“CHP eskiye mi dönüyor?”

8 Mayıs 2007

Özellikle kadınlar çok endişeli. Çünkü CHP’nin de meydanları iyi okuyamadığını düşünmeye başladılar. Dün mitinglerde çok aktif görev yapan bazı kadınlarla sohbet etme olanağı buldum. Bilgileri onlardan aldım.Kadınlar diyor ki “CHP alanlara dökülen milyonları çantada keklik gibi görüyor galiba, bunu yapmasın.” Elbette “Ne demek bu” diye sordum. Yüzüme bakıp “Siz de böyle bir şey olduğunu fark etmiyor musunuz?” diye karşı soru sordular.Ben de “Ne düşündüğüm şu anda önemli değil, siz kaygılarınızı aktarın, ben de bunları dile getireyim” diye sıramı savdım.Kadınların temel endişesi, meydanların tepkisiyle iktidar damarı kabaran CHP’nin yine alışılmış eski kadrolarını toplamaya çalışması. “Birçok eski isim yine ortalıkta dolaşmaya başladı” diyen kadınlar “Elbette bu eski isimlerin tecrübesinden yararlanılmalı ama onlar artık seçilmeyi değil, partinin akil isimleri sıfatıyla danışman olmayı düşünmeli” diyorlar.Milyonların alanlara dökülmesinin çok farklı bir anlamı olduğunu söyleyen kadınlar “Türkiye çok umutlu bir virajı dönmek üzere. Burada CHP’ye de çok iş düşüyor, artık klasik particilik stratejilerini bir kenara bırakarak değişime oynamalıdır” görüşünü savunuyorlar.CHP’nin kadınlara daha çok önem vermesini ve listelerine çok sayıda kadını da almasını isteyen kadınlar “Eğer bugün Türkiye’deki rüzgar artık doğru yönden esmeye başladıysa bunu kadınlar başardı. AKP 81 ilde 81 kadın aday diye propaganda yaparken CHP’nin de Meclis’e bugüne kadar görülmemiş sayıda kadın sokması gerekir” diyor. CHP’nin solda birleşme adına sadece DSP ile ilişki içinde olmaması gerektiğini de kaydeden kadınlar şu ilginç görüşü ortaya atılar: “Artık dünyada da bildiğimiz anlamlarda sağ sol kalmadı. Şu anda Türkiye’nin ihtiyacı bu ülkeyi seven, laik demokratik sosyal hukuk devleti ilkelerini savunan ve sonuna kadar korumaya kararlı olan, düzgün, ülke için fedakarca iş yapacak kişilerdir. CHP burada parti kimliğinin de üzerine çıkarak belki sağda görünen ama cumhuriyet ilkelerinde buluşan partilerle de işbirliği yapmalı. Sadece partili olması da gerekmiyor. Türkiye’de CHP’li olmayan ancak CHP ile birlikte çalışabilecek çok değerli isimler var. CHP bir ulusal birlik oluşturmak zorundadır.” Bu arada kadınlar büyük mitingleri düzenleyen ve hiçbir partiye mensup olmayan kadınların mutlaka CHP listelerine konulmasını istediler. Kadınlar bugünden (dünden) itibaren bu konuda kamuoyu oluşturmak ve CHP’yi etkilemek için baskı oluşturmaya çalışacaklarını da sözlerine eklediler.*****Yılmaz da adayDYP-ANAP birleşmesinin mimarlarından biri ANAP eski Başkanı Mesut Yılmaz. Birleşme sürecinin başından beri işin içinde olan Mesut Yılmaz erken seçimlerde bu parti listesi içinden yeniden milletvekili seçilmeye çalışacak.Yakın çevresinden aldığım bilgiye göre Mesut Yılmaz Rize’den aday olacak. Ancak Yılmaz’ın adı DYP listesinde yer alırken isminin yanında (Bağımsız) yazacak. Yani Yılmaz DYP listesinden seçime girecek ama üzerinde parti kimliği bulunmayacak. Seçim sistemimiz buna elveriyormuş.Peki bu neden böyle oluyor? Çünkü Meclis’e bağımsız girecek olan Yılmaz’ın üzerinde parti baskısı olamayacak. İstediği gibi hareket edecek, isterse bir başka partiye katılabilecek, davranışlarından ötürü seçildiği parti tarafından kendisine bir yaptırım uygulanamayacak. Bakalım, hayırlı olsun.*****Babamdan uyarı aldımHafta sonunda babamla sohbet ediyorduk. Bana “Yazıların çok güzel gidiyor ama sakın hakaret anlamına gelecek kelimeler kullanma” dedi.Ben de şaşırarak sordum, “Yazılarımda ne hakareti var?” diye.Babam, “Kullandığın bazı kelimeleri beğenmiyorum” diye sürdürdü, Hangi kelimeler olduğunu sorunca da “Örneğin sık sık yalaka deyimini kullanıyorsun, bu beni rahatsız ediyor” karşılığını verdi.Ben de “Bunda ne mahsur var ki?” diye sorunca babam sözümü kesti ve “Kastettiklerine ben de zaman zaman tepki duyuyorum. Ama senin her şeyi çok güzel anlatan bir üslubun var. Herkes ne demek istediğini anlıyor. Yalaka sonuçta bir hakaret kelimesi, bunu kullanman beni rahatsız ediyor. Başka konularda kullandığın kelimeler gibi bunu da daha terbiyeli biçimde dile getirebilirsin” dedi.Babama “Ama baba” dedim ve sürdürdüm: “Türkiye’de garip bir oyun oynanıyor. Güya demokrasi adına bazıları hem kişisel çıkarlarını hem de belki patronlarının dileklerini yerine getirmek için halkın büyük çoğunluğunun tepki gösterdiği iktidarı korumaya çalışıyorlar. Bunu yaparken hepimizin aklına, zekasına, demokrasi inancına, hukuka, adalete, cumhuriyet ilkelerine ve hatta Atatürk’e hakaretler yağdırıyorlar. İnsan ister istemez tepki gösteriyor, bulduğum en basit kelime belki de bu olduğu için yalaka kelimesi kullanıyorum.” Babam da “Anlıyorum oğlum ama ne olursa olsun sen kendine dikkat etmelisin, bugüne kadar sürdürdüğün terbiyeni asla bozmamalısın. 50 yaşına geldin, çocukluğunu hatırla, her konuda haktan, adaletten, demokrasiden yana olmayı her düşünceye ve özellikle başkasının hakkına daima saygılı olmayı evinde öğrenmedin mi? Bunu sakın bozma. Bırak o beğenmediklerin kendi başlarına kalsınlar, yarın öbür gün nasıl olsa akılları başlarına gelecek, tabii inşallah çok geç olmaz” dedi.Babama hak vermemek elde değil elbette. Belli ki ben de heyecanıma engel olamıyorum bazen. Ama babama söz verdim. Ne kadar içim dolarsa dolsun, hiçbir şekilde hakaret olarak algılanacak kelimeler kullanmamaya karar verdim. Yalakalar yaşadı yani, artık onlara yalaka diye hitap etmeyeceğim.

