“Yalnız olmadığımı görmek için Ankara’daki mitinge katılıyorum”

Ankara’da bugün yapılan mitinge katılan pek çok kişiden mesajlar alıyorum. Bunlardan biri hem çok etkileyici bir cümle içeriyordu hem de son yıllarda yaşadığımız bir gerçeğin sesiydi.

Haberin Devamı

ANALİZ
Ankara’da bugün yapılan mitinge katılan pek çok kişiden mesajlar alıyorum. Bunlardan biri hem çok etkileyici bir cümle içeriyordu hem de son yıllarda yaşadığımız bir gerçeğin sesiydi.

Şöyle diyor bir okur “Ben de Ankara’da olacağım, çünkü yalnız olmadığımı görmek istiyorum. Yıllardır kendimi azınlıkta hissettirdiler bana, bunu kıracağım artık.”

AKP’nin yüzde 34’lük bir oyla parlamentonun yüzde 65’ini ele geçirmiş olması milyonlarca insanın zihninde bu “yalnızlık” hissinin doğmasına neden oldu geçtiğimiz 4.5 yıl içinde.

AKP medyanın da desteği ile öyle bir hava pompaladı ki, sanki Türkiye’de herkes AKP’li olmuştu. İktidarın gücünü çok iyi kullanan, zaman zaman baskıcı yöntemler kullanmaktan çekinmeyen AKP önümüzdeki tüm seçimleri de tek başına kazanacağını ilan ediyordu adeta.

Bu da gönlü laik, demokratik, sosyal hukuk devletinden yana olan milyonlarca insanı umutsuzluğa itiyordu.

Yapılan atamalarla hemen her önemli noktaya ya bir imam hatipli ya da tarikat bağlantısı olan isimler yerleştirildi.

Sokakları bir anda başları sımsıkı kapalı, türbanlarının içinde garip bir çıkıntı olan kızlar kadınlar kapladı.

Pek çok tören dini söylemlerle yapılmaya çalışıldı.

Türkiye “cazibe noktası olduk” bahanesiyle Arap sermayesinin hücumuna uğradı.

Asker tarihinde görülmemiş biçimde eleştirilmeye hatta hakarete uğratılmaya başlandı.

Doğal olarak bu gelişmeler Türkiye’nin ezici çoğunluğunu etkiledi. Bir siyasi parti tarafından kapsanmayan, sivil toplum kuruluşlarında görev alma şansı bulamayan, kendi halinde, işinde gücünde olan milyonlarca insan, bu gelişmelerin adeta bir sel gibi üzerine geldiğini görünce ister istemez “Herhalde ben yanlış düşünüyorum. Ben azınlığa düştüm” duygusunu yaşamaya başladı.

İşte bugünkü miting bu açıdan çok önemli. Milyonlarca insan bugün, 4.5 yıldır beyinlere çivi gibi çakılan sanal dünyadan kurtulup “yalnız olmadığını” görecek.

Atatürk ilke ve devrimlerini yok etmenin o kadar kolay olmadığını, İslamla, demokrasiyle, çağdaşlıkla barışık yaşayan ezici çoğunluğun Türkiye’ye sahip çıktığına tanık olacak.

DEDİKODU
Yargıtay’dan AKP’ye aday
İlginç bir bilgi aldım. Yargıtay’dan emekli olacak çok önemli bir isim, genel seçimlerde AKP’den aday olması için teklif almış. Bu ismin teklife sıcak baktığı ve emekli olduktan sonra adaylığını açıklayacağı belirtiliyor.

Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına kesin gözüyle bakan ve ilk seçimlerde bu partinin yine tek başına iktidar olacağını hesaplayan bazı çevreler son günlerde AKP’yi merkeze çekme planları yapıyor.

Bu nedenle Tayyip Bey’e giden bazı etkili isimlerin, kamuoyunda tanınan, siyasal İslamcı olmadığı bilinen bazı kişileri aday göstermesi için öneride bulunduğu belirtiliyor.

Etkili isimler Tayyip Bey’e “Bu kişiler senin partinde olursa, Cumhurbaşkanlığının sancılarını daha kolay atlatırsın, istikrar da bozulmamış olur” tavsiyesinde bulunuyormuş. Hayırlısı bakalım.

Sordum Öğrendim
Cargill, ‘arıların ölümü’nde adının kurbanı olmuş
10 gün kadar önce Türkiye’de arıların öldüğünü konu alan bir haber üzerine konuştuğum bir arıcıdan öğrendiklerimi sizlerle paylaşmıştım.

Bu arıcı, arıların ölümüne genetik yapısı değiştirilmiş tohumların neden olduğunu söyleyerek “Bunu Cargill’e sorun” demişti. Cargill’in Türkiye’de bu tohumları sattığını ileri sürmüştü.

Bu yazım üzerine Cargill Proje Yatırım Müdürü Kemal Özbelli aradı. Oturup konuştuk. Ortaya çok ilginç bir durum çıktı. Çünkü arıların ölümünde genetik yapısı değiştirilmiş tohumlar belki etkili olabilirdi ama, Cargill bu konuda adının daha doğrusu tanınmışlığının kurbanı olmuştu.

Cargill mısırdan nişasta ve şeker yerine geçen doğal ürünler üreten dünya çapında bir şirket. Türkiye’de Orhangazi’de tesisleri var. Cargill bundan 3 yıl öncesine kadar tohum satışı da yapıyormuş. Ancak gerek diğer üretim kapasitelerinin artması gerekse tohumculuğun başka bir sektör olması nedeniyle bundan vazgeçmişler ve tohumla ilgili şirketlerini yine dünya çapındaki Monsanto şirketine satmışlar.

Bu şirket Cargill’e “Siz bu ülkede yıllardır çalışıyorsunuz, bu nedenle bize bir geçiş süresi tanıyın, biz tohumları yine sizin adınızla satalım” demiş ve anlaşmışlar.

Monsanto 2005 yılına kadar Cargill imzasıyla tohum satmış, bu yıldan itibaren de kendi markasının adını kullanmaya başlamış.

Ancak üretici çoğu kez marka ile özdeşleşir ve isim değişse bile çoğu kez ürün adı olarak markayı kullanır yine.

Öyle sanıyorum ki bana bilgi veren arıcı böyle bir hataya düşerek ürünün adı yerine markayı söyledi. Kısacası Cargill Türkiye’de tohum satmıyor. Özellikle genetik yapısı değiştirilmiş tohum hiç satmıyor.

Ben bu bilgileri alırken başka gerçeklerle de karşılaştım. Cargill yıllardır tarım arazisi üzerine fabrika kurduğu gerekçesiyle eleştiriliyor ve yasal bir takım yaptırımlarla da zora sokuluyor. Bu konularda da hayli bilgi aldım. Ancak bunları size daha sonra yazacağım. Ayrıca Kemal Özbelli’ye söz verdim. Cumhurbaşkanlığı seçimi fırtınasını atlattıktan sonra Cargill’i gidip yerinde göreceğim ve izlenimlerimi de yazacağım.

DİĞER YENİ YAZILAR