Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeydim geçen salı günü. AKP ve CHP gruplarını izlemiştim. AKP Grup toplantısından sonra kuliste bazı milletvekilleriyle hayli sohbet ettim. Bunlardan herkesin yakından tanıdığı bir milletvekili ile “üç Meclis çayı içimi” süresince konuştuklarımız çok ilginçti.
Benim “Tayyip Bey sağduyulu davranacaktır” ana fikirli yazılarımı ilgiyle okuduğunu söyleyen bu milletvekili “Size katılıyorum, ülkenin selameti açısından bunun gösterilmesi gerekir” dedikten sonra “Bazı arkadaşlarımla paylaştığım bir çıkış noktası var” diye konuştu. Şimdi o sohbetten bu önemli kesiti size de aktarmak istiyorum. (İlk söz benim.)
- Tayyip Bey’i sıkıntılı gördüm.
- Yok canım.
- Yüksek perdeden konuşuyor ama içi kuşku dolu gibi.
- Karar vermek çok zor.
- Niye lafa gelince en kolay seçim diyorlar?
- Şeklen öyle de, çok sıkıntılı.
- Sıkıntı nereden kaynaklanıyor?
- Bir iki değil ki.
- Mesela?
- Devletin diğer kurumlarından baskı var.
- Nereden?
- Asker, cumhurbaşkanı, üniversiteler.
- Askerin konuşmasını herkes çok beğenmişti.
- Nasıl çok beğenmişti?
- Paşa karışmıyor, demediler mi?
- Dediler de öyle miydi?
- Değil miydi?
- En aptal insan bile o konuşmanın manasını anlar.
- Neydi ki anlamı?
- Beni mi test ediyorsunuz, yoksa kendinizi mi?
- Peki geçelim.
- Asıl sorun parti içinde.
- Nasıl sorun?
- Tayyip Bey aday olmazsa ne olur sorusu mesela.
- Bizim medyaya göre o iş halledilmedi mi, Gül Başbakan, her şey çok güzel olacak.
- Keşke öyle olsa.
- Olmaz mı?
- Olmayacağını herkes biliyor.
- O zaman durum çok karışık.
- Aynen öyle. Tayyip Bey kırk katır kırk satır bunalımı yaşıyor bana göre.
- Ama sorumlusu o. İşi bu hale kadar getirmeli miydi?
- Aynen katılıyorum, bir yıl önceki uyarıları dinlese Türkiye bunu yaşamazdı.
- Hangi uyarılar?
- Erken seçim uyarıları.
- Evet muhalefet istemişti.
- Sadece muhalefet değil, bizden de söylendi.
- Hiç duymadık.
- Duyamazdınız, çünkü çok dar çevrede konuşuldu.
- Ne dendi?
- Beklenmedik bir anda seçim kararı alalım dedik.
- Ne olacaktı?
- Muhalefet hazırlıksız yakalanacaktı.
- Gerçekten mi?
- Ayrıca genel hava bugünkünden çok daha yumuşaktı.
- Ne olurdu?
- Büyük ihtimalle seçimi kazanırdık, hatta belki bugünkü tablo bile çıkardı ortaya.
- Cumhurbaşkanlığı seçimi yine kriz olurdu o zaman.
- O kadar da değil. İki kere seçim kazanınca bugünkü baskılar yapılamazdı.
- Yani erken seçime gitmemek büyük hata oldu.
- Hem de nasıl, Tayyip Bey de bunun pişmanlığını duyuyordur.
- Şimdi de karar veremiyor.
- Aynen öyle, ama çıkış şansı var bana göre.
- Nasıl bir şans?
- Bir yıl önce reddettiği seçimi tekrar gündeme getirebilir.
- Seçime zaten 6 ay var.
- Hayır öyle değil, herkes adaylığını açıklayacağını beklerken o seçim kararını açıklayıverir.
- Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce.
- Tabii önce.
- Faydası?
- Çok faydası var. Hodri meydan der.
- İtibar kaybetmez mi?
- Neden kaybetsin?
- Bu kadar zorladı.
- Tamam işte; çıkar der ki, ey vatandaşım, bize seçim sisteminin zaafından yararlanıyorsunuz diyorlar, o halde gelin bir daha yapalım, ama bu sefer herkes hakkına razı olsun.