Devamını Oku

AKP’ye 60 genç kurşun asker

7 Mayıs 2007

Başbakan Tayyip Bey erken seçime gideceklerini açıklarken, Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesi önerisi dışında önemli bir talepte daha bulunmuştu.Bu da milletvekili seçilme yaşının 25’e düşürülmesinin erken seçimde de uygulanmasıydı.Çünkü Anayasa’ya göre seçim kanunu ile ilgili bir değişiklik, en erken kanunun çıkmasından bir yıl sonra yapılacak seçimlerde uygulanabiliyor. Eğer seçimler zamanında yani 4 Kasım’da yapılacak olsaydı 25 yaş uygulaması da geçerli olacaktı. Oysa bu tarihten erken yapılacak bir seçimde anayasal süre dolmamış oluyor.Tayyip Bey de “Madem seçime gidiyoruz bu maddenin de Anayasa’nın ilgili maddesinde bir geçici değişiklik yapılarak uygulanabilir hale getirilmesi gerek” dedi. Nitekim bu konudaki değişiklik Meclis’ten geçti.Tayyip Bey bu madde ile ilgili gerekçesini söylerken “Gençlere verilmiş sözümüz var. Eğer bu seçimde bunu tutamazsak gençleri umutsuzluğa iteriz” dedi.Çok doğru. Çok genç yaşta politikanın içinde olmak isteyenlerin bu umudunu kırmamak gerek.Ancak, AKP çevrelerinden aldığım bilgiye göre Tayyip Bey’in bu konudaki ısrarı sadece bu iyi niyetli gözüken söylemle bitmiyormuş.60 kadar yaşı 30’un altında genç aday listelerinin hazırlanacağı günü bekliyormuş. Bu gençlerin ortak özelliği ise çoğunun İmam Hatip Lisesi çıkışlı olmasıymış. Bu gençlerin önemli bir bölümünün de Amerika’da eğitildiği söylentiler arasında.AKP’ye yakın bir isim “Tayyip Bey 2002’de birinci çıkacağını biliyor ama Meclis aritmetiğinin böyle olacağını tahmin etmiyordu. Bu nedenle listelere bulunsun diye yazılan birçok isim milletvekili oluvermişti. Oysa şimdi Tayyip Bey işi baştan çok sıkı tutarak sözünden hiç çıkmayacak ama her biri alanında uzman çok genç bir ekibi Meclis’e taşımak istiyor” dedi.Eğer Tayyip Bey’in planı işlerse, bir kere çok sayıda milletvekili demek ki aday bile yapılmayacak. İkincisi önümüzdeki dönemde, Amerika’da eğitilmiş, lisan bilen, alanında uzman, laf dinleyen, fişek gibi ama kurşun asker kıvamında genç bir kadro Meclis’te olacak.*****22 Temmuz ve 4 milyon kişiErken seçimlerin 22 Temmuz gibi hem çok sıcak bir dönemde yapılacak olması endişe yaratıyor. Ancak bu endişelerin odak noktasında pekçok kişinin bu tarihte tatilde olacağı gösteriliyor.Elbette temmuz ayı çalışanların tatil ayıdır. Programlarını çok önceden yapmış olanlar şimdi telaş içinde. Oy kullanmak için nasıl geri döneceklerini düşünüyorlar.Demokrasi isteniyorsa elbette insan tatil falan dinlemeyecek ve gelip oyunu kullanacak.Ancak sorun tatilcilerde değil. Anadolu insanının hayatını kazanmak için sürdürdüğü bir yaşam biçimi var. Milyonlarca insan yılın belli dönemlerinde kitle halinde yer değiştirerek ekmek parası peşinde koşuyor. Örneğin Çukurova bölgesine bu aylarda yüzbinlerce mevsimlik işçi taşınıyor.Sadece Çukurova değil, ülkenin pekçok yerinde bu böyle. Ayrıca yaşam biçim olarak yaz aylarında bulundukları yerleri bırakıp yaylalara çıkan milyonlar var. Tarım kesiminden aldığım bilgiye göre temmuz ayında en az 4 milyon insan sırf ekmek parası uğruna oturduğu yeri terkedip başka diyarlara gidiyor.Sanıyorum AKP tarım kesiminden oy alamayacağını bildiği için bu gerçeği saklamaya çalışıyor. Tatilciler de nasıl olsa kendilerinden sayılmıyor. Böylelikle yaklaşık 5 milyon karşı oy çöpe gitmiş olacak diye düşünülüyor.22 Temmuz bu açıdan bakınca çok sakıncalı değil mi?*****Laik-İslamcıDemokrasiyi sadece AKP’yi desteklemek olarak gören birtakım yalakalar ısrarla Türkiye’nin bir laik İslamcı kavgasına sürüklendiğini iddia ediyorlar. Bu iddia hem çok yanlış hem de bu ülkeye ihanetle eş değerli. Çünkü Türkiye’de bir laik islamcı kavgası da yok böyle bir kutuplaşma da. Cumhuriyet değerlerine sahip çıkan Türkiye’nin ezici çoğunluğu var. Bir de seçim sisteminin cilvesi sayesinde, toplumda azınlık olan ama Meclis’te olağanüstü çoğunluk sağlayan bir iktidar var. Bu iktidar demokrasiyi yok etmek pahasına, asıl amacına ulaşmak için hem koltuğuna sıkıca sarılmış durumda hem de Türkiye’yi büyük kaosa sürükleyecek planlar içinde.İktidarın bu tavrı öyle görünüyor ki kendi tabanında bile endişe ile karşılanıyor. Demokrasicilik oynayarak AKP’nin peşine takılan kimi yalakalar “AKP seçimde yüzde 40’ı geçecek” diye halkı ürkütmeye çalışıyor. Böyle olmayacağını aslında onlar da biliyor.*****AKP’nin Türkiye’ye yaptığı iyilikTürkiye Cumhuriyeti bundan 84 yıl önce 29 Ekim 1923’te kuruldu. Ama halk cumhuriyete 14 Nisan’da Ankara’da ve 29 Nisan’da İstanbul’da sahip çıktı.O günlere kadar Cumhuriyet sahipsiz miydi? Elbette değildi. Ama Atatürk’ün kurduğu laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin güvencesini hisseden milyonlar kendilerini rahat hissediyor ve endişe etmiyordu.Ne zaman ki, iktidarın Türkiye’nin rejimini tamamen değiştirme niyetinde olduğu ortaya çıktı.Ne zaman ki demokrasiyi amaç değil İslam devletine giden bir araç olduğu anlaşıldı.Ne zaman ki iktidarın amacına ulaşmak için demokrasiye kurşun sıkmaktan çekinmeyeceği görüldü.Ne zaman ki, kurnazlığın, popülizmin demokrasi adı altında aslında demokrasiyi yok etmek için kullanıldığı belirlendi.İşte o zaman dev de uyandı.4.5 yıldır adeta uyutulan milyonlar öfke ile ayağa kalktı.Cumhuriyete sahip çıktığını, ondan ve ilkelerinden asla taviz vermeyeceğini, Atatürk’ü vazgeçilmez önder olarak gördüğünü tüm dünyaya gösterdi.AKP iktidarı, demokrasiyi hiçe sayan, tüm halkı aptal yerine koyan, baskıcı, dayatmacı politikasıyla aslında Türkiye’ye büyük bir iyilik yapmış oldu.

