Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek’in açıklamasının bana göre tek anlamı vardı: “Savaşarak çekileceğiz.” Cemil Çiçek’in sözlerine itiraz edilebilir mi?Hayır edilemez.Burası demokratik bir hukuk devleti.Tamam.Genelkurmay Başkanı Başbakan’a bağlı.O da tamam.Demokrasiye dış müdahale kabul edilemez.Bu da tamam.Tamam da, sonrası ne olacak?Gereğini kim yerine getirecek?Laf cambazlığı ile, eskilerin deyimiyle “zevahiri kurtarmak için” açıklama yapmanın ne anlamı olabilir?Cemil Çiçek’in açıklamasının son cümleleri iki şekilde olabilirdi.Birincisi; “Genelkurmay Başbakan’a bağlı bir devlet memurudur, yapılan anayasaya, yasalara göre suçtur. Hakkında soruşturma açılarak görevinden alınmıştır.” İkincisi; “Ülkenin içinde bulunduğu gergin durumun sorumlusu biz değiliz, ama sürdüren de biz olamayız, bu nedenle en yüce makama, yani halka giderek sorunu çözmesi için seçim kararı alıyoruz.” İktidar ikisini de yapmamış ve “Hükümeti tutabildiğim kadar elimde tutar ve gelişmelere göre yeni stratejiler geliştiririm” anlayışını seçmiştir.Bu yeni strateji gerginliği azaltıcı değil, tam aksine daha da artırıcı bir unsur olacaktır.Şurasını açıklıkla söylemek istiyorum ki, Genelkurmay’ın gece yarısı bildirisini ben pek çokları gibi bir “muhtıra” olarak algılamadım.Eğer bir muhtıradan söz edilecekse, yaklaşık 3 aydır toplumun çeşitli kişi, kurum ve kuruluşlarından, devletin anayasal kurumlarından yükselen seslerdir muhtıra.YÖK’ün açıklaması da muhtıradır, Cumhurbaşkanı’nın uyarısı da muhtıradır, milyonlarca insanın Atatürk’e koşması da muhtıradır.Ancak iktidar 4.5 yıl önce tamamen seçim sisteminin azizliğinin sonucu olan meclis çoğunluğunu ele geçirmesinin sarhoşluğu içinde tüm bu muhtıralara kulak tıkamıştır.Yüzde 25’lik oyla yüzde 65’lik bir parlamento çoğunluğu iktidarı şaşırtmış ve bu gücün gerçekten halkın yüzde 65’inden geldiğini düşünmeye başlamışlardır.Bu nedenle hem iktidarı hem de cumhurbaşkanlığını bırakmamak için, yanlarına kattıkları sözde aydın demokratların desteği ile adeta bir demokrasicilik oyunu oynamışlardır.Şimdi bu oyunu “savaşarak çekilme” taktiği ile ve ülkeyi söndürmekte hayli zorlanacağı bir ateşin içine atmaktan çekinmemektedirler.*****Mahkemelik seçim olur mu?Cumhurbaşkanlığı seçiminde AKP’nin Meclis’te 367 kişiyi toplayamaması üzerine CHP Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.Şimdi bazı sözde demokrat akıldaneler eleştiri bombardımanına başladı. “Demokratik bir ülkede parlamentonun işini Anayasa Mahkemesi mi yapacak?” diye sorup demokratlık oyunu oynuyorlar.Bizde ya da bir başka ülkede elbette gerekirse yargı kararına da başvurulabilir.Bunun en basit örneği AKP’nin ve yandaşlarının çok beğendikleri Amerika’da yaşanmadı mı?Bugün Amerikan Başkanı Bush koltuğunda, halkın oyuyla mı yoksa Amerikan Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararla mı oturuyor?Benzer bir olay Amerika’da yaşandı. Duruma Anayasa Mahkemesi müdahale etti ve Bush bu mahkemenin kararı ile Başkan oldu.Yani demokrasilerde zaman zaman hukukun kararına başvurmak gerekebiliyor.*****Şimdi daha önemliBugün İstanbul Çağlayan’da Cumhuriyet’e saygı mitingi var. Çok büyük katılımın olacağını sandığım miting son iki günkü gelişmelerle daha da büyük bir önem kazandı.14 Nisan’da halkın ezici çoğunluğunun sesini duymayanlar ve bunu küçümseyenler umarım bugün çıkacak mesajı iyi değerlendirir.Yüzde 25’lik oy desteği ile yüzde 65’lik bir meclis gücü elde edenlerin, buradaki sayısal üstünlüğü öne sürerek demokrasi oyunu oynamalarına karşı yükselecek ses inanıyorum ki Genelkurmay’ın “muhtıra” denilen açıklamasından daha ekili olacaktır. Tıpkı daha önceki uyarılarda olduğu gibi.Yılmaz Özdil’in “Ağlamayın çağlayın” önerisine ben de katılıyorum.Halkın demokratik gücünün gösterilmesi için, bu duyguyu içinde taşıyan herkesin bayrağını alarak Çağlayan’a koşması, Türkiye’nin aydınlık ve çağdaş geleceğinin de müjdecisi olacaktır.*****Amaç üçüncü tura kadar ulaşabilmekAKP iktidarının son üç aydır art arda toplumun her kesiminden gelen muhtıralara kulak tıkayarak ille de Çankaya’yı ele geçirme düşüncesinde Genelkurmay açıklaması önemli bir tümsek oluşturdu.Ancak AKP kurmayları bu tümseği de atlayarak Cumhurbaşkanlığı seçiminin üçüncü turuna kadar ulaşmayı umuyor.Çünkü, iktidar tüm uyarılara karşı sadece silahlı kuvvetlerin açıklamasını muhatap alıp buna da sözde demokratik bir çıkışla cevap vererek özellikle Meclis’te 20 milletvekili olan ANAP’ı etkilemeye çalışıyor.AKP çevrelerinden edindiğim bilgiye göre plan şöyle işleyecek:Anayasa Mahkemesi’nin Salı günü CHP’nin başvurusunu kabul edeceği hesaplanıyor. Yani Anayasa Mahkemesi cumhurbaşkanlığı seçiminde 367 şartının aranacağını belirtecek. Hemen ertesi gün Meclis tekrar toplanacak ve bu kez ANAP’ın da katkısıyla 367 bulunacak. Böylelikle Anayasa mahkemesinin istediği şart yerine getirilmiş olacak. Daha sonraki turda da Gül Cumhurbaşkanı seçilmiş olacak.Bilgi aldığım AKP’liye “Peki Anayasa Mahkemesi kararını 3 tur yapıldıktan sonra açıklar ve seçimi iptal ederse ne yapacaksınız?” diye sordum. Cevap olarak “Onun için de bir B planımız var tabii” dedi.Bir diğer soru da “ANAP’ın katılacağını nereden çıkarıyorsunuz?” şeklindeydi. AKP’li milletvekili “ANAP bunu yapmak zorunda, aksi takdirde bundan sonra halkın karşısına demokrasi söylemiyle çıkamazlar” cevabını verdi.Aynı sıralarda televizyon ekranlarında Erkan Mumcu konuşuyordu. Hemen seçim istiyordu ve AKP’ye payanda olacağı konusunda bir izlenim vermiyordu.Acaba AKP’nin bu konuda da bir B planı var mı?
