Barzani’den Erdoğan’a kıyak

17 Mayıs 2007

Irak’taki Kürt lideri, seçimlerde AKP’ye faydası olsun diye elinde tuttuğu iki önemli PKK’lı terörist Cemil Bayık ve Murat Karayılan’ı Türkiye’ye teslim etme kararı aldı.Ankara’da terörle mücadele konusunda bir süre önce çok etkili operasyonlar yapan isimlerden biriyle sohbet ettim. Sohbet sırasında bu eski etkili görevli, aldığı bir bilgiyi aktardı. Bu sohbetten bu önemli bilginin bulunduğu kesiti size de aktarmak istiyorum. (İlk söz konuğumun.)- Seçimlere az kala bir sürpriz olacak.- Tahmin ederim.- Tayyip Bey’in çok işine yarayacak.- Ciddi mi, nedir?- Güneydoğu’dan güzel bir haber alacak.- Nasıl bir haber?- İki önemli PKK’lı terörist Türkiye’ye verilecek.- Çok ilginç.- Birisi Cemil Bayık.- Öteki?- O da Murat Karayılan.- ????- Gerçi bu isimler çok yıpranmış ama.- Nasıl yıpranmış?- Kendi örgütleriyle ters düştüler aslında.- O zaman önemi ne?- Önemi şu; Tayyip Erdoğan bunu seçimde kullanabilecek.- Ne diyecek?- Görüyorsunuz müzakerelerle her şeyi hallediyoruz.- Müzakere olmasın diyen mi var?- Askere cevap bu.- Asker görüşmelere karşı mı?- Değil ama Kuzey Irak’a girmek istedi ya.- Henüz bir şey olmadı.- Çünkü Tayyip Bey karar veremedi.- Ne kararı verecek ki?- Asker talimat istedi ya.- Şu anda gerek var mı?- Olmaz olur mu, tanklar nerede?- Güneydoğu’da.- Tamam da sıfır noktasında, yani biraz hareket etse Irak’a girmiş olurlar.- Girerler mi?- Talimat almadan girmezler.- Talimat alırlar mı?- İşte püf noktası da orada.- Nasıl?- Hükümetin Meclis’i toplayıp bu konuda görevlendirme istemesi gerek.- Hükümet bunu yapar mı?- Amerika karşı çıktı. Zor.- Ona rağmen olmaz mı?- İşte o yüzden Barzani devreye giriyor ya.- Türk askeri girmesin diye mi?- Elbette, çünkü asker girerse çok şey değişecek.- Tayyip Bey de sıkıntıya girer herhalde.- Tabii, girme dese dert, gir derse dert.- Barzani’nin rolü?- Barzani, daha doğrusu Kürtler AKP’den çok memnun.- Nasıl memnun?- Erdoğan iş başında olduğu sürece bir sıkıntı yaşamayacaklarını düşünüyorlar.- Devlet kurmaya kalkarlarsa?- Kurarlar herhalde, bugünkü hükümetin tepkisi sözden öteye gitmez diye düşünüyorlar.- ????- İyi niyetlerini de iki teröristi teslim ederek göstermek istiyorlar.- Türkiye bununla yetinir mi?- Türkiye yetinmez de Tayyip Bey güç kazanır.- Nerede kazanır?- Kendi kitlesinde, bir de demokrasi adına kendisine destek verenlerin gözünde.- Bu iki kişi Apo etkisi yapar mı?- Aslında yapmaz, ama yine de hükümet bunu çok iyi kullanacaktır.- Ama herkes gerçeği anlamaz mı?- Seçime az bir zaman kala kimin sesi yüksek çıkarsa o kârlı çıkar.- Peki oyunu anlayanların sesi çok çıkarsa?- Çıkmaz, onu bekleme.- Neden?- Terör konusunda herkes hassas, bu operasyon herkesi etkiler, o sırada atı alan Üsküdar’ı geçer.- Bu iki terörist de hasta değil mi?- İyi hatırlattınız, evet.- Bu durumda onları biz tedavi edeceğiz.- Aynen öyle olacak, belki de bu yüzden kendileri bile gelmek istemiş olabilirler.- Teslimat ne zaman olur?- Benim duyumlarıma göre önümüzdeki 15- 20 gün içinde olacakmış.- Nerede teslim ederler?- Yerini bilemem.- Kim getirir?- Barzani’nin adamları ama Amerikalılar da yanında olur mulaka.- O zaman Amerikalılar teslim etmiş olmaz mı?- Aslına bakarsanız Barzani adına Amerika operasyonu olduğunu tahmin ediyorum.- Amerikalılar sınıra kadar getirir mi?- Onlar arkada kalır, yol güvenliğini sağlar.- Ne demek yol güvenliği?- Yolda başlarına bir iş gelmesin diye.- Ne gelebilir?- Bakarsın özel bir tim teslim alma operasyonundan önce bu iki teröristi kapabilir.- Olur mu?- Neden olmasın?- Amerika bundan endişe eder yani?- Eder, bakın bir şey daha var.- Nedir?- Amerika Büyükelçisi önceki gün (pazartesi) bazı açıklamalar yaptı.- Evet, PKK ile ilgili bazı üzüntüleri olduğunu söylemişti.- Şimdi bu sözlerin boşa söylenmediği anlaşılıyor değil mi?- Anlıyorum.- Büyükelçinin yakında gelişmeler olmasını umduğunu söylemesi acaba bu teslimat olmasın.- Gerçekten olabilir mi?- Olur tabii, bekleyin seçime kadar daha ne sürprizlerle karşılaşabiliriz.-Haklısınız. Bakalım, bekleyip göreceğiz*****Billboard’larİstanbul sokaklarında binlerce açık hava reklam yeri, billboard var. Bunların hepsi de bir özel sektöre ait olmakla birlikte İstanbul Belediyesi’nin kontrolünde. Bana gelen bilgilere göre AKP bu billboard’ların yüzde 90’ını kapatmış. Seçimlere bir ay kala kentin neredeyse tüm billboard’larında AKP reklamları olacak bu durumda.Oysa seçimlerin öne alınmasıyla birlikte billboard sorunu ortaya çıktığı, çünkü seçim tarihine yakın dönemlerde bütün billboard’ların başka firmalarca kiralanmış olduğu söylenmişti. Demek ki AKP bu sorunu çözdü ve billboard’ları kendine bağladı.Yakın tarihlerde billboard kiralamak isteyen bir firma, kapasitenin yüzde 90’ının AKP’ye tahsis edildiğini görünce “Yüzde 10’u niye boş bıraktınız?” diye sormuş. “O zaman demokratik olmazdı” cevabını almış. AKP seçim öncesi sadece bu billboard’ları kullanmayacak, tüm üst geçit, ana kavşak ve köprü üstleri de onlara ait.

Devamını Oku

“Birleşin” diyenler ne istiyor?

