Her ne kadar CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın milletvekili adayı gösterilmesine “yok böyle bir şey” dese de, konu tartışılmaya devam edecek.
CHP kamuoyu baskısı ile hiç olmazsa Mustafa Balbay’ı 12 Haziran seçimlerinde aday gösterebilir.
Pazartesi günü Antalya’daydım. Antalya Büyük Şehir Belediyesi ile Cumhuriyet Gazetesi’nin ortaklaşa düzenlediği “Uğur Mumcu’yu anma törenlerine” katıldım. Düzenlenen panelde de bir konuşma yaptım.
Hafta başı ve öğle saati olmasına rağmen Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk Heykeli’ne çelenk koyma törenine yüzlerce Antalya’lı katıldı. Bu hem çok şaşırtıcı hem de çok mutlu edici bir gelişme bana göre.
Toplumdaki tepki ve özlemi dile getiriyor çünkü. Aynı şekilde paneli izleyenlerin sayısı da çok yüksek ve aktifti.
Gün boyunca izleyicilerden ve sokaklarda karşılaştığım kişilerden en çok duyduğum sözlerden biri “CHP Mustafa Balbay’ı aday gösterecek mi?” sorusuydu.
Süheyl Batum’un “Balbay ve Özkan bana göre aday olmalı” sözleri belli ki özellikle CHP’li bir kesimde hayli ilgi görmüş.
Balbay’ın Burdur’lu olduğunu bilmiyordum. Antalya’daki töreni Burdur Sivil Toplum Platformu temsilcileri de izlemeye gelmişlerdi. Dediler ki: “54 sivil toplum kuruluşu olarak Mustafa Balbay’ın CHP’den aday yapılması için bir imza kampanyası başlatıyoruz. 26 Ocak’ta Balbay’ın doğduğu Yeşilova Güney beldesinde bir toplantı yaparak kampanyamızı açacağız. Bunun tüm Türkiye’de dalga dalga destek göreceğine inanıyoruz.”
Panelde, Burdur’dan gelen heyetin başlatacağı kampanyayı duyurunca, salondan çok büyük bir alkış koptu ve dakikalarca bitmedi.
Yüzlerce kişi hem bir haksızlığın sona erdirilmesi hem Balbay’ın özgürlüğüne kavuşması hem de hukuk dışılığın son bulması için CHP’nin bu adımı atması gerektiğine destek verdi.
Tabii karar CHP’nin. Kılıçdaroğlu “böyle bir şey yok” diyerek tepkisini gösterdi. Ancak gelecek baskılar CHP’yi sıkıntıya sokabilir.
CHP’ye yeni katılan Sezgin Tanrıkulu’nun bu adaylıklara sıcak bakmaması parti içinde tartışma yaratacaktır.
Ne demek bu?
Genelkurmay, Balyoz davası ile ilgili nihayet bir açıklama yaparak “Aksi yöndeki telkinlere rağmen olayı hukuk kuralları içinde izliyoruz” dedi.
Bu tabii çok “lastikli” bir açıklama. Çünkü doğal olarak “aksi yöndeki telkinleri” kimin yaptığını merak ediyor insan. Hatta daha ileri gideyim, açıklamadan sanki birileri “haydi artık darbe yapsanıza” diyor da, asker buna karşı direniyor.
Koca ordu herhalde sokaktaki birkaç vatandaşın “aksi yöndeki telkinlerine” kulak asmayacaktır, o halde “bu telkinler daha etkili yerlerden geliyordur” görüşü yabana atılamaz.
Bu konuları kafamda oluşturmaya çalışırken askeri çevrelerden iyi haber aldığını bildiğim bir dostum aradı ve “Genelkurmay çok kapsamlı bir çalışma içinde, yakında ortalığı karıştıracak açıklamalar gelebilir” dedi.
Konuyu telefonla konuşmak istemediğini belirten dostumla bugün bir araya geleceğiz, sanıyorum anlatacakları var. Eğer gerçekten kayda değer bilgiler verirse ve ben de ikna olursam, yarın sizlerle de paylaşırım.
Dışişleri Bakanı, “Demokrasilerde teröristle diyalog kurulmaz” demiş. Bu tespite bir ekleme yapalım; sözde ileri demokrasilerde ise monolog olur; terörist konuşur, devlet dinler!
(Gani Yıldız)
Şayia her zaman yalan değildir
Şayia veya rivayet çok kullandığımız kelimeler. Doğru olup olmadığı bilinmeyen ama yaygın biçimde inanılan anlamına geliyor.
Rivayetler doğru olmayan bilgilerin yayılması da olabilir ama her rivayet yalandır demek de doğru değildir.
Çünkü rivayettir ama doğrudur. Örneğin mahalle bakkalı komşu kıza âşıktır. Bu şayia olarak mahallede dolaşır, herkes bilir de kimse doğruluğunu kanıtlayamaz, ama bu bakkalın komşu kıza âşık olmadığını göstermez.
Şu sıralar AKP’nin Hizbullah’la işbirliği yaptığı iddiasını attı ortaya CHP Genel Başkanı. Başbakan da ağır hakaretlerle bu iddiayı yalanladı.
Buna karşı CHP’ye yeni katılan Diyarbakır’lı Sezgin Tanrıkulu, “Bu bir şayiadır gerçi ama doğrudur” dedi.
Bu açıdan bakınca Tanrıkulu’na inanırım. Çünkü Tanrıkulu, “Diyarbakır’da sokağa çıkın, kime sorarsanız sorun Hizbullah’ın AKP’yi desteklediğini bilir” diyor.
Hizbullah, sadece cinayet işleyen ve şimdi serbest kalan eli kanlı katillerden oluşmuyor. Hatta tam tersine asıl Hizbullah silaha pek bulaşmıyor ve Mustazaf-Der etrafında toplanan silahsız, İslâm kurallarını çok katı biçimde uygulayan bir cemaat olarak tanınıyor.
Bu kesimin Marksist olarak gördüğü PKK’ya şiddetle karşı olduğu da biliniyor. Ve en önemlisi bu kesimin seçimlerde kime oy verdiği de bir sır değil.
Hizbullah’a yakın kişilerin AKP’ye oy vermesi elbette AKP-Hizbullah ilişkisi anlamına gelmez ama, AKP’nin bölgedeki milletvekillerinin Hizbullah’la yakın ilişkiler içinde olduğunu da kimse inkâr etmiyor.
Bu nedenle Başbakan’ın gösterdiği aşırı tepki pek doğru değil.

