Çok zarif ama etkilli bir uyarı

18 Nisan 2007

TÜSİAD’ın başında bir hanımefendinin oturması iş dünyasının söylemlerine de bir zarafet getirdi.Daha önceki söylem kabaydı demek istemiyorum ama artık işe bir kadın eli değdiği de görünüyor.TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, Cumhurbaşkanlığı konusunda “uzlaşma” istediklerini bundan uzunca bir süre önce dile getirmişti. Bu, çok kibar ve zarif biçimde “Siz aday olmasanız daha iyi olur” anlamına geliyordu.Ancak o sıralarda TÜSİAD Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı dayatmasından rahatsız olmasına rağmen son 4.5 yıldır, aslında biraz da kendi yarattıkları sanal ortamın etkisi altında kalarak AKP’nin her durumda tek başına iktidarda kalacağına da inanıyordu.Gözlediğim kadarıyla TÜSİAD’ın stratejisi şöyleydi: “Tayyip Bey Cumhubaşkanı olmasın, yerine laik kesimleri de fazla ürkütmeyecek, tercihen eşinin başı açık bir AKP’li otursun. Tayyip Bey de seçimleri kazanarak tek başına hükümeti kursun, ekonomik istikrar sürsün. Yok eğer Tayyip Bey zorla Cumhurbaşkanı olursa, bu durumda AKP’yi zayıflatacak ve tek başına iktidar olmasının önüne geçecek formülleri oluşturalım. Hükümet başkalarında, Çankaya Tayyip Bey’de olursa sorun çıkmaz.” TÜSİAD’ın bu stratejisinde dikkat edileceği gibi sadece ekonomik tabana dayanılarak plan yapılıyordu. Soruna halkın duygu ve düşünceleri, cumhuriyet, Atatürk ilke ve devrimleri, laiklik konusu sanki yokmuş gibi yaklaşılıyordu.Çünkü TÜSİAD da AKP’nin rakipsiz olduğuna inanmıştı ve TÜSİAD’a akıl veren danışmanların niteliği yüzünden halkın cumhuriyet, Atatürk ve laiklikle ilgili duygularının zayıfladığına inanıyordu.Ancak bu strateji önceki gün bozuldu.Başkan Arzuhan Doğan Yalçındağ tüm zarafeti ve inceliği ile net bir tavır koyarak “Tayyip Bey’in aday olacağını sanmıyorum” dedi. Yalçındağ bunu tamamen kişisel görüşü olduğunu ve “hislerine” dayanarak söylediğini belirtti ama bu da net bir ifadenin zarif tarifiydi bana göre.Böylelikle şaka bir yana Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayı olmayacağını kamuoyunun önünde açıkça dile getiren iki kişi olduk. Diğerleri hâlâ denge hesapları içinde.Arzuhan Hanım’ın “hislerine” dayanarak da olsa söyledikleri İstanbul sermayesi adına çok önemlidir. Öyle anlıyorum ki “tehlikeyi” İstanbul sermayesi de artık görmeye başladı. Büyük iş adamları 14 Nisan mitinginin Tayyip Erdoğan ve yeni mürteci yandaşları gibi sayısal kafa karıştırmalar içine sıkıştırıp görmezden gelme eğilimi içinde değil.Hepsi batıya açık, özünde demokrasiye inanan iş adamları, demokratik bir ülkede böyle bir halk hareketinin ne demek olduğunun bilince varıyorlar anlaşılan. Artık TÜSİAD da şunu görüyor ki AKP ne Türkiye’nin gerçeği ne de mecburiyeti.Küçük bir cemaatin seçim sisteminin cilvesinden yararlanarak devleti ele geçirme planını “demokrasi” diye yutturmaya çalışması kesinlikle gün yüzüne çıktı.İstanbul sermayesi de bunu fark ettiyse Tayyip Bey’in işi iyice zordur.*****Ankara havaalanıAnkara’ya gelince yeni açılan Esenboğa Havalimanı’nı da görme fırsatım oldu. Hemen söyleyeyim çok güzel olmuş. Türkiye’nin başkenti sonunda kendine yakışan bir alana kavuşmuş.Birkaç küçük eleştirim var. Birincisi, cumartesi sabahı Ruhat Mengi’nin Star’daki programına katılmak için alana gelirken kar yağışı başlamıştı. Alana girdim, uçağı beklerken iliklerime kadar dondum. Havalimanının inanılmaz güçlü bir soğutma sistemi var, Allah inandırsın, kar yağarken kapının önünde dursam daha az üşürdüm herhalde.İkincisi, uçağa binmeden gazete, dergi veya küçük ihtiyaçlarınızı karşılayacak dükkânlar koca alanın en kenarına yerleştirilmiş. Bir şey almak için tüm alanı yürümeniz gerek. Oysa bu tür yerler her havaalanında herkesin daha rahat ulaşacağı noktalarda olur.Alan çok, dükkânlar için yeniden düşünülse derim.Bir de Ankara’ya giden yeni yol da güzel olmuş. Hele tam Ankara girişindeki çirkin gecekonduların yıkılması çok isabetli. Birkaç yıl sonra burada modern binalar yapılmış olacak, başkent bir ayıptan daha kurtulacak.*****Zaho kapandı, ticaret İran’a kaydıKuzey Irak’la ilgili tartışmalar sürerken, bu bölgeden yapılan ticaretle de ilgili bazı sıkıntılar ortaya çıkıyor.Ankara’da kaldığım otelde akaryakıt işleriyle uğraşan eski bir tanıdığıma rastladım. Bana Irak’la yapılan akaryakıt ticareti ile ilgili çok ilginç şeyler anlattı.Türkiye bir süre önce Irak’la ticaret yapılan Zaho kapısını akaryakıt ticaretine kapatmıştı. Irak benzin ve mazotu bizden alıyormuş. Buna şaşırdığımı söyledim. Şöyleymiş; Irak’tan bize ham petrol ve fuel oil geliyormuş. Onlarda rafineri olmadığı için işlenmiş yakıtı, benzini, mazotu, uçak yakıtını bizden alıyorlarmış.Ama Zaho’dan bu ticaret yasaklanınca satışlar da durmuş.Durmuş ama bazı Türk şirketleri Türkmenistan’a gitmiş. Buradan aldıkları akaryakıtı İran’a getiriyorlarmış. Irak’a satış da İran üzerinden yapılıyormuş. Eski dostum “Bu durumda biz zararlı çıkıyoruz. Bazı Türk firmaları sözde ambargoyu bu şekilde delerek daha çok kazandıkları gibi Kuzey Irak’la olan ilişkileri de takip edilemez hale geliyor” diye yakındı.Konu üzerinde fazla yorum yapmam mümkün değil. Ama anlatılan fotoğraf bu. İlgilenenlere duyurmak istedim.*****Çıkın siz de kardeşimAKP’liler 14 Nisan mitingini küçümsemek için “Ne var yani biz de toplarız” diyorlar. Başbakan da dahil AKP ve onun çizgisindeki yeni mürteciler hâlâ şunu anlayamadılar. Bu mitinge katılanlar zorla gitmedi. Ama anlatmak çok zor.Madem AKP kendinden bu kadar emin, yapsınlar bir çağrı, toplansınlar bir meydanda. Öyle “Biz de istesek” falan gibi yarı tehdit ve bölücülük kokan açıklamalara hiç gerek yok; toplanın, olsun bitsin.Hem şu açıdan da çok iyi olur; AKP ve yandaşları toplandığında ortaya müthiş bir fotoğraf çıkar. Çarşaflılar, türbanlılar, cüppeliler, sarıklılar topluca bir arada olur. Dünya basını pırıl pırıl Atatürk Türkiyesi ile buna kafa tutan bir cemaatin fotoğraflarını yan yana koyar. O zaman Tayyip Bey’in çok güvendiği batılı başbakan dostlarının da aklı başına gelir. Vallahi çıkın meydanlara, Türkiye’nin hayrına olur.