Tarihi bir gün yaşadık. Günlerdir tartışması yapılan 367 konusu AKP’nin ilk raundu kaybetmesiyle sonuçlandı.Meclis’te 353 üyesi bulunan AKP üçte iki çoğunluk için gerekli olan 367 sayısını tutturamayınca Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi de tehlikeye girdi.Şimdi gözler Anayasa Mahkemesi’nde. Eğer önümüzdeki 5 gün içinde yüce mahkemeden bir yürütmeyi durdurma kararı çıkarsa Türkiye seçime gidecek.Başta AKP yöneticileri ve AKP’ye destek veren sözüm ona demokratlar, Tayyip Bey’in Cumhurbaşkanı olacağına o kadar inanmış ve bunu yürekten desteklemişti ki, gözleri hiçbir gerçeği görmüyordu.Tayyip Bey’in seçim sürecini “olağanüstü bir zekâ ve maharetle” yürüttüğünü söylemekten hiç çekinmiyorlardı.Oysa bu süreç Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçecek. Çünkü Başbakan Erdoğan eşi görülmemiş bir pişkinlikle, Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk devrimleri ve Anayasa ile daha da ötesinde partisinin tabanı ve tüm milletle alay edercesine davrandı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerini “çelik çomak oyununa” benzetti. Meclis’teki sanal çoğunluğu sanki tüm Türkiye’deki çoğunluk gibi anlatmaya çalışarak demokrasiye hançer soktu.Sonuç ortada. Tüm bu baskılar, tehditler, aldırmazlıklar AKP’nin yıkılmaz sanılan karizmasını da derinden çizdi.Bundan sonra Tayyip Bey’in fedakârlığı da, demokratlığı da, kahramanlığı da bizzat kendi partisinin tabanında tartışılacaktır. Çünkü yandaşlarına göre “çok iyi yönettiği” söylenen seçim sürecinin son iki gününü öylesine kötü geçirdi ki bunu anlatması artık çok zor hale geldi.Hele “Eşim istediği için aday olmadım” sözlerini sanıyorum, son iki gün içine düştüğü psikolojinin baskısı altında söyleyerek işin içine tuz biber de ekmiş oldu.Gül’ün karizmasıTayyip Bey’in “Adayımız Abdullah Gül kardeşimizdir” açıklamasından sonra yaratılan suni ılımlı hava Gül’ün yanlış davranışı sonucu birden soğuk bir havaya dönüştü. Kapı kapı dolaşarak ve adeta yalvararak 367’yi sağlama çabası Gül’ün karizmasının derinden çizilmesine neden oldu. Hele Genç Parti Genel Başkanı tarafından refüze edilmesi sanıyorum siyasi yaşamında ağır bir yara açtı.Peki Gül neden 367 için bu kadar çırpındı?Çünkü Tayyip Bey’in oyununa geldiğini düşünüyordu. Tayyip Bey’in cumhurbaşkanını seçtirmeden seçime gitmek istediğini ve seçim sonucuna göre Cumhurbaşkanı adayının da değişeceğini düşünüyordu. Bu oyunu bozmak için siyasi kariyerinin derinden çizilmesini bile göze aldı.Arınç’ın karizmasıDün karizmasını derinden çizdiren bir diğer isim de Meclis Başkanı Bülent Arınç oldu. Düne kadar, gereksiz ve sivri çıkışlar yapmasına rağmen toplumun önemli bir kesimi tarafından ciddiye alınan, öfkelenilse bile sözü dinlenen Arınç, heyecanının ve hırsının kurbanı olarak çocukların bile düşmeyeceği bir hataya düştü.Oturduğu yerden genel kurul kapısına bakıp “Aaa, bakın falanca da burada, onu da yazıyorum, şunu da yazıyorum” diye çırpınması ve oturum sırasında “Meclis’te 368 kişi var” diye konuşması komikti belki ama, Meclis’in saygınlığına gölge düşürdüğü gibi Arınç’ın itibarını da yerle bir etti.Ağar’ın karizmasıMehmet Ağar üç arkadaşıyla birlikte gerçekten çok güzel bir konuşma yaparak oylamaya katılmayacaklarını açıkladı. Daha sonra arkadaşları ile birlikte Meclis’te partisine tahsis edilen odaya gitti.Ama hiç hesaplamadığı bir şey geldi başına. Üç arkadaşından ikisi “tuvalete gitme” bahanesi ile Meclis Genel Kurulu’nda giriverdi. Siyasi ahlak açısından inanılmaz olan bu olay, Mehmet Ağar’ı üç kişilik grubuna bile hakim olamayan lider konumuna soktu. Karizma derinden çizildi.Mumcu’nun karizmasıCumhurbaşkanlığı ilk tur oylamasının karizmasını parlatarak çıkan yıldızı ise Erkan Mumcu idi.AKP’nin “ahlaksız teklif” olarak nitelenecek anayasa değişikliği paketini “rüşvet” gerekçesiyle elinin tersiyle iten Mumcu Meclis’e girmeyerek hem AKP’ye ders verdi hem de tüm demokratik çevrelerden prim topladı. Mumcu bir anda sağın lideri konumuna bile çıktı denilebilir*****İstanbul mitingine müthiş ilgiAnkara’daki 14 Nisan mitingine katılımın çok büyük olacağını birkaç gün önceden sezmişim.Bu mitingin büyük bir kitleyi toplayacağını zaten tahmin ediyordum ama son iki güne girildiğinde kendi kendime “Galiba bu miting tahminlerin çok ötesinde büyük olacak” diye düşündüm.Çünkü, mitingten iki gün önce hiç beklemediğim kişilerden “Ankara’ya gidiyoruz” telefonları aldım ki bu beni çok şaşırtmıştı. Bu kişilerin Atatürk ilke ve devrimlerine, cumhuriyet değerlerine sonuna kadar bağlı olduklarını elbette biliyordum. Ama bunların hiçbiri daha önce yapılan benzer toplantılara, hatta burunlarının dibinde olmasına rağmen katılmamışlardı.Bugüne kadar her şeyi öfke içinde ama pasif olarak izleyenlerin bile bayraklarını kaptıkları gibi Ankara’ya koştuklarını öğrenince Ankara toplantısının muhteşem olacağına da kanaat getirdim.Şimdi yarın Ankara’daki mitingin bir benzeri İstanbul Çağlayan’da yapılacak. Bu mitingin de en az Ankara’daki kadar muhteşem ve katılımın çok yüksek olacağına inanıyorum.Açıkçası miting duyuruları ilk yapıldığında bunun iyi bir karar olmadığını söylemiştim. Çünkü iki miting arasında fark olacağını düşünüyordum.Bana göre Ankara mitingine katılanlar sadece bu mitinge katılmak için yollara düşmemişti. Orada Atatürk’e, Anıtkabir’e gitmişlerdi.Bu nedenle sadece bir meydan mitingi niteliğindeki Çağlayan toplantısının çok başarılı olamayacağını hesaplıyordum.Ancak yine mitinge iki gün kala bu fikrim tıpkı Ankara mitinginde olduğu gibi değişti. Çünkü yine içleri kıpır kıpır olan ama pasif davranan pek çok kişinin yarın Çağlayan’a koşacağını öğrendim.Demek ki toplumun önemli bir bölümünde medyanın söylediğinin aksine Tayyip Erdoğan yerine Abdullah Gül’ün aday olarak atanması tepkiyi ve endişeleri azaltmamış.Aslına bakarsanız azaltması da düşünülemez, çünkü birbirinin ikizi olandan birinin aday olması gerginlik yaratacaksa ötekinin bunu gidereceğini düşünmek zaten mantıklı değildi.Bakalım iktidar da muhalefet de yarın Çağlayan’dan yükselecek sesleri nasıl yorumlayacak, nasıl algılayacak?*****Faili meçhul Erdoğan Teziç’e geçmiş olsun, Türkiye çok acı bir cinayetten kıl payı kurtuldu.Zanlının hemen yakalanması elbette büyük başarıdır, bu nedenle polisi de kutlamak gerek.Ancak iktidar sözcüleri son birkaç olayda faillerin hemen yakalanmasını hem fazla abartıyorlar hem de “eskisi gibi faili meçhul kalmıyor” diyerek bundan bir övünç payı çıkarıyorlar.Peki Danıştay, Hrant Dink ve Malatya cinayetlerinde sanıkların anında yakalanması “faili meçhul” tanımını ortadan kaldırdı mı?Bu olayların sanıklarının arkasında aslında kimler olduğunu gerçekten biliyor muyuz?“Eskiden tetikçi de yakalanmıyordu” derseniz haklısınız.Ancak bu kez elimizde sanıklar var ama cinayetlerin asıl sebepleri hâlâ karanlık. Provokasyonlar hep sisli ortamlarda ortaya çıkar. Bu sisi dağıtmak hepimizin görevi.
