TÜSİAD’ın başında bir hanımefendinin oturması iş dünyasının söylemlerine de bir zarafet getirdi.
Daha önceki söylem kabaydı demek istemiyorum ama artık işe bir kadın eli değdiği de görünüyor.
TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, Cumhurbaşkanlığı konusunda “uzlaşma” istediklerini bundan uzunca bir süre önce dile getirmişti. Bu, çok kibar ve zarif biçimde “Siz aday olmasanız daha iyi olur” anlamına geliyordu.
Ancak o sıralarda TÜSİAD Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı dayatmasından rahatsız olmasına rağmen son 4.5 yıldır, aslında biraz da kendi yarattıkları sanal ortamın etkisi altında kalarak AKP’nin her durumda tek başına iktidarda kalacağına da inanıyordu.
Gözlediğim kadarıyla TÜSİAD’ın stratejisi şöyleydi: “Tayyip Bey Cumhubaşkanı olmasın, yerine laik kesimleri de fazla ürkütmeyecek, tercihen eşinin başı açık bir AKP’li otursun. Tayyip Bey de seçimleri kazanarak tek başına hükümeti kursun, ekonomik istikrar sürsün. Yok eğer Tayyip Bey zorla Cumhurbaşkanı olursa, bu durumda AKP’yi zayıflatacak ve tek başına iktidar olmasının önüne geçecek formülleri oluşturalım. Hükümet başkalarında, Çankaya Tayyip Bey’de olursa sorun çıkmaz.”
TÜSİAD’ın bu stratejisinde dikkat edileceği gibi sadece ekonomik tabana dayanılarak plan yapılıyordu. Soruna halkın duygu ve düşünceleri, cumhuriyet, Atatürk ilke ve devrimleri, laiklik konusu sanki yokmuş gibi yaklaşılıyordu.
Çünkü TÜSİAD da AKP’nin rakipsiz olduğuna inanmıştı ve TÜSİAD’a akıl veren danışmanların niteliği yüzünden halkın cumhuriyet, Atatürk ve laiklikle ilgili duygularının zayıfladığına inanıyordu.
Ancak bu strateji önceki gün bozuldu.
Başkan Arzuhan Doğan Yalçındağ tüm zarafeti ve inceliği ile net bir tavır koyarak “Tayyip Bey’in aday olacağını sanmıyorum” dedi. Yalçındağ bunu tamamen kişisel görüşü olduğunu ve “hislerine” dayanarak söylediğini belirtti ama bu da net bir ifadenin zarif tarifiydi bana göre.
Böylelikle şaka bir yana Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayı olmayacağını kamuoyunun önünde açıkça dile getiren iki kişi olduk. Diğerleri hâlâ denge hesapları içinde.
Arzuhan Hanım’ın “hislerine” dayanarak da olsa söyledikleri İstanbul sermayesi adına çok önemlidir. Öyle anlıyorum ki “tehlikeyi” İstanbul sermayesi de artık görmeye başladı. Büyük iş adamları 14 Nisan mitinginin Tayyip Erdoğan ve yeni mürteci yandaşları gibi sayısal kafa karıştırmalar içine sıkıştırıp görmezden gelme eğilimi içinde değil.
Hepsi batıya açık, özünde demokrasiye inanan iş adamları, demokratik bir ülkede böyle bir halk hareketinin ne demek olduğunun bilince varıyorlar anlaşılan. Artık TÜSİAD da şunu görüyor ki AKP ne Türkiye’nin gerçeği ne de mecburiyeti.
Küçük bir cemaatin seçim sisteminin cilvesinden yararlanarak devleti ele geçirme planını “demokrasi” diye yutturmaya çalışması kesinlikle gün yüzüne çıktı.
İstanbul sermayesi de bunu fark ettiyse Tayyip Bey’in işi iyice zordur.
Ankara havaalanı
Ankara’ya gelince yeni açılan Esenboğa Havalimanı’nı da görme fırsatım oldu. Hemen söyleyeyim çok güzel olmuş. Türkiye’nin başkenti sonunda kendine yakışan bir alana kavuşmuş.
