ANALİZ
Darbe yapmaya kalktıkları gerekçesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapan general ve amirallerin yüzde 10’u, emekli olmuş kuvvet ve ordu komutanları ile çok sayıda subayın tutuklandığı günlerde, bir dönemin Genelkurmay Başkanı yine ortaya çıktı.
Son tutuklamalara çok üzüldüğünü ve uykularının kaçtığını söylüyor.
Oysa kendisi şu anda tutuklu olan kuvvet komutanlarının, ordu komutanlarının görev yaptığı dönemde Genelkurmay Başkanı’ydı. Yani “darbe planları yapıldı” denilen dönemin “bir numaralı” ismi.
Ve ne gariptir ki, bütün bu iddialar arasında bu eski Genelkurmay Başkanı’nın adı hiç anılmıyor, hep ayrı bir yerde tutuluyor.
Bu işte bir gariplik yok mu?
Koca ordu sadece Genelkurmay Başkanı hariç “darbe yapmaya” hazırlanıyor.
Peki bu komutanın hiç mi sorumluluğu olmaz, kimsenin aklına “Paşam sen o sırada ne yapıyordun?” sorusu hiç mi gelmez?
Eğer o paşanın döneminde bir darbe hazırlığı yapıldıysa kendisinin hiç mi haberi olmadı?
Samimiyetle çıkıp “hayır haberim yoktu” diyebiliyorsa, görevini ihmal etmiş demektir. Düşünebiliyor musunuz, başında olduğunuz bir kurumda en olmayacak işler yapılıyor ve sizin haberiniz bile yok. O makamı hak etmiyorsunuz demektir ve normal demokratik bir ülkede bu durumda “görevi ihmal” suçuyla dava açılır.
Yok eğer paşa darbe hazırlıklarını biliyorduysa durum daha vahim hâl alıyor. Çünkü o halde paşa “görevini suiistimal etmiş” demektir ki, herhalde “görevi ihmal” suçundan daha ağır bir suç olur bu.
Ama her şeyin ötesinde AKP ve yandaşları ile maskelilerin yere göğe sığdıramadıkları emekli Genelkurmay Başkanı, yiğit davranıp, hiç olmazsa bugün bildiklerini açıklamalıdır.
“Bugüne kadar iyi niyetle söylediğim birçok söz kötü niyetli noktalara çekildi” demekle veya “Yapmamız gereken iyiye iyi, kötüye kötü demek. Doğru bildiğimizi söylemeye kim ne der diye düşünmeden devam etmek” savunmasıyla olmuyor..
Bu emekli Genelkurkay Başkanı bugüne kadar “kafa karıştırıcı” sözler söylemenin ötesinde hiçbir şey yapmadı.
Çünkü herhalde kendisi de biliyor ki, gelinen noktada ne söylerse söylesin kendisi de sorumludur ve er geç kendisinden hukuken hesap sorulacaktır.
Elbette emekli paşa “uykularım kaçıyor” derken samimidir.
Kolay değil tabii, kader birliği ettiği arkadaşları, ortaya çıkıp tek kelime etmediği için bugün ağır hakaretlere, tacizlere, aşağılamalara uğruyor. Türk Silahlı Kuvvetleri bugüne kadar hiç düşürülmediği bir düzeye indiriliyor, gururu ayaklar altına alınıyor.
Bütün bunlara emekli paşa içinden “oh olsun” diyor olsa bile kimilerinde kırıntı kadar bile olsa varolan vicdan elbette uyku uyutmaz.
YENİ ÖĞRENDİM
Asker eşleri Anıtkabir’e çıkıyor
Generallerin tutuklandığı gün Beşiktaş Adliyesi önünde toplanan ve gösteri yapan asker eşleri “sürekli eylem” kararı almışlar. Asker eşleri “adaletsizliğe ve hukuksuzluğa karşı” seslerini yükselteceklerini söylüyorlar.
Bu kapsamda ilk etkinlik cumartesi günü Anıtkabir ziyaretiyle başlayacakmış.
Saat 14.00’te Anıtkabir’de toplanacak olan asker eşleri, tutuklu olsun olmasın eşleri Silahlı Kuvvetler mensubu olan tüm kadınları bu ziyarete çağırdıklarını açıkladılar.
Facebook, twitter, e-mail zinciri gibi sanal medya olanaklarını kullananan asker eşleri “Bu protestomuz sadece Silahlı Kuvvetler mensupları ile sınırlı kalmamalı.
Türkiye’nin kötüye gittiğine; demokrasi, hukuk, ifade özgürlüğünün ayaklar altına alındığına inanan herkesi yanımızda görmek istiyoruz. Bu bir asker desteği eylemi değil, adaletsizliğe karşı bir isyandır” çağrıları yapıyorlar.
