Cumartesi günü bayrak asın

AKP iktidarının ve yandaşlarının cumhurbaşkanlığı dayatmalarına karşı çıkan ezici çoğunluğun demokratik tepkisi cumartesi günü Ankara’da yapılacak mitingle finale ulaşacak

Haberin Devamı

AKP iktidarının ve yandaşlarının cumhurbaşkanlığı dayatmalarına karşı çıkan ezici çoğunluğun demokratik tepkisi cumartesi günü Ankara’da yapılacak mitingle finale ulaşacak.

Dünya medyasının bile artık görmezden gelemediği bu mitinge katılmak için Türkiye’nin dört bir yanında hazırlık yapıldığı herkes tarafından biliniyor.

Bu demokratik kitle gösterisinde bulunmak isteyen ancak çeşitli nedenlerle Ankara’ya gelemeyecek olanlar “peki biz ne yapabiliriz?” diye soruyorlar.

Elbette Ankara’daki kitle gösterisinin çok görkemli olması herkesin arzusu, buna karşın AKP ve yandaşlarının dayatmalarına karşı tepkinin de sadece Ankara ile sınırlı olmaması gerek. Bu nedenle Ankara dışında kalanların da tepkisini göstermesi için çeşitli yollar öneriliyor.

Bunların içinde en gösterişli ve etkili olanı, cumartesi günü herkesin evine, iş yerine bayrak asması.

Bu öneriyi yürekten destekliyorum. AKP ve yandaşlarının Cumhuriyet devrim ve ilkelerini, laik, demokratik sosyal hukuk devletini tehlikeye atan dayatmasına karşı olanlar, bu duygularını dile getirmek için tıpkı milli bayramlardaki gibi evlerine bayraklarını assın.

Esnaf, dükkânlarının kapısına bayrağını koymalı. Cumartesi günü Ankara’da 500 bini aşkın kişi demokratik gücünü gösterir, Türkiye bir uçtan bir uca Türk bayrakları ile donatılırsa AKP ve yandaşlarının Türkiye’yi tehlikeli bir maceraya götürecek olan dayatmalarının önüne geçilebilir.

Türkiye’nin bayraklarla bir çiçek bahçesine dönüştürülmesi, sadece Meclis’teki sayısal üstünlüğü demokrasi olarak kabul eden, kendi görüşü dışındaki tüm görüşleri statükoculuk, antidemokratik tavır, gelişme karşıtı nitelemesiyle reddeden ama aslında demokrasiden nasibini almamış çağdışı kafalara verilecek en güzel cevap olacaktır.

Son birkaç yıldır AKP iktidarının Türkiye’yi götürmek istediği hedeften rahatsız olan milyonlarca kişi elinden hiçbir şey gelmiyor oluşunun çaresizliği içindeydi. Çünkü ne yazık ki AKP’nin Türkiye’yi hallaç pamuğu gibi attığı son 4.5 yıl içinde halkın umudu olabilecek kimse çıkmadı ortaya. Bu aynı zamanda AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın da en büyük şansı oldu. Dilediği gibi at oynatabildi.

Şimdi Türkiye’nin geleceğine umutla bakmak isteyen ezici çoğunluk hiçbir siyasi parti şemsiyesi altına girmeden, kendi özgür iradesiyle Ankara’da toplanıyor.

Bu sivil demokratik hareket, dayatmaya karşı verilecek en güzel cevap olacaktır.

*****

Sezer’e büyük haksızlık
Cumhurbaşkanı Sezer görevinin son ayında. Sezer 7 yıl boyunca Türkiye’yi bir Arap ülkesine görünümüne çevirmek isteyen siyasal İslamcı harekâta karşı onurlu ve kararlı bir tutum takındı.

Türkiye’nin siyasal İslama yumuşak geçişini sağlayacak birçok uygulamayı durdurmayı veya yavaşlatmayı başardı.

Bu nedenle de siyasal İslamcı kesimlerden inanılmaz tepkiler aldı. Hele görev süresinin son yılında, bu kesimden hedeflerine ulaşmakta en büyük engel gördükleri Sezer’e yönelik eleştiriler terbiyesizlik sınırına ulaştı. Ancak son birkaç gündür sürdürülen çirkin kampanya terbiyesizlikle bile izah edilemez. Başbakan Erdoğan’ın terörist Öcalan’a “Sayın” şehitlerimize de “kelle” demesinin şokunu üzerinden atamayan siyasal İslamcı medya, buna kontr hareket olarak Sezer’i teröristleri affeden biri gibi göstermek istiyor. Oysa olay böyle değil. Cumhurbaşkanlarının görev ve yetkileri içinde gerek görülmesi halinde bazı mahkûmları affetmek de var. Ancak Cumhurbaşkanı kendi başına harekete geçerek herhangi bir mahkûmu affetmiyor.