Devamını Oku

Erdoğan “laiklik” dedikçe AKP grubu suspus oluyor

17 Nisan 2007

Çok uzun yıllar sonra ilk kez Meclis’te grup toplantılarını izledim. Yıllar önce CHP ve DYP gruplarında birer kere bulunmuştum. Dün de önce AKP’nin sonra da CHP’nin grubunu izleyerek Erdoğan ve Baykal’ı dinledim.Tayyip Erdoğan dün iki ayrı kesime seslendi.Önce partisine moral verdi. Askeri, üniversiteleri, Cumhurbaşkanı’nı isim vermeden ağır biçimde eleştirdi.Tayyip Bey’in alaycı bir üslupla isim vermeden eleştirdiği kişilerin kim oldukları zaten herkes tarafından bilindiği için salonda sık sık gülüşmeler ve ıslıklı alkışlar yükseliyordu. Hele Erdoğan mitingle ilgili küçültücü tanımlamalar yapmaya başladığında salon sanki Cem Yılmaz gösterisindeki gibi kahkahadan çınlıyordu. Bu sahneler Tayyip Bey’in de çok hoşuna gitmiş olmalı ki, onun da yüzünde güller açıyordu.Konuşmanın ikinci bölümü ise medyaya, iş dünyasına ve biraz parası olan vatandaşlara yönelikti. Çünkü bu bölümde nasıl “birleştirici ve uzlaştırıcı” bir Cumhurbaşkanı olacağının sinyallerini veriyordu,Tayyip Bey bu bölümde Anayasa, demokrasi, hukuk, sosyal devlet ve laiklik üzerinde durdu. Cumhuriyet’in bu temel ilkelerinin koruyucusu olduklarını, bunların birinden bile fedakârlık yapmayacaklarını anlattı.Salonda neredeyse çıt çıkmıyordu. Tayyip Bey laikliğe ne kadar bağlı olduklarını bundan asla fedakârlık etmeyeceklerini tekrarladı. Salondan yine alkış yükselmedi.Konuşmanın tamamını bulup okuyanlar görecektir, Tayyip Bey bu ilkeler üzerinde tam 4 kez durdu, dördünde de az önce çılgınca “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye bağıran gençlerden, onları alkışlarla izleyen diğer dinleyici ve milletvekillerinden bir kişi bile elini çırpmadı.Artık bilemiyorum, ya laiklik, demokrasi, hukuk devleti kavramlarını duyan AKP’lilerin tüyleri diken diken oluyor ya da Tayyip Bey biraz daha düzgün cümlelerle ve üst düzeyde konuşunca kimse bir şey anlamıyor.*****Cumhuriyet’le hesaplaşmaTayyip Erdoğan’ın AKP Grubu’nda yaptığı konuşmada bir nokta çok dikkatimi çekti. Tayyip Bey birtakım ekonomik veriler üzerinde dururken, 4.5 yıllık iktidarlarının muhasebesini Cumhuriyet’in ilan edildiği yıldan alıyor ve kendisinden önceki 79 yılla yapıyor. İhracat rakamında “79 yılda şu kadar ihracat yapıldı, biz 4.5 yılda bunu şu kadar katladık” diyor. Kendi dönemlerinde olanları 79 yılla kıyaslamaya kalkmak acaba hangi kompleksin ürünü olabilir? Tayyip Bey bir taraftan “niyet okuyanlardan” yakınıyor, sonra tutum, davranış ve sözleriyle bunun aslında bir niyet okuma değil, gerçeğin ta kendisi olduğu kanıtlıyor adeta.“Siz cumhuriyetçilerin 79 yılda yaptıklarınızı bakın biz 4.5 yılda nasıl katladık” diye böbürlenmeye kalkmak kimi cahil kafalarda etkili olabilir, ama bu gerçek dışı sözler sağduyulu milyonlarca insanı kandıramaz.Sadece şöyle bir örnek vermek istiyorum. Tayyip Bey satarak ne kadar büyük paralar kazandığımızı söylüyor sürekli. O milyarlarca dolara sattığı şirket ve kuruluşlarda AKP’nin bir kuruşluk payı yok, onların hepsi beğenmediği Cumhuriyet döneminde bu halkın alın teriyle oluşturulmuş şirketlerdi.*****Baykal’dan 367’ye yeni bakışCHP’nin grup toplantısı AKP’ye oranla daha duygu yüklü ama çok daha sakin geçti. CHP’nin grup salonu AKP’ye göre küçük elbette. AKP eski Senato Salonu’nu kullanıyor. Burada localar ve dinleyici bölümleri de var. CHP’nin salonunda bunlar yok. Ayrıca AKP grubunda olduğu gibi sık sık tezahürat yaptıran amigolar da bulunmuyor. Baykal sadece Cumhurbaşkanlığı üzerinde durduğu bir saatlik bir konuşma yaptı. Konuşmanın en ilgi çekici anı “Tayyip Bey aday olma, ayrıca korktu aday olamadı derler diye de korkma, sana söz veriyorum, bu konuda yardım edeceğiz” demesiydi.Baykal ayrıca 367 konusuna da değişik bir bakış açısı getirdi. Anayasa’nın 102. maddesi Cumhurbaşkanı’nın seçimini tarif ederken “Cumhurbaşkanı üçte iki çoğunlukla, gizli oylama ile seçilir” diyor. Baykal bu ifadeden yola çıkarak “367 şartı sadece ilk turda yok, 4 tur oylamada da 367 aranmak zorunda. Çünkü Anayasa üçte iki çoğunluğun bulunmasını her durumda istiyor” dedi.Baykal AKP’li hukukçuların bile artık 367 konusunda karşı görüş üretemediklerini söyledi.*****Bayraklar inmesinCumhuriyet ve Atatürk’e saygı mitingine katılamayanlar, yüreklerinin Ankara’da olduğunu göstermek için evlerine veya iş yerlerine bayraklar asmışlardı.Böylelikle katılımın aslında ne kadar büyük olduğu da gözler önüne serilmişti.Ancak anlaşıldığı kadarıyla AKP halkın ezici çoğunluğunun bu uyarısını algılamadığı gibi bu uyarıyla dalga geçmekten de çekinmiyor.Pek çok okuyucumuz “Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlanana kadar bayraklarımızı hiç indirmeyelim” önerisi yapıyor, Okurlar “Madem AKP 14 Nisan’la dalga geçiyor, buradaki kalabalığın bindirilmiş kıtalar olduğunu söylüyor, biz de bayraklarımızı gösterelim. Bu da mı zorlama” diyorlar. Bence çok iyi fikir.