15 Mayıs 2007

Herkesin dilinde tek kelime var. Birleşin. Sanki sihirli bir sözcük gibi ağızdan ağıza dolaşıyor, meydanları dolduran milyonlarca kişi bu kelimeyi haykırıyor.Halkın AKP’nin çağdışı demokrasi ve yaşam anlayışına karşı uyananmasından kendine pay çıkarmaya çalışan medya da “Sağda birlik” “Solda birlik” manşetleriyle güya demokrasicilik oynuyor.Evet bir güç birliği gerekiyor.Çünkü bir tarafta demokrasiyle hiçbir ilgisi olmayan, sorgulamayan, eleştirmeyen, hesap sormayan sadece sadakatle itaat eden bir kitle isteyen AKP, diğer tarafta ise yeri geldiğinde kendini bile beğenmeyen, her şeyi sorgulayan, kıyasıya eleştiren, hesap soran büyük bir demokratik kitle.Bu demokratik kitlenin birleşmesi, bir araya gelmesi çok zordur. Bin parçadır. Güzelliği de zaten buradadır.Buna karşın Türkiye bir de AKP gerçeğini yaşıyor. Sadakati esas alan ve tüm temellerini din ekseninde kuran AKP gerçek demokrasi karşısında sıkılmış bir yumruk gibi durmaktadır. Onunla baş etmek, onu aritmetik olarak geçmek sanıldığı kadar da kolay değil.Bu nedenle partiler güç birlikleri oluştururak hiç olmazsa seçime böyle girmelidir.Ancak “sağda birlik olun” veya “solda birlik gerekli” türünden öneriler “iyi niyetten” öte anlam taşımaz.Nitekim özellikle iki sol parti arasındaki güç birliğinin bir türlü sağlanamaması bunun tipik bir kanıtı.Türk halkının çoğunluğunu oluşturan demokratik kitle, ülkeyi karanlığa götürmek, demokrasiyi rayından çıkarmak, din adına her türlü yolsuzluğu mübah saymak isteyen bir zihniyete karşı temel ilkelerde güç birliği yapmak zorundadır.Solu veya sağı birleştirmeye kalkmak beklenmedik bir hüsrana da neden olabilir.Örneğin şu CHP- DSP birleşmesini ele alalım. Son birkaç gündür kendimce bir test uyguluyorum, “birleşin” diye bağıranlara “Örneğin DSP’yi nasıl bir parti olarak görüyorsunuz, orada kimin sizi temsil etmesini istersiniz?” diye soruyorum.İnanın cevap alamıyorum. Çünkü soru böyle olunca herkes şaşırıp kalıyor.Şu anda DSP’nin de CHP’nin de halktaki desteğini tam olarak bilmiyoruz. Anketlere göre CHP yüzde 14’lerde DSP ise yüzde 2-3’lerde.Peki ne bekliyoruz CHP ile DSP’nin güç birliği yapmasından? 17-18’mi? Haydi birleşmenin getireceği moral destekle biraz daha çıksın, kaç olur 22’mi? Peki 35 olabilir mi örneğin? Bunlara da cevap verilemiyor.O halde sağda solda birlik diye çırpınmak yerine cumhuriyetin temel ilkelerinde güç birliklerinin sağlanması, sağ sol ayırımı yapılmaması ve iktidarın ele geçirilmesi gerekir.AKP tehlike olmaktan çıkarıldıktan sonra isteyen istediği yere gitsin. Bir süre sıkıntı çeker gibi oluruz, ama Türkiye’nin ezici çoğunluğu buradan çıkış yolunu hemen bulur.Ondan sonra da demokrasinin gerçek güzelliğini hep birlikte yaşarız.*****Solda birlik isteyenlerin yapabilecekleri şeylerMeydanlara çıkan milyonlar “birleşin” çağrıları yapıyorlar ama umutları da giderek kırılıyor.4.5 yıllık suskunluktan sonra uyanan halk eğer isterse birleşmeyi kendiliğinden yapabilir.Örneğin solda birlik isteyenler, CHP ile DSP’nin bir araya gelmesini beklemeden de harekete geçebilir. Bakın aklıma neler geliyor:1- Solda birlik isteyenler kendi aile meclislerini toplar. Oy kullanma hakkı olanların yarısı CHP’ye yarısı da DSP’ye oy verir.2- Apartmanda oturanlar bir yönetici toplantısı yapar. Solda birlik isteyenlerin sayısı çıkarılır, yine yarı yarıya oy verilir.3- Aynı toplantılar iş yerlerinde yapılır. Yine solda birlik isteyenler ikiye bölünerek iki partiye oylarını atarlar.4- Çeşitli dernekler, sivil toplum kuruluşları da üyelerini toplayarak aynı yöntemi kullanabilirler.5- Kimileri de DYP- ANAP birleşmesi ile sağda birlik oluştuğunu düşünüyor. Bu da yanlış bir görüş. MHP, Genç Parti, BBP, Saadet ve diğer sağ partilerin de önemli oranda seçmeni var.Aynı yöntemle sağ partiler arasında da bir bölüşme yapılabilir.Bunların sonunda göreceksiniz hemen her parti baraj sorununu aşarak Meclis’e girecektir.*****Sandığa sahip çıkınYüksek Seçim Kurulu’nun 4.5 yıl önceki seçmen sayısından neredeyse daha az seçmen sayısı açıklaması kafaları karıştırdı ister istemez. Şimdi herkesin aklında “O fazla oylar acaba ne olmuştu?” sorusu var.Bunların bir kısmı teknik nedenlerle fazla yazılmış olsa bile zihinlerde bir hile yapılmış olabileceği kuşkuları oluştu.Bu seçimlerde çeşitli hileler olmamasını isteyen herkes kendi sandığına sahip çıkmak zorunda.Bu nedenle çok önemli bir sivil toplum hareketinin başlayacağını öğrendim. Bir web sitesi kuruldu. Çok kısa süre içinde ziyaret edebileceğiniz web sitesi Türkiye’nin dört bir yanında görev yapacak gönüllü sandık müşahitleri oluşturmayı amaçlıyor. Bu organizasyona katılmak yararlı olabilir.Ayrıntıları önümüzdeki günlerde yazmaya çalışacağım.*****Egemenlik kayıtsız...Tayyip Erdoğan Erzurum’da devlet gücüyle binlerce kişiyi meydanlara doldurup, ellerine Türk bayrağı verdikten sonra sık sık Atatürk’ün adını kullanarak kendisinin de cumhuriyetçi olduğu mesajını vermeye çalışmıştı. Erdoğan bu konuşmasında Atatürk’ün sadece “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” sözünü sahiplenmişti. Ben de bunu yazmıştım.Oysa benim de dikkatimden kaçan bir nokta vardı burada. Tayyip Bey yıllar önce yaptığı bir konuşmada “Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olur muymuş, egemenlik kayısız şartsız Allah’ındır” demişti. Yani Erdoğan, başka konularda olduğu gibi egemenlik konusunda da samimi duygularını söylemedi Erzurum’da.Sözde demokratlar Tayyip Erdoğan ve AKP’yi şirin göstermek için ellerinden geleni yapıyor. Oysa tüm siyasi hayatı takıyye ile geçen bu zihniyet artık iyice kendini göstermiştir. Halkın uyanışı bu takıyyenin de sonunu getirmek üzeredir.

Devamını Oku

Sayın Valim, tehlike geçti mi?