Devamını Oku

Güçbirliği için öneriler

6 Mayıs 2007

Sizlere dün halkın ezici çoğunluğunun sağda ve soldaki partiler arasında bir güç birliği yapmalarını istediğini yazmaya çalışmıştım.Bu güç birliklerinin hangi koşullar altında oluşturulabileceğini de belirtmiştim.Bugün de sağda ve soldaki partilerin oluşturabilecekleri güç birliklerini ve alabileceklerini tahmin ettiğim oyları sizlerle paylaşmak istiyorum.Ancak CHP ile DSP’nin güç birliğine gitmesi bugün itibarıyla biraz zor görünüyor. Bunun yanı sıra Genç Parti’nin içinde ANAP da olan bir güç birliğinde kesinlikle yer almayacağını açıklaması da işleri biraz karıştırdı.Bu nedenle önce makul çoğunluğun arzuladığı güç birliklerini sıralamak ardından da yeni duruma göre oluşabilecek sürpriz güç birliklerini yazmak istiyorum.CHP-DSP-SHP+Özellikle Cumhuriyet mitinglerine katılan milyonlarca insanın ilk tercihlerinden biri soldaki birlik. Bu nedenle özellikle CHP genel merkezine çok sayıda mesaj gittiğini ve “birleşin artık” çağrıları yapıldığını biliyoruz.CHP şimdilik DSP ve SHP’ye “Partinizi kapatın, gelin bize katılın” diyor. Oysa buna çok da gerek yok. Zaten üç parti de aynı kökten geliyor. Hele bir iktidar çıkması halinde partilerin ayrılmaması ve gerçekten tek parti haline gelmesi çok büyük olasılık. Bu nedenle önceden bu kadar baskıcı olmanın anlamı yok.Bu üç partiye, fazla oyu olmayan ancak söylemleriyle ilgi çeken ÖDP’nin de hiç olmazsa iki kişiyle bu güç birliği sayesinde Meclis’te temsil edilmesinin büyük yararı olacaktır. Bu güç birliği yüzde 30’a yakın oy alabilir.DYP-GP+Sağda birliğin sağlanması için DYP ve ANAP arasında görüşmeler bitti. Ancak sadece DYP ve ANAP’ın bir araya gelmesi büyük bir oy patlaması yapamaz. Bu birliktelik barajı aşmakta yarar sağlar.Oysa buna oy oranının şu anda yüzde 7 ile 14 arasında olduğu belirtilen Genç Parti’nin katılımı büyük yarar sağlayacaktır. Gerçi bu kapı Genç Parti tarafından kapatılmış görünse de seçime doğru her türlü gelişme olabilir. Bunun yanı sıra televizyon ekranlarında büyük sempati toplayan ancak barajı aşma şansı bulunmadığı da bilinen ve seçime de parti olarak katılmayacağını belirten Yaşar Okuyan’ın Halkın Yükselişi Partisi de bu güç birliğine önemli ölçüde sinerji sağlayacağı gerçektir. Bu güç birliğinin içine kişisel sempatisi yüksek olan Saadettin Tantan’ın da alınması yarar sağlayacaktır. Ayrıca bu güç birliğinin içine kamuoyunda tanınan ve beğenilen isimlerin de bir parti altında ya da bağımsız olarak katılmaları muhtemel.Kurulabilirse bu güç birliğinin yüzde 30’u geçmesi hiç kimseyi şaşırtmamalıdır.MHP-SP-BBP+Son günlerdeki tüm kargaşalı ortama rağmen sesi hiç çıkmayan parti MHP. Öyle sanıyorum ki MHP Türkiye’de yükselen milliyetçiliğin kendilerine yaradığını ve oy oranlarını yüzde 20’lere çektiğini düşünüyor.Oysa yanıldığını söyleyebilirim. Çünkü yükselen milliyetçilik MHP’nin milliyetçiliği değil. Yükselen milliyetçilik merkez sağ ve soldaki vatandaşların başkaldırışını sağlayan Atatürk milliyetçiliği.MHP kendi hesaplarına göre barajı aşıyor olabilir. Ancak BBP ve partilerine tepki duymaya başlayan AKP tabanındaki bazı kesimlerin SP’ye kayacak olması bu güç birliğini yüzde 25’lere kadar taşıyabilir.SÜRPRİZ CHP-GPCHP’nin DSP ve SHP’ye “Partinizi kapatıp gelin” zorlaması, Genç Parti’nin ANAP’ın içinde bulunacağı bir güç birliğinde yer almayacağını açıklaması sürpriz bazı başka güç birliklerinin kurulmasına neden olabilir.Genç Parti, DSP, SHP, Liberal Demokrat Parti, Halkın Yükselişi, Yurt Partisi ve diğer küçük partiler bir araya gelebilirler. Ancak buradaki asıl sürpriz ve büyük oy potansiyeli CHP Genç Parti güçbirliğinin kurulmasında kendini gösterir. Genç Parti CHP’ye teklifini yaptı zaten. CHP şimdilik olumsuz cevap vermedi. Ayrıca CHP parti örgütlerinin bu güç birliğine sıcak baktığı ve genel merkeze “olumlu bak” çağrısı yaptığı da söyleniyor. Bu güç birliği ile CHP yüzde 30’ları geçebilir. Baykal’a Cumhurbaşkanlığı yolu da açılabilir.AKP yüzde 15AKP uyguladığı kurnaz ve popülist politikalarla ve sözde demokrasi kahramanlığı yaparak oylarını yüzde 40’lara kadar çıkaracağını ileri sürüyor. Eğer yukarıda saydığım güç birlikleri ya da benzerleri kurulmazsa bu tahminleri doğru çıkabilir.Ancak güç birliklerinin oluşması AKP oylarında önemli bir düşüş sağlayacaktır.Çünkü AKP bugün “birinci parti çıkacağına neredeyse herkesin emin olması” nedeniyle gücünü koruyor. Pek çok kişi güçten çekindiği için, eğer karşısına bir rakip çıkmazsa oyunu yine AKP’ye verebilir.Buna karşın güç birliklerinin oluşması, halkın önemli bir bölümünde iktidarın başka yere kayacağının kanıtı olarak görüneceği için, AKP’den korku ve endişe ortadan kalkacaktır. Hatırlayın, yerel seçimlerde pek çok ilde vatandaşlar, iktidarda olduğu için AKP’ye oy vermek zorunda hissetmişti kendini. Antalya gibi bir turizm kenti bile AKP’li adaya oy vermişti. Güç birlikleri tüm bu dengeleri değiştirecektir.Sonuçta AKP’nin oyu yüzde 15 sınırlarına kadar çekilecektir. Zaten bu AKP’nin gerçek oyuna yakın oydur. 3 Kasım 2002’de bu taban üzerine önceki hükümetlerin yanlış politikalarından dolayı zarar gören ve büyük öfkeye kapılan yüzde 10’luk bir kesim eklenmiş ve AKP tek başına iktidar olmuştu.*****Kritik pazarBugün hem Türkiye hem de Fransa’daki iki oylama geleceğimiz açısından önemli. Ankara’da Meclis Cumhurbaşkanı seçiminin ilk turunu tekrar deneyecek. Önceki gün akşama kadar bazı çevrelerde “367 bulunacak ve Gül seçilecek” sözleri fısıldanıyordu. Bu az ihtimal.Fransa’da ise halk bugün başkanını seçiyor. Kuvvetli aday Sarkozy seçim vaatleri içine “Türkiye’yi AB’ye sokmayacağız” sözünü de koymuştu. Sarkozy’nin kazanması halinde Türkiye’nin AB umutları uzunca bir süre için askıya alınmış olacak.Türkiye’nin AB umudunun iyice azalması, sesini sırf AB yüzünden daha kısık tutmak zorunda kalan çevrelerin elini kuvvetlendirecektir. Türkiye radikal İslama kayma tehlikesini ortadan kaldırdığında Avrupa Birliği ile ilişkilerini daha düzenli ve sistemli bir hale getirebilecektir. Böylelikle Türkiye’nin AB’ye girme süreci bile hızlanacaktır.

