İktidar dış politikada “kahramanlık” eylemi olarak İsrail karşıtlığını kullanıyor. Dünyadaki yankıları çok fazla değil bu eylemlerin ama belli ki iç politikada çok etkili oluyor.
Bilinçaltında Yahudi düşmanlığı ile bezenmiş geniş bir halk topluluğu Başbakan’ın İsrail’e yönelik ağır sözlerini yürekten alkışlıyor.
Aslına bakarsanız, dünyanın ve özellikle Orta Doğu’nun başına dert olan İsrail’e yönelik ne söylense azdır ama, ne yazık ki iktidarın politikası tamamen içe yönelik olduğu için bu yolda bir adım bile atamıyoruz.
İşte bunun son örneğini Mavi Marmara gemisine yapılan saldırıdan sonra İsrail komisyonunun verdiği kararda gördük. İsrail “kendisine göre tarafsız” bir komisyon kurdu, bu komisyon çalıştı ve bir rapor hazırladı.
Bu raporda 9 kişiyi acımasızca öldüren İsrailli komandoların hiçbir suçunun olmadığı, asıl suçlunun yardım götürenler olduğu yazılı.
Doğal olarak biz buna büyük tepki gösterdik.
Ancak görüldüğü kadarıyla İsrail bu konuda yalnız değil. Amerika da İsrail’e destek verdi ve “rapor doğrudur” açıklaması yaptı.
Bizim yaptığımız ise yine hiçbir yaptırımı olmayan “iri sözler” söylemekten ileri gidemedi. Ki zaten Mavi Marmara olayından bu yana sadece esip gürlüyoruz, ortada bir şey yok.
Hatta tam tersine, İsrail basını ikide bir “Türkiye arayı düzeltmek için çaba harcıyor, İsrail hükümetiyle ilişki kurabilmek için arabulucular koyuyor” haberleri yayınlıyor.
Bu haberlere karşı Türkiye’nin ikna edici ve mantıklı bir açıklama yaptığını bugüne kadar duymadık.
Bunu duymadığımız gibi İsrail’e ne gibi yaptırımlar uyguladığımız da bilinmiyor. Ortadaki tek gerçek, her gün onlarca uçakla Türkiye’ye gelen İsraillilerin artık gelmediği.
Bunun dışında ticaretimiz de, askeri ilişkilerimiz de, diplomatik ilişkilerimiz de aynen devam ediyor.
İlişkilerde hiçbir azaltma yapmayacaksınız, diplomatik ilişkiyi kesmeyeceksiniz, İsrail’in bulunduğu toplantıları boykot etmeyeceksiniz, ticaretiniz aynen devam edecek, ama iç politikada prim yapmak için sanki dünyanın “İsrail’e kafa tutabilen tek ülkesi” gibi davranacaksınız.
Dediğim gibi, dünyanın umurunda değil bu durum ama Türkiye’de geniş bir kesim Türkiye’nin gerçekten İsrail’i zora soktuğunu sanıyor.
Kılıçdaroğlu ağzıyla kuş tutsa
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kamuoyunun beklentilerine cevap verememekle eleştiriliyor. Bu eleştirilerin bir bölümüne ben de katılıyorum ve yazıyorum da. Hafta başında CHP’nin muhalefet tarzıyla ilgili kamuoyundan edindiğim bazı izlenimleri yine aktaracağım.
Aslına bakarsanız, bu eleştirilerin bazılarını haksızlık olarak da niteleyebilirim. Kimilerinin ısrarla ve aralıksız söylediği gibi CHP ve Kılıçdaroğlu boş oturmuyor.
Hemen her gün “eskiden olsa” manşetlere çıkacak açıklamalar yapıyor, eylemlere girişiyor.
Örneğin Kılıçdaroğlu kimbilir kaç keredir iktidarla ilgili yolsuzluk iddiası attı ortaya. Ama Kılıçdaroğlu bunu yaparken bir hataya düşüyor.
Söylediklerinin medya tarafından izleneceğini ve irdeleneceğini sanıyor. İşte yanılgı burada. Günümüz gazeteciliğinde artık eskisi gibi ortaya atılan bir iddia izlenmiyor. Hatta tam tersine iddia eğer muhalefetten geliyorsa “kapatın üstün gitsin” türü gazetecilik yapılıyor.
