Çok uzun yıllar sonra ilk kez Meclis’te grup toplantılarını izledim. Yıllar önce CHP ve DYP gruplarında birer kere bulunmuştum. Dün de önce AKP’nin sonra da CHP’nin grubunu izleyerek Erdoğan ve Baykal’ı dinledim.
Tayyip Erdoğan dün iki ayrı kesime seslendi.
Önce partisine moral verdi. Askeri, üniversiteleri, Cumhurbaşkanı’nı isim vermeden ağır biçimde eleştirdi.
Tayyip Bey’in alaycı bir üslupla isim vermeden eleştirdiği kişilerin kim oldukları zaten herkes tarafından bilindiği için salonda sık sık gülüşmeler ve ıslıklı alkışlar yükseliyordu. Hele Erdoğan mitingle ilgili küçültücü tanımlamalar yapmaya başladığında salon sanki Cem Yılmaz gösterisindeki gibi kahkahadan çınlıyordu. Bu sahneler Tayyip Bey’in de çok hoşuna gitmiş olmalı ki, onun da yüzünde güller açıyordu.
Konuşmanın ikinci bölümü ise medyaya, iş dünyasına ve biraz parası olan vatandaşlara yönelikti. Çünkü bu bölümde nasıl “birleştirici ve uzlaştırıcı” bir Cumhurbaşkanı olacağının sinyallerini veriyordu,
Tayyip Bey bu bölümde Anayasa, demokrasi, hukuk, sosyal devlet ve laiklik üzerinde durdu. Cumhuriyet’in bu temel ilkelerinin koruyucusu olduklarını, bunların birinden bile fedakârlık yapmayacaklarını anlattı.
Salonda neredeyse çıt çıkmıyordu. Tayyip Bey laikliğe ne kadar bağlı olduklarını bundan asla fedakârlık etmeyeceklerini tekrarladı. Salondan yine alkış yükselmedi.
Konuşmanın tamamını bulup okuyanlar görecektir, Tayyip Bey bu ilkeler üzerinde tam 4 kez durdu, dördünde de az önce çılgınca “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye bağıran gençlerden, onları alkışlarla izleyen diğer dinleyici ve milletvekillerinden bir kişi bile elini çırpmadı.
Artık bilemiyorum, ya laiklik, demokrasi, hukuk devleti kavramlarını duyan AKP’lilerin tüyleri diken diken oluyor ya da Tayyip Bey biraz daha düzgün cümlelerle ve üst düzeyde konuşunca kimse bir şey anlamıyor.
Cumhuriyet’le hesaplaşma
Tayyip Erdoğan’ın AKP Grubu’nda yaptığı konuşmada bir nokta çok dikkatimi çekti. Tayyip Bey birtakım ekonomik veriler üzerinde dururken, 4.5 yıllık iktidarlarının muhasebesini Cumhuriyet’in ilan edildiği yıldan alıyor ve kendisinden önceki 79 yılla yapıyor. İhracat rakamında “79 yılda şu kadar ihracat yapıldı, biz 4.5 yılda bunu şu kadar katladık” diyor. Kendi dönemlerinde olanları 79 yılla kıyaslamaya kalkmak acaba hangi kompleksin ürünü olabilir? Tayyip Bey bir taraftan “niyet okuyanlardan” yakınıyor, sonra tutum, davranış ve sözleriyle bunun aslında bir niyet okuma değil, gerçeğin ta kendisi olduğu kanıtlıyor adeta.
“Siz cumhuriyetçilerin 79 yılda yaptıklarınızı bakın biz 4.5 yılda nasıl katladık” diye böbürlenmeye kalkmak kimi cahil kafalarda etkili olabilir, ama bu gerçek dışı sözler sağduyulu milyonlarca insanı kandıramaz.
Sadece şöyle bir örnek vermek istiyorum. Tayyip Bey satarak ne kadar büyük paralar kazandığımızı söylüyor sürekli. O milyarlarca dolara sattığı şirket ve kuruluşlarda AKP’nin bir kuruşluk payı yok, onların hepsi beğenmediği Cumhuriyet döneminde bu halkın alın teriyle oluşturulmuş şirketlerdi.
Baykal’dan 367’ye yeni bakış
CHP’nin grup toplantısı AKP’ye oranla daha duygu yüklü ama çok daha sakin geçti. CHP’nin grup salonu AKP’ye göre küçük elbette. AKP eski Senato Salonu’nu kullanıyor. Burada localar ve dinleyici bölümleri de var. CHP’nin salonunda bunlar yok. Ayrıca AKP grubunda olduğu gibi sık sık tezahürat yaptıran amigolar da bulunmuyor. Baykal sadece Cumhurbaşkanlığı üzerinde durduğu bir saatlik bir konuşma yaptı. Konuşmanın en ilgi çekici anı “Tayyip Bey aday olma, ayrıca korktu aday olamadı derler diye de korkma, sana söz veriyorum, bu konuda yardım edeceğiz” demesiydi.
Baykal ayrıca 367 konusuna da değişik bir bakış açısı getirdi. Anayasa’nın 102. maddesi Cumhurbaşkanı’nın seçimini tarif ederken “Cumhurbaşkanı üçte iki çoğunlukla, gizli oylama ile seçilir” diyor. Baykal bu ifadeden yola çıkarak “367 şartı sadece ilk turda yok, 4 tur oylamada da 367 aranmak zorunda. Çünkü Anayasa üçte iki çoğunluğun bulunmasını her durumda istiyor” dedi.
Baykal AKP’li hukukçuların bile artık 367 konusunda karşı görüş üretemediklerini söyledi.
Bayraklar inmesin
Cumhuriyet ve Atatürk’e saygı mitingine katılamayanlar, yüreklerinin Ankara’da olduğunu göstermek için evlerine veya iş yerlerine bayraklar asmışlardı.
Böylelikle katılımın aslında ne kadar büyük olduğu da gözler önüne serilmişti.
Ancak anlaşıldığı kadarıyla AKP halkın ezici çoğunluğunun bu uyarısını algılamadığı gibi bu uyarıyla dalga geçmekten de çekinmiyor.
Pek çok okuyucumuz “Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlanana kadar bayraklarımızı hiç indirmeyelim” önerisi yapıyor, Okurlar “Madem AKP 14 Nisan’la dalga geçiyor, buradaki kalabalığın bindirilmiş kıtalar olduğunu söylüyor, biz de bayraklarımızı gösterelim. Bu da mı zorlama” diyorlar. Bence çok iyi fikir.