Devamını Oku

Seçimde çare güç birliğinde

4 Mayıs 2007

AKP’nin demokrasiye aykırı baskıcı ve dayatmacı politikaları, bu iktidarın Türkiye’yi götüreceği uçurumdan endişe eden Türkiye’nin ezici çoğunluğu tarafından ilgiyle izleniyor.Demokrasiyi hiçe sayan, popülist tavırlarla Türkiye Cumhuriyeti ile alay etmekten çekinmeyen ve ülkeyi karanlığın eşiğine getirdiği suçlamaları altında kalan iktidara karşı herkesin sorduğu soru şu: “Bundan nasıl kurtulacağız?” Ardından da asıl soru geliyor: “Seçimde kime oy vereceğiz?” Halkın büyük çoğunluğu şaşkın. Seçim sistemi gerçek demokrasiye inanan birçok kişiyi tatmin etmiyor. İktidarın varoşlardan yükselttiği “önce fakirleştir sonra yardım edip oylarını topla politikası” sayesinde yine birinci parti çıkmasından endişe eden vatandaşlar siyasi partilere “birleşin” çağrıları yapıyor.Birleşme çağrıları son günlerde özellikle solda daha çok yapılıyor. 14 Nisan ve 29 Nisan mitinglerine katılanların çoğunluğunu “solda” gören bazı kesimler sol partileri CHP çatısı altında birleşmeye çağırıyorlar.. Oysa Türkiye’nin kaderi ile oynayan iktidarı tamamen uzaklaştırmak için sadece solda değil, demokrasiye inanan tüm siyasal kesimlerde güç birliği oluşturulması gerekiyor.AKP dışındaki siyasi partilerin çokluğu ve oyların dağılmasını göz önüne alarak üç ana partide güç birliği sağlanabilir.Bunlar CHP- DYP ve MHP’dir.Üç partinin çatısı altında toplanacak güç birliklerinin temel şartları şöyle olmalı:1- Her parti kendi kimliğini koruyarak güç birliğine katılacak.2- Partilerin adaylarının listelerde yer alması için 2002 seçimlerindeki sonuçlara bakılacak. Her bölgedeki oylar ortaya konacak ve sıralama buna göre yapılacak.3- Üç ana parti dışındaki partiler Yüksek Seçim Kurulu’na başvurarak seçimlere katılmayacaklarını bildirecekler. Ancak güç birliğini kendi bayraklarıyla destekleyerek seçime katılıyormuş gibi propaganda faaliyetlerini sürdürecekler.4- Seçimler bittikten sonra her parti tekrar kendi yuvasına dönecek.5- Güç birliğine katılan partiler, seçimden önce hazırlayacakları protokolle seçimlerde 276 veya daha fazla milletvekiliyle çıkarlarsa koalisyon yapacaklarını açıklayacaklar.6- 276 ve üstü sağlanamazsa her parti “AKP ile olmamak kaydıyla” diğer güç birliklerinden bir ya da birkaç parti ile koalisyon kurabilecek.7- Güç birliği yapan üç büyük grup, seçimden önce bir protokol imzalayarak, Meclis’in oluşmasından sonra ilk iş olarak seçim yasası ile birlikte anayasa değişiklikleri ve ittifak yasasını çıkaracaklar.8- Yine güç birliği yapan üç büyük grup seçimden hemen sonra kanun çıkararak siyasi partilere yapılan hazine yardımı konusunu yeniden belirleyecek.Tercihan hazine yardımı alınan oy oranına göre değil milletvekili sayısına göre yapılacak.Ana taslağını yazmaya çalıştığım bu ilkeler çerçevesinde CHP- DYP ve MHP çatısı altında üç büyük güç birliği oluşturulabilir.Güç birliği blokları halka büyük moral vereceği gibi toplumun her kesimi bu güç birlikleri içinde kendilerine yakın buldukları partilerin meclise girebilmesi için oy kullanmaya koşacaktır.Yarın CHP, DYP ve MHP çatısı altında nasıl güç birlikleri oluşturulabileceğini ve bu güç birliklerinin her birinin ne kadar oy alabileceğini yazacağım.*****Beklenmedik şeylerPerşembe günü Cüneyt Koryürek’le sohbet ederken “Bir günde bile herşey nasıl değişiyor, insan şaşırıyor” dedim. Koryürek gülerek “Bak sana bir şey söyleyeyim” dedi. Ardından da artık bilmiyorum kendi sözü mü yoksa ünlü birinin sözü mü, şöyle dedi: “20 yaşımdayken her şeyi bildiğimi sanıyordum. 40 yaşımda her şeyi anladığımı sanıyordum. Bu yaşımda hiçbir şeye şaşırmıyorum.” Koryürek daha sonra da “Gerçekten şaşırmıyorum. Bu ülkede daha çok şeyler olacak. Göreceksin çok yakında beklenmedik gelişmeler de olacak. Ben şaşırmayacağım, sen de şaşırma.”*****Genç Parti beklemede2002 seçimlerinin sürpriz partisi Genç Parti Genel Başkan yardımcısı Emin Şirin’le konuştum dün. Şirin’e “CHP ile ittifak olmuyormuş” diye sordum.Şirin “Hayır bitmiş bir şey yok, CHP’ye elimizi uzattık. Kendi aile içi sorunlarını hallettikten sonra cevaplarını bekliyoruz” dedi.Şirin objektif anketlere göre partilerinin barajı aştığını gördüklerini belirterek “Buna rağmen bir bölen değil bütünleştiren olmak istiyoruz. DYP ile birlikte olmayı düşünebiliriz, ama içinde ANAP olmamak şartıyla” diye konuştu.Şirin’e “ANAP’ı neden istemediklerini” sorunca ilginç bir cevap aldım. Şirin şöyle dedi: “ANAP aslında kamuoyunda hiç yok. Bizim sırtımızdan Meclis’e girmeleri halinde yine AKP ile işbirliği yapmalarından endişe ederiz.” Şirin partiler arası bir ittifak yapılamaması halinde seçime tek başlarına girmek zorunda kalacaklarını sözlerine ekledi.*****İlginç telefonÖnceki gün bir telefon aldım. Kamuoyunun da adını bildiği bir isim şunu söyledi:“Can Bey, bu iktidarla ilgili duyduğunuz ama kaynak gösteremeyeceğiniz için yazamadığınız bazı konular olduğunu biliyorum. Gazetecilik namusunuz ve belki de yasal sıkıntılar sizi bağlıyordur. Bu nedenle size açık çek vermek istiyorum.” Bu sözler üzerine “ne anlamda açık çek?” diye sordum. Şöyle cevapladı:“Kaynağını belirtmekte sıkıntı çektiğiniz ama doğru olduğuna inandığınız konuları yazacaksanız benim adımı verebilirsiniz. Neyse bunun yaptırımı ben çekmeye hazırım.” Bu değerli isim şunu söylemek istiyor anladığım kadarıyla: “Artık buramıza kadar geldi. Ne olacaksa olsun. Yeter ki bu iktidar gitsin, bu uğurda kendimizi feda etmeyi bile göze alırız. Siz hiç çekinmeden tüm gerçekleri yazın.” AKP iktidarı halkı o kadar öfkelendirdi ki, görüyorsunuz işte.