Cumhurbaşkanlığı seçiminin, aday atama dışındaki en önemli günü yarın. Çünkü yarın Meclis toplanacak ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu için oy kullanacak.Oy kullanacak diyorum, çünkü bu kaçınılmaz, Meclis’te kaç kişi olursa olsun Başkan Bülent Arınç oylamaya geçecektir.Asıl gürültü bu oylamanın yapılmasından sonra çıkacak. Büyük bir ihtimalle, eğer oylamaya en az 367 kişi katılmadıysa CHP hemen Anayasa Mahkemesi’ne başvuracak. Anayasa Mahkemesi de sanıyorum en kısa zamanda belirleyici kararı verecektir.AKP ve yandaşları 367 konusunda ısrarla “Meclis’in toplanması”nı düzenleyen maddeyi öne sürüyorlar. Şunu söylüyorlar:“Anayasa’ya göre toplantının açılması için 184 üyenin salonda hazır bulunması gerekiyor. 367 olması gerekmiyor. Bu durumda oylamaya geçilir. İlk turda 367 oyu kimse alamasa, ikinci tura geçilir. Üçüncü tur zaten salt çoğunluğu yani 276’yı öngörüyor. Cumhurbaşkanının seçilmesi gerçekleşir.” Bu tamamen yanlış bir yorum. Pek çok anayasa hukuku profesörü ile konuştum.Anayasa hükmü çok açık. Anayasa’nın 102. maddesinde Meclis’in toplanma sayısı ile ilgili bir hüküm yok, bunun yerine oylamaya katılmayı zorunlu hale getiren bir hüküm var.Madde çok açık, hemen yanda isterseniz tekrar okuyun. Madde, Cumhurbaşkanı seçiminin üçte iki çoğunlukla ve gizli oylama ile yapılabileceğini belirtiyor, bunu zorunlu kılıyor.Ardından turlarla ilgili açıklamalar ve zorunluluklar var. Yani 4 oylamaya da üçte iki çoğunluk katılmak zorunda. Üçüncü ve dördüncü turlarda bu 367 kişi içinden 276’sının oyunu alan seçimi kazanıyor.367’nin Genel Kurul’un açılmasıyla ilgisi yok ama, en az 367 kişinin her oylamaya da katılması bir zorunluluk.Meclis isterse 184 kişi ile açılsın, sıra oylamaya gelince 367 aranacaktır. *****Fedakârlık değil kurnazlıkTayyip Bey’in “sürpriz” diye nitelediği Gül’ü Cumhurbaşkanı adaylığına tayin etmesi, bazı çevrelerde “fedakârlık” olarak niteleniyor. Oysa bunun fedakârlıkla hiç ilgisi yok. Ama çok kurnaz bir oyun olduğunu söylemem gerek.Tayyip Bey algıladığı gerçekler sonunda aday olamayacağını görmüş, ama gerginlik politikasını seçerek “ben değil kardeşim” diyerek adeta gölgesini adaylığa atamıştır.Dünden itibaren sizlerin de izlediği gibi top artık Abdullah Gül’dedir. Bugüne kadar Tayyip Bey’e yapılan baskıları artık o göğüslemek zorundadır. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı fikrinden “ülkenin yüce menfaatları” adına vazgeçtiği söylemi ise doğru değildir.Hepimiz göreceğiz; inanıyorum ki Tayyip Bey’in gizli gündeminde 367 konusunun Anayasa Mahkemesi tarafından kabul görmesi de vardır. Tayyip Bey hızla bir baskın seçime hazırlanıyor. Eğer Anayasa Mahkemesi 367 konusunda CHP’yi haklı bulursa ülke en geç iki ay içinde seçimle yüz yüze gelecektir.İşte Tayyip Bey’in kurnazlığı burada kendini gösterecektir. Çünkü Tayyip Bey seçmenin karşısına “Ülkesi için cumhurbaşkanlığını bile bir kenara iten, fedakâr, kahraman bir adam” olarak çıkacaktır.Tayyip Bey, iki ay içinde yapılacak seçimlerden 2002 sonucuna benzer bir tablo çıkacağını hesaplamaktadır. Bu durumda Cumhurbaşkanı’nı yeni Meclis seçecektir ve Tayyip Bey bu kez zafer kazanmış bir lider olarak koltuğa oturmanın hazırlığını yapmaktadır.Kimse kendini “Tayyip Erdoğan fedakârlık yapmaktadır” diye kandırmasın.*****MADDE 102Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı halinde değilse hemen toplantıya çağrılır.Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından otuz gün önce veya Cumhurbaşkanlığı makamının boşalmasından on gün sonra Cumhurbaşkanlığı seçimine başlanır ve seçime başlama tarihinden itibaren otuz gün içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin ilk on günü içinde adayların Meclis Başkanlık Divanına bildirilmesi ve kalan yirmi gün içinde de seçimin tamamlanması gerekir.En az üçer gün ara ile yapılacak oylamaların ilk ikisinde üye tamsayısının üçte iki çoğunluk oyu sağlanamazsa üçüncü oylamaya geçilir, üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğunu sağlayan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. Bu oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde üçüncü oylamada en çok oy almış bulunan iki aday arasında dördüncü oylama yapılır, bu oylamada da üye tamsayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilemediği takdirde derhal Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri yenilenir.Seçilen yeni Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görevi devam eder.*****Medya çabuk havaya girdiDün yayınlanan gazetelerin manşetlerine ve yorumlarına bakarsanız Abdullah Gül Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı olmuştur artık.Bu, gördüğüm kadarıyla bir rahatlık da yarattı. Çünkü özellikle 14 Nisan’daki halk hareketinden endişelenen bazı medya grupları son günlerde biraz şirin gözükmeye çalışıyordu.Abdullah Gül’ün aday olarak atanması medyayı da eski haline getirdi. Artık Gül’ün seçilmesi önünde hiçbir engel olmadığını düşünen medya AKP’ye destek vermeye döndü.Ancak, kimse dereyi görmeden paçayı sıvamamalı. “Sayısal demokrasi” oyunuyla “Ben yaptım oldu” mantığı içinde olanların planlarının bozulacağını da en azından tahmin etmek lazım.Türkiye bu kadar ucuz ülke değil.*****Anavatan’ın SorumluluğuYarın yapılacak ilk tur seçimlerinde, kaderin cilvesine bakın ki Anavatan anahtar parti oldu. Çoğu AKP’den istifa ederek Anavatan’a grup kurdurtan milletvekilleri genel kurula katılarak 367 tartışmalarını bitirebilir. Bunu yapacaklar mı, kesin bilinmiyor.Ancak 20 milletvekili siyasi sorumluluğu da hesaba katmak zorunda. AKP bugüne kadar başına buyruk davranarak “sayısal demokrasinin” arkasına sığındı. O halde Cumhurbaşkanlığı seçiminde de yalnız kalmalı. Başarırlarsa söylenecek bir şey yok. Ama Anavatan bu işin payandası olmamalı.