Devamını Oku

"Hilmi Özkök hiç olmaz"

16 Nisan 2007

Ankara’da eski bir silahlı kuvvetler mensubu ile konuştum. Öyle bazı şeyler söyledi ki gerçekten şaşırarak dinledim. Bunların çoğunun kendi fikri olduğunu ısrarla söyledi elbette, ancak düşünce sistematiği açısından bakılınca bu fikirlerin mevcut silahlı kuvvetler mensuplarınca da paylaşılma olasılığının yüksek olduğunu söyleyebilirim.İşte bu sohbetimizden bir kesit. (İlk söz benim)- Büyükanıt Paşa’nın konuşması çok ilginçti.- Evet bana göre çok ciddi bir uyarıdır.- Bana göre de öyle.- Ama medya yanlış aksettirdi.- Hangi açıdan?- Sanki Erdoğan’a destekmiş gibi.- O kadar da değil.- Nasıl değil, sarı ışık bile diyen oldu.- Tamam da paşa bakacağız dedi ya, onu kastettiler herhalde.- Başka nasıl söyleyecekti, asla çıkarmayız mı deseydi?- Onu demezdi herhalde.- Tabii, de aslında söylediğini ben öyle okudum.- Biraz fazla ince yorum olmuyor mu?- Mesajı almaları gerek.- Almazlarsa ne olur?- Orasını bilemem artık.- Bir de Hilmi Özkök faslı var.- O da ne ki?- Tam paşanın konuşacağı gün konuştu Hilmi Paşa.- Ama cevabını da aldı.- Nasıl aldı?- Büyükanıt Paşa’yı dinlemedin mi?- Dinledim de, yani?- Büyükanıt Hilmi Özkök’le ilgili soruya ne cevap verdi?- Verdi de, şu an hatırlayamıyorum.- Sabah gazeteden okudum dedi.- Hatırladım, o cümle beni çok şaşırttı.- Neden şaşırdın ki?- Koca Genelkurmay Başkanı eski başkanın sözlerini sabah gazeteden mi okur?- İşte ince nokta orası zaten.- Neresi ince, ben o sözlerden sonra Genelkurmay’ın hiç mi istihbaratı yok diye düşünmüştüm.- Ucuna kadar gelmişsin ama gazeteci gibi düşünmüşsün?- Ne gibi düşünecektim?- Hiç koca Genelkurmay Başkanı o sözleri sabah gazeteden görür mü?- Görmez herhalde onu söylüyorum ya.- Tabii ki bir gün önceden biliyordur, ama öyle söyledi herhalde.- Neden ki?- Ciddiye almadığını söylemek için.- Yani?- İstiskal ediyor yani, kurmaylarım senin konuşmana önem verip bana haber bile vermediler demek istiyor.- Bunun ne faydası var?- Kimse kendi kendine gelin güvey olmasın.- Bazı çevrelerde Hilmi Özkök’ün aday gösterilebileceği söyleniyor.- Onu kastediyorum ya.- Tayyip Bey böyle bir plan yapabilir mi?- Yapabilir ve bu onun için de düzlüğe çıkış olabilir.- Bu çok ilginç bir manzara oluşturur.- Tabii de, bu olmaz.- Neden olmasın?- Hilmi Özkök olmaz.- Neden?- Sanıyorum bugünkü asker onun yerine Tayyip Erdoğan’ı bile tercih edebilir.- Bu kadar yani.- Evet, Özkök çok daha tehlikeli.- Nedir tehlikesi?- Süreci uzatır.- Hangi süreci?- Siyasal islamcıların güçlenme ve devleti ele geçirme sürecini.- Bunu hiç düşünmemiştim bile.- Düşün, Hilmi Özkök devlete çok ağır hasar verdirir.- Gerçekten buna silahlı kuvvetler de inanıyor mudur?- Öyle tahmin ediyorum.- Sadece tahmin mi?- Az önce gösterdiğim örnek yetmiyor mu?- :??????*****İnsansız bulvarBir iki gündür Ankara’dayım biliyorsunuz. Gözlerimle görünceye kadar Ankaralı meslaktaşlarımızdan bazılarının Atatürk Bulvarı ile ilgili yakınmalarını tam algılayamamıştım.Bulvar bitmiş ve hizmete açılmış. Söylediklerine göre trafik çok rahatlamış. Artık sabah ve akşamları insanı çıldırtan sıkışmalar olmuyormuş.Ama bakın ne olmuş; koca Atatürk Bulvarı insansız hale getirilmiş. Geniş kaldırımlar yıkılıp yola eklenmiş, ana akış yerin altından tünellere verilmiş, caddeyi ikiye bölen bariyerlere upuzun ve bitişik nizam ağaç dikilmiş, karşı tarafı bile göremiyorsunuz.Elbette aslolan trafiği rahatlamak, insanlara hizmet etmektir. Ancak şehircilik de bir bilim ve bunun amacı insanlara hem yaşanır, hem estetik, hem kullanılır şehir yaratmaktır. Ankara Belediyesi trafiği bir şekilde halletmiş de, insanı unutmuş. Yadırgadım.*****New York Time’ın cumartesi günü yapılan Cumhuriyet mitingini değerlendirdiği haberinde “Artık iki Türkiye var” yorumu, bizim bazı medya organlarını çok heyecanlardırdı.Oysa “İki Türkiye” söylemi çok tehlikelidir ve bu tuzağa asla düşmememiz gerekiyor.Bugün siyasal İslamcılarla onlarla işbirliği yapan sözde demokrat yeni mürteci yazarlar, sosyolojik bir tespit yapar gibi “İki Türkiye” söylemine sarılıyor. Burada söylenmek istenen şudur: Türkiye’de Atatürk’ü bir peygamber gibi algılayan, cumhuriyetçi, ama demokrat olmayan, çağa kapalı, dünyanın gelişmesini görmeyen, dini yok sayan bir kesimle, demokrat, çağa açık, dünyanın gelişmelerini iyi değerlendiren, inançlı bir kesim var. Tartışma artık bu iki grup arasındadır.Külliyen yanlış ve alçakça bir yaklaşım bu.Türkiye’de iki görüş falan yok. İki, üç, dört, beş, altı hatta belki daha fazla Türkiye var.Gerçek olan da şudur: Bu kadar Türkiye olmasına rağmen halkın ezici bir çoğunluğu Atatürk ilke ve devrimlerine, Cumhuriyet’in temel niteliklerine bağlıdır. Türkiye’deki küçük bir grup ise adeta aşiret mantığı ile bir araya gelerek Atatürk ilke ve devrimlerini yok etmek, Cumhuriyet’in temel niteliklerini değiştirmek için çaba harcamaktadır.Bu aşiret niteliğindeki küçük grup, bir siyasi parti aracılığı ile ve seçim sisteminin cilvesinden yararlanarak Meclis’in yüzde 65’ine hakim olmuştur. 4.5 yıldır iktidarda olan bu küçük grup yaratılan sanal atmosfer ve oluşturulan yandaş medya sayesinde milyonlarca insanın zihnini bulandırmıştır. Kimse ama cahillikten, ama Türkiye’yi tanımamaktan, ama sosyolojik tespit yapma merakından, sakın ola bu alçak bölücülük ve nifak tuzağına düşmemelidir.Türkiye kendi içinde onlarca rengi barındıran, ama birbirine bağlı, sevgi, hoşgörü çemberi içinde, birbiriyle barışık tek ülkedir.İki Türkiye söylemini zorlamaya çalışmak bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.

