Generallerinin yüzde 10’u darbeci (!) ordu

Haberin Devamı

ANALİZ

Çok garip olaylar yaşıyoruz. Ama yaşadığımız olayların gerekleri yerine getirilmiyor. Tam tersine, kafa karıştırıcı tutum ve davranışlar daha ön planda ve yazık ki bunlar prim yapıyor.

Balyoz davasından başlayalım. Tutuklamalar şaşırtıcı mı?

Bana göre hayır. Bunun buraya geleceği belliydi. Tüm belirtiler ve “tesadüfler” tutuklamaların olacağını gösteriyordu.

Hatta daha da ilerisi var. Bugüne kadar yüksek gazetecilik başarısı ile yazdıklarının neredeyse tamamı doğru çıkan bazı meslektaşlarımız (!) İlker Başbuğ’un, Yaşar Büyükanıt’ın, Süleyman Demirel’in, Hüsamettin Cindoruk’un, bazı gazetecilerin, bazı akademisyenlerin ve hatta bazı çok çok ünlü ve güçlü iş adamlarının da tutuklanacağını ileri sürüyorlar. Arzu eden gazete sayfalarına tekrar bakabilir.

Demek ki, Balyoz tutuklamaları da o kadar şaşırtıcı değildir. Ancak ardından yaşanan gelişmeler garip ötesi.

Örneğin Genelkurmay Başkanı ani bir kararla Başbakan Erdoğan’a gitti. Medyaya yansıyan bilgilere göre tutuklanan general ve amiral eşleriyle konuşan Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner, Başbakan’la duygu paylaşımında bulunmuş.

Ne anlama geldiğini ben çözemedim. Genelkurmay Başkanı bu kadar hassas bir anda neden tek başına Başbakan’la görüşür, daha da önemlisi Başbakan neden böyle bir kabulde bulunur?

Bu buluşma hangi açıdan bakarsanız bakın yargıyı etkileme amacını taşımaz mı?

Elbette “Bu kadar önemli bir gelişme karşısında Genelkurmay Başkanı’nın Başbakan’la görüşmesi normal değil mi?” diye sorabilir.

Normal değildir. Başbakan dava hakkında ne yapacaktır ki?

Tutuklamalar sonunda ortaya çıkan gerçeği görmeliyiz. O da şudur: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin general ve amirallerinin yüzde 10’u darbe hazırlığı yapmakla suçlanmaktadır. Bu TSK adına hem çok onur kırıcı hem de içinden çıkılmaz bir durumdur.

O halde, eğer üst düzey görüşmeler yapılacaksa ya Milli Güvenlik Kurulu toplanmalı ya da Güvenlik Zirvesi yapılmalıdır.

Sonuçta 30 üst komutanlık boştur ve bu da Türkiye’nin güvenliğini direkt ilgilendirmektedir. Bunun önlemini almak devletin görevidir.

*****


CANIMI SIKAN ŞEYLER

Artık herkesin başına bir iş gelebilir


Odatv Soner Yalçın’ın kurduğu hayli muhalif bir internet haber sitesi. Bu haber sitesinde özellikle Ergenekon süreciyle ilgili kamuoyuna adeta dayatılan bilgilerin çok dışında bazı iddia ve belgeler de yayınlanıyor.

En son olarak dün Silivri’deki mahkemede de “delil olarak gösterilen” üç video kaydı bu sitede yayınlandı. Ergenekon soruşturmasında görev alan bazı polislerin Amerikalılardan ders aldıklarına ilişkin konuşmaların bulunduğu bu videolar önceki gece 00.00 itibarıyla yayına verilmiş. Sabah 06.30’da da haber sitesinin yönetim binası ve Soner Yalçın’ın evi basıldı.

Tabii video yayınlarıyla baskın tesadüf olabilir de... Bu kadar tesadüf biraz dikkat çekici.

Bana göre burada önemli olan Soner Yalçın’ın Ergenekon üyesi olduğunun ve Odatv’nin halkı düşmanlığa ve nefrete sevk eden yayınlar yaptığının ileri sürülmesi.

Birincisi, Ergenekon olayı çıkalı üç yıl oldu, Soner Yalçın’ın bu örgüte (!) üye olduğu şimdi hangi belgeyle ortaya çıktı?