Adalet Bakanlığı özellikle sağlık sorunu bulunan ya da yaşı çok ilerlemiş mahkûmlarla ilgili dosyalar hazırlıyor. Gerçekten hapishanede kalmasında hayati tehlike olan mahkûmlar Cumhurbaşkanı’na bildiriliyor. Cumhurbaşkanı da bu dosyalar üzerinde inceleme yaparak karar veriyor.

Durum böyleyken halkın kafasında “vay canına, dürüst ve namuslu sandığımız cumhurbaşkanı meğer teröristlerin hizmetindeymiş” anlamına gelen çarpıtmalar yapmak ancak ahlaki zaafiyet içinde olmayı gerektirir.

*****

İlk sinyal mi?
Tayyip Bey dün AKP il başkanlarıyla bir toplantı yaptı. Bu toplantıda sanki icraatın içinden programındaymış gibi konuştu. 4.5 yılda yaptıklarını anlattı. Ama bana göre en önemli mesajı konuşmasının sonunda verdi.

Tayyip Bey il başkanlarına “Millet gerçek cevabını 4 Kasım genel seçimlerinde verecek. Partimiz zafere ulaşacak” dedi.

Cumhurbaşkanlığına aday olacak bir siyasetçinin asla yapmaması gereken bir konuşmaydı bu. Çünkü eğer aday olursa Tayyip Bey 4 Kasım günü Çankaya’da oturuyor olacak. Bu durumda Cumhurbaşkanı daha şimdiden açık bir biçimde bir siyasi partiye destek vermiş oluyor. Bu sözler bana sanki “Ben Cumhurbaşkanı adayı olmayacağım” açıklamasının ilk sinyali gibi geldi.

Sanıyorum Tayyip Erdoğan aklı selimin ve sağduyunun sesine kulak vermeye hazırlanıyor.

*****

AKP’nin “dikensiz gül bahçesi” günleri sona eriyor
AKP sözcüleri mitingin yapılmasına karşı çıkmak için “milleti sokağa dökmekle bir yere varılmaz” diyorlar. Ne demek yani “milleti sokağa dökmek?”

Amerika’da, İspanya’da, Fransa’da yüz binlerce insan protesto gösterisi yapınca demokrasi oluyor da Türkiye’de niye “sokağa dökülmek” olarak tanımlanıyor bu?

Cevabı çok basit. AKP iktidarı, sözde demokrat yandaşları sayesinde 4.5 yılda sanki dikensiz gül bahçesinde gibiydiler. Tek tük, artık üstü kapatılamaz bazı yolsuzluk olayları dışında AKP iktidarı kayda değer hiçbir muhalefetle karşılaşmadan “çok tatlı” ve “çok ballı” bir dönemi geride bıraktı.

Şimdi bu dikensiz gül bahçesini, kendi çağdışı görüşleri doğrultusunda bir cennete çevirmek istiyorlar. Ama hiç hesaplamadıkları bir gelişme ile karşı karşıya kaldılar.

Muhalefetsizliğin sorumsuzluğuna alışan AKP, Türkiye’nin ezici çoğunluğunun, önünde hiçbir siyasi lider olmadan bir araya gelecek olmasından büyük endişe duyuyor.

Her ne kadar “Sokağa dökülenler bizi etkilemez,” “İsterlerse 5 milyon kişi toplasınlar bir şey fark etmez” deseler bile bu büyük kitle gösterisinin dünyanın da dikkatini çekeceğini biliyor ve bunun sonuçlarından tedirgin oluyorlar.

*****

Bu gece 32. Gün’deyim
Mehmet Ali Birand’ın sunduğu 32. Gün programında bu gece Ankara’daki miting ele alınıyor. Beni de bu programa davet ettiler. Bu gece 32. Gün’de bu mitingi ve olası etkilerini konuşacağız. Merak edeceklere duyurmak istedim.

DİĞER YENİ YAZILAR