Devamını Oku

Bütün uyarılar yapıldı, sıra Tayyip Bey’in sağduyusunda

16 Nisan 2007

Artık konuşmayan kalmadı gibi. En son milyonu aşkın kişi de yürüyerek tavrını ortaya koydu.Türkiye’nin ezici bir çoğunluğu Tayyip Erdoğan’ın ya da aynı zihniyetteki birinin Çankaya’ya çıkmasını istemediğini, Türkiye’nin bu badireyi hasarsız atlatması gerektiğini bildirdi.Tayyip Bey, beğendiği beğenmediği her kesimden yeterli uyarıyı aldı. Artık bundan sonra sağduyunun hakim olacağına ve gerilim ortamının sona ereceğine inanıyorum.Tayyip Erdoğan’a nasıl uyarılar yapıldı?İş dünyasının önde gelen liderleri TÜSİAD çatısı altından seslendiler ve “Köşk için uzlaşma gerekli” dediler. Bunun tek anlamı vardı; Çankaya’ya çıkmak için sistemi zorlama.Ardından hukukçuların 367 sorununu tartışmaları çıktı ortaya. Kimse kendini kandırmasın, 367 tartışması bunun öncelikle gerçekleşmesi için dile getirilmedi. Bu da Tayyip Bey için bir uyarıydı. “Sistemi zorlama, aksi takdirde sistem de kendini zorlamak zorunda kalır sonra” dendi.Silahlı Kuvvetler’in en tepesindeki isim konuştu. “Çözüm Meclis’te ama biz laik cumhuriyet ilkelerini sözde değil, özde koruyan bir cumhurbaşkanı istiyoruz” diyen Büyükanıt, Çankaya’da oturanın aynı zamanda başkomutan olacağını da söyledi.Bunun mesajı da açıktı, “elbette hukuk içinde kalıyoruz ama lütfen siz de sistemi zorlamayın.” Cumhurbaşkanı Sezer de uyarısını yaparak Türkiye’nin bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu belirtti.Ardından milyonu aşkın insan Ankara’da yürüyerek endişelerini dile getirdi ve Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasına karşı çıktı.Tüm bunlar aslında kimi siyasal İslamcıların veya onlara yandaş olan sözde demokratların “darbeye davetiye çıkarıyorlar” çığlıklarının ne kadar spekülatif ve kışkırtıcı olduğunu da ortaya koydu.Ne pahasına olursa olsun sistemi zorlayarak Tayyip Erdoğan ya da bir benzerini Çankaya’ya çıkarmak için çırpınan bu çevreler şimdi şaşkın durumda. Çünkü toplumun ve anayasal kurumların sağduyulu, sakin ama kararlı tutumu oynanmak istenen oyunu bozmuş oldu.Şimdi artık sıra Tayyip Erdoğan’da. Öyle sanıyorum ki, kaç zamandır burada ısrarla dile getirmeye çalıştığım gibi Tayyip Bey eninde sonunda sağduyunun ve aklın sesini dinleyerek Cumhurbaşkanlığı dayatmasından vazgeçecektir.Buna hâlâ yürekten inanıyorum. İnanmak istiyorum.*****Mazota zam mı yapıyorsunuz?Genç Parti’nin seçim sloganları televizyon ekranlarını süslüyor biliyorsunuz. Bu vaatleri eleştirenler olduğu gibi, olabilirliğine inananların sayısı da az değil.Bu vaatler iyidir kötüdür, şu anda bir şey söylemek istemiyorum, ama “Mazot bir lira” sloganıyla ilgili çok ilginç bir şey duydum onu sizlerle paylaşmak istiyorum.Genç Parti Genel Merkezi’ni Yüksekova’dan bir vatandaş aramış. Telefona çıkan parti yetkilisine “Kardeşim, siz fakirin fukaranın yanındayız diyorsunuz ama bu yaptığınız ne?” demiş.Parti yetkilisi “Ne oldu?” diye sorunca Yüksekovalı vatandaş “Daha ne olsun kardeşim, mazot bir lira olacak diyorsunuz” karşılığını vermiş.Partili şaşırarak sormuş “Eee, ne var bunda, niye öfkelisiniz?” deyince Yüksekovalı patlamış “Yahu mazota niye zam yapıyorsunuz ki?” Biliyorsunuz bu bölgede kaçak mazot çok rağbette ve fiyatı da 50 kuruş dolaylarında. Yüksekovalı bunun için korkmuş.*****Anadolu Ateşi Yeni Zelanda’ya gidiyorTürkiye’nin dünya çapında yüzaklarından Anadolu Ateşi dans grubu yaz başında Yeni Zelanda’ya da gidecek. Mısır’da Mustafa Erdoğan sohbet ederken anlatmıştı. İsmini söyledi ama not almamışım, Yeni Zelandalı bir organizatör tam üç kez İstanbul’a gelip Anadolu Ateşini’nin gösterilerini izlemiş. Sonra da grubu Yeni Zelanda’ya davet etmiş. Mustafa Erdoğan “Tabii gideceğiz oraya da, ama önce bizden biri gidip bir baktı. Dünyanın öbür ucu, adamlar gelip bizi istiyorlar da, bakalım ne kadar ciddiler görmek istedik. Şimdi gönül rahatlığı ile gideceğiz” dedi.Anadolu Ateşi Yeni Zelanda dışında Çin ve Kore’ye de gidecek. Bunlar az başarı değil. Kore sözünü duyunca “Kuzey’e giderseniz bak ona gelirim, çok merak ediyorum” dedim. Tabii Kuzey Kore mümkün değil. Onlar başka bir gezegende yaşadıklarını sanıyorlar.*****Medyanın tavrı halkı kızdırdı ama fark etmez Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasından sonra özellikle gazeteler haberi son derece sakin ve hatta biraz da önemsemeyerek duyurdu.Bilgisayarımda siz okurlardan gelen pek çok mesaj var. Hemen hepsinde “Bu nasıl iş, medya sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranıyor, komutan açık açık Tayyip Erdoğan’ı istemediklerini açıkladı, milyonlar yürüdü, oysa gazetelere bakınca sanki ona yol verilmiş gibi bir hava var” ifadeleri yer alıyordu.Miting gününde televizyonların adeta kayısız kalması da ciddi öfke yaratmıştı.Hiç öfkelenmeyin ve lütfen daha sakin düşünün.Bana göre medya bu konuda bilerek bilmeyerek hayırlı bir iş yaptı.Elbette herkes Büyükanıt’ın açıklamalarının ne anlama geldiğini, Sezer’in ne dediğini, milyonlarca insanın protestosunun bir sivil darbe niteliğinde olduğunu anladı.Şunu unutmamak gerek. AKP’nin Türkiye’yi çok gerdiği ve büyük sıkıntıların eşiğine getirdiği bir gerçek. Ancak Türkiye’nin bu badireyi hasarsız atlatması gerekiyor.Yapılan özetle şudur: Herkes tavrını ortaya koydu. Tayyip Erdoğan ya da bir benzerinin Çankaya’ya çıkmasına Türkiye’nin ezici çoğunluğu karşıdır. Buna rağmen bir dayatma ile karşı karşıya kalınırsa Türkiye ağır bir kaos yaşayacaktır. Burada aklı selimin galip gelmesi gerekmektedir. O halde henüz adaylığını bile açıklamamış olan Tayyip Erdoğan’a bir süre daha vermekte yarar vardır. Eğer Tayyip Bey bu avansı iyi kullanır ve beklenen kararını verirse Türkiye rahatlayacaktır.İşte medya da (tabii hepsi değil, çünkü bazıları askeri tahrik ederek erken ortaya çıkacak bir kaostan yarar umuyordu, onlar biraz şaşkın) bu duygular içinde ortamın sakinleşmesine (bilerek, bilmeyerek) yardımcı oldu.Korkmayın; Türkiye bu sıkıntıyı demokrasi ve hukuk çerçevesinde kazasız belasız atlatacaktır.