Aşağı yukarı iki aydır Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına aday olmayacağını yazıyorum. Bunu yazarken ısrarla Tayyip Bey’in ülke çıkarı için sağduyulu davranacağına inandığımı da söylüyorum.Tayyip Bey, Cumhuriyet’le, ilkeleriyle, Anayasa’yla, parlamentoyla, kendi milletvekilleriyle ve 70 milyonla adeta alay ederek cumhurbaşkanlığı konusunu son güne bıraktı. Bütün eleştirilerime rağmen hâlâ Tayyip Bey’in sağduyulu davranacağına inanıyordum.Ama Tayyip Bey hayal kırıklığı yarattı. Gerginlik politikasını seçti. Kendisinden hiçbir farkı olmayan Abdullah Gül’ün adını aday olarak açıkladı. Bu durumda değişen bir şey olmadı. Tayyip Erdoğan için geçerli olan kuşkular Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adayı olması Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun ipuçlarını da veriyor bize.Tayyip Bey’in ve “Ben başbakan olarak hizmet vermek istiyorum, ayrıca genel eğilim de böyle” demesi hiçbir anlam ifade etmiyor. Çünkü bu söylem doğru değil.Erdoğan çok açıktır ki hizmet aşkıyla değil, üzerindeki baskılar nedeniyle aday olmamıştır. Bundan sonra bunun aksini söylemesi asla inandırıcı olmayacaktır.Eğer Tayyip Bey hizmet aşkı ile dolu olsaydı Gül adını son güne saklamazdı. Belli ki elindeki tüm olanakları kullandı, uygulanan baskıların nereye kadar uzanacağını görmek istedi. Sonunda anlaşıldığı kadarıyla pes etti. Topu Gül’e aktardı. Artık baskı ve eleştirileri Gül göğüslemek zorunda.Tayyip Erdoğan’ın son dakikaya kadar kendisini aday göstermeye çabaladığının bir kanıtı da daha önce “sürpriz yapacağız” demesi oldu. Oysa Abdullah Gül sürpriz isim değil ki. İki yıldır zaten ya Tayyip Erdoğan ya Abdullah Gül deniyordu. Ve tepkiler aslında bu iki isimi de kapsıyordu.Büyükanıt’ın “Sözde değil özde” cümlesi Sezer’in sözünü ettiği tehlike, yüz binlerin cumhuriyet yürüyüşü sadece Tayyip Bey’e karşı değildi. Burada tek fark iş dünyasının Gül’e daha sempatik bakmasıdır. Ayrıca özellikle 14 Nisan mitingi nedeniyle şaşkın hale gelen bazı medya organları şimdi Abdullah Gül’e sarılacaklardır.Bence bunlar AKP’nin sayısal demokrasiye güvenerek sistemi zorlamasına karşı etkili direniş olmayacağı anlamına gelmez. Açıkçası Tayyip Bey kendisine yönelik mesajı almış ama kavgayı başka bir isim üzerinden yürütmeyi tercih etmiş durumdadır.Tabii bu arada Arınç faktörünü de unutmamak gerek. AKP çevrelerinden gelen bilgilere göre Arınç, Gül veya Tayyip Bey dışında bir aday gösterilmesi halinde kendi adaylığını koyacaktı. Bu da belki cumhurbaşkanı seçilmesini bile etkileyecekti. Böyle bir gelişme AKP’nin çökmesi anlamına gelirdi. Tayyip Bey partisini kurtarmak adına Gül’ü ortaya sürmüş.Peki Abdullah Gül cumhurbaşkanı olur mu?Tayyip Bey’in cumhurbaşkanı olmasını engelleyen faktörler Gül için de geçerlidir. Önümüzdeki iki gün Gül’ün cumhurbaşkanı olmasına kesin gözüyle bakanlar çoğunlukta olacaktır. Oysa düşünce, görüş, inanç, politika konularında Tayyip Erdoğan’dan hiç farkı olmayan Gül de aynı baskılar altında kalacaktır.Tayyip Bey’in aday olmayacağına inandığımı söylemiştim. Şimdi de Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olabileceğine inanmıyorum.Eşi, Türkiye’yi insan hakları mahkemesine veren bir ismin cumhurbaşkanı olması Türkiye’ye hiç yakışmaz çünkü.*****Sezer’in iyi niyetiCumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer görev süresinin bitmesinden önce kutladığı son milli bayram olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle yayınladığı mesajda “Meclis Atatürk’e layık olduğunu kanıtlamalı” demiş.Sezer’in gerçek bir devlet adamı olarak bu söyledikleri sadece iyi niyetten ibarettir.Bu Meclis’in ezici ekseriyeti Atatürk’e layık olmayı düşünmüyor ki. Onlar Atatürk’e layık olmak yerine “başkanlarının iki dudağının arasına” layık olmaya çalışıyor. Bu nedenle boş kağıtlara imza atıp “aday öneriyor” ve liderlerine sadakat yemini ediyorlar.Cumhurbaşkanlığı seçimi milli irade diye tanımlanan kutsal ifadenin nasıl ayaklar altına alındığının, kimi milletvekillerinin onurlarını nasıl hiçe saydıklarının da bir göstergesi niteliğini taşıyor.Türkiye bunu hiç hak etmiyor. Ama Meclis’teki AKP çoğunluğu bu ayıbı sırtında taşımaktan sanki şeref duyuyor.*****“British Airways’e binmek mi Allah yazdıysa bozsun”Sizler hiç fark etmediniz tabii de, bir günlüğüne Münih’e gidip geldim. Sabahın ilk saatlerinde THY ile uçtum ve akşam uçağı ile geri döndüm. Neden gittiğimi ve izlenimlerimi yazarım daha sonra.Dönüşte alanda bir Türk yolcu ile sohbet ettim. THY uçağında olacağımı öğrenince “Aman ne mutlu, bir daha asla bizim havayolundan şaşmam” dedi. Tabii “Haklısın” dedikten sonra “Hayrola bir şey mi oldu?” diye sordum.Geçen hafta Londra’ya gitmek için British Airways’ten business bilet almış. Sonrasını kendi ağzından dinleyelim: “Kaç yıldır bu uçaklara binmemiştim. Ama başında İngiliz olunca insan ister istemez iyidir diye etkileniyor. Ne gezer.” Ben sözünü kesip “Ben pek beğenmem zaten” dedim lafı ağzıma tıkayıp sürdürdü: “Bir kere hostesler inanılmaz gürültü yapıyor. Çatal bıçak sesinden, sertçe açılıp kapanan dolap kapaklarından gazete bile okuyamadım. Yemekler berbattı. Hosteslerin birinin bile yüzü gülmüyordu. Ama en kötüsü, güya business’te oturuyoruz, bütün havayolları üçlü koltukların ortasını boş bırakır, British buraya da yolcu alıyor ve itiraz hakkınız da yok. Bir daha mecbur kalsam bile binmeyeceğim.” İstanbul’a döndüğümde yaşadığım bu olayı bir arkadaşıma anlattım. O da “Sen yeni mi öğreniyorsun, artık Türk iş adamları British’le hiç uçmuyor. Mesela bizim şirketten Londra’ya gidecekler, eğer THY’de yer olmazsa önce Frankfurt’a uçuyor, oradan Lufthansa ile Londra’ya devam ediyor” demez mi. Adı büyük olan her şey gerçekte de büyük değildir. Ayrıca apronda deve de kesse THY’den şaşmayın.*****SecretGeçenlerde bir arkadaşım DVD’sini verdi, ben de seyrettim. “Secret” adlı bir film. Türkçesi “Sır” demek oluyor. Ben konulu film sanıyordum, meğer belgeselmiş. Büyük bir ilgiyle izledim. Konunun özeti şu. İnsan içinde bir sır barındırır, bu da pozitif düşünme gücüdür. Yaşamın hiçbir anında negatif, kötü düşünmezseniz, kötülüğü de kendinize çekmezsiniz. Hiçbir zaman umutsuz olmayın, kötüyü düşünmeyin, dilek ve hayallerinizi gerçekleşecekmiş gibi düşünün, o zaman amacınıza ulaşırsınız.Film bunun örneklerini anlatıyor.Daha sonra bu filmin kitabı da geldi. Ajans Plaza tarafından basılmış. Filmdeki örnekleri daha ayrıntılı anlatımıyla kitapta buluyorsunuz.Bu tür düşünce oyunlarına inananlar için bence bulunmaz bir fırsat. Filmini izleyin ama kitabını da mutlaka okuyun derim.