Devamını Oku

Bu bir iflas görüntüsüdür

2 Mayıs 2007

Gece yarısı kameraların karşısına geçip “Hodri medyan, hem seçime gidiyoruz, hem de Cumhurbaşkanı’nı halk seçecek artık” diye kabadayılık yapmak sorunu çözmez. Bir krizden kurtulmak isterken Türkiye’yi önümüzdeki dönemlerde çok daha büyük krizlerin içine atabilecek yeni bir kriz yaratmak ise ne akla ne mantığa uygun. Öyle görünüyor ki, 352 milletvekili olduğu halde demokrasiye müdahale ettiği, devletin tüm kurumlarıyla ve halkla kavgalı olduğu için istediğini hiçbir şeyi gerçekleştiremeyen Tayyip Erdoğan bir anlamda kendisinin ve partisinin iflasını ilan ediyor.Çünkü vıcık bir popülizmle güya halkın sempatisini kazanmaya çalışarak “Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin” demek başka türlü izah edilemez.Doğrudur, bugün sokağa çıkıp 100 vatandaşa “Cumhurbaşkanını kim seçsin?” diye sorarsanız 99’undan alacağınız cevap “Halk seçsin” olacaktır.Bu halkın da egosunu tatmin eden bir çözümdür. Ancak aynı kişilere “Neden halk seçsin?” diye ikinci soruyu yöneltirseniz, 100 kişiden 5’i bile buna verilecek mantıklı bir cevap bulamaz.Bu nedenle vıcık bir popülist tavırla krizden çıkarken yeni bir kriz yaratmak, muhalefeti güya köşeye sıkıştırıp zor durumda bırakacağını zannetmek ancak kahvehane kültürünün bir sonucudur.Kendisi aday olamayan, atadığı kişiyi seçtiremeyen, oy alamayacak olsa ile 367’yi toplayamayan Tayyip Bey ve AKP, gece yarısı kararıyla ortaya attıkları anayasa değişikliği paketini de Meclis’ten geçiremeyecektir. Tayyip Bey bu fırsatı çoktan kaçırdı. “Benim üslubum böyle, muhalefete mi soracağız” efelenmeleri yerine, demokrasinin temel kuralı olan uzlaşma kültürünün kurallarına uyarak zamanında bu önerileri yapsa tahmin ediyorum karşılık da bulabilirdi. Şimdi bulamaz, bulamayacaktır. Çok güvendiği ve yine popülist bir tavırla kurnazca köşeye sıkıştırdığını zannettiği Anavatan bile anayasa paketi önüne geldiğinde bunun kendisini kandırmaya yönelik bir tuzak olduğunu görecektir mutlaka.Demokrasiler dayatmaları, müdahaleleri kabul etmez. Şu ana kadar etmediği gibi bundan sonra da etmeyecektir.*****TRT seçim kampanyasının nasıl olacağını gösterdiÖnceki akşam TRT 1 Kanalı Cumhurbaşkanlığı adaylığına atanan Abdullah Gül’le hayli uzun süren bir söyleşi yayınladı.Biri hariç hepsi AKP’li gazetecilerin katıldığı programda Gül, bütün güleçliği ile Cumhurbaşkanlığını ne kadar çok istediğini, bunu hak ettiğini ve halkın da bunu istediğini anlattı.Hele yakın arkadaşı da olduğu bilinen bir gazeteci ile bir internet sitesinde ve bir gazetenin internet sayfasında yayınlanan anketi gösterme yarışı seyirlik olaydı.Tıpkı Bülent Arınç’ın kapıda yüzlerini gördüğü CHP’lileri “İşte not ediyorum 367 bulunmuştur” diye çocukça sevinmesini andıran bir sahneydi bu.Biri hariç diğer AKP’li gazetecilerin çanak sorularını geçelim, dikkat çekici olan şey başka.TRT’nin yayın akışında Gül’ün çıktığı saatte “Baş belası” adlı bir film görünüyordu. TRT akşam saatlerinde aldığı ani bir kararla filmi yayından kaldırdı ve Abdullah Gül’le biri hariç AKP’li gazetecilerin söyleşisini yayına verdi.Oysa TRT’nin yine tüm Türkiye’de yayın yapan TRT 2 adlı bir haber kanalı var. Normal koşullarda söyleşinin bu kanalda yayınlanması lazım.Ama TRT yönetimi alışılmışın dışına çıkarak, adaylığı bile artık şüpheli hale gelen bir siyasetçiyi ekrana çıkararak görülmemiş bir tarafgirliğe imza attı. TRT’nin bu tavrı, ister erken ister öne alınmış deyin, seçimlerden önce nasıl iktidar borazanı olacağının bir göstergesidir.TRT bu ayıbın hesabını herhalde bir gün mutlaka verecektir.*****367 seçimi tıkamazTayyip Bey Kasımpaşalı edasıyla “Anayasa Mahkemesi kararı ile bundan sonra hiçbir meclis cumhurbaşkanı seçemez” diyor. Tamam da, yanılıyor.Bugüne kadar nasıl seçtiyse yine seçer.Birincisi Cumhurbaşkanı ille de iktidar partisinden olacak diye bir kayıt yok.İkincisi Anayasa 367 şartını koyarken zaten ille de iktidar partisi seçmesin diye yapmış bunu. Diğer partiler de bir araya gelsin ve ortak aday çıksın istemiş.Üçüncüsü, Tayyip Bey “182 milletvekilini bulan seçimi kilitler” diyor. Denemesi bedava. Bu seçimlerden sonra göreceğiz. Bakalım seçimden bir ay sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde bir parti 182 milletvekili bulup da sistemi tıkayabiliyor mu? Daha yeni seçilmiş hiçbir milletvekili tekrar seçim yolunun açılacağı bir duruma evet demez. 182 milletvekili ile Meclisi tıkamaya çalışan parti o an çözülür. AKP aylardır demokrasiyi zorladığı gibi şimdi de sistemi kökünden yaralayabilecek bir uygulamaya imza atmaya kalkışıyor. Sonu yine hüsrandır.*****İşçi Partisi yanlış yaptıÇağlayan’daki büyük miting günü dikkatimi çeken bir noktayı yazmak istiyordum, yer kalmamıştı. Milyonların katıldığı ve en küçük bir tatsızlığın bile yaşanmadığı, herkesin sorumluluk bilinci içinde hareket ettiği bu muhteşem gösteride tek falso İşçi Partisi’nin alanın her tarafından görünen dev pankartıydı.O mitinge AKP dışındaki bütün partiler katılmış ancak hiçbiri kimliklerini böylesine gösterişli biçimde açığa çıkaracak pankartlar taşımamıştı. İşçi Partisi sanıyorum bu muhteşem gösteriden kendine pay çıkarmak adına böyle bir pankartı açmaktan çekinmedi. Beklediği olumlu tepkiyi aldığını sanmıyorum. Çünkü en azından bana gelen pek çok mesajda bu ayıplanıyordu. Böyle güzel bir günü kendine yontmaya çalışmak gerçekten hoş kaçmadı.