Devamını Oku

Darbe darbe dediler, işte darbe

15 Nisan 2007

Hiç lafı uzatmadan söylemek istiyorum; dün Türkiye için bir dönüm noktası olmuştur. Ve şunu da hemen söylemek istiyorum; yarından itibaren artık dünün etkisinin hızla kalkmaya başlayacağını göreceksiniz.4.5 yıldır sesi neredeyse hiç çıkmayan, çıkarmak isteyenin de susturulduğu Türkiye’de milyonlarca kişi ayağa kalktı. Milyonlar Türkiye’nin, Cumhuriyet ilkelerinin, laikliğin, sosyal hukuk devletinin sahibi olduğunu gösterdi.Şimdi siyasal İslamcılar’la sözde demokrat yandaşları mitinge katılanların sayısı üzerine küçültücü hesaplar yapmak isteyeceklerdir. Kimse buna öfkelenmesin, herkes neyin ne olduğunu görüyor, güneşin balçıkla sıvanmayacağını biliyor.Dün Ankara’da miting alanının dört bir yanını gezdim. Ortalık bir çiçek bahçesi gibiydi.Genci, yaşlısı, kadını erkeği, fakiri zengini tek yürek olmuştu.Günlerdir sözde demokratların ve siyasal İslamcılar’ın “darbecilerin peşine takılmayın” çırpınışlarına en güzel cevabı verdi milyonlarca insan.Sadece hipodrom ve çevresinde birlikte gelen gruplar toplanmış ve topluca yürüyüşe geçmişti ki, bu da son derece normal. Çünkü herkes bir noktadan hareket edip yine aynı noktada toplanıp geldikleri yere döneceklerdi.Bunun dışında önlerinde bir önder. bir pankart olmayan yüzbinlerce kişi akın akın Tandoğan ve Anıtkabir’e doğru yürüyordu. Herkesin yüzü gülüyordu, kimi de sevinçten ağlıyordu.Dünkü gösteri, Cumhuriyet tarihinin en büyük kitle gösterisiydi. Ne zamanında Ecevit’in Demirel’in mitingleri, ne 1 Mayıs toplantıları dünkü görkemi asla yakalamamıştı.Dün “darbe darbe” diye histeri çığlıkları atanlara karşı bir darbe yapıldı. Bu halk darbesiydi. Milyonlar yaşam biçimlerinin değiştirilmek istenmesine karşı tepkilerini korkmadan, çekinmeden, samimiyetle dile getirdiler.“Darbe” çığlıkları atanlar, karşılarında asker yerine milyonlarca sivilin “yalnız değiliz” gürleyişi karşısında ne diyeceklerini gerçekten çok merak ediyorum.Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, laik, demokratik hukuk devletine sadık Türkiye’nin gerçek sahipleri dünkü sınavdan yüzlerinin akıyla çıktılar.Bakalım Türk halkının bu mesajını “ilgili” çevreler nasıl algılayacak?***30 yıl öncesi yaratılan korku nihayet kırıldıBundan tam 30 yıl önce, 1 Mayıs 1977’de Taksim’de dünkü kalabalık kadar olmasa bile 500 binin üzerinde bir kalabalık 1 Mayıs bayramını kutlamak için bir araya gelmişti.Hain bir el bu mutlu günün sonunda kargaşa yaratmış ve 39 kişiyi kaybetmiştik.Ama bu hain provokasyonun etkisi tam 30 yıl sürdü.1977 yılından beri, kendiliğinden oluşan iki cenaze töreni dışında yüzbinlerce kişiyi bir araya getiren bir miting asla yapılamadı. Çünkü halk bu tür toplantılardan korkar hale getirilmişti. 1977’yi izleyen 15 yıl içinde İstanbul’da pek çok aile 1 Mayıs günlerini kent dışında geçirmeyi bile tercih etti. Korku herkesin yüreğine salınmıştı.Bu nedenle hiçbir siyasi lider ya da sivil toplum kuruluşu büyük kitle gösterileri düzenlemeyi göze alamadı, göze alanlar da hüsrana uğradı.Ama dün bu korkunun da bittiği gündü. 30 yıl sonra halk üzerindeki korkuyu ve endişeyi atarak özgürce Atatürk’e koştu. Bu da bir devrimdir.***"Bu ne utanmazlık"Mitingi izleyen insanlar sürekli cep telefonlarıyla buraya gelemeyen yakınlarına gördükleri manzarayı anlatıyorlardı. En büyük tepki Kanaltürk dışındaki haber televizyonlarının mitinge ilgi göstermemesi üzerine oluyordu.Telefonlarda konuşanlardan “Ne ayıp, buradaki milyonlarca insanı görmezden mi geliyorlar, yazıklar olsun” sözleri yükseliyordu.Bu arada en büyük tepkiyi alan kurumların başında da DİSK, Türk-İş, KEKS ve TMMOB geliyordu. Çünkü bu kitle örgütlerinin liderleri bir gece önce televizyonlarda boy gösterip “Biz de laikliğe bağlıyız ama darbecilerin de peşinden gitmeyiz” demişlerdi.Milyonlar kendilerine darbeci yakıştırması yapan bu kuruluşların başkanlarını “utanmazlar” olarak niteliyordu.İnsanlar aralarında konuşurken “Ben Türk-İş üyesiyim, ama buradayım” diyen de vardı “Bana ne başkandan, ben DİSK üyesi olarak katıldım kardeşim” öfkesini gösteren de, “Mimarım ama TMMOB beni temsil etmiyor” diye haykıran da.Bu tepkileri dinlerken ben de düşündüm. Gerçekten DİSK, Türk-İş, KEK, TMMOB Başkanları ne iş yaparlar? Bu kadar büyük kitle örgütlerinin liderleri hangi hakla bu görkemli kalabalığı “darbeci” olarak tanımlama küstahlığını nasıl gösterebilirler.Öfkeleri dinledikten sonra ben de kendi kendime “Bunlar gerçekten utanmaz” diye geçirdim içimden.***Tek üniformalı bile yoktuCumhuriyet tarihinin en görkemli mitingini izlerken çok dikkat çekici bir gözlemim oldu. Mitingin yapıldığı Tandoğan alanı ile bu alana açılan tüm cadde ve sokakları hıncahınç dolduran yoğun kalabalık içinde asker üniformalı tek kişiye bile rastlamadım.Askerler belli ki bu büyük sivil inisiyatifin herhangi bir şekilde zarar görmemesi için son derece özenli daranmışlardı. Öyle ki Anıtkabir’de bile nöbet tutan askerler dışında üniformalı bir kişi yoktu. Anıtkabir’in resmi görevlilerinin hepsi sivil giysiler içindeydi. Bu sivil görevliler olağanüstü bir titizlik ve nezaket içinde Anıtkabir’i saatlerce doldurup boşaltan milyonlarca insanın rahatını sağladılar.***Bugün ‘Her Açıdan’dayımGazeteci Ruhat Mengi’nin Pazar günü saat 12.00’de Star TV’de yayınlanan “Her Açıdan” programında, Ankara’daki tarihi mitingin basına ve televizyonlara yansımayan ayrıntılarını anlatacağım. Bu muhteşem mitingin bundan sonra siyasi hayatımıza olan yansımalarını da diğer konuklarla paylaşacağım.