15 Mayıs 2007

İstanbul’da 1 Mayıs’ta yaşananlar hala hafızalarda. Ancak böyle günler geçip gidiyor ve kimsenin aklına geri dönüp bunun hesabını sormak gelmiyor.Bugün İstanbul Valisi Sayın Muammer Güler’e o günle ilgili çözemediğim bazı şeyleri sormak istiyorum;Sayın Valim,1 Mayıs’ta evlerinden çıkan yüzbinlerce İstanbullu bir sürprizle karşılaşmıştı. TEM otoyolunun gişelerinde araçlar durdurulup aranıyordu. Boğaz Köprüleri’nin trafik akışı tek şeride indirilmişti. Metro çalışmıyordu. Otobüsler normal seferlerini yapmıyordu. Vapurlar ile deniz otobüsü seferleri iptal edilmişti. Yolcu motorlarına da izin verilmiyordu.Bunların yanı sıra Taksim’e doğru giden yollar da kesilmişti. Bütün bunların sebebi aslında basitti. Başta DİSK olmak üzere bazı kitle örgütleri 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmak istiyordu. 30 yıl önce Taksim meydanında yapılan 1 Mayıs törenlerinden sonra çıkan kargaşada 30’un üzerinde vatandaş ölmüştü. DİSK 30’uncu yılda küçük bir anma töreni yapmayı düşünmüştü.Ancak siz buna izin vermemiştiniz. Bu önlemler yüzünden bazı yerlerde çatışmalar çıkmış, polisin yersiz ve gereksiz şiddet kullanması nedeniyle eylemlerle ilgisi olmayan pekçok vatandaş da mağdur edilmişti.Bu önlemleriniz nedeniyle o sırada yayın yapan televizyonlarda hakkınızda ağır eleştiriler başlamıştı. Öğle saatlerine doğru durumun aleyhinize gittiğini gördünüz, tavrınızı biraz yumuşattınız ve 1000 kişilik bir DİSK heyetinin Taksim’e çıkmasına izin verdiniz.Ancak hemen ardından önemli medya kuruluşlarının en tepe yöneticilerini aramaya başladınız. Onlara söylediğiniz şuydu:Büyük bir ihbar aldık. Bugünü bahane eden bazı örgütler bombalı saldırılar ve suikastler yapacaklar. İstanbul büyük tehlike altında. Bu kadar sert ve sıkı önlem almak zorundayım, bana yardımcı olun.Yöneticiler bu samimi beyanlarınızdan etkilendiler. Nitekim televizyonlardaki eleştiriler öğleden sonra hafifledi. Ertesi gün yayınlanan gazeteler ise eleştirilerini sıralamakla birlikte size de hak verenler çıktı.Sayın Valim,O gün üzerinden artık çok geçti. Ama benim merakım şu. 1 Mayıs için aldığınız ihbar asılsız mı çıktı? Yoksa sözünü ettiğiniz örgüler başka bir önemli günde yapmak üzere planlarını erteledi mi?Çünkü bunca gün içinde İstanbul’da ne bir terörist yakalandı, ne patlayıcı ele geçirildi.Acaba İstanbul halkı için tehlike bitti mi?Yoksa siz o gün uğrayacağınız eleştirileri azaltmak için böyle bir ihbar olduğunu mu söylediniz?Sayın Valim, herkesin yüreğini ferahlatmanız gerekmiyor mu?*****Meğer direkten dönmüşüzVecdi Gönül’ün Özal’ın içki içmesiyle ilgili sözlerini Bilal Çetin’in köşesinde okumuştunuz. Gerçi Bilal Çetin, aldığı bilgiyi aktardıktan sonra, burada ismi geçen Vecdi Gönül ve Murat Başeskioğlu ile de konuşmuş. İki taraf da anlatılanları doğruluyor aslında. Elbette herkes olayı kendine yontacaktır. Sonuç olarak Vecdi Gönül’ün Özal’ı “içki içtiği için” pek Müslüman görmediği bu nedenle Abdullah Gül’ün adaylığına çok sevindiğini söylediği bir gerçek.Şimdi filmi biraz geri sayalım. Abdullah Gül’ün adaylığa atandığı açıklandığında herkes şaşırmıştı. Çünkü beklenen aslında Vecdi Gönül ya da ona benzer birinin adaylığa atanmasıydı.Ardından askerin tepkisi de gelince bazı çevreler şu yorumu yapmıştı: “Tayyip Bey yanlış yaptı. Eğer Vecdi Gönül’ü aday yapsaydı ne askerin tepkisi bu kadar olurdu ne de meydanlarda yürüyenler o kadar coşku gösterirdi. CHP de Anayasa Mahkemesi’ne gidemezdi.” Bu yorumlar bana göre de doğru.Ama, Allah Türkiye’ye hep yardım etmiştir. İşte bu olayda da gördük, maazallah Tayyip Bey, karısının başı açık diye Vecdi Bey’i atasaydı ne olacaktı?Aynı kafa şimdi Çankaya’daydı. “Verilmiş sadakamız varmış” denir ya. İyi ki Bilal Çetin Vecdi Gönül gerçeğini ortaya çıkardı da, milletçe nasıl direkten döndüğümüzü öğrenmiş olduk.*****1000 bağımsız adaylı pusulaAKP ve CHP el ele vererek Güneydoğu’daki Kürt vatandaşların bağımsız adaylık yoluyla Meclis’e gelmelerini engellemek için bağımsız adayların isimlerinin oy pusulalarına yazılmasını kararlaştırdı.Bu demokratik açıdan zaten çok yanlış ve ayıp. Ancak işin bir de arka yüzü var. Duyuyoruz ki, bu antidemokratik tavra karşı DTP’liler pek çok büyük kentte 1000’e yakın bağımsız aday koymak için çalışıyormuş. Bağımsız adaylık koymak çok kolay, sadece başuruyorsunuz o kadar. Ama başvuran herkesin adı bu durumda birleşik oy pusulasına yazılacak. 22 partiye ayrılan bölümden sonra 1000 bağımsız adayın da pusulalara yazıldığını düşünün. Bu durumda oy kullanma zarfı değil torbası gerekecektir, bunları da sandığa değil konteynerlere atacağız herhalde.*****Tatil yerinde oy kullanmayın22 Temmuz’daki seçim bu tarihte tatil yapacakları telaşlandırdı. Yüksek Seçim Kurulu da tatil yerlerinden ikametgah senedi alanların buralarda oy kullanmak üzere başvurabileceklerini açıkladı. Şimdi bir çok kişinin tatil yerinde oy kullanmak için belgelerini tamamladığını duyuyoruz.Ancak tatil yerinde oy kullanmanın bazı sakıncaları var. Her oy geneli de etkileyeceği için partilerin ülke barajını aşması açısından bir sorun yok.Buna karşın tatil yerlerinin bağlı olduğu illerde milletvekili sayısı büyük kentlere göre çok az. Bu durumda örneğin İstanbul’dan Bodrum’a gidecek vatandaşlar, oylarını Muğla ili için kullanacak. O oylar Muğla’da milletvekili dağılımını belki etkilemeyecek bile ama İstanbul’da daha çok milletvekili çıkarabilecek bir partiyi aşağı çekebilecek. Bu nedenle tatil yerinde oy kullanmak isteyenler bir daha düşünmeli. En azından tatil beldesi kendi bulunduğu il sınırları içindeyse bunu yapmalı.