- Ya seçimi kaybederse?
- Bu büyük risk ama, şimdi kendini de istediği ismi de seçtiremezse ne olacak?
- Bu mümkün mü?
- Mümkün olmasa Tayyip Bey neden bu kadar oyalansın ki?
- Bu önerinizi başkaları da biliyor mu?
- Bazı arkadaşlarımla konuştum, herkese iyi bir çıkış yolu olarak geldi.
- Tayyip Bey’in haberi var mı?
- Bilmiyorum, ben söylemedim, ama yanından hiç ayrılmayan danışmanları ile belki bunu konuşmuştur.
- Razı gelir mi böyle bir şeye?
- Bana göre akıllıca olur.
Helikopter görüntüleri
Geçen hafta cumartesi gününden beri AKP’liler ve yandaşları büyük mitingi küçültmek için çaba harcıyor. Yok “bindirilmiş kıtalar” yok “100 bin kişi bile yoktu” yok “biz daha çok toplarız” sözleriyle kendi tabanlarına mesajlar vermek istediler.
Bu mitinge katılan yüzbinlerce kişi ise bu sözler karşısında şaşkınlıktan ne söyleyeceğini bilemiyor.
Miting günü televizyon kanallarına (gerçi hiçbiri istememiştir) helikopterle havadan çekim izni verilmedi. Bunun yerine bir polis helikopteri sürekli uçtu, büyük ihtimalle çekim de yapmıştır.
Emniyet Genel Müdürlüğü bu hava görüntülerini medyaya dağıtabilir. O zaman mitingin sadece Tandoğan alanı ile sınırlı olmadığı oradakilerden çok daha büyük kitlelerin, başta Anıtkabir olmak üzere Tandoğan’a giden yol ve alanları kapladığı görülecektir.
Laf anlamayanlar belki gözlerine inanır o zaman.
Ali Dinçer yüreğine de bileğine de güçlüydü
Aramızdan çok erken ayrıldı Ali Dinçer. Türk siyaseti namuslu, onurlu, kaliteli, cesur bir yüreğini kaybetti.
Son günlerinde bir türlü karşılaşamamıştık, ki bu benim de içimde bir sızı bıraktı. Bazen “keşke şu fırsatı değerlendirip de görseydim” dersiniz ama bir türlü olmaz, sonra da içiniz sıkılır, ne yapacağınızı bilemezsiniz, işte öyle bir şey. Ali Dinçer’i Ankara Belediye Başkanı olduğu dönemde tanımıştım. Çok yakın bir gazeteci dostum onun yakın danışmanlarından biriydi. Bu sayede ben de zaman zaman karşılaşıp sohbet edebiliyordum. Ali Dinçer’in kahramanı olduğu ilginç bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum.
Dinçer Belediye Başkanı. Ankara’da nam salmış kendine “baba” dedirten bir kabadayı belediye ihaleleri ile ilgili şiddete dayalı müdahalelerde bulunuyor.
Ali Dinçer buna fena halde bozuluyor ama ne yapsın. Sonunda bir gün “çağırın şu adamı” diyor. Namlı kabadayı omzunda paltosu, Dinçer’in makam odasına giriyor. “Ben” diyor, “Falanca baba. Sonunda tanışıyoruz” diye sürdürüyor. Ali Dinçer yerinden kalkıyor, sözde “baba”ya yaklaşıyor, “Demek sen babasın ha” dedikten sonra okkalı bir Osmanlı tokadı patlatıyor.
Kendine çok güvendiği için boş bulunan sözde baba, bu şiddetli tokadın etkisiyle yere yapışıyor. Şaşkın gözlerle kendini toparlayıp ayağa kalktıktan sonra Ali Dinçer’in ellerine sarılarak “Ya sen meğer ne erkek adammışsın” diyor.
Bu sözde baba bu olaydan sonra Ali Dinçer başkan olduğu sürece belediyle ilgili hiçbir işe bulaşmıyor.
Ali Dinçer yüreğine de bileğine de güçlü bir devlet, siyaset adamıydı. Nurlar içinde yatsın.