Devamını Oku

Çağlayan’ın intikamını aldı

2 Mayıs 2007

İstanbul’da dün yaşananları özetleyecek tek kelime var. Vahşet...İstanbul Valisi Muammer Güler, güya kanunları uygulamak ve kanunsuz bir gösteriye izin vermemek adına tüm İstanbul’u cezalandırdığı gibi, emrindeki polis güçleri de bir vahşet uygulamasına neden oldu.İktidarın Ankara ve İstanbul’daki insan çağlayanlarından çok ürktüğü biliniyor.Vali Güler de, kendi çapında İstanbul halkından intikam almış oldu.Milyonlarca insanın gönül birliği içinde meydanları, caddeleri, sokakları doldurmasının acısını “yürümek öyle değil böyle olur” diyerek çıkarmış oldu.Valimiz “Kanunları uyguluyorum, yasadışı bir eylemi önlemeye çalışıyorum. İstanbul halkı buna anlayış göstermeli” diyor, ama kimseyi inandıramıyor.Herhalde Taksim’e gitmeyi engellemek için TEM’in Anadolu gişelerini kapatmak, buradaki tüm otobüsleri durdurmak, insanları indirip aramak gerekmiyordu. Ya da vapurları çalıştırmamak, metro seferlerini iptal etmek, dolmuş motorlarına izin vermemek, trenleri durdurmak da Taksim’e çıkmayı engelleyemezdi.10 kişinin üzerine panzerler sürüp tazyikli su sıkmak, yollarda perişan olmuş vatandaşları göz yaşartıcı bomba terörüne uğratmak da herhalde “kanunu tesis etmek için” alınan bir önlem olmamalıydı.İstanbul Valisi yarattığı vahşet ve terörü örtbas etmek için “Bazı göstericilerin üzerinden silah çıktı (2 silah) bazılarında molotof kokteyli ve taşlar vardı” savunması yapıyor. Koca emniyet güçleri iki tabanca ve birkaç molotofu bulmak için 15 milyon insanı açıkhava hapishanesine mi sokmak zorundaydı?Çağlayan mitingi Türkiye’de çok şeyi değiştirdi ve değişterecek.Türk halkının bu şahlanışı karşısında aciz kalanlar, kaçınılmaz sonlarına giderken elbette bu tür hasarlar da vereceklerdir.İstanbul halkı intikam hisleriyle dolu bir iktidarın neleri göze alabileceğine yakından tanık oldu. Belki 50 belki 100 bin kişinin katılacağı ve hiçbir olaya meydan vermeden bitirilebilecek bir gösteri, bir anda milyonlarca İstanbullu’ya yaşatılan vahşet nedeniyle bir anlamda kitlesel eyleme dönüştü.Vali’nin yapması gereken tek şey artık İstanbul’un yakasını bırakması ve hemen istifa etmesidir.Mustazaflarla DayanışmaUrfa’da, eleştirilere konu olan “çocukların dini amaçla kullanılması” gösterilerine düzenleyen örgütün adının Mustazaflarla Dayanışma Derneği olduğunu öğrendim.Mustazaf ne demek bilmiyordum. Meğer İran dilinde ezilmişler anlamına geliyormuş. İran’daki dinci karşı devrim sırasında bu tanım çok kullanılmış ve İran olayına bu nedenle Mustazafların zaferi de deniyormuş.Urfa’da bu isimle kurulan derneğin Hizbullah’ın yan kuruluşu olduğu da belirtiliyor. Mustazaflar Urfa’da 100 bin kişinin katıldığı “Danimarka’yı protesto mitingini” de düzenleyen dernekmiş. Ayrıca yeşil bayrakların açıldığı, şeriat gösterilerinin yapıldığı her olayda bu derneğin payının olduğu da polis tarafından biliniyormuş.Hizbullah’ın polis kayıtlarına göre “özgeçmişlerini örgüte yazılı olarak vermiş” 100 bin üyesi olduğu biliniyor.Demokrasi eşittir AKP mi?Sözde demokrat yalakalar kanal kanal geziyorlar. Hepsinin ağzında aynı laf var, “Demokrasiden sapmayalım, askerin müdahalesini istemiyoruz.” Bu cümlelere itiraz edebilecek bir tek kişi çıkabilir mi? Çıkamaz.Ama bu söylem sahiplerinin amacı gerçekten demokrasiyi korumak kollamak, onu her türlü dış tehditlerden ve özellikle askeri darbelerden korumak değil.Bugün televizyon ekranlarında gazete sayfalarında “demokrasi çığlıkları” atanların tamamının derdi şu: “Demokrasi kuralları işlesin, Erdoğan’ın atadığı aday Çankaya Köşkü’ne çıksın.” Bunun adını da demokrasi koyuyorlar. Eğer AKP’yi destekliyor ve Gül’ün Çankaya’ya atanmasını istiyorsanız demokrasiye yürekten bağlısınız demektir. Yok eğer tersini söylüyorsanız, siz demokrat değilsiniz, askeri davet ediyorsunuz, darbecisiniz.Oysa demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarından biri de “istifa” müessesesidir. Kendine demokrat süsü veren bu yalakaların hiçbirinin ağzından “Seçim sisteminin yarattığı bir aritmetik çoğunluktan zorlamalarla, inatla yararlanmaya çalışmak demokrasiye uymaz. Halkın tepkisini görün ve istifa edin” sözü çıkmıyor, çıkamıyor.Bu yalaka takımı hâlâ Gül’ün de iyi bir cumhurbaşkanı olabileceğini halkın kafasına sokmaya çalışırken, diğer yandan da halkın şahlanışı ile dalga geçmeye, bunu önemsiz göstermeye çalışıyor.O alay ettikleri milletin ezici çoğunluğu çok yakında bu takımı tükürükle boğacak, haberleri yok.Tufan başlıyorAnayasa Mahkemesi’nin iptal kararı vermesi bekleniyordu. Hatta AKP’lilerin bile iptal kararı çıkmasını istedikleri belirtiliyordu. Şimdi herkesin aklındaki şu: AKP bugün belki bir tur denemesi daha yapacak. Büyük ihtimalle 367 bulunamadığı için ilk tur yine yapılamamış olacak. AKP denemenin başarısız olması üzerine 25 yaşı içeren Anayasa değişikliği talebiyle seçimlerin öne alınmasını isteyecek.Yüksek Seçim Kurulu da bir seçim takvimi belirleyecek ve Türkiye erken seçime gidecek. Görünen bu ama, bundan çok farklı senaryoların da devreye girmesi çok muhtemel.Gelişmelerin AKP’nin planladığı ve arzuladığı şekilde gitmeme ihtimali de var. Ortada bazı hukuksal boşluklar var.AKP’nin sandığı gibi bir anayasa değişikliği yaparak seçime gitmesi konusu çok tartışmalı. Öyle sanıyorum ki, bu durum, şu ana kadar yaşadıklarımızdan bile daha karmaşık ve tartışmalı bir sürecin başlangıcı olacaktır.Bazılarının büyük hüsrana uğrayabileceklerini söylemek istiyorum bugünlük sadece.