Asker eşleri cezaevine de mesaj göndererek “Hiç endişe etmeyin, biz her zaman olduğu gibi yine yanınızdayız, bu yolda yılmadan, korkmadan yürüyeceğimizden emin olun, yüreğinizi ferah tutun” diyorlar.
ŞAŞIRDIM
Tatlısu demokratı deyince kızıyorlar
İktidarın yarattığı iklimden maddi manevi çok iyi yararlanmayı bilenler, ellerinde tuttukları demokrasi ve hukuk sopasıyla İran’daki “devrim muhafızları” edasında gezinerek herkesi hizaya getirmeye çalışıyorlar.
Hangi konu olursa olsun “demokrasi, hukuk, insan hakları” çığlıkları atarak iktidar adına düşünen, soran, sorgulayan, eleştiren, akıl ve vicdan sahibi, sağduyulu herkese saldıran bu kesim şimdilerde adeta “zil takıp oynama” aşamasına geldi.
Çünkü general ve amirallerin yüzde 10’u tutuklandı, ordu iyice ayağa düşürüldü bir de üstüne yiğitçe bir mücadele veren önemli bir gazeteci ve arkadaşları da baskına uğradı ya, değmeyin gitsin. Zil takıp oynamasınlar da ne yapsınlar, ki zaten saklamıyorlar da. Ekranlarda en güleç çehreleriyle “eee, su testisi” benzetmesi yapmaktan da hicap duymuyorlar.
Ben bu türe “tatlısu demokratı” dediğimde de bozuluyorlar, kızıyorlar; bir bakıyorsunuz, kampanya bile başlatmışlar.
Ama gelin görün ki, o demokrasi ve hukuk nutukları atanlar, güç zehirlenmesinin etkisiyle “artık bundan sonra bize engel yok” diye düşünerek gerçek yüzlerini ortaya koyuyorlar.
Şu satırlar Taraf Gazetesi’nden aynen alındı; “Yakın zamanda İlker Başbuğ irtica ile mücadele eylem planı sebebiyle Yaşar Büyükanıt da e-muhtıra dolayısıyla tutuklanacaklar.”
İlk okunduğunda belki de kimseye garip gelmiyordur. Çünkü haksızlık hukuksuzluk öylesine diz boyu hale geldi ki, insanlarda ayrıntıyı görme duygusu da köreldi.
Gazete iki eski Genelkurmay Başkanı’nın “Tutuklanacağını” yazıyor,
Tutuklama mahkeme kararı ile olur. Hukuka ve yargının bağımsızlığına inanan biri mahkeme açıklamadan hangi kararı alacağını bilemez. Bilirse zaten onun adı hukuk olmaz, demokrasi olmaz.
Ama bizim tatlısu demokratları, demokrasiyi sadece sakız gibi çiğnenecek kavram olarak gördüğünden “yalanda, komploda bile itina göstermeyi” beceremiyor, gerçek duygusunu, özlemini, amacını ortaya koyuyor.
Evet, hangi mahkeme ve hangi hâkim bu tutuklamaları yapacak, bari onu da yazın da herkes rahatlasın.
Ayak genellikle ele hizmet eder, ama bu durum ele üstünlük
sağlamaz. (Rüştü Alçı)
OKURDAN MESAJLAR
Şehit yakınları neden unutuldu?
Şehit yakını bir okurum verilen tüm sözlere rağmen Torba Yasaya şehit yakınları ile ilgili maddenin konulmamasına isyan ediyor. Şehit polis oğlu olduğunu belirten okurum AY “2009’da Cemil Çiçek şehit yakınlarına kamuda ikinci iş şansı verileceğini söylemişti. 2010’da bu konudaki sözler verilmeye devam edildi. Bu yılın başında Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Manisa’da bir şehit yakının evini ziyaretinde torba yasasına eklenen bir hükümle şehit yakınlarına 2. iş hakkı verileceğini söyledi” dedikten sonra devam ediyor;
“Torba yasa görüşüldü ama bu madde hiç konmadı bile. Üstüne bir de ekranlara çıkan İçişleri Bakanı soru üzerine şehit yakınlarına iş konusunun hiç ele alınmadığını söyledi. Yani biz şehit yakınları kandırıldık. Konumumuz gereği sesimizi de çıkaramıyoruz, bari siz bizim sesimiz olur lütfen...”
Yandaş olmayan gazetecilerin başlarına gelenler şunu gösteriyor: “Muhalif basın” kavramı şekil değiştirerek, “Muhalifse, basın!” oldu. (Gani Yıldız)