Sabah saatlerinde eski bakanlardan Cahit Aral aradı. Aralarında beş eski Meclis Başkanı ve kendisinin de bulunduğu bir grup eski siyaset ve devlet adamının Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde bir bildiri yayınlayarak iktidarı ve muhalefeti sorumlu olmaya, demokratik uzlaşma kültürünü sergilemeye davet ettiğini anlattı. Daha sonra da bu bildiriyi bana gönderdi.Böyle kritik ve iktidarın bizzat başı tarafından belirsiz hale getirilen bir günde her biri zamanında önemli görevlerde bulunmuş eski siyasetçilerin çıkışı çok ilginç geldi bana.Bildiri, merkez sağ kanatta yer almış DP, AP, DYP, ANAP, MHP çizgisindeki milletvekili ve bakanlar tarafından imzalanmış. Bu bildiride yer alan “Demokrasi kültüründe Anayasa’daki şekli şartlar ile birlikte Anayasa sağduyusu büyük önem taşır (...) bin yıllık devlet geleneği olan bir toplumun, Devlet başkanının seçim sürecini ve niteliklerini sadece Anayasa’daki şekil şartları belirleyemez” cümleleri çok ilgimi çekti.Bildiride ayrıca dikkat çeken bir de şu ifade var: “Herkes bulunduğu yerin ve yüklendiği görevin sorumluluğunu bilmelidir. Bu sorumluluklar içinde herkesin herkesi uyarmaya hakkı vardır. Laik, Demokratik ve Sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne, Cumhuriyetimizin temel değerlerine vatan, millet devlet bölünmezliğine sahip çıkmak herkesin, her kurumun asli görevidir. İnanıyoruz ki gelecekte tartışmalara konu olmayacak bir Cumhurbaşkanı karakterini bu millet bin yıllık devlet geleneğinden çıkaracaktır.” Bildiriyi imzalayanlar arasında eski TBMM başkanlarından Sabit Osman Avcı, Necmettin Karaduman, Kaya Erdem, Hüsamettin Cindoruk, İsmet Sezgin, eski bakanlardan İmren Aykut, Türkan Arıkan, Ali Bozer, Necmettin Cevheri, Ekrem Ceyhun, Fethi Çelikbaş, Ercüment Konukman, Namık Kemal Zeybek, Necdet Menzir, Nahit Menteşe, Mehmet Ali Yılmaz, Işılay Saygın, Abdullah Tenekeci, Mükerrem Taşçıoğlu, Şükrü Yürür, Ufuk Söylemez, Rıfat Serdaroğlu, Ahat Andican, Halit Dağlı, Vahit Halefoğlu, Enis Öksüz, Rüştü Kazım Yücelen, Kazım Oksay, Kamran İnan, Barlas Doğu, Ersin Faralyalı öne çıkan isimler.Umarım eski siyaset ve devlet adamlarından gelen bu uyarı, diğerleri ile birlikte “milli iradeyi iki dudağının arasında tutmaktan çekinmeyen” Tayyip Bey’de etkisini gösterir.*****Başbakan etnik kimlikten söz edemezTayyip Bey Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu dışında, istediği yerde istediği gibi konuşuyor.Özellikle irticalen, yani önceden hazırlanıp yazılmamış konuşmalarında, lafın ucunun nereye gideceğini hesaplamıyor bile.İstanbul’da partisinin Gençlik Kolları toplantısında konuşurken de 34 etnik kimlikten söz etti yine. Ve yine alt üst kimlikleri dile getirerek “Üst kimlik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır” dedi. Yani Türk kimliğinin de Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bir alt kimlik olduğu vurgusunu yaptı. AKP’li gençler de başkanlarının bu sözlerini çılgınca alkışladılar.Türkiye’de 34 etnik kimlik var mı?Konunun uzmanı değilim, sayısal olarak bilemem. Ancak bu toprakların çok sayıda etnik ve dinsel kimliği barındırdığı gerçeğini kimse inkar edemez.Ancak bir başbakanın olur olmadık her yerde “etnik kimlikten” söz etmesi bana son derece yanlış geliyor.Her ülkede etnik ve dinsel kimlikler olabilir, ancak her devlet de bütün bu kimliklerin birlikte, barış ve sevgi içinde yaşaması için elinden geleni yapar, ülke yönetimi de bunu sağlamakla görevlidir.İkide bir etnik kimlikten söz etmek özellikle Türkiye’de bana “yeni akım bölücülük” gibi geliyor. Başbakan aklına her geldiğinde etnik kimliklerden söz ederek nereye varmak istiyor, anlamak mümkün değil.Peki, var olan etnik kimliklerden söz etmeyecek bunu saklayacak mıyız?Ne münasebet, böyle akılsızca bir görüş olamaz elbette.Ancak etnik ve dinsel kimlikler, ülke yöneticilerinin her aklına geldiğinde ortaya atılacak kavram veya gerçekler değildir. Bu tür bilgi ve belgeler bilimsel toplantılarda, akademik ortamlarda dile getirilir, bu bilgiden çeşitli nedenlerle yararlanmak isteyenlerin hizmetine sunulur.Türk insanı bin yıla yakın zamandır bu topraklarda yaşıyor. Bin yıl önce ne kadar çok etnik kimlik varsa, bugün de aşağı yukarı aynı oranda etnik kimlik vardır. Ve Türk insanı tüm bu etnik kimliklerle yüzyıllardır barış ve kardeşlik duyguları içinde yaşamaktadır. Kimsenin aklına komşusunun, arkadaşının, mahallelisinin etnik kimliğini soruşturmak, bundan şu ya da bu sekilde sonuçlar çıkarmak gelmez. Oysa, sözde barış ve kardeşlik adına her akla geldiği anda etnik kimliklerden söz etmek, toplum içinde giderek ayrışımlara neden olur. Düne kadar komşusunun örneğin Gürcü olmasından hiçbir rahatsızlık duymayan birinde, bir terör olayından sonra duygu ve düşünceleri açısından erozyon başlayabilir. Tayyip Bey’in ve AKP’lilerin ikide bir etnik kimliklerden söz etmesinin hiçbir anlamı yoktur. Bu “yeni bölücü akım” yarın öbür gün başlarına iş açabilir.*****Eylem başka açıdan tuttuİnternet ortamında günlerdir sürdürülen bir kampanya vardı. 14 Nisan mitingini gerektiği biçimde yansıtmadığı düşünülen bazı gazetelere karşı “Bu gazeteleri 23 Nisan’da almayalım” kampanyası açılmıştı. Dün gördüğüm ilk sonuçlara göre “bugün gazete almayın” kampanyası pek tutmadı.Bunun iyi duyurulamamış olması da mümkün, ancak demek ki alışkanlıklar daha üstün gelmiş.Tabii gazete almama eylemi tutmamakla birlikte, yapılan uyarıların bazı gazeteler üzerinde çok etkili olduğunu görülüyor. Dün üç büyük kitle gazetesinin okur temsilcileri ve hatta genel yayın müdürleri halkın tepkisini değerlendirerek adeta özür diler bir tavır içindeydi. Bence “gazete almayalım” kampanyası gerçeğe dönüşmese bile çok daha etkili bir mesaj vermiş.Bu kitlelerin demokratik haklarını kullanmaları açısından çok önemli.*****Hep futbol hep futbolDikkat ediyor musunuz, Tayyip Bey bazı siyasi davranışları anlatırken örnekleri hep futboldan veriyor. Tayyip Bey, Avrupa Birliği toplantılarında bile Türkiye’yi anlatırken futbol kurallarından söz etmişti.Bir kitleye bir konuyu anlatmak için herkesin anlayacağı, herkesin üzerinde bir fikir sahibi olduğu konuları örnek göstermek elbette çok geçerli bir yöntemdir.Ancak Tayyip Bey konuşmalarında futboldan başka örnek vermiyor pek.O zaman insanın aklına takılıyor, acaba Tayyip Bey kolay olsun, herkes anlasın diye mi örneklerini futbol kurallarından veriyor, yoksa bilgi, görgü, deneyim kanalları ancak futboldan örnek vermesine mi yetiyor?
Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adayı olmayabileceği artık çok konuşulmaya başlandı. Düne kadar Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması için çabalayan, onu şimdiden alıştırmaya çalışanlar bile “galiba olmayacak” diye ağız değiştirdi.Neredeyse üç buçuk aydır Tayyip Bey’in cumhurbaşkanı olmayacağını yazmaktan yoruldum. Şimdi gerçekten aday olmadığında benim yazılar güme gidecek diye de korkmuyor değilim. Son anda ağız değiştirenler bakarsınız öyle baskın çıkarlar ki kendilerini “demokrasi kahramanı” bile ilan etmeye kalkarlar. Geçmişten örnekler var.Tayyip Bey’i adaylıktan vazgeçirmeye iten etkenlerin en başında 367 tartışması olduğunu sanıyorum.YÖK’ün, askerin, cumhurbaşkanının ve en sonunda da halkın “aday olma” çağrısına kulak vermediğini göstermeye çalışan Erdoğan’ın 367 formülünden hayli endişeli olduğunu sanıyorum.Aksi takdirde Meclis’te sadece 4 oyu bulunan bir partiyi ziyaret etmesinin ne anlamı olabilir ki? Uzlaşma desen değil, çünkü asıl uzlaşma 150 küsur milletvekili olan partiyle yapılmalı. Gönül alma desen o da değil, bunun gereği de yok.O halde Tayyip Bey’in tek derdi, Meclis’teki iki küçük partinin üyelerinin seçim günü genel kurul salonuna girmesini sağlamak.Aldığım bilgiler Tayyip Bey’in çabasının yetmeyeceği yönünde. Çünkü ANAVATAN ve DYP’nin seçim günü oylamaya katılmayacağı neredeyse kesinleşti gibi. Zaten aksi de pek düşünülemez, seçim aşamasında iki parti, seçmenine bu yapılanı asla izah edemez.Tayyip Bey veya kendisine benzer biri aday olursa ve ilk turda 367 kişilik çoğunluk sağlanamazsa ne olacak?CHP o saniye Anayasa Mahkemesi’ne başvuracak. Mahkeme iki karar alabilir. Başvuruyu reddeder, o zaman bir sorun çıkmaz ve oylamalar devam eder, seçim yapılır.Ama başvuruyu kabul edip yürütmeyi durdurursa ne olur?O zaman seçim yapılmamış sayılır ve meclis otomatikman feshedilerek en kısa zamanda seçime gidilir.Ancak ortaya çıkacak boşluk nasıl doldurulacak?Cumhurbaşkanı Anayasa gereği yenisi seçilene kadar göreve devam edecek.Meclis feshedildiği için hükümet de otomatikman düşecek. Yasaya göre bu durumda Sezer meclis aritmetiğine dikkat ederek bir hükümet kuracak. Sezer’in atayacağı bir başbakan (Bu kişi Tayyip Bey de olabilir, başkası da) bakanlıkları AKP, CHP ve ANAP üyeleri arasında aritmetik dengeye göre dağıtacak. İçişleri, Adalet ve Ulaştırma bakanlıklarını tarafsızlar üstlenecek. Meclis olmadığı için güvenoylaması yapılmayacak. Bu hükümet ülkeyi en kısa zamanda seçime götürmek üzere hazırlayacak.Bu durum Tayyip Bey’in ve AKP’nin uykusunu kaçırıyor olsa gerek.*****Bu cumhuriyet on binlerce şehidin kanıyla kurulduBugün 23 Nisan. Bundan 87 yıl önce Atatürk ve bir avuç arkadaşının başlattığı ulusal kurtuluş savaşının en önemli adımı atılmıştı. Henüz derme çatma birkaç evden oluşan Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu. Ülkenin dört bir yanından seçilen milletvekilleri bağımsız Türkiye’nin temelini atmak için toplandı.Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçilmiş üyeleri, Kurtuluş Savaşı’nın sevk ve idaresini büyük önder Atatürk’e emanet ederek Türk milletinin zafere ulaşmasını sağladı.Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulmasından düşmanın topraklarımızdan atılmasına kadar geçen 2 yıllık süre içinde on binlerce vatan evladı şehit düştü.Ülke topraklarının neredeyse her karışı bu şehitlerin kanıyla sulandı.Bu zaferin ardından Türkiye Cumhuriyeti doğdu.Kanla kazanılan bu zafer cumhuriyetle taçlandırılırken yeni kurulan devletin de temel ilkeleri yapılan devrimlerle belirlendi.Dünyadaki hemen her ülke büyük mücadeleler sonunda kanla kurulmuş ve ilkelerini buna göre belirlemiştir.Türkiye Cumhuriyeti de bu süreçten geçerek tarihteki yerini almıştır.Kanla kurulan bir cumhuriyetin temel ilkeleri, üç oy fazla aldı diye bunu beğenmeyen kimileri tarafından keyfi biçimde değiştirilmeye kalkılamaz.Bunu yapmaya kalkışmak da demokrasi diye yutturulamaz.*****29 NisanBazı sivil toplum kuruluşları 14 Nisan’da Ankara’da yapılan tarihi mitingin benzerini 29 Nisan’da İstanbul’da yapmak üzere kolları sıvadı. Bu sayede Ankara’daki o muhteşem güne katılamayan yüz binlerce insan yine aynı coşku ve heyecanı yaşama şansı bulacak.29 Nisan’da Cumhuriyet’ten, demokrasiden, laiklikten, sosyal hukuk devletinden yana olan herkesin bu mitinge bayrağını kapıp koşması gerek.Burada tek itirazım var. 14 Nisan’daki mitinge korktukları için katılmayan ve bu mitingi “darbeci” olarak niteleyen Türk-İş, KESK, DİSK ve TMMOB bu kez utanmazca bir tutumla öne çıkmak istiyor. Miting düzenleme komitesi halkın en büyük kalkışmasını “darbeci” olarak niteleyenleri içinden çıkarıp atmalı. Bu sözde sivil toplum kuruluşlarının tabanları zaten hiçbir şeyden çekinmeden bu büyük heyecana destek veriyor. Bunların başkanlarına gerek yok.*****Kimse niyet okumuyorBaşbakan Tayyip Bey, kendilerine yönelik eleştiriler karşısında sık sık “Bazıları niyet okuyor” savunması yapıyor. Kendisi ve AKP aslında cumhuriyete ve ilkelerine çok bağlı ama bazı kesimler bunun böyle olmadığını söylüyor.Oysa bu hiç de doğru değil. Kimse niyet okumuyor çünkü Tayyip Bey ve arkadaşları niyetlerini hiç çekinmeden açıkça dile getiriyor.Niyetin ortaya konması için ille de, örneğin “Ben laikliği istemiyorum” veya “cumhuriyet devrimleri kaldırılmalıdır” denmesi gerekmiyor.Bu değerleri sözde demokrasi adına eleştiriyormuş gibi yaparak yıpratmak, her fırsatta kem sözlerle dile getirip alaya almak da niyetin göstergesidir.Son günlerde hayretler içinde izleyerek yaşıyoruz işte. Tayyip Bey cumhuriyetin tüm değerlerini ayaklar altına alarak 70 milyonla alay ediyor.Cumhurbaşkanı seçimini bir apartman yöneticisinin seçiminden bile basit hale getirerek aslında cumhuriyete hakaret ediyor. Bu seçim sürecinde insanı en rahatsız eden durum bu bence. Cumhuriyeti, onun sembollerini sıradanlaştırıp, çocukların oynadığı “çelik- çomak” örnekleriyle dalga geçmek, demokrasi, laiklik, sosyal hukuk devleti kavramlarını hiçe saymak anlamına gelir.Tayyip Bey “niyet okumayın” diyor ama niyetini saklamaktan da çekinmiyor. Bu niyet laik demokratik sosyal hukuk devleti kavramlarını kendi dini eksenlerine göre uyarlamak, Atatürk Türkiye’sinin temel değerlerini kısmen ya da tamamen değiştirmek, muhalefetsiz, eleştirisiz dikensiz bir gül bahçesi oluşturmaktır.Bunun için de başta Anayasa olmak üzere Cumhuriyetin tüm kazanımlarını elden çıkarmaktan çekinmeyecektir.Şu anda kamuoyunun ezici bir çoğunluğunda bu kanaat hakimdir. Bu nedenle kendisinin ya da bir benzerinin Çankaya Köşkü’ne çıkması mümkün değildir.Türk milleti kendisine yönelik bunca hakareti kaldıramaz.