Örneğin Kemal Kılıçdaroğlu AKP ile Hizbullah arasında bir işbirliği olduğunu ileri sürdü ve soru sordu. Dedi ki “Sizin milletvekilleriniz Hizbullah dernekleriyle görüştü mü?”
Anlaşılan kimin ne zaman Hizbullah’a yakın derneklere gittiğini biliyordu.
Bekledi ki medya olayın üzerine gidecek. Hiç öyle olmadı. Başbakan çok ters bir cevap verdi, parti sözcüleri konuyu CHP’ye hakaret için bahane saydı, yandaş kalemler de yine Kılıçdaroğlu ile dalga geçmeye çalıştı. Oysa bu sırada bir AKP milletvekili Hizbullah’a yakın derneklere ziyarete gittiğini açıklamıştı.
Demek ki Kemal Kılıçdaroğlu asla ortaya soru atmamalı. Ne biliyorsa söylemeli. Eğer son olayda “tecessüs” yaratacağına direkt “Sizin şu milletvekiliniz, şu gün şu saatte şu derneği ziyaret etti” dese, en azından alacağı cevaplar bu kadar ağır olmayacaktı.
Aynı şekilde Kayseri olayında da “tecessüs” yaratmaya çalıştı. İktidar anında önlemini aldı, “merak edilen” kısımlarla ilgili her türlü şaşırtmayı yaptı.
Diyeceğim; Kemal Bey, iddialarınızı açık açık söyleyin, meraklandırmayın ve bu medyaya da güvenmeyin, oradan size iş çıkmaz.
KRALDAN ÇOK
Yandaş medyayı hem anlıyorum, hem anlamıyorum. Tabii ki iktidarın yanında duracaklar, işleri bu, ama bunu yapmak için iktidara bağlı tüm kurumların ayıplarını, meslek onurunu çiğneyerek savunmaları gerçekten çok acı.
Günlerdir, özellikle Mustafa Mutlu’nun ısrarlı yazıları sonucu polisin “darbeci diye tutuklanan” bir teğmenin cep telefonuna dinci bir terör örgütü üyesinin telefon rehberinin eklenmesini tartışıyoruz.
İstanbul Emniyeti iki kez “yalan açıklama yaparken” yakalandı. Teğmene kurulan tuzak “kabak gibi” açığa çıktı.
Paniğe kapılan yandaş medya şimdi o teğmenin aslında dinci örgütle bağlantılı olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Tam bir çırpınış. İbretle izliyorum.
O teğmen görevi dışındaki işlerle ilgilenmiş olabilir, hatta suç işlemiş de olabilir, ama hiçbiri polisin hazırladığı tuzağın haklı ve meşru kılmaz. Sonuçta yargı karar verecek. Yargının önüne “düzmece kanıtlar” konulması ise yargıyı yönlendirme amacına hizmet eder.
Tabii asıl soru şu şimdi: “Bugüne kadar bu tür kaç sahte belge hazırlanmış olabilir?”
Soyadım Haberal
Bir okurun feryadı: “Ben Rize Pazar Subaşı (Haçapit) köyündenim. 14 yıl Başkent üniversitesinde akrabalarımın kurumunda çalıştım. İşe amelelik yaparak başladım. Daha sonra bu kurumun üniversite inşaatında da amelelik yaptım. Amelelik yaptığım inşaatlarda yüksekokul okudum. Daha sonra fakülte okudum. 14 yıl sonra işten çıkarıldım, 2 yıl iş aradım. Çok sıkıntı çektim, gittiğim her kapı bana kapandı. Bana Mehmet Haberal ile akrabalık derecemi soruyorlar. En büyük hedeflerimden biri üniversitelerde öğretim görevlisi olmaktı. Mülakatları kazandım birkaç üniversitede derslerim de belli oldu fakat yine de soyadım engel oluşturdu. Diğer hedefim ise Alternatif turizm ve yayla turizmi üzerine belgesel program yapmak. Şimdi size soruyorum benim suçum ne? Evlendim, birkaç ay sonra 14 yıl ekmeğini yediğim kurumdan işten çıkarıldım. Maddi ve manevi olarak çok sıkıntı yaşadım. Saygılarımla... Hikmet HABERAL”
Bir mahkememiz, yumurta atmanın demokratik bir hak olduğuna karar verdi. Darısı ıslıklama ve yuhalamanın başına!
(Gani Yıldız)