Devamını Oku

“Yalnız olmadığımı görmek için Ankara’daki mitinge katılıyorum”

14 Nisan 2007

ANALİZAnkara’da bugün yapılan mitinge katılan pek çok kişiden mesajlar alıyorum. Bunlardan biri hem çok etkileyici bir cümle içeriyordu hem de son yıllarda yaşadığımız bir gerçeğin sesiydi.Şöyle diyor bir okur “Ben de Ankara’da olacağım, çünkü yalnız olmadığımı görmek istiyorum. Yıllardır kendimi azınlıkta hissettirdiler bana, bunu kıracağım artık.” AKP’nin yüzde 34’lük bir oyla parlamentonun yüzde 65’ini ele geçirmiş olması milyonlarca insanın zihninde bu “yalnızlık” hissinin doğmasına neden oldu geçtiğimiz 4.5 yıl içinde.AKP medyanın da desteği ile öyle bir hava pompaladı ki, sanki Türkiye’de herkes AKP’li olmuştu. İktidarın gücünü çok iyi kullanan, zaman zaman baskıcı yöntemler kullanmaktan çekinmeyen AKP önümüzdeki tüm seçimleri de tek başına kazanacağını ilan ediyordu adeta.Bu da gönlü laik, demokratik, sosyal hukuk devletinden yana olan milyonlarca insanı umutsuzluğa itiyordu.Yapılan atamalarla hemen her önemli noktaya ya bir imam hatipli ya da tarikat bağlantısı olan isimler yerleştirildi.Sokakları bir anda başları sımsıkı kapalı, türbanlarının içinde garip bir çıkıntı olan kızlar kadınlar kapladı.Pek çok tören dini söylemlerle yapılmaya çalışıldı.Türkiye “cazibe noktası olduk” bahanesiyle Arap sermayesinin hücumuna uğradı.Asker tarihinde görülmemiş biçimde eleştirilmeye hatta hakarete uğratılmaya başlandı.Doğal olarak bu gelişmeler Türkiye’nin ezici çoğunluğunu etkiledi. Bir siyasi parti tarafından kapsanmayan, sivil toplum kuruluşlarında görev alma şansı bulamayan, kendi halinde, işinde gücünde olan milyonlarca insan, bu gelişmelerin adeta bir sel gibi üzerine geldiğini görünce ister istemez “Herhalde ben yanlış düşünüyorum. Ben azınlığa düştüm” duygusunu yaşamaya başladı.İşte bugünkü miting bu açıdan çok önemli. Milyonlarca insan bugün, 4.5 yıldır beyinlere çivi gibi çakılan sanal dünyadan kurtulup “yalnız olmadığını” görecek.Atatürk ilke ve devrimlerini yok etmenin o kadar kolay olmadığını, İslamla, demokrasiyle, çağdaşlıkla barışık yaşayan ezici çoğunluğun Türkiye’ye sahip çıktığına tanık olacak. DEDİKODUYargıtay’dan AKP’ye adayİlginç bir bilgi aldım. Yargıtay’dan emekli olacak çok önemli bir isim, genel seçimlerde AKP’den aday olması için teklif almış. Bu ismin teklife sıcak baktığı ve emekli olduktan sonra adaylığını açıklayacağı belirtiliyor.Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına kesin gözüyle bakan ve ilk seçimlerde bu partinin yine tek başına iktidar olacağını hesaplayan bazı çevreler son günlerde AKP’yi merkeze çekme planları yapıyor.Bu nedenle Tayyip Bey’e giden bazı etkili isimlerin, kamuoyunda tanınan, siyasal İslamcı olmadığı bilinen bazı kişileri aday göstermesi için öneride bulunduğu belirtiliyor.Etkili isimler Tayyip Bey’e “Bu kişiler senin partinde olursa, Cumhurbaşkanlığının sancılarını daha kolay atlatırsın, istikrar da bozulmamış olur” tavsiyesinde bulunuyormuş. Hayırlısı bakalım.Sordum ÖğrendimCargill, ‘arıların ölümü’nde adının kurbanı olmuş10 gün kadar önce Türkiye’de arıların öldüğünü konu alan bir haber üzerine konuştuğum bir arıcıdan öğrendiklerimi sizlerle paylaşmıştım.Bu arıcı, arıların ölümüne genetik yapısı değiştirilmiş tohumların neden olduğunu söyleyerek “Bunu Cargill’e sorun” demişti. Cargill’in Türkiye’de bu tohumları sattığını ileri sürmüştü.Bu yazım üzerine Cargill Proje Yatırım Müdürü Kemal Özbelli aradı. Oturup konuştuk. Ortaya çok ilginç bir durum çıktı. Çünkü arıların ölümünde genetik yapısı değiştirilmiş tohumlar belki etkili olabilirdi ama, Cargill bu konuda adının daha doğrusu tanınmışlığının kurbanı olmuştu.Cargill mısırdan nişasta ve şeker yerine geçen doğal ürünler üreten dünya çapında bir şirket. Türkiye’de Orhangazi’de tesisleri var. Cargill bundan 3 yıl öncesine kadar tohum satışı da yapıyormuş. Ancak gerek diğer üretim kapasitelerinin artması gerekse tohumculuğun başka bir sektör olması nedeniyle bundan vazgeçmişler ve tohumla ilgili şirketlerini yine dünya çapındaki Monsanto şirketine satmışlar.Bu şirket Cargill’e “Siz bu ülkede yıllardır çalışıyorsunuz, bu nedenle bize bir geçiş süresi tanıyın, biz tohumları yine sizin adınızla satalım” demiş ve anlaşmışlar.Monsanto 2005 yılına kadar Cargill imzasıyla tohum satmış, bu yıldan itibaren de kendi markasının adını kullanmaya başlamış.Ancak üretici çoğu kez marka ile özdeşleşir ve isim değişse bile çoğu kez ürün adı olarak markayı kullanır yine.Öyle sanıyorum ki bana bilgi veren arıcı böyle bir hataya düşerek ürünün adı yerine markayı söyledi. Kısacası Cargill Türkiye’de tohum satmıyor. Özellikle genetik yapısı değiştirilmiş tohum hiç satmıyor.Ben bu bilgileri alırken başka gerçeklerle de karşılaştım. Cargill yıllardır tarım arazisi üzerine fabrika kurduğu gerekçesiyle eleştiriliyor ve yasal bir takım yaptırımlarla da zora sokuluyor. Bu konularda da hayli bilgi aldım. Ancak bunları size daha sonra yazacağım. Ayrıca Kemal Özbelli’ye söz verdim. Cumhurbaşkanlığı seçimi fırtınasını atlattıktan sonra Cargill’i gidip yerinde göreceğim ve izlenimlerimi de yazacağım.