Tayyip Bey’in Cumhurbaşkanı olması için çırpınan yandaşların yeni buluşu rahmetli Turgut Özal. Tıpkı bugün Erdoğan’a yapıldığı gibi zamanında rahmetli Özal’a da “çıkma” tavsiyeleri hatta baskıları yapılıyordu. Aynen şimdi olduğu gibi muhalefet “çıktığı gibi yakasından tutup indiririz” tehditleri savuruyordu.Bu örnekten yola çıkan AKP’liler ve yandaşları “Oysa kısa bir süre sonra Özal halkın cumhurbaşkanı olduğunu gösterdi. Kendisine tepki gösterenler bile ona alışmıştı. Ölümü ve cenazesi de bu nedenle alışılmadık oldu. Onbinlerce insan cenaze törenine katıldı, onun için ağladı” diyorlar.Bu yorumu yapanlar aslında şunu demek istiyor: Nasıl Özal’a alıştıysanız bir gün Tayyip Erdoğan’a da alışırsınız. Çünkü Tayyip Erdoğan Köşk’e çıktığı zaman halkın cumhurbaşkanı olacaktır. Bu şansın ona verilmesi gerek.Kahve toplantılarında, her şeyden bi haber insanlara bunu anlatırsanız, onlar mantıklı ve doğru bir söz duyduklarını belirtir biçimde başlarını sallayabilirler.Ama gerçek bu değil ki.Bugün Tayyip Erdoğan’ın veya bir benzerinin Çankaya Köşkü’ne çıkmasına karşı çıkılmasıyla zamanında rahmetli Özal’ın Cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkılması aynı temele dayanmıyor.Özal 83 seçimlerinde yüzde 40’a varan oylarıyla tek başına iktidar oldu. Üstelik mevcut askeri yönetim kendi düşünce yapısına göre iki partili bir model hazırlamıştı. Özal araya üçüncü olarak girdi ve iktidara geldi.1987 seçimlerinde Özal bir miktar oy kaybetti ama yine tek başına iktidar koltuğuna oturdu.Ancak 1989 yılında yerel genel seçimler yapıldı. Özal’ın ANAP’ı ancak yüzde 21 oy alabildi. Ankara, İstanbul, İzmir, Adana gibi büyük kentlerin belediyelerini rakiplerine kaptırdı.Hemen arkasından Cumhurbaşkanlığı seçimi geldi. Muhalefet halktaki desteği sadece yüzde 21 olan Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanı olamayacağını ileri sürdü ve müthiş bir kampanya başlattı.Özal buna rağmen meclis aritmetiğini kullanarak kendini seçtirtti.Bu kampanyada Turgut Özal’ın cumhuriyetin temel ilkelerini, Atatürk ilke ve devrimlerini değiştirmek istediği iddiaları elbette vardı. Ancak gerek Özal’ın iktidarı boyunca ülkeye kazandırdıkları gerekse kendisinin ve ailesinin yaşam biçimi bu tehlikenin o kadar açık biçimde olmadığı izlenimi yaratıyordu. Halkın önemli bir bölümü de muhalif olsa bile Özal’ın bu değerleri yok edeceğine inanmıyordu.Erdoğan da ise durum tamamen farklı. Elbette temsilde adalet sağlamayan meclis aritmetiğini kullanmak istemesine yönelik tepkiler var.Oysa asıl tepki ve endişe, Erdoğan ve AKP’nin beyin takımının Cumhuriyet’in temel niteliklerini, Atatürk ilke ve devrimlerini kısmen ya da tamamen ortadan kaldıracağı yolunda yaygın ve güçlü bir kanaatın ortaya çıkması üzerine başgösterdi.Bugün Türk halkının ezici bir çoğunluğu AKP’yi irticanın kalesi olarak görüyor ve bu ekibin seçilmesi halinde Türkiye’nin bir Arap ülkesine dönüşeceğini düşünüyor.AKP lideri ve kurmayları da hal, tavır, davranış ve eylemleriyle bu söylemi güçlendiriyor.İşte bu nedenle, bugünkü tepkiler zamanında Özal’a gösterilen tepkinin kat kat üstündedir ve Özal’ı durdurmayan millet iradesi bu kez Erdoğan veya bir benzerinin Çankaya’ya çıkmasını engelleyecektir.AKP yandaşlarının Özal örneği ile halkın kafasını karıştırma ve “alıştırmaya ilk adımı atma” operasyonları gülünüp geçilecek komik bir çıkıştır.***** Top taca atılmalıydıFenerbahçe uzun süredir penaltılarının kasıtlı olarak verilmediğini ve bazı maçları bu tür hakem hataları yüzünden kazanamadığını iddia ediyor.Geçen hafta yine verilmeyen bir penaltı tartışması çıkınca Fenerbahçeliler “İlk kazanacağımız penaltıyı taca atacağız” dediler.Bu elbette resmi bir söylem değildi ama güzeldi. Fenerbahçe bu hafta ilk kez penaltı kazandı. Ama ne yazık ki bu penaltıya kadar henüz bir gol atılmamıştı ve Fenerbahçe bu şansını gole çevirerek kullandı.Diyorum ki, keşke maçı kazanamama pahasına bu penaltı taca atılsaydı. Çünkü büyük işleri büyük düşünenler, büyük adamlar yapar. Fenerbahçe belki taca atılan penaltı yüzünden şampiyonluğu kaçırabilirdi, buna karşın tarihe geçecek büyük bir protestoya da imza atmış olurdu. Büyük takıma bu yakışırdı, olmadı.*****Malatya cinayetinin ardında “hoşgörü” mü var?Türkiye’de, Hristiyanlar, Yahudiler, Ermeniler, Rumlar ya da başka etnik kökene ya da dini inanışa dayanan toplumlar yüzyıllardır var.Türkler bu insanlarla yüzyıllardır iç içe, kardeşçe ve sevgiyle yaşıyorlar.Savaş dönemlerinde görünen bazı münferit olaylar dışında Türkiye’de Türk halkından olmayanlara karşı bir şiddet uygulanması pek görülmemiştir.Oysa son bir yıl içinde Müslüman olmayan toplulukların fertlerine karşı inanılmaz bir baskı ve saldırı olduğunu görüyoruz.Dünkü Milliyet’te vardı, sadece bu yıl içinde bir rahip öldürüldü, 3 rahip dövüldü, üç kilise saldırıya uğradı, Ermeni bir gazeteci öldürüldü, son olarak da misyoner suçlaması ile 3 kişi eşi görülmemiş bir vahşete kurban edildi.Bu olaylar anlaşıldığı kadarıyla son 4-5 yıldır bu kadar yoğunlaştı. AKP tarafından büyük gürültülerle yürütülen “dinler arası hoşgörü” kampanyaları da bu döneme denk geliyodr.Sanki Türk topraklarında dinler arası hoşgörü yokmuş gibi gündemimize bu konu sokuldu. Ve ne gariptir ki AKP “dinler arası hoşgörü” dedikçe, hiç alışmadığımız bir hoşgörüsüzlük ortamı oluştu.Demek ki toplumsal yaşama suni müdahaleler ters tepiyor. AKP hiç gereği yokken başlattığı “dinler arası hoşgörü” kampanyalarının altında eziliyor şimdi.