Devamını Oku

Tayyip Erdoğan neler söylemişti?

30 Nisan 2007

AKP ve sözde demokrat yalakaları, kamuoyunun ezici bir çoğunluğunun hassasiyetiyle alay ederek hedeflerine ulaşacaklarını düşünüyorlar. Atatürk’e ve devrimlerine, cumhuriyetin temel ilkelerine sahip çıkanlara “ulusalcılar, laikçiler” diye lakaplar takmak veya “bunlar statükocu, bunları aşmak lazım” gibi küçültücü sıfatlarla saldırmanın demokratlık olduğunu sanıyorlar.Bunun yanı sıra Tayyip Erdoğan ve zihniyetini desteklemenin “demokrasi gereği” olduğuna da inandırmışlar kendilerini.Oysa halkın ezici çoğunluğu Tayyip Erdoğan’ın siyasete girdiğinden bu yana söylediklerini unutmuş değil. Bu sözlerin Cumhuriyetin temel ilkelerini, Atatürk devrimlerini yok etmeyi amaçladığını ve bunun demokrasi ile uzaktan yakından ilgisi olmadığını biliyor.Bugün sizlere Tayyip Erdoğan’ın sözlerinden bazı seçmeler sunmak istiyorum. Bunlar Tayyip Erdoğan’ın “Biz Anayasa’ya, cumhuriyetin temel ilkelerine sonuna kadar bağlıyız” sözleri ile çelişiyor mu çelişmiyor mu, kim nasıl isterse öyle karar versin.- Demokrasi amaç değil araçtır. Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız.- Demokrasi bir tramvaydır. İstediğimiz durağa geldiğimizde ineriz.- Yolumuzun üzerine bir inek oturmuş. Yolumuzu kapatıyor, menzilimize ulaşmamızı engelliyor. İneği yolumuzdan önce lafla usul usul sonra evvel Allah sizlerin yardımıyla artık nasıl olursa, nasıl denk gelirse kaldıracağız.- Elhamdülillah şeriatçıyız.- Ata’ya saygı duruşunda sap gibi durmaya gerek yok.- Her 10 Kasım’da yaygara koparılıyor.- İçki yasaklansın.- İstanbul’u Medine yapacağız.- Bütün okullar imam hatip yapılacak.- Ben İstanbul’un imamıyım.- Mayo reklamları şehvet sömürüsüdür.- Milli Piyango zulümdür.- Taksim’deki caminin temelini inşallah atacağız.- Cumhurbaşkanı’nın imam hatipli olacağı günler yakındır.- Türkiye kendine din olarak Kemalizmi almış. Hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak bunlar zorla dikte ettirilmiş.- Hem laik hem Müslüman olunmaz.- Referansımız İslamdır.- Sen ne mutlu Türküm diyene dersen, onun da ne mutlu Kürdüm deme hakkı vardır.- 1.5 milyarlık İslam âlemi Müslüman milletimizin ayağa kalkmasını bekliyor. Kalkacağız. Bu ayaklanma başlayacak, ışık göründü. Allah’ın izniyle kıyam başlayacak.- Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir lafı koca bir yalandır. Egemenlik kayısız şartsız Allah’ındır.- Anayasayı sarhoşlar hazırladı.- Yahu bu milletin bütünlüğü ne mutlu Türküm ifadesiyle sağlanır mı? Osmanlı 30’u aşkın etnik grubu ümmet düşüncesiyle bir arada tuttu. Biz de öyle yapacağız.- Bir tutturmuşlar, laiklik elden gidiyor diye. Millet isterse gidecek be.- Sonra nedir şu laiklik Allahaşkına. Ne menem bir şey?- Sayın Öcalan düşüncelerinin değil aldığı kellelerin hesabını veriyor.- Türkiye’yi pazarlıyorum. Benim için verilecek para önemlidir. Her şeyi pazarlar satarım, parayı veren düdüğü çalar.- Türkiye’de Kürt sorunu vardır. Bunu Türkiyelilikle çözeriz. Türkiyelilik her vatandaşın üst kimliği olmalı. Türk kavramını alt kimlik olarak değerlendirebiliriz. İsteyen varsa yine Türküm diyebilir.- Sana mı kaldı türban konusunda karar vermek? Bu ulemanın işidir. (AİHM’ye)- Efendi sen kim oluyorsun, buna mecelle (şeriat hukuku) karar verir. (Danıştay’a)- ABD’de özgürlük anlayışı var, ama benim ülkemde yok. (Amerika konuşması)- Burası (kafası) basmıyor. Hayatında iki koyun gütmediği için kavrayamıyor. (YÖK Başkanına)- Sanki maçta gibi bağırıyorlar. (Türkiye laiktir diyenlere)*****Demokrasi yara almadıAKP’liler, yandaşları sözde demokrat yalakalar bir yandan askere küfürlerini sürdürürken, öte taraftan “demokrasinin büyük yara aldığını” ileri sürerek Türkiye’nin yine geri gittiğini ileri sürüyor.Ne yazık ki bazı düzgün aydın ve yazarlar da sırf demokrasi inançları nedeniyle duydukları rahatsızlığı dile getiriyor.Elbette normal demokrasilerde elinde silahlı güç bulunduranların her türlü müdahalesi yanlıştır, olmamalıdır.Ancak Türkiye’de yaşanan bu değil. Asker demokrasi rayında giderken bir uyarıda bulunmadı. Zaten Türk halkının ezici bir çoğunluğu aylardır muhtıra üzerine muhtıra veriyor. Ama iktidar bunların hepsine kulaklarını tıkıyor.Uyarı bu kez askerden de geldiği için güya demokrasi adına ayaklandılar.Oysa askerin açıklaması ne muhtıradır, ne demokrasiye müdahaledir. Türkiye demokrasisi halkın şahlanan uyanışı ile çok daha emin adımlarla yoluna devam edecektir.Bu şahlanış, sözde demokrasi söyleminin ardına sığınarak Orta Çağ karanlığını Türkiye’ye taşımak isteyen AKP zihniyeti ile bu zihniyete kapı kulluğu yapan sözde demokratik yalakaların derin bir korkuya kapılmalarına neden olmaktadır.“Muhtıra” “Yine demokrasiye müdahale” “Ülkeye zarar verildi” “Darbe” çığlıklarının anlamı budur. Kimsenin endişeye kapılmasına gerek yok. Demokrasi kervanı yürümektedir. AKP’yi ebedi iktidar yapmak istemenin demokrasi olduğunu ileri sürenlerin cakası yakında bitecektir.*****30 yıl önceBundan 30 yıl önce, pazar günü Çağlayan’da yapılan mitingi andıran muhteşem bir miting Taksim alanında gerçekleşmişti. O gün de yüz binlerce kişi ellerinde çiçeklerle özgürlük, bağımsızlık, insan hakları, demokrasi için tek vücut olmuştu.Her şey çok güzel olmuştu, ama tam miting dağılacakken, hain bir elin yarattığı provokasyon sonucu çıkan kargaşada 39 kişi hayatını kaybetmişti.Aradan geçen 30 yıl Türk halkını bir daha benzer büyüklükteki bir mitingde bir araya toplayamamıştı.Bugün 30 yılın endişesini üzerinden attıktan sonra iki gün arayla halk yine meydanlara koşacak. 1 Mayıs coşkusunu tekrar yaşayacak. 12 Eylül darbecilerini korkuttuğu için “bayram olmaktan çıkarılan” 1 Mayıs bugün yine tıpkı bayram coşkusuyla tekrar kutlanacak.1 Mayıs herkese kutlu olsun.