Devamını Oku

Cumartesi günü bayrak asın

11 Nisan 2007

AKP iktidarının ve yandaşlarının cumhurbaşkanlığı dayatmalarına karşı çıkan ezici çoğunluğun demokratik tepkisi cumartesi günü Ankara’da yapılacak mitingle finale ulaşacak.Dünya medyasının bile artık görmezden gelemediği bu mitinge katılmak için Türkiye’nin dört bir yanında hazırlık yapıldığı herkes tarafından biliniyor.Bu demokratik kitle gösterisinde bulunmak isteyen ancak çeşitli nedenlerle Ankara’ya gelemeyecek olanlar “peki biz ne yapabiliriz?” diye soruyorlar.Elbette Ankara’daki kitle gösterisinin çok görkemli olması herkesin arzusu, buna karşın AKP ve yandaşlarının dayatmalarına karşı tepkinin de sadece Ankara ile sınırlı olmaması gerek. Bu nedenle Ankara dışında kalanların da tepkisini göstermesi için çeşitli yollar öneriliyor.Bunların içinde en gösterişli ve etkili olanı, cumartesi günü herkesin evine, iş yerine bayrak asması. Bu öneriyi yürekten destekliyorum. AKP ve yandaşlarının Cumhuriyet devrim ve ilkelerini, laik, demokratik sosyal hukuk devletini tehlikeye atan dayatmasına karşı olanlar, bu duygularını dile getirmek için tıpkı milli bayramlardaki gibi evlerine bayraklarını assın.Esnaf, dükkânlarının kapısına bayrağını koymalı. Cumartesi günü Ankara’da 500 bini aşkın kişi demokratik gücünü gösterir, Türkiye bir uçtan bir uca Türk bayrakları ile donatılırsa AKP ve yandaşlarının Türkiye’yi tehlikeli bir maceraya götürecek olan dayatmalarının önüne geçilebilir.Türkiye’nin bayraklarla bir çiçek bahçesine dönüştürülmesi, sadece Meclis’teki sayısal üstünlüğü demokrasi olarak kabul eden, kendi görüşü dışındaki tüm görüşleri statükoculuk, antidemokratik tavır, gelişme karşıtı nitelemesiyle reddeden ama aslında demokrasiden nasibini almamış çağdışı kafalara verilecek en güzel cevap olacaktır.Son birkaç yıldır AKP iktidarının Türkiye’yi götürmek istediği hedeften rahatsız olan milyonlarca kişi elinden hiçbir şey gelmiyor oluşunun çaresizliği içindeydi. Çünkü ne yazık ki AKP’nin Türkiye’yi hallaç pamuğu gibi attığı son 4.5 yıl içinde halkın umudu olabilecek kimse çıkmadı ortaya. Bu aynı zamanda AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın da en büyük şansı oldu. Dilediği gibi at oynatabildi.Şimdi Türkiye’nin geleceğine umutla bakmak isteyen ezici çoğunluk hiçbir siyasi parti şemsiyesi altına girmeden, kendi özgür iradesiyle Ankara’da toplanıyor. Bu sivil demokratik hareket, dayatmaya karşı verilecek en güzel cevap olacaktır.*****Sezer’e büyük haksızlıkCumhurbaşkanı Sezer görevinin son ayında. Sezer 7 yıl boyunca Türkiye’yi bir Arap ülkesine görünümüne çevirmek isteyen siyasal İslamcı harekâta karşı onurlu ve kararlı bir tutum takındı.Türkiye’nin siyasal İslama yumuşak geçişini sağlayacak birçok uygulamayı durdurmayı veya yavaşlatmayı başardı.Bu nedenle de siyasal İslamcı kesimlerden inanılmaz tepkiler aldı. Hele görev süresinin son yılında, bu kesimden hedeflerine ulaşmakta en büyük engel gördükleri Sezer’e yönelik eleştiriler terbiyesizlik sınırına ulaştı. Ancak son birkaç gündür sürdürülen çirkin kampanya terbiyesizlikle bile izah edilemez. Başbakan Erdoğan’ın terörist Öcalan’a “Sayın” şehitlerimize de “kelle” demesinin şokunu üzerinden atamayan siyasal İslamcı medya, buna kontr hareket olarak Sezer’i teröristleri affeden biri gibi göstermek istiyor. Oysa olay böyle değil. Cumhurbaşkanlarının görev ve yetkileri içinde gerek görülmesi halinde bazı mahkûmları affetmek de var. Ancak Cumhurbaşkanı kendi başına harekete geçerek herhangi bir mahkûmu affetmiyor.Adalet Bakanlığı özellikle sağlık sorunu bulunan ya da yaşı çok ilerlemiş mahkûmlarla ilgili dosyalar hazırlıyor. Gerçekten hapishanede kalmasında hayati tehlike olan mahkûmlar Cumhurbaşkanı’na bildiriliyor. Cumhurbaşkanı da bu dosyalar üzerinde inceleme yaparak karar veriyor.Durum böyleyken halkın kafasında “vay canına, dürüst ve namuslu sandığımız cumhurbaşkanı meğer teröristlerin hizmetindeymiş” anlamına gelen çarpıtmalar yapmak ancak ahlaki zaafiyet içinde olmayı gerektirir.*****İlk sinyal mi?Tayyip Bey dün AKP il başkanlarıyla bir toplantı yaptı. Bu toplantıda sanki icraatın içinden programındaymış gibi konuştu. 4.5 yılda yaptıklarını anlattı. Ama bana göre en önemli mesajı konuşmasının sonunda verdi.Tayyip Bey il başkanlarına “Millet gerçek cevabını 4 Kasım genel seçimlerinde verecek. Partimiz zafere ulaşacak” dedi.Cumhurbaşkanlığına aday olacak bir siyasetçinin asla yapmaması gereken bir konuşmaydı bu. Çünkü eğer aday olursa Tayyip Bey 4 Kasım günü Çankaya’da oturuyor olacak. Bu durumda Cumhurbaşkanı daha şimdiden açık bir biçimde bir siyasi partiye destek vermiş oluyor. Bu sözler bana sanki “Ben Cumhurbaşkanı adayı olmayacağım” açıklamasının ilk sinyali gibi geldi.Sanıyorum Tayyip Erdoğan aklı selimin ve sağduyunun sesine kulak vermeye hazırlanıyor.*****AKP’nin “dikensiz gül bahçesi” günleri sona eriyorAKP sözcüleri mitingin yapılmasına karşı çıkmak için “milleti sokağa dökmekle bir yere varılmaz” diyorlar. Ne demek yani “milleti sokağa dökmek?” Amerika’da, İspanya’da, Fransa’da yüz binlerce insan protesto gösterisi yapınca demokrasi oluyor da Türkiye’de niye “sokağa dökülmek” olarak tanımlanıyor bu?Cevabı çok basit. AKP iktidarı, sözde demokrat yandaşları sayesinde 4.5 yılda sanki dikensiz gül bahçesinde gibiydiler. Tek tük, artık üstü kapatılamaz bazı yolsuzluk olayları dışında AKP iktidarı kayda değer hiçbir muhalefetle karşılaşmadan “çok tatlı” ve “çok ballı” bir dönemi geride bıraktı.Şimdi bu dikensiz gül bahçesini, kendi çağdışı görüşleri doğrultusunda bir cennete çevirmek istiyorlar. Ama hiç hesaplamadıkları bir gelişme ile karşı karşıya kaldılar.Muhalefetsizliğin sorumsuzluğuna alışan AKP, Türkiye’nin ezici çoğunluğunun, önünde hiçbir siyasi lider olmadan bir araya gelecek olmasından büyük endişe duyuyor.Her ne kadar “Sokağa dökülenler bizi etkilemez,” “İsterlerse 5 milyon kişi toplasınlar bir şey fark etmez” deseler bile bu büyük kitle gösterisinin dünyanın da dikkatini çekeceğini biliyor ve bunun sonuçlarından tedirgin oluyorlar.*****Bu gece 32. Gün’deyimMehmet Ali Birand’ın sunduğu 32. Gün programında bu gece Ankara’daki miting ele alınıyor. Beni de bu programa davet ettiler. Bu gece 32. Gün’de bu mitingi ve olası etkilerini konuşacağız. Merak edeceklere duyurmak istedim.