*****Ne kadar ayıpAKP’nin yayın organı Yeni Şafak dün çok ayıp bir manşetle çıktı okurlarının karşısına. “Bunun adı ulusalcı terör” diyen gazete, Malatya vahşeti sanıklarının yazdıkları mektuptaki “vatan elden gidiyor, ülke bölünüyor, din elden gidiyor” sloganlarının sadece ilk ikisini göstererek, bu vahşeti sanki ulusal değerlere sahip çıkanların yaptığı izlenimi yaratmaya çalışıyor.Bu medyatik ahlaksızlıktır, ayıptır, günahtır ve bölücülüktür.Ortada bir vahşet vardır. Kim yaparsa yapsın bundan siyasi bir çıkar ummaya çalışmak sadece bu ülkeye zarar vermek anlamına gelir. Cumhurbaşkanlığı olayı sanıyorum bu kesimin başını biraz döndürdü, ama bu soğukkanlığı kaybetmeye neden olmamalı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeydim geçen salı günü. AKP ve CHP gruplarını izlemiştim. AKP Grup toplantısından sonra kuliste bazı milletvekilleriyle hayli sohbet ettim. Bunlardan herkesin yakından tanıdığı bir milletvekili ile “üç Meclis çayı içimi” süresince konuştuklarımız çok ilginçti.Benim “Tayyip Bey sağduyulu davranacaktır” ana fikirli yazılarımı ilgiyle okuduğunu söyleyen bu milletvekili “Size katılıyorum, ülkenin selameti açısından bunun gösterilmesi gerekir” dedikten sonra “Bazı arkadaşlarımla paylaştığım bir çıkış noktası var” diye konuştu. Şimdi o sohbetten bu önemli kesiti size de aktarmak istiyorum. (İlk söz benim.)- Tayyip Bey’i sıkıntılı gördüm.- Yok canım.- Yüksek perdeden konuşuyor ama içi kuşku dolu gibi.- Karar vermek çok zor.- Niye lafa gelince en kolay seçim diyorlar?- Şeklen öyle de, çok sıkıntılı.- Sıkıntı nereden kaynaklanıyor?- Bir iki değil ki.- Mesela?- Devletin diğer kurumlarından baskı var.- Nereden?- Asker, cumhurbaşkanı, üniversiteler.- Askerin konuşmasını herkes çok beğenmişti.- Nasıl çok beğenmişti?- Paşa karışmıyor, demediler mi?- Dediler de öyle miydi?- Değil miydi?- En aptal insan bile o konuşmanın manasını anlar.- Neydi ki anlamı?- Beni mi test ediyorsunuz, yoksa kendinizi mi?- Peki geçelim.- Asıl sorun parti içinde.- Nasıl sorun?- Tayyip Bey aday olmazsa ne olur sorusu mesela.- Bizim medyaya göre o iş halledilmedi mi, Gül Başbakan, her şey çok güzel olacak.- Keşke öyle olsa.- Olmaz mı?- Olmayacağını herkes biliyor.- O zaman durum çok karışık.- Aynen öyle. Tayyip Bey kırk katır kırk satır bunalımı yaşıyor bana göre.- Ama sorumlusu o. İşi bu hale kadar getirmeli miydi?- Aynen katılıyorum, bir yıl önceki uyarıları dinlese Türkiye bunu yaşamazdı.- Hangi uyarılar?- Erken seçim uyarıları.- Evet muhalefet istemişti.- Sadece muhalefet değil, bizden de söylendi.- Hiç duymadık.- Duyamazdınız, çünkü çok dar çevrede konuşuldu.- Ne dendi?- Beklenmedik bir anda seçim kararı alalım dedik.- Ne olacaktı?- Muhalefet hazırlıksız yakalanacaktı.- Gerçekten mi?- Ayrıca genel hava bugünkünden çok daha yumuşaktı.- Ne olurdu?- Büyük ihtimalle seçimi kazanırdık, hatta belki bugünkü tablo bile çıkardı ortaya.- Cumhurbaşkanlığı seçimi yine kriz olurdu o zaman.- O kadar da değil. İki kere seçim kazanınca bugünkü baskılar yapılamazdı.- Yani erken seçime gitmemek büyük hata oldu.- Hem de nasıl, Tayyip Bey de bunun pişmanlığını duyuyordur.- Şimdi de karar veremiyor.- Aynen öyle, ama çıkış şansı var bana göre.- Nasıl bir şans?- Bir yıl önce reddettiği seçimi tekrar gündeme getirebilir.- Seçime zaten 6 ay var.- Hayır öyle değil, herkes adaylığını açıklayacağını beklerken o seçim kararını açıklayıverir.- Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce.- Tabii önce.- Faydası?- Çok faydası var. Hodri meydan der.- İtibar kaybetmez mi?- Neden kaybetsin?- Bu kadar zorladı.- Tamam işte; çıkar der ki, ey vatandaşım, bize seçim sisteminin zaafından yararlanıyorsunuz diyorlar, o halde gelin bir daha yapalım, ama bu sefer herkes hakkına razı olsun.- Ya seçimi kaybederse?- Bu büyük risk ama, şimdi kendini de istediği ismi de seçtiremezse ne olacak?- Bu mümkün mü?- Mümkün olmasa Tayyip Bey neden bu kadar oyalansın ki?- Bu önerinizi başkaları da biliyor mu?- Bazı arkadaşlarımla konuştum, herkese iyi bir çıkış yolu olarak geldi.- Tayyip Bey’in haberi var mı?- Bilmiyorum, ben söylemedim, ama yanından hiç ayrılmayan danışmanları ile belki bunu konuşmuştur.- Razı gelir mi böyle bir şeye?- Bana göre akıllıca olur.*****Helikopter görüntüleriGeçen hafta cumartesi gününden beri AKP’liler ve yandaşları büyük mitingi küçültmek için çaba harcıyor. Yok “bindirilmiş kıtalar” yok “100 bin kişi bile yoktu” yok “biz daha çok toplarız” sözleriyle kendi tabanlarına mesajlar vermek istediler.Bu mitinge katılan yüzbinlerce kişi ise bu sözler karşısında şaşkınlıktan ne söyleyeceğini bilemiyor.Miting günü televizyon kanallarına (gerçi hiçbiri istememiştir) helikopterle havadan çekim izni verilmedi. Bunun yerine bir polis helikopteri sürekli uçtu, büyük ihtimalle çekim de yapmıştır.Emniyet Genel Müdürlüğü bu hava görüntülerini medyaya dağıtabilir. O zaman mitingin sadece Tandoğan alanı ile sınırlı olmadığı oradakilerden çok daha büyük kitlelerin, başta Anıtkabir olmak üzere Tandoğan’a giden yol ve alanları kapladığı görülecektir.Laf anlamayanlar belki gözlerine inanır o zaman.*****Ali Dinçer yüreğine de bileğine de güçlüydüAramızdan çok erken ayrıldı Ali Dinçer. Türk siyaseti namuslu, onurlu, kaliteli, cesur bir yüreğini kaybetti.Son günlerinde bir türlü karşılaşamamıştık, ki bu benim de içimde bir sızı bıraktı. Bazen “keşke şu fırsatı değerlendirip de görseydim” dersiniz ama bir türlü olmaz, sonra da içiniz sıkılır, ne yapacağınızı bilemezsiniz, işte öyle bir şey. Ali Dinçer’i Ankara Belediye Başkanı olduğu dönemde tanımıştım. Çok yakın bir gazeteci dostum onun yakın danışmanlarından biriydi. Bu sayede ben de zaman zaman karşılaşıp sohbet edebiliyordum. Ali Dinçer’in kahramanı olduğu ilginç bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum.Dinçer Belediye Başkanı. Ankara’da nam salmış kendine “baba” dedirten bir kabadayı belediye ihaleleri ile ilgili şiddete dayalı müdahalelerde bulunuyor.Ali Dinçer buna fena halde bozuluyor ama ne yapsın. Sonunda bir gün “çağırın şu adamı” diyor. Namlı kabadayı omzunda paltosu, Dinçer’in makam odasına giriyor. “Ben” diyor, “Falanca baba. Sonunda tanışıyoruz” diye sürdürüyor. Ali Dinçer yerinden kalkıyor, sözde “baba”ya yaklaşıyor, “Demek sen babasın ha” dedikten sonra okkalı bir Osmanlı tokadı patlatıyor.Kendine çok güvendiği için boş bulunan sözde baba, bu şiddetli tokadın etkisiyle yere yapışıyor. Şaşkın gözlerle kendini toparlayıp ayağa kalktıktan sonra Ali Dinçer’in ellerine sarılarak “Ya sen meğer ne erkek adammışsın” diyor.Bu sözde baba bu olaydan sonra Ali Dinçer başkan olduğu sürece belediyle ilgili hiçbir işe bulaşmıyor.Ali Dinçer yüreğine de bileğine de güçlü bir devlet, siyaset adamıydı. Nurlar içinde yatsın.