylece belge ve bilgiler de kirleniyor.
Anlaşılır biçimde olayı özetleyeyim.
* Kayseri Belediyesi’nde çalışan Ali Hamurcu adlı kişi var, şoförlük yapıyor.
* Bu kişi pek makbul biri değil.
* Bir taksi durağından rüşvet almakla suçlanınca gözaltına alınıyor.
* Sorgulaması sırasında “konuşacağını” söylüyor.
* Ali Hamurcu öncelikle bunu “başkaları için topladığı rüşvetten komisyon aldığı” olarak anlatıyor.
* Ardından Belediye adına çeşitli yerlerden rüşvet alındığını iddia ediyor ve isimler veriyor.
* Hamurcu’nun iddiaları üzerine soruşturma yapılıyor.
* Ancak yargı Hamurcu’nun iddialarının geçersiz olduğuna karar veriyor.
* Ama aynı yargı Ali Hamurcu’nun rüşvet aldığını saptıyor ve hapis cezası veriyor.
* Ali Hamurcu hapisteyken izinli çıkıyor ve Yusuf Erikel adlı küçük bir parti başkanıyla buluşuyor.
* Erikel Hamurcu’yu Masonların başkanını vurmaya azmettiriyor.
* Ali Hamurcu bu suikasti gerçekleştiremeden yakalanıyor. Ergenekoncu olduğu iddiasıyla Silivri’ye gönderiliyor.
* İktidar ve yandaşları, tüm iddiaları Ali Hamurcu’nun “makbul olmayan” kişiliği üzerine kurup “CHP bu adamın sözüne inanıyor” diyor.
* Oysa durum öyle değil. Ali Hamurcu tıpkı “PKK’lı itirafçı” rolünde. İçinde kendisinin de olduğu bir şebekeyi ihbar ediyor. Tahminen kendi avantası kesilmiş.
* Ali Hamurcu’nun suçlu olması, rüşvet ağının gerçek olmadığı anlamına gelmez.
* Durum ortada. Ali Hamurcu zaten suçlu ve yargılanıp hapse mahkûm olmuş.
* Ali Hamurcu’nun rüşvetçi olduğu saptanırken, her nasılsa diğer rüşvetçiler hakkında hiçbir kanıt bulunamıyor.
* İktidar ve yandaşların açıklaması gereken nokta budur.
Hep bunu anlattık
Referandum sürecinde iktidarın yargıyı tamamen ele geçirmek istediğini anlatmaya çalıştı pekçok kişi. Ama iktidar ve yandaşları “ileri demokrasiye geçileceğini, yargının hükümet emrine girmeyeceğini, tam tersine her şeyin hukuka daha uygun geleceğini” söyledi durdu.
Sonuç “evet” çıktı. Yandaşlar ilk şoku HSYK seçimlerinde Bakanlığın hazırladığı listenin kazanmasıyla yaşadılar. Şimdi ise sıra asıl uygulamaya geldi. Balyoz hâkimi ilk duruşmaya iki gün kala görevden alındı.
Adalet Bakanı “hâkimin güvenilir bulunmadığını” açıkladı. HSYK’nın tüm üyeleri bu görüşteymiş.
Çünkü bu hâkimin tarafsız olmayacağı görülmüş.
Bu konuda hiç yorum yapmayacağım. Ama daha ilk eylemde HSYK üyeleri “nasıl karar aldıklarını” çok iyi gösterdiler. Bunun bilinmesi gerek.
Evet, hâlâ yetmez mi?
Avrupa gibi demokrasi Çin gibi ekonomi
Dışişleri Bakanımız Türkiye’nin geldiği noktayı ve hedeflerini anlatırken “Avrupa Birliği’ndeki demokrasimiz, Çin’deki gibi ekonomimiz olmalı” demiş.
Evet, Avrupa Birliği ülkeleri gerçekten “ileri demokrasiyi” yaşıyor, Çin’in sağladığı ekonomik büyüme ve bunun sonucunda vardığı dünya çapındaki başarıyı görmezden gelemeyiz.
Keşke demokrasimiz Avrupa’daki gibi, ekonomimiz de Çin’deki gibi olsa.
“Keşke” diyorum çünkü ikisi aynı anda pek olamaz.
Çin’de büyük bir ekonomik patlama var ama demokrasi yok. Tersten bakarsak, Çin’de demokrasi olmadığı için ekonomik açıdan olağanüstü bir büyüme var.
Gıpta ettiğimiz Çin, “komünist disiplin altında, azgın bir kapitalizmi işleterek” ekonomik mucize yaratıyor. Çin halkına demokrasinin kırpıntısını bile çok görüp, kendi insanının emeğini çok ucuz ücretle sömürerek dünyaya kafa tutuyor.
Gıpta ettiğimiz Avrupa demokrasisinde ise “insanların boğaz tokluğuna çalıştırılması” mümkün değil. Liberal görünümlüler biraz bu konuya eğilmeli.

