İmam hatipliler neden polis yapılmak isteniyor

Haberin Devamı

ANALİZ

İktidar kendi hedefine giden yolda hemen her gün yeni bir tartışma yaratacak konu atıyor ortaya. Şimdi de imam hatip liselilerin polis olmasına olanak sağlayan düzenleme yolda.
İçişleri Bakanı da Milli Eğitim Bakanı da yeni düzenlemenin “ayrımcılığı ortadan kaldıracağını” ileri sürüyorlar. Böylelikle öğrenciler arasında bir eşitlik sağlanacağını belirtiyorlar.

Tabii, hukuk ve demokrasiden nasibini almamış olanların kulağına hoş geliyor bu söylem. Zaten “ayrımcılığa karşıyız, özgürlük istiyoruz, eşitlikten yanayız” gibi sözler söylenince akan sular duruyor.

Yeni tabularımız AKP tipi demokrasinin bu söylemleridir artık.

Gelelim konumuza. İktidar neden imam hatiplilerin polis olmasının yolunu açmak için bu kadar çaba harcıyor?

Gerçekten safiyane biçimde eşitsizliğin ortadan kalkması mı amaçlanıyor?

Esas hedefin bu olmadığını anlamak için çok akıllı ve bilgili olmaya gerek yok.

Amacın polisi de, geldiği durumdan yetinmeyerek, tamamen imam hatip zihniyetine sokmak olduğu gün gibi ortada.

Ayrıca “eşitlik sağlıyoruz, ayrımcılığı bitiriyoruz” sözleri de asla doğru değil. Çünkü asıl bir meslek lisesini bitirenlere, ikinci bir meslek yolu açarak hiçbir mesleği olmayan lise mezunlarına karşı ayırımcılık ve eşitsizlik yapılıyor.

İktidarın asıl hedefi din temelli bir yapı oluşturmak olduğu için, imam hatiplilere polislik yolunu da açmayı bir görev biliyor. Bunun daha sonraki aşaması ise harp okullarına da imam hatiplilerin gitmesini sağlamaktır.

Ancak şunu bilmeliyiz ki, temel eğitim olarak din bilgisi ve kültürünü alan okullardan mezun olanların, toplumda hak ve adaleti sağlamakla görevli mesleklere yöneltilmeleri doğru değildir.

Din bazlı okullardan mezun olanların hâkim, savcı, asker, polis, kaymakam, vali olmaları peşinde pek çok sakıncayı da getirir.

Çünkü her ne kadar bilimsel eğitim alsalar bile, bu tür okulları bitirenlerin öncelikleri “din ve inanç sistemleri” olacağı için alacakları kararlarda etki altında kalabilirler.

“Diğer okullardan mezun olanlar da dini inanç sahibidir, veya değildir, onlar da kendi inançlarının etkisi alında kalmaz mı?” diye sorulabilir.

Bu soru mantıklı gibi görünse de, yanlıştır. Çünkü dini temel alan bir eğitim gören kişinin, toplumun günlük sosyal yaşamına hukuk ve yasalar ekseninde katılması daha zordur. Büyük olasılıkla vereceği her kararda inançlarını ön planda tutacak ve bunları yok saymayı veya değiştirmeyi düşünmeyecektir.

Din bazlı eğitimi olan bir polis cinayet olayında, toplumsal gösteride, büyük oranda inançlarının doğrultusunda karar vermeye zorlayacaktır kendini.

Peki din eğitimi almayanlar da kendi görüşleri doğrultusunda kararlar almıyorlar mı hiç? Örnekleri olabilir tabii ki, ancak bunlar münferit olaylardır ve gerektiğinde üst makamlar tarafından gereken yapılmaktadır.

Ama düşünün ki bir polis örgütünde inançları doğrultusunda çalışanların sayısı çoğalırsa, yapılacak hatalara karşı alınacak önlemler de erozyona uğramaz mı?

Bu girişim İran’daki Devrim Muhafızları gibi bir örgüt kurmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.

*****


CANIMI SIKAN ŞEYLER

Hükümet bile kuramıyorlar ama


Lübnan’daki krizi biliyorsunuz. Tunus’ta halk hareketi olduğu için daha çok ilgi çekti Türk kamuoyunda ama, ilk hareket Lübnan’da başlamıştı.

“Bu sirayet eder” yorumları Lübnan’dan sonra Tunus’ta hükümetin devrilmesi için ortaya atılan bir görüş aslında.

Yani başlangıç Lübnan’da yaşandı.

Şimdi Lübnan’da hükümet kurulması için yoğun çabalar var.