Devamını Oku

AKP Türkiye’nin gerçeği ve mecburiyeti değildir

10 Nisan 2007

AKP’li olmayan ama tüm tutum ve davranışlarıyla AKP’ye destek veren kesimlerin içinden çıkamadığı temel bir yanlış var.Bu kesim her nedense, 2002 seçim sonuçlarını yanlış değerlendirerek veya kasıtlı olarak çarpıtarak seçime katılanların yüzde 34’ünün oyunu alan AKP’yi Meclis’te sağladığı yüzde 65’lik gücün tüm Türkiye üzerindeki yansıması gibi görüyor.Bu temel yanlış, aynı zamanda AKP’yi ve zihniyetini benimsemeyen milyonlarca kişiyi de etkiliyor.AKP yandaşları medyanın önemli bir bölümünü adeta işgal altında tuttuğu için, son 4.5 yılda yazılanları okuyan, söylenenleri dinleyenler kendilerini farklı bir ülkede yaşıyormuş gibi görüyor.AKP’nin gücünü en az iki misli gibi gösteren destekler yüzünden milyonlarca insan artık hiçbir güçlerinin kalmadığı, ülkenin elden gittiği hissine kapılıyor.Oysa bu gerçek değil. AKP bugün medyanın önemli bir bölümünün bilinçsizce, bilgisizce ve dilim varmıyor ama küçük bir kesimin çıkar hevesiyle öyle büyütüldü ki, gelişmeleri sadece bu yolla izleyenler ne yapacaklarını şaşırdılar. Kafalar karıştı, zihinler bulandı.AKP yandaşı kesimler ısrarla şunu söylüyorlar: “Kardeşim bu Türkiye’nin gerçeği. Bugüne kadar hep baskı altında tutulan Müslüman kesimler artık yönetimde, bunun önüne geçmek mümkün değil. Türkiye bu deneyimi yaşamak zorunda.” Hayır böyle bir şey yok. Türkiye’de belli siyasi amaçlarla bir araya gelip laik demokratik sosyal hukuk devleti ilkelerini yok etmeye çalışan marjinal dinci gruplar dışında hiçbir Müslüman baskı ve zorlama altında tutulmadı.Hiçbir İslam ülkesinde Müslümanlığı özgürce yaşamak Türkiye’deki kadar kolay ve rahat değildir. Sadece Türkiye laik cumhuriyetin sağladığı demokratik ortam sayesinde İslamı da gerektiği biçimde korumakta ve yaşanmasını sağlamaktadır.AKP’nin Meclis’te yarattığı sanal efekti gerçek sayıp tüm Türkiye’nin bundan böyle AKP safında yer alacağını söylemek, bunu da istikrar olarak sunarak “Bu istikrar bozulursa Türkiye çok zor günler yaşar” kehanetini tek ses olarak dile getirmek bu halka yapılan en büyük haksızlıktır.Türkiye’de AKP vardır ama bu aynı zamanda Türkiye gerçeği değildir. Ama daha da önemlisi, kimi sözde demokratların yırtınırcasına söyledikleri gibi Türkiye AKP’ye mecbur da değildir.Öyle ya da böyle iktidardan inmesi, Cumhurbaşkanlığı makamını ele geçirememesi halinde Türkiye’ye hiçbir şey olmayacağı gibi önü de açılır.Bugün Türkiye’yi gösterişli binaları olan ama halkı bastırılmış bir Arap ülkesi kılığına sokmak isteyenler sözde demokrasi adına baskı ve dayatmalarla iktidarlarını pekiştirmek istemektedir.Bu çok çaplı oyunu bozacak olan tek güç inançlı Türkiye halkı olacaktır. Bunun böyle bilinmesinde büyük yarar vardır.***Gözler bir daha seçilemeyecek milletvekillerindeMeclis’te şu anda bazı milletvekilleri var ki bir daha asla seçilemeyeceklerini biliyorlar. Bunların bir bölümü listelere giremeyeceğini tahmin ediyor. Bir bölümü ise 2002 seçimlerindeki aynı yere konmaları halinde bile seçilmelerinin neredeyse imkansız olduğunun bilincinde.Bir ittifak yapmamaları halinde örneğin ANAP milletvekillerinin seçilme şansları yok gibi. Kulislerde bu nedenle AKP’nin gözünün, çoğu zaten kendisinden ayrılmış bu milletvekillerinin üzerinde olduğu konuşuluyor.Tüm afra tafralara rağmen AKP’nin 367 olayından korktuğu kesin. Hal böyle olunca AKP kurmayları ne pahasına olursa olsun Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk iki turunda en az 367 milletvekilini genel kurulu salonuna sokmak için kolları sıvamış durumda.Bir daha seçilemeyeceğinden emin olan milletvekillerinin duygusallıklarının(!) körükleneceği söyleniyor. Hatta bazı milletvekillerinin gelen baskılar üzerine duygusal(!) yanlarını ortaya çıkardıkları bile iddia ediliyor.Ankara siyaset kulislerindeki yaygın inanışa göre AKP’nin 367 sorunu kalmamış bile. Bu nedenle AKP kurmaylarının 367 tartışmalarını gülerek izledikleri ve “O gün gelince sürprizi yaşayacaklar” diye şakalaştıkları bile söyleniyor.Artık sayılı günlerin sonuna geliyoruz. Hep birlikte göreceğiz Meclis’in duygusallığını...***EnflasyonTürkiye İstatistik Kurumu, enflasyon hesabını yaparken baz alınan bazı kalemlerde oynama yapınca Mart ayı enflasyonu da düşük çıktı. Çok küçük gibi görünen bu fark, ülkeyi yöneten zihniyetin ne olduğunu gösteriyor aslında.Basit hesap oynamaları ile en rakamları değiştirerek halkı birkaç günlüğüne kandırabilirsiniz ama ya uzun vadede.Resmi olarak enflasyon rakamını bugünkünden de küçük göstermek mümkün. Peki bunun kime ne faydası var?Sonuçta halk bakkala, kasaba, pazara gittiğinde cebinden çıkanı bilmiyor mu? Elektrik, su, gaz paralarını ödediği faturalara bakmıyor mu? Bir ay önce aldığı beyaz peynirin şimdi kaça olduğunu bilmiyor mu?Rakamlarla oynayarak sahte sonuçlar vermek, bununla böbürlenerek oy avcılığına çıkmak, milyonlarca insanı da aptal yerine koymaktır. O aptal yerine konan insanlar, seçim günü geldiğinde sizi ne yerine koyacaklar bunu hiç düşünen var mı acaba?***Miting için çıkarılan söylentilerAnkara’da yapılacak 14 Nisan mitingini önlemek için AKP elinden geleni yapıyor. Öyle sanıyorum ki miting günü yaklaştıkça bu çaba daha da artacaktır. Dün mitinge gimek için hazırlık yapan bazı tanıdıklarımın bundan vazgeçtiklerini öğrendim. Çok şaşırarak nedenini sordum. Dediler ki “Bir sivil toplum kuruluşu ile birlikte gelmeyenleri polis miting bölgesine sokmayacakmış. Oysa biz bireysel olarak katılmayı düşünüyorduk, bu durumda gidemiyoruz.” Söylediklerine inanamadım. Böyle bir şeyin mümkün olmadığını, bu mitingin Atatürk’ten laik, demokratik cumhuriyetten ve hukuktan yana olan herkese açık olduğunu, bunu kimsenin önleyemeyeceğini dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Sonra da bu bilgiyi nasıl aldıklarını sordum; söylenti olduğunu söylediler.Lütfen çıkacak hiçbir söylentiye inanmayın. Kim tavrını ortaya koymak için bir şey yapmak istiyorsa bu mitinge katılsın. Korkmayın, çekinmeyin. Türkiye bu kadar sahipsiz değil.

Devamını Oku