Birkaç küçük eleştirim var. Birincisi, cumartesi sabahı Ruhat Mengi’nin Star’daki programına katılmak için alana gelirken kar yağışı başlamıştı. Alana girdim, uçağı beklerken iliklerime kadar dondum. Havalimanının inanılmaz güçlü bir soğutma sistemi var, Allah inandırsın, kar yağarken kapının önünde dursam daha az üşürdüm herhalde.
İkincisi, uçağa binmeden gazete, dergi veya küçük ihtiyaçlarınızı karşılayacak dükkânlar koca alanın en kenarına yerleştirilmiş. Bir şey almak için tüm alanı yürümeniz gerek. Oysa bu tür yerler her havaalanında herkesin daha rahat ulaşacağı noktalarda olur.
Alan çok, dükkânlar için yeniden düşünülse derim.
Bir de Ankara’ya giden yeni yol da güzel olmuş. Hele tam Ankara girişindeki çirkin gecekonduların yıkılması çok isabetli. Birkaç yıl sonra burada modern binalar yapılmış olacak, başkent bir ayıptan daha kurtulacak.
Zaho kapandı, ticaret İran’a kaydı
Kuzey Irak’la ilgili tartışmalar sürerken, bu bölgeden yapılan ticaretle de ilgili bazı sıkıntılar ortaya çıkıyor.
Ankara’da kaldığım otelde akaryakıt işleriyle uğraşan eski bir tanıdığıma rastladım. Bana Irak’la yapılan akaryakıt ticareti ile ilgili çok ilginç şeyler anlattı.
Türkiye bir süre önce Irak’la ticaret yapılan Zaho kapısını akaryakıt ticaretine kapatmıştı. Irak benzin ve mazotu bizden alıyormuş. Buna şaşırdığımı söyledim. Şöyleymiş; Irak’tan bize ham petrol ve fuel oil geliyormuş. Onlarda rafineri olmadığı için işlenmiş yakıtı, benzini, mazotu, uçak yakıtını bizden alıyorlarmış.
Ama Zaho’dan bu ticaret yasaklanınca satışlar da durmuş.
Durmuş ama bazı Türk şirketleri Türkmenistan’a gitmiş. Buradan aldıkları akaryakıtı İran’a getiriyorlarmış. Irak’a satış da İran üzerinden yapılıyormuş. Eski dostum “Bu durumda biz zararlı çıkıyoruz. Bazı Türk firmaları sözde ambargoyu bu şekilde delerek daha çok kazandıkları gibi Kuzey Irak’la olan ilişkileri de takip edilemez hale geliyor” diye yakındı.
Konu üzerinde fazla yorum yapmam mümkün değil. Ama anlatılan fotoğraf bu. İlgilenenlere duyurmak istedim.
Çıkın siz de kardeşim
AKP’liler 14 Nisan mitingini küçümsemek için “Ne var yani biz de toplarız” diyorlar. Başbakan da dahil AKP ve onun çizgisindeki yeni mürteciler hâlâ şunu anlayamadılar. Bu mitinge katılanlar zorla gitmedi. Ama anlatmak çok zor.
Madem AKP kendinden bu kadar emin, yapsınlar bir çağrı, toplansınlar bir meydanda. Öyle “Biz de istesek” falan gibi yarı tehdit ve bölücülük kokan açıklamalara hiç gerek yok; toplanın, olsun bitsin.
Hem şu açıdan da çok iyi olur; AKP ve yandaşları toplandığında ortaya müthiş bir fotoğraf çıkar. Çarşaflılar, türbanlılar, cüppeliler, sarıklılar topluca bir arada olur. Dünya basını pırıl pırıl Atatürk Türkiyesi ile buna kafa tutan bir cemaatin fotoğraflarını yan yana koyar. O zaman Tayyip Bey’in çok güvendiği batılı başbakan dostlarının da aklı başına gelir. Vallahi çıkın meydanlara, Türkiye’nin hayrına olur.