İkincisi ise çok vahim; düşmanlık ve nefrete sevk etmek gibi bir ifade çok lastiklidir ve kötü niyetli kişiler kullanılan her cümleyi “düşmanlık ve nefret yaratmak” olarak yorumlayabilir ve suçlama yapabilir.

Bu da şu demektir ki, iktidara yönelecek her eleştiri bu kapsamda değerlendirilebilir. Üstelik her şey “yasal görüneceği” için yandaşlar üç yıldır sürdürdükleri “Yargı karar verecek, telaş edecek ne var?” söylemini kullanacaktır yine. Bu arada içeri giren girdiğiyle kalacak ve kaderine boyun eğecektir.

*****


MERAK ETTİKLERİM

Mühimmat mükerrer mi?


Aslında Ergenekon sanığı emekli yarbay Mustafa Dönmez bir yıldır aynı şeyi söylüyormuş, ben dün mahkemedeki savunmasında da söyleyince öğrendim. Bunu kendi ayıbım olarak kabul ediyorum.

Emekli yarbay dünkü duruşmada dedi ki “Zir vadisi, Poyrazköy ve Sapanca’da yapılan kazılarda bulunan mühimmat aynıdır.”

Ardından devam etti: “Bu mühimmat üç yere de taşındı ve sanki hepsi ayrı ayrı mühimmatmış gibi sunuldu.”
Mustafa Dönmez’in hâkimlerden istediği de şu: “Üç ayrı yerde bulunduğu ileri sürülen mühimmat toplansın ve sizin önünüze getirilsin. Bilirkişi tarafından incelensin. Ancak bunlar bir araya getirilirken benim avukatım da mutlaka hazır olsun.”

Bugüne kadar bu dava ve türevleri ile ilgili pek çok “düzmece belge” iddiası atıldı orta. Ama bunun kadar ilginç olanını ben duymadım. İddia doğruysa olayı soruşturanlar mühimmatı oradan oraya gezdirmişler. İnanılır gibi değil.

Türkiye akıl almaz bir noktaya getirildi. Bundan sonrası için “Allah’a dua etmekten” başka çare var mı acaba?

*****


KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Biatçı olmanın zavallılığı


Mısır’da halk gösteriler yaptı ve 18 gün süren direnişin ardından Mübarek istifa etmek zorunda kaldı.

Bu süreçte Türkiye’de de birçok “Mısır uzmanı” çıktı ortaya. Akıl almaz yorumlarda bulundular, analizler yaptılar (bazıları) Mübarek’i ilk günden gönderdiler, Mısır’a demokrasi getirdiler.

Ama bu analizlerin hepsi duvara tosladı. Başbakan da bu havaya kendini kaptırarak Mübarek’e “ilk git diyen devlet adamı olma şerefini” yüklendi.

Bu analizlerin yanlışlığını ve Başbakan’ın erken çıkışını eleştirmiştim.

Mübarek gidince, zavallılığının farkında bile olmayan biat medyasının kimi üyeleri zafer çığlıkları ile “Başbakan’ı eleştirenler (Can Ataklı) yanıldı yine. Yol yakınken kalemlerini bıraksınlar” diyorlar. (Bu da yeni moda, beğenmediğin herkese git çağrısı yapmak.)

Hemen söyleyeyim; a benim canım biatçı kardeşlerim, yanılmadım, tam tersine ne kadar haklı çıktığımın farkındasınız da utancınızdan söyleyemiyorsunuz.

Mübarek’in gideceğini hepinizden önce söyledim ve yazdım. Pazarlık yaptığını, bir süre başta oturmak için direneceğini de söyledim. En önemlisi Mısır halkının gerçekten demokrasi talebiyle mi sokağa çıktığını sorguladım.

Gelin sonuca bakın. Mübarek gitti ama hâlâ anlamadınız; Mısır’da askeri darbe oldu. Yönetime asker geldi, parlamentoyu feshetti ve işin başına oturdu.

Oysa siz biatçılar demokrasiye geçileceğini söylüyordunuz. Yoksa Mübarek söz konusu olunca askeri darbe de meşru mu oluyor?

Ah benim savallı biatçılarım.

*****


Yalan insana iki geçersiz evrak kullanma mahcubiyeti verir: İftira ve sahte evrak. (Rüştü Alçı)

DİĞER YENİ YAZILAR