Türkiye bu konuda başrol oyuncusu. Amerika bile çaresiz kaldığını ve Türkiye’nin bölgedeki süper güç gibi çalıştığını söylüyor.

İyi de kendi içinde hükümet bile kuramayan, iç barışı sağlamak için Türkiye’den medet uman Lübnan, ne gariptir ki, Türkiye’nin en önemli kuruluşu Telekom’un sahibi.

Biliyorsunuz Telekom’u şu sıralar hükümetten düşürülen Hariri ailesi satın almıştı.

Türkiye Hariri’yi kurtarmak için adeta çırpınıyor. Her ne kadar Türkiye son anda Katar’la birlikte arabuluculuktan çekilmiş olsa da bu çırpınışta Telekom’a bir yıllık kârı kadar para ödeyen Hariri ailesine vefa borcunun payı olabilir mi acaba?

*****


MERAK ETTİKLERİM

Anayasa’ya tercüman


Başbakan Erdoğan yeni anayasanın “artık tercümana gerek duymayacağını” söyledi.

Acaba Başbakan’ın tercümandan kastettiği ne olabilir?

Sanıyorum Anayasal kurumları hedef gösteriyor. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi kurumlar.

Çünkü bu kurumlar AKP’nin “canım ne isterse onu yaparım çünkü ben iktidarım” mantığına ters düşüyor.

Demokrasi ve hukuk devleti olmanın gereği ile “yok öyle her istediğini yapabilme hakkı” diyor bu kurumlar.

Ve biliyoruz ki Erdoğan’ın en öfke duyduğu kurumlar bunlar.

Nitekim “en tehlikeli” olarak görülen Anayasa Mahkemesi’ne yeni ayar verildi ve şimdilik bir tehdit olmaktan çıkarıldı. Sırada Yargıtay ve Danıştay var. Demek ki yeni anayasada bu kurumlar ya hiç olmayacak ya da iktidarın “canının istediği gibi” dizayn edilecek.

Böylelikle artık “anayasa aslında bunu söylüyor” diyen bir “tercümandan” kurtulunmuş olacak.

*****


HOŞUMA GİDENLER

Böyle zamanda böyle cesaret


Her tarafta korku kol geziyor. Artık maça gidip “ıslık çalmak” bile yürek isteyen bir hal aldı. Aydınlar pısmış, iş adamları dümen suyunda, gazeteciler suskun, asker sinmiş, vatandaş endişeli. İşte tam bu aşamada bir kadın sanatçı çıkmış ortaya ve “politik bir oyun” sergiliyor. Hem de ne politik. Korku yok, endişe yok, içeri atılma telaşı yok.

Oya Başar “Kadın ile Memur” adlı oyunda Kemal Kocatürk’le harikalar yaratıyor. Van minuts’tan, ananı da al git’e, avanta dağıtmaktan, bir anda lükse kavuşan kimi siyasetçilere kadar her şey var oyunda.

Kadın ile Memur Beşiktaş Kültür Merkezi’nde sadece pazar günleri saat 15.00’te sahne alıyor.

İki bölümlük oyun Aldo Nikolai’nin eseri. Ama Uğraş Güneş oyunu almış günümüze tıpatıp uyarlamış, ortaya hem çok komik hem de ibret verici derslerle dolu bir oyun çıkmış. Kemal Kocatürk’ün yönetim başrolü Oya Başar’la paylaştığı oyunda Harika Özovalı, Fatih Yurdakul, Aslı Zırhlı ve Murat Akdağ rol alıyorlar.

Bir kadın bir sabah bir müsteşarın makamına girip koltuğuna oturur. Müsteşar kadının kim olduğunu ve gerçekte ne için geldiğini bilemediği için tedirgin olur. Ve ikili arasında başlayan diyaloglarla müthiş bir sistem eleştirisi yapılır.
Ben kaçırmayın derim. Oyunu izlerken bazı izleyiciler “Bu oyunu fazla tutmazlar, inşallah başları derde girmez” yorumunu yaptılar ama siz aldırmayın, kimse bir şey yapamaz, gidin görün.

*****


Hüseyin Çelik, “Yüksek yargı kararlarında Atatürk ilkelerine atıfta bulunulması rahatsızlık vericidir” demiş. Demek ki atıfta bulunulsa rahatsızlık verici, bir kenara atılsa mutluluk verici... (Gani Yıldız)

*****


Ezerek yükselemez, ezdiğiniz kadar alçalırsınız (Rüştü Alçı)

DİĞER YENİ YAZILAR