Devamını Oku

Kutuplaşma değil bütünleşme

29 Nisan 2007

İstanbul dün tarihinin en önemli günlerinden birini yaşadı.AKP’lilerin ve yalakası sözde demokratların sinir katsayılarını artırmamak ve anlamsız bir tartışma içinde olmamak için sayı söylemek istemiyorum. Çünkü AKP ve yalakaları gerçekten çıldırıyorlar. Sadece bu kez “yüz binler” tanımının yetersiz kalacağını belirtmek isterim.Sabahın ilk saatlerinden itibaren miting alanını ve çevresini gezdim. Alana ulaşan kaç yol varsa, bunlara bağlanan cadde ve sokaklar ve hatta resmi adıyla D-100, halk arasında bilinen eski adıyla E-5 bile insan selinin altında görünmüyordu.AKP ve yalakalarının “bindirilmiş kıta” küçültmesini ima edecek tek bir görüntü yoktu. İnsanlar, ellerinde bayraklar, başlarında ay yıldızlı şapkalar, alınlarında “Cumhuriyet’i seviyoruz” yazılı bandanalarla mitinge değil bir şölene gider gibiydi.Kadınlar çok ağırlıklıydı. Gençler yine çoğunluktaydı.AKP ve yalakalarının ısrarla, gerginlikten korkan sade vatandaşların da endişeyle dile getirdikleri bir nokta var. O da Türkiye’nin hızla kutuplaşmaya, gruplaşmaya doğru gittiği.Bu iddia, AKP ve yalakalarının büyük bir yalanı. İyi niyetle bir çatışmadan çekinen sade vatandaşlar da sanıyorum dünkü manzara karşısında “kutuplaşma” veya “gruplaşma” ifadesinin yanlış olduğunu görmüşlerdir.Çünkü Ankara’dan sonra İstanbul da gösterdi ki, Türk insanı bölünmekten, kutuplaşmadan, guruplaşmadan tamamen uzaklaşarak tam tersine olağanüstü bir bütünleşme içinde.Gönlü Cumhuriyet’ten, Cumhuriyet’in temel ilkelerinden, çağdaşlıktan, güzellikten yana olan Türkiye’nin ezici çoğunluğunun yanında, Cumhuriyet’e ve çağdaşlığa musallat olmuş kara zihniyetli küçük bir grupla bunların sözde demokrat yalakalarını iki kutup gibi tanımlamak çok yanlış.Dün Türkiye halkı derin bir nefes aldı. Yalnız olmadığını, çağdaşlık yolunda emin adımlarla yürüdüğünü, ülkeye musallat olan küçük bir azınlığın, şimdilik sözde demokrasiye sığınarak diretmesinin çok yakında biteceğini görerek, anlayarak kaynaştı, iyice bütünleşti, tek vücut oldu.Bu selin önünde duracak güç olmadığını herhalde artık herkes biliyordur.Şahlanan demokrasiden korkan askere küfredip tatmin oluyorCumhurbaşkanlığı seçimleri sürecine girdiğimiz andan beri Türkiye’de gerçek demokrasi adeta şaha kalktı.Tüm Türkiye, demokrasiye, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve onun ilkelerine musallat olan bir küçük azınlığa ve yalakalarına tarihi bir demokrasi dersi veriyor.Tesadüfen sağlanmış bir Meclis çoğunluğunu bahane ederek “demokrasiden sapmayalım” diyorlar.“Demokrasiden sapmayalım” ana söyleminin dayanağı da Silahlı Kuvvetler’in geçen gece yaptığı açıklama. Bu açıklamayı eleştirmek adına televizyon ekranlarından ve gazete sayfalarından silahlı kuvvetlere hakaretler yağdıran bu yalaka takımının tutunduğu tek dal “Demokratik bir ülkede bu tür müdahale olur mu?” Normal koşullarda kimsenin itiraz edemeyeceği ifadelerle “Çare demokrasidir, bu sorunu demokrasi içinde çözelim” çağrıları yapıyorlar.Çok güzel de, demokratik çare nedir peki? “Gül’ü Cumhurbaşkanı seçin.” Yalaka takımının demokrasi olarak savunduğu bu.İyi de halkın ezici bir çoğunluğu bunu istemiyor. Ne yapacak o zaman?Tepkisini meydanları doldurarak gösterecek. Sivil toplum kuruluşları aracılığı ile derdini anlatacak. Medyaya koşacak talebini dile getirecek. Ama iktidar ve yalakaları bunların hiçbirini görmeyecek, görse de alaya alacak ve gereğini yerine getirmeyecek.Her biri birer muhtıra niteliğindeki bu gelişmelere kulak tıkadıktan sonra, Silahlı Kuvvetler’in yayınladığı bir bildiriye en ağır hakaretlerle saldırıp “demokrasi, demokrasi” çığlıkları almak hezeyandan başka bir şey olamaz. Çünkü artık görünen köy kılavuz istemez, işin sonu gelmek üzere. Bir kaç gün daha.Bayrak sayısıMitingle ilgili AKP ve yalakaları yine sayı kavgası yapacak. Diğer yazıda bu tartışmaya girmeyeceğimi ve sayı üzerinde durmayacağımı belirttim. Çünkü bu iş sayıları çok aştı. Dün tüm Türkiye’nin ülkeyi karanlığa götürmek isteyen çağdışı bir zihniyete karşı toplu kalkışması vardı.Ama ille de sayı sayı diye tutturacak yalakalara bir önerim var. Gitsinler bayrak imal eden firmalara sorsunlar. Dün İstanbul caddelerinde kaç bayrak satıldı acaba?Yüz binlerce insan daha önce aldığı bayrağı ile koştu büyük demokrasi şölenine.Onları bir kenara bırakalım, sadece dün kaç bayrak satıldı onu öğrenelim.Ben sadece dün satılan bayrak sayısını mitinge katılanların sayısı olarak kabul etmeye hazırım. Ama daha önceki Ankara coşkusunu alaya alanlara şunu da söylemek isterim. Sadece dün bayrak alanların sayısının bile dudaklarını uçuklatacağını tahmin ediyorum.İlgİnç sloganlarDünkü mitingde atılan bazı sloganlar ilgimi çekti. İşte bunlardan birkaçı.- Tayyip baksana, kaç kişiyiz saysana- Türkiye ayıldı, imam bayıldı- Atatürk düşmanı Meclis Başkanı- Türküz, güçlüyüz, Atatürkçüyüz- Tayyip Abdullah, tek fark boy farkı- Edison ampulü bulduğundan utanıyorPolis çok iyiydiAnkara’da olduğu gibi İstanbul’da da polis miting boyunca çok kibar davrandı. Çok büyük kalabalığa rağmen en küçük bir tatsızlığın bile yaşanmadığı büyük gösteride polisler fazla dikkat çekmeden, ürkütmeden, korkutmadan görev yaptı. Arama noktalarında bile vatandaşı hiç rahatsız etmeyen polis herkesten olumlu not aldı.

Devamını Oku