Devamını Oku

Veto değil gerekçesi önemli

13 Mayıs 2007

AKP iktidarı “madem öyle işte böyle” mantığı ile hem demokrasiye hem de siyasi sisteme hançer sokarak anayasa değişiklikleri yaptı.Aklı başında herkes bu anayasa değişikliklerinin bir ihtiyaçtan değil, tamamen Tayyip Erdoğan ve yakın çevresinin iktidar hırsından kaynaklandığını biliyor.Kazara bu anayasa değişikliklerinin hayata geçmesi halinde yaşanacak kaosu da herkes biliyor.Ancak Erdoğan ve çevresi sisteme sokulan hançeri savunmak adına “Cumhurbaşkanını halkın seçmesinden neden korkuyorsunuz?” türünde vıcık vıcık popülizm kokan bir söylemle halkın kafasını karıştırmaya çalışıyor.Bu nedenle gözler ister istemez Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e çevrildi.Çünkü Türkiye’yi büyük sıkıntıya sokacak olan anayasa değişiklikleri ancak Sezer’in hukuksal engellemesiyle durdurulabilecek.Yaygın inanç Sezer’in bu değişiklikleri veto edeceği yönünde.Ancak Türkiye ile inatlaşmaya giden Erdoğan “Veto gelirse tekrar aynen kabul ederiz, gerekirse referanduma da gideriz” diyor.Bu elbette mümkün. İktidarının sona ermesinden artık derin bir endişe duyduğu belli olan Tayyip Erdoğan ve yakın çevresi elinden geleni yapmaktan kaçınmayacaktır.Gelelim Cumhurbaşkanı Sezer’e. Ben de herkes gibi Sezer’in bu değişiklikleri veto edeceğini düşünüyorum. Çünkü görevde bulunduğu 7 yıl boyunca hukuka bağlı kalarak, AKP’nin pek çok keyfi uygulamasını durduran Sezer’in, Türkiye’nin geleceğine hançer sokan bu girişimi onaylaması mümkün görünmüyor.Ancak ben Sezer’in veto kararından çok bunun hukuki gerekçelerini merak ediyorum.Çünkü öyle sanıyorum ki Sezer yapılan bu anayasa değişikliklerini enine boyuna tartacak ve bir karara varacaktır. Burada önemli olan Sezer’in hangi hukuki gerekçeleri öne süreceğidir. Öyle sanıyorum ki Sezer veto gerekçesini bir hukuk dersi niteliğinde hazırlayacaktır.Sezer’in hukuki gerekçeleri bana göre şu ana kadar olacağını düşündüğümüz veya sandığımız her şeyi değiştirebilir. Sezer’in anayasa değişikliği ile ilgili veto gerekçeleri her şeyi yeni baştan ele almamızı gerektirebilir.Bunu son günlerde çeşitli yerlerde dile getirdiğimde herkes bana “Yani ne olabilir?” diye soruyor.Oysa gerçekten bilmiyorum. Ama herkese şunu söylüyorum: “Bundan üç buçuk ay önce Sabih Kanadoğlu Cumhuriyet gazetesinde bir makale yazarak cumhurbaşkanlığı seçimi için 367 sayısının gerekli olduğunu ileri sürmüştü. Bunu Türk basınında ilk yazan kişi bendim. Konuyla ilgili iki yazı daha yazdıktan sonra 367 kamuoyunun da gündemine girdi. O zaman herkes bu iddiaya dudak büküyor ve olamayacağını söylüyordu. Oysa şimdi AKP 367 şokunu yaşıyor ve bunun intikamını almak için akıl almaz operasyonlara girişiyor.” Bunu söyledikten sonra da ekliyorum: “Göreceksiniz, yine hiç kimsenin aklına gelmeyen, söylendiğinde yine herkesin dudak bükeceği bir hukuk yorumu Türkiye’nin kaderini değiştirecek.” Çok açık söylemek istiyorum ki, bunu bir bilgiye dayanarak yazmıyorum. Tıpkı aylar önce “Tayyip Erdoğan veya bir benzeri Cumhurbaşkanı olamaz” dediğim gibi bunu da gözlemlerime, izlenimlerime ve bu ülkenin demokrasiye bağlı bir ferdi olarak hissettiklerime dayanarak yazıyorum.Türkiye demokrasiye asla inanmayan, bunu Türkiye’yi bir İslam devleti yapmak için araç olarak kullanan Tayyip Erdoğan ve fikirdaşlarına bir daha bu şansı vermeyecektir. Bunun için demokrasinin ve hukukun bütün kuralları kullanılacaktır.Türkiye kumar oynamayacak kadar büyük bir ülkedir. Bu nedenle Sezer’in gerekçelerini merak ve heyecanla bekliyorum.*****Süleyman Bey oyunu kime verecek?Geçen akşamlardan birinde Demirel’e çok yakın olduğu bilinen İsmail Amasyalı ile karşılaştım. Doğal olarak bir süre son siyasi gelişmeler üzerinde sohbet ettik. İsmail Amasyalı, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’dan milletvekilliği teklifi aldığını söyledi.Bu ilginç bilgi üzerine “Peki ne cevap verdiniz?” diye sordum. İsmail Amasyalı da “Sayın Baykal’a teşekkür ederek (Biliyorsunuz ben Sayın Demirel’den icazet almadan böyle bir kararı vermem, kendisine sormama izin verin) dedim” cevabını verdi.Peki sonra ne olmuş?Amasyalı Süleyman Demirel’i ziyaret etmiş. Kendisine yapılan teklifi aktardıktan sonra “Bu konuda ne yapmamı istersiniz efendim” demiş.Demirel de “Böyle bir teklif varsa kabul et” karşılığını vermiş.İsmail Amasyalı aslında bu cevaba şaşırmış. Üsteleyerek “Yani siz CHP’yi mi destekliyorsunuz?” demiş.Demirel cevap olarak şunu söylemiş: “Bana kabul edeyim mi diye sordun, buna evet derim. Hayır etme desem bu sefer kime gideyim diye soracaksın. İşte benim buna verecek cevabım yok.” İsmail Amasyalı bu konuşmadan Demirel’in şu anda hiçbir partiye destek vermediği ve vermeyeceği mesajını çıkarmış.Ben de Amasyalı’ya katıldığımı belirtmekle beraber şunu da ekledim: “Süleyman Bey’in sözlerini birkaç kez değerlendirmek gerekir. Bu sözlerden başka anlamlar çıkarmak da mümkündür. Örneğin seçim gününe kadar hiç umulmadık gelişmelerle karşılaşabiliriz belki de.” *****Bir avanta hikayesiBirinci ağızdan dehşet içinde dinlediğim bir olayı aktarmak istiyorum. Yer Almanya. Başbakan bir fuar gezisinde. Alman Başbakanı Merkel de kendisiyle birlikte.Başbakanı izleyen kalabalığın içinde, çok kısa bir süre önce Türkiye’de “rekor” sayılan bir fiyatla ihale alan dev bir şirketin çok genç Türk temsilcisi de bulunuyor. Tayyip Bey’le birlikte Almanca’yı çok iyi konuştuğu için gelen bir danışman da var.Bu danışman bir ara ihale alan firmanın Türk temsilcisini görünce yanına çağırıyor. Sonra Tayyip Bey de tanıştırmak için içeri davet ediyor.Genç Türk yarım saat sonra tekrar ortaya çıkıyor.İşte bana olayı anlatan birinci ağız devreye giriyor. Tanığım, çok iyi tanıdığı genç Türk’e “Hayrola ne yaptın?” diye soruyor.Genç Türk danışmanın kendisiyle bir süre konuştuğunu ve Tayyip Bey’e takdim ettiğini anlatıyor.Tanığım yarı şaka yarı ciddi soruyor, “Ne o yoksa danışman ihaleden istediği avantayı mı aldı senden?” Genç Türk biraz da tecrübesizlikten olsa gerek bir anda oltaya takılıyor ve şu cevabı veriyor: “Valla hocam sandığın kadar çok vermedik.” *****Teşekkürler İzmirİzmir tarihi bir gün yaşadı. Cumhuriyet ve ilkelerine sahip çıkan milyonu aşkın İzmirli Türkiye’yi karanlık bir döneme çekmek isteyenlere karşı en güzel mesajı verdi.İnanıyorum ki artık bugünden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.Tayyip Erdoğan ve yakın çevresi istediği kadar demokrasinin itiraz edilemez kurallarını kendilerine yontup Türkiye’nin geleceğine çomak sokmak istesin, artık başaramayacağını görecektir.Eğer Tayyip Bey ve yanında taşıdıkları Erzurum’da devlet gücüyle toplanan kabalalıklara bakıp “İşte Cumhur” sözünü inanarak söylüyorsa yanıldığını çok kısa bir süre sonra anlayacaktır.Türkiye’nin aydınlık yüzü ülkenin geleceğinin AKP ve onun zihniyetine asla teslim edilemeyeceğini gördü ve tüm dünyaya da gösterdi.Milyonlar AKP’nin “makas değiştirmek” isteğine karşı çıkmıştır. Kötü gidiş artık durdurulmuştur, bundan kuşkunuz olmasın. Artık güzel günlere daha yakınız.

Devamını Oku

Atatürkçü Tayyip Bey meydanda

13 Mayıs 2007

Lafı hiç eğip bükmeden doğruyu söylemek gerekir. Gerçekten AKP Erzurum’da çok iyi hazırlık yapmış. İster bindirme kıtalar deyin, ister zorla getirilmiş onbinler deyin, Erzurum Tayyip Bey’in ve AKP’lilerin yüzünü güldürdü dün.Ama şunu da söylemek gerekir ki, Cumhuriyet mitinglerinin çok faydası olmuş ve AKP de Türk Bayrağı ile tanışmış.Erzurum’da dün hiçbir AKP mitinginde olmadığı kadar çok Türk Bayrağı vardı. Belli ki Tayyip Bey mitinge katılanların sadece Türk Bayrağı taşımasını istemiş. Aradaki tek tük AKP bayrakları alana sadece biraz farklı renk veriyordu, o kadar.Elbette bu kalabalığa bakıp da “Eyvah irtica çok büyümüş” demenin de alemi yok bana göre. Çünkü dün Erzurum meydanında AKP için toplanan kalabalık, dün belki de AP’ye, ANAP’a, DYP’ye, MHP’ye belki de CHP veya DSP’ye oy vermişti.O kalabalıkları “irticanın ayak sesleri” olarak tanımlamak bana göre büyük yanlış olur.Tayyip Bey devletin tüm gücünü kullanarak, valisiyle, belediye başkanıyla, tüm bakanlarla birlikte seçim kampanyasını da başlatmış oldu.Meydan Cumhuriyet mitingini andıran bir Türk Bayrağı seli ile kaplıyken kürsüdeki Tayyip Bey de bol bol “Mustafa Kemal” “Kurtuluş Savaşı” edebiyatı yaptı.Gerçi Atatürk’ten bu kadar sık söz etmek Tayyip Bey’in ağzına pek yakışmıyor ama, O da zaten Atatürk’ün sadece “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözlerine sarılıyor. Sanki Atatürk’ün söylediği başka söz yokmuş gibi Tayyip Bey ısrarla Cumhurbaşkanlığı seçimini anımsatmak için bu vecizeyi örnek gösterdi kalabalıklara.Devlet gücüyle başlatılan seçim kampanyasında Başbakan Tayyip Bey, önümüzdeki günlerde gerginlik politikasını daha da tırmandıracağının sinyallerini verdi.Tayyip Bey’in yüzü gülüyordu ama gerginliği de belli oluyordu. Çünkü herhalde biliyordu ki, Erzurum’u dolduran kalabalık kendisini kurtarmaya yetmeyecektir.*****İki sandık konursaAKP’nin, intikam hisleriyle yanına ANAP’ı da alarak kabul ettiği Anayasa değişiklik paketi eğer uygulamaya geçerse bir sürü karışıklığı ve soru işaretini de yanında getirecek.Diyelim ki Sezer değişiklikleri veto etmedi ve 22 Temmuz’da halkın önüne çifte sandık kondu. Bu durumda cumhurbaşkanını da halk seçecek.Ancak kabul edilen değişiklik maddelerinde adaylıkla ilgili belirsiz tanımlamalar var.Örneğin şunu merak ediyorum. 22 Temmuz’da iki sandık olursa, cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan isimler aynı zamanda milletvekili adayı da olacaklar mı? Adaylar ortaya ne zaman çıkacaklar? Adaylar propaganda konuşmalarında ne söyleyecekler, halka ne vaat edecekler?Ayrıca, cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan kişi eğer başbakan, bakan veya milletvekili ise, bu vasıfları sona erecek mi?*****Erzurum’da kadın yok mu?AKP Tayyip Bey’in talimatıyla Erzurum’u güzel organize etmiş ve Tandoğan, Çağlayan, Manisa, Çanakkale mitinglerini adeta aynen kopyalamış da, bir şeyi unutmuş gibi geldi bana.Cumhuriyet mitinglerinde kalabalıkların ağırlıklı bölümünü kadınlar oluşturuyordu. Ancak Erzurum mitinginin televizyon ekranlarına yansıyan bölümlerinde kadınlara fazla rastlamadık. Olan kadınlar da, kalabalığın kenarlarında toplu halde ve uysal biçimde izliyordu mitingi.Belli ki Erzurum’da gövde gösterisi yapmak için bölgenin her tarafından insan toplayan AKP teşkilatlarının gücü kadınları da meydana getirmeye yetmemiş.*****Tesadüfe bak, İzmir’de bir gün önce bomba patlıyorİzmir polisi ne yapıp ne edip tarihi İzmir mitinginden bir gün önce Bornova’da patlatılan bombanın sorumlularını bulmalıdır.Bu provokasyonu ortaya çıkarmak polisin de namusunun borcudur.Çünkü belki patlatılan bomba, etki sahası açısından çok güçlü değildir, ama yaratacağı endişe çok büyüktür.Amaç çok bellidir. Bir aydır meydanları dolduran milyonlarca insanın iktidar üzerinde yarattığı hasarın intikamı provokasyonlarla alınmak istenmektedir. Tarihi olacağı bilinen İzmir mitingine katılımın düşürülmesi için, karanlık bazı yüzler yine insan canına kastetmeyi bile göze almışlardır.Türkiye’de ilk kez karşılaştığımız bisikletli bomba biliyorum ki yüreği laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti isteyen milyonlarca insanı asla korkutmayacak hatta öfkesini daha da kabartacaktır.İktidar Türkiye’nin öteki ucunda Cumhuriyet mitinglerini taklit ederek gösteri düzenlerken, İzmir’de tarihi mitingden bir gün önce bomba patlaması umarım sadece tesadüften ibarettir.*****AnnelerimizAnnelerimiz en kutsal varlıklarımız. Ve annelerimiz, yıl 2007’yi gösterirken, nasıl kutsal olduklarını bir kere daha gösterdiler.Türkiye’yi ortaçağ karanlığına götürmek isteyen bir zihniyete karşı cesaretle ortaya çıktılar, meydanları doldurdular ve kötü gidişe dur dediler.Annelerimiz, kadınlarımız, ablalarımız, kız kardeşlerimiz bugün yine meydanlarda. İzmir’de karanlığa karşı ellerinde Türk bayraklarıyla haykıracaklar.Bir söz de kendi anneme. Babamla birlikte evde kurdukları sevgi, hoşgörü, anlayış iklimi içinde yetiştirdiler beni. Demokrasiye bağlılığı, ülkeyi sevmeyi, Atatürk devrimlerine bağlı kalmayı da onlardan öğrendim.Kendimden önce başkalarının hakkını düşünmek, kimseyi incitmemeye çalışmak, çıkar uğruna ruhunu satmamak onların benliğime işlemiş değerleridir.Sevgili annemin ellerinden öperim.

Devamını Oku

Batı basını AKP’yi neden destekliyor?

11 Mayıs 2007

Son günlerde bazı Avrupa ve Amerika çıkışlı gazete ve dergilerde AKP iktidarının açıkça desteklendiği görülüyor.Hatta Economist dergisi Türkiye’yi kapak yaparak “Demokrasiye en büyük hizmet AKP’yi seçmektir” başlığı ile konuyu en uç noktaya bile taşıdı.Peki batı basınının AKP’ye bu yoğun desteğinin anlamı nedir acaba?Birinci neden çok basit. Batılı kimi şirketler AKP iktidarı sırasında Türkiye’de çok ciddi paralar kazandı. AKP iktidarının gitmesi halinde bu tatlı düzenin sürmeyeceğinden korkan bazı batılı finans kuruluşları medyayı etkiliyor haliyle.Ancak şunu da itiraf etmek gerekir ki batı medyası sadece bazı finans çevreleri adına AKP’ye destek vermiyor sadece. Bu yazıların içinde sosyolojik ve siyasi tahliller de var.Ancak sorun Türkiye’yi bilmemek, Türkiye gerçeklerinden haberi olmamakta yatıyor.Şöyle: Kendi ülkesinde demokrasinin tüm nimetlerinden yararlanarak yaşayan bir batılı yazarın Türkiye’ye bakarken AKP’yi önde tutması ve desteklemesi son derece normal.Çünkü, batılı bir yazar sadece şu andaki duruma bakıyor. Böyle bakınca da ortada çok net bir durum var. AKP iktidarı Meclis’te 352 sandalyeye sahip. Ondan sonra gelen parti ise 151’de. Bunun dışında da 20 kişilik bir parti ile toplamı 20’yi bile bulmayan diğer partiler ve bağımsızlar var.Bu durumda batılı bir yazar bu kadar güçlü bir iktidara karşı yapılan tüm karşı çıkışları da demokrasi dışı sanıyor.İkinci bir yanlışlık da şu: Batılı yazar Türkiye’nin yüzde 99’u Müslüman olduğuna göre, bu dini ön plana çıkaran bir partinin de doğal olarak en büyük parti olacağını düşünüyor. Türkiye’nin yaptığı devrimleri, laik demokratik hukuk devleti düzenini kavrayamayan batılı yazar, AKP’ye karşı çıkanların ve laikliği savunanların Müslümanlığa karşı çıktığını sanıyor. Asker de benzer görüş belirtince bunun demokrasiye aykırı olduğunu düşünüyor.Bu açıdan bakarsanız, Batı medyasının AKP’ye olan desteğinin kolaylıkla değişebileceğini de görebilirsiniz.*****İzmir şöleniİzmirliler diyor ki “Öyle bir miting yapacağız ki Çağlayan bile gölgede kalacak.” İzmirli bir akrabam aradı, “Mitinge bile gerek yok, İzmir öyle coşku dolu ki, miting sadece bunu bir kez daha kanıtlayacak” dedi.İzmir’de neredeyse bayrak asılmamış tek ev bile kalmamış. Denizden bakınca Alsancak ve Karşıyaka sanki güller açmış gibi görünüyormuş.İzmir oldum olası Atatürk devrimlerine, cumhuriyetin temel ilkelerine, demokrasiye, sosyal hukuk devletine sahip çıktığını göstermiştir. Coşkunun bu kadar büyük olmasının kaynağında elbette bu var ama Tayyip Bey’in “gavur İzmir” benzetmesi yapmaya kalkmasının da çok etkili olduğu belirtiliyor. İzmirliler “Erdoğan çağdaş İzmir’den hiç oy alamadığı için bizi bu tür sözlerle aşağılamaya kalkmıştı. Şimdi cevabını alacak” diyorlar. Bu arada ekonomik verilere göre AKP iktidarı döneminde İzmir’in diğer illere göre çok geriletildiği de dikkat çekiyor.*****Medyaya örtülü baskı gibiCine-5’teki Başka Yerde Yok programına katılmıştım. Çıkışta eskiden birlikte çalıştığım bazı arkadaşlarımla sohbet ettim. Eski arkadaşlarım, TMSF’nin yönetimi tekrar Erol Aksoy’a bırakmasından sonra ciddi değişimler yaşandığını, özellikle reklam gelirlerinin hayli yükseldiğini belirterek “Ancak yakında binadan çıkmak zorundayız. İşler tam iyi giderken bu büyük yıkım olacak, endişeliyiz” dediler.Olay şuymuş: İktisat Bankası’na el konduktan sonra Halk Bankası da Erol Aksoy’un sahibi olduğu binayı borcuna karşılık icra yoluyla satışa çıkarmış. O sırada alıcı olmayınca, bina yüzde 40 eksiğine Halk Bankası’na geçmiş. Banka 10 milyon dolara tapuyu üzerine almış. Daha sonra TMSF ile protokol imzalayan Erol Aksoy Halk Bankası’na başvurarak “Binayı kâr da sağlayarak bana satın, ben ayrıca İktisat Leasing’den oluşan 5 milyon dolarlık borcu da ödeyeyim” demiş.Banka yönetimi bunu çok iyi bir teklif olarak değerlendirip kabul etmiş. İhalede Başbakan’a çok yakın olduğu bilinen Çalık Grubu binaya 33 milyon dolar vermiş. Erol Aksoy da hemen Halk Bankası’na gidip “34 milyon dolar artı 5 milyon diğer borcu hemen veriyorum” demiş, ama banka verdiği sözü unutup bunu kabul etmemiş.Aksoy bunun üzerine Ahmet Çalık’a ve Başbakan Erdoğan’ın damadı olan holdingin genel koordinatörü Berat Albayrak’a mektuplar yazarak kendisine verilen sözleri anlatmış ve binanın kendisine satılmasını rica etmiş. Çalık ve Albayrak bu mektuplara cevap vermemişler. TMSF Başkanı Ahmet Ertürk de kendi alacağının sıkıntıya girmemesi için Ahmet Çalık’tan ricacı olmuş, ona da cevap gelmemiş. Şimdi tamamen bir televizyon için inşa edilen Cine-5 binası boşaltılacak. Cine-5’teki teknik yöneticiler “Bu binanın sadece üç bodrum katında kilometrelerce kablo döşeli, çatı güçlendirildi ve üzerine tonlarca ağırlıktaki antenler takıldı, bizim bu binadan çıkmamızın maliyeti bile nereden baksanız 4-5 milyon dolar” diyorlar.Bunun tek mantığı olabilir. AKP ve yandaşları medyayı dolaylı yoldan böyle baskı altında tutmaya çalışıyor.*****Anket yine kafa karıştıracakSeçimler yaklaştıkça anket bombardımanı da başladı. Hangi birine güveneceğiz bilemiyoruz. Çünkü bir ankette AKP yüzde 30’un altında, başkasında yüzde 40’ın üzerinde. Birinde barajı aşan partiler bir diğerinde yüzde 5’in bile altında. Yabancıların yaptığı anketlere güvenelim diyorsunuz, onlarda da manzara aşağı yukarı aynı.Ya anket yapanlar kasıtlı olarak çarpıtıp bundan siyasi bir amaç umuyorlar ya da Türk halkı anketçilerle dalgasını geçiyor. Seçim anketi yapmak da artık çok riskli hale geldi.

Devamını Oku

Kürsü farklı meydanlar farklı

10 Mayıs 2007

Son günlerde milyonların katıldığı büyük mitingler ile ilgili sohbetlerde benzer sorularla karşılaşıyorum.Diyorlar ki: “Kürsüde konuşulanları dinliyor musun, onlara katılıyor musun?” Bunun neden sorulduğunu elbette anlıyorum.Çünkü bizler burada bu büyük uyanışı anlatırken Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehlikeleri sayıyor, bunlara karşı toplumun duyarlı olmasını sağlamaya çalışıyoruz.Ancak kürsülerde konuşulanlar sadece bu kapsamda olmuyor çoğu kez.Kürsüde konuşan bazı isimler Avrupa Birliği’ne karşı çıkıyor örneğin. Ya da özelleştirmelerin vatanı satmak olduğunu ileri sürüyor. Yabancı sermayeyi istemiyor. Hatta bazı konuşmacılar dinle ilgili söylemlerinde milyonları rencide edecek hassasiyetlere bile özen göstermiyor.İşte soru soranlar bunu kastediyorlar. Hemen söylemek istiyorum. Bizzat gidip yerinde gözlediğim iki büyük mitingde de kürsüde konuşulanları dinleme şansım olmadı. Çünkü büyük kalabalığın çevresini dolaşıp içlere doğru girip çıktım. Ancak bu süre içinde kürsüdeki konuşmaları dinlemek de mümkün olmadı. Edip Akbayram’ın şarkıları hariç. O nostaljik şarkılar toplumu nasıl da canlandırıyordu.Buna karşın bazı konuşmaları daha sonra yapılan tekrar yayınlarda dinleme şansını buldum.Yine hemen söyleyeyim, kürsüdeki tüm konuşmalara katılmak ve benimsemek elbette mümkün değil. Ancak şurası da unutulmamalı ki, o mitingler sadece bir partinin ya da görüşün temsili değildi. Özellikle katılımcıların belki de yarıdan fazlası kendisini bir partiye oy verecek kadar bile politize görmüyordu.Kürsüde konuşulanlara gelince; AB’ye karşı çıkmak, yabancı sermayeyi istememek, her özelleştirmeye peşkeş çekmek olarak bakmak doğru değil.AB’nin Türkiye’ye yönelik dayatmacı politikalarına, bizim siyasetçilerimizin teslimiyetçi politikalar uygulamalarına karşı çıkmak başka, tümden AB’yi istememek başkadır. Elbette AB’den yanayım, ama bu topluluğun karşısında başı dik alnı açık olmak kaydıyla.Yine bazı özelleştirmelerin önceden yapılan pazarlıklarla bir peşkeşe dönüştüğünü söylemek gerek. Ancak devletin sırtına yük olmuş, siyasetçilerin oy uğruna büyük zararları göze alarak adeta iş bulma kurumu gibi çalıştırdıkları bazı kuruluşların özelleştirilmesine de karşı çıkmamak gerek. Bu ekonominin temel bir yasası artık. Yabancı sermaye ise hiç de korkulacak bir şey değil. Önemli olan yabancı sermayenin Türkiye’de istihdam yaratması ve ülkeye artı değer bırakması.İthalat yapıp üretilen malları çok küçük bir katma değerle ihraç etmek, bir kişiye bile yeni iş alanı açmamak yabancı sermaye olarak değerlendirilmemeli.Sıcak para adı altında milyar dolarlar getirip sonra faizini halktan toplayıp gidene de yabancı sermaye demem.Sonuç olarak mitinglerdeki kürsülerde konuşulanların çok farklı ama katılımcıların çok farklı olduğunu söyleyebilirim. Belki canlı yayın yapan televizyonlar da bu ayrıma özen göstererek sadece kürsüleri göstermezler artık.*****Çelik ile BüyükanıtGenelkurmay bildirisinde ilk öğretim kurumlarındaki bazı törenlerde minik çocuklara dini gösterilerin yaptırıldığının da yer alması üzerine Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik çok telaşlanarak Genelkurmay Başkanı’nı ziyaret etmişti. Aralarında hayli uzun bir görüme olmuştu.Bakan Çelik bu görüşmeden sonra Meclis kulislerinde AKP’lilere görüşmeyi anlatırken “Paşa’yı ikna ettim” diyerek şöyle konuşuyormuş: “Paşam keşke bize söyleseydiniz, hemen tedbir alırdık dedim. Paşa da bana hak verdi. Aramızı düzelttik, artık bir sorun çıkmaz.” Çelik’in bu konuşması Genelkurmay’a da gitmiş. Kuliste bir AKP’li Çelik’in kulağına “Paşa anlattıklarına çok bozulmuş, gerçek böyle değil diyormuş” demiş. Çelik’in yüzü birden asılmış.*****Karşıt sloganAKP iktidarı elinde tuttuğu belediyeler aracılığı ile büyük kentlerin açık hava reklam yerlerini canının istediği gibi kullanıyor.İstanbul Belediyesi neredeyse tüm köprülerin korkuluklarını kendi reklam aracı haline getirdi. Buralara asılan dev pankartlarda ya kendini övüyor ya da AKP ile ilgili sloganlar yazıyor. Son günlerde köprülerin üzerine asılan sloganlardan biri de “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Öyle kalacaktır.” Bu neyi çağrıştırıyor. Atatürk’ün sözünü alıp sonuna yapılan ekleme ile “Türkiye laiktir, laik kalacaktır” sloganına üretilmiş bir karşı slogandır bu. AKP’liler “zekâ” adı altında bu tür “kurnazlıklara” çok başvuruyor. Ankara mitinginden bir kaç gün önce bütün sokakları sözde Spor Toto ilanı adı altında “Suça ortak olmayın” sloganıyla doldurmak, bilboard’lara Atatürk’ün kalpaklı resimlerini koyarak “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” demek, köprülerin üzerine Atatürk’ün ünlü “Tek bir makam vardır, o da milletin kalbinde ve vicdanındadır” sözünü yazmak bu kurnazlığın örnekleri. Ama görüyorsunuz artık bu kurnazlıkların hiçbiri para etmiyor. Ayrıca Belediye de bedava yaptığı bu reklamların hesabını verebilecek mi acaba?*****Mutsuz ErdoğanTayyip Bey sanıyorum en mutsuz günlerini Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanlığı adaylığına atadıktan sonra yaşadı. Abdullah Gül 367 oyu sağlamak için o kapı senin bu kapı benim gezerken medyada da hakkında pek çok şey yazıldı. Eleştirileri bir kenara bırakalım, Tayyip Bey’i mutsuz eden Gül’le ilgili övücü yazılardır. Çünkü ne dendi Abdullah Gül için: Daha güler yüzlü. Daha uzlaşmacı. Daha medeni. Daha eğitimli. Lisan biliyor. Dünyada daha etkili.Buradaki anahtar kelime “Daha”dır.Kime göre “daha” elbette ki Erdoğan’a. Ondan daha güler yüzlü, ondan daha uzlaşmacı, ondan daha medeni, ondan daha iyi eğitimli, yurt dışında ondan daha etkili ve üstelik lisan biliyor. Tayyip Bey bu övgüleri okurken herhalde “Ben ne yaptım?” diye geçirmiştir içinden. Demek ki artık Abdullah Gül bir daha Cumhurbaşkanı adayı olmayacaktır.

Devamını Oku

Baykal’ın elindeki tarihi fırsat

9 Mayıs 2007

Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında AKP’nin demokrasiyi tıkayan ve sisteme dayatma yapan politikası CHP’ye geniş bir ufuk açtı.Çok yakında yapılacak erken seçimde, eğer CHP toplumun sesini dinleyerek yeni politika ve stratejileri hayata geçirirse hem kendi adına bir devrimi gerçekleştirir hem de Türkiye’nin önünü açar.Kaç gündür CHP ile DSP arasındaki birleşme çabalarını izliyoruz. Bir gün herkes bitti gözüyle bakarken bir anda durum tam tersine dönüveriyor.Burada egemen olan izlediğim kadarıyla partilerin iç yapılarıdır.Türkiye’de partiler laf olarak halka dayandıklarını söylerler ama, gerçek böyle değildir. Partilerde asıl egemen olan güç adına “taban” ya da “parti örgütü” denilen dar bir kadrodur. Liderler halka güler yüz gösterirken, yan gözle de tabanı, parti örgütünü gözetmek zorundadır. Çünkü lideri lider yapan halkın ilgisi ve sevgisi değil, bu parti örgütüdür. Tüm halk karşı olsa bile parti örgütünün seçtiği kişi genel başkandır.Parti örgütlerinin değiştirilemez kuralları ve tabuları vardır. Genel başkanlar ve diğer yöneticiler parti örgütlerinin bu tabularını yıkacak cesareti kendilerinde bulamazlar.Çünkü parti örgütleri başları sıkıştığı anda üst kademeyi tehdit eder. Bu tehditler seçimlerde desteğin çekileceğinin söylenmesine kadar da varabilir.Ve bugüne kadar hiçbir parti lideri parti örgütlerinin bu tehditlerinin doğru olup olmadığını test etme cesareti bulamadığı için her seferinde halkın sesi yerine parti örgütlerinin sesini dinlemişler ve hüsrana uğramışlardır.Akıllandıklarını sanırsınız, ama yeni bir seçimde aynı gelişmeler tekrar yaşanır.İşte CHP’nin önündeki tarihi fırsat budur.Deniz Baykal, ilk kez cesaret edip parti örgütü denilen ahtapotu devre dışı bırakabilirse, partisini baştan aşağı yenileme şansı bulacaktır.Parti örgütü Baykal’a bastırmaktadır, “Şunlar aday olursa kaybederiz, şunlar olursa kazanırız” diyecektir. Kendi bölgelerinde çeşitli çıkar ilişkileri içinde olan isimler tekrar ortaya çıkacaktır. Kendilerine “CHP’nin eskileri” diyenler “arkasında büyük oy olduğunu” iddia edenler ortalığı karıştıracaktır.Ama artık yeni Türkiye’de bunların hepsinin palavra olduğu da bilinmektedir. Baykal hepsinin üstüne basıp geçmelidir. Kaybedeceği bir şey de yoktur. CHP iktidara gelirse parti örgütlerinin söyleyecek hiçbir sözü olmayacaktır. Çünkü parti örgütleri başka düşünmektedir, halk ise bambaşka bir yerdedir.Bir dönüm noktasında olan CHP ya tümden değişecek, halkın özlemleri doğrultusunda kendi örgütünü de baştan aşağı yenileyerek çağdaş, Batılı, özgür ve ileriye açık bir parti haline gelecektir ya da siyasetin kenarına itilecektir. Meclis’e girmesi, ikinci parti olması bu gerçeği değiştirmez.Bunun için Baykal’ın CHP’nin parti örgütünün ısrarından kaynaklanan gelenekçi yapısından kurtulması için daha geniş bir yelpaze açarak, kendine yakın olan her kesimi kucaklaması gerekir.Merkez sağ- merkez sol gibi artık dünyada da pek geçerliliği kalmayan kavramlar yerine ülkenin dirlik düzeni, özgürlüğü, bağımsızlığı, dünya ile enterge olması, daha liberal politikalar izlemesi ekseninde hareket etmesi Türkiye’nin de umudu olacaktır.Böyle bir yapıya kavuşan CHP halkın özlemleri doğrultusunda, oluşturacağı geniş yelpaze ile tek başına iktidar olma şansına kavuşur.Bununla birlikte Deniz Baykal, pek çok kişinin beklediğinin aksine Başbakan değil Cumhurbaşkanlığı makamına oturma fırsatını da yaratır.Şahsi fikrim olarak belirtmek isterim ki; şu anda Cumhurbaşkanlığı makamı için en uygun isim Baykal’dır.Baykal 40 yılı aşan engin devlet tecrübesi ile Türkiye’nin en iyi cumhurbaşkanı olacaktır. Parti çekişmelerinden arınmış, aldığı demokrasi terbiyesi ile tam bir bir tarafsızlık anlayışına sahip, herkesi kucaklayacak bir cumhurbaşkanı olacağını garanti edebilirim.Böyle bir yapı Türkiye’nin geleceğini parlatacaktır. Deniz Baykal’ın yerine gelecek genç bir lider, bu oluşumun da sağlayacağı sinerji ile yepyeni bir CHP’yi yaratacaktır.Tüm bunların dışında daha çağdaş, daha aydınlık, daha akıllı ve yetenekli bir Türkiye Avrupa Birliği’ne giriş sürecini çok hızlandıracaktır.Yeter ki CHP bunu istesin.Yeter ki Baykal buna hazır olsun.Halkın beklentisi ve umudu budur*****Hıncal UluçÖnceki akşam Adliye Sultan Sarayı’nda çok anlamlı bir gece vardı. Meslekte 50. yılını kutlayan Hıncal Uluç’a çok yakın dostları sürpriz bir parti düzenledi. Bu sürprizi Cüneyt Koryürek ve Modern Folk Üçlüsü hazırlamış.Gece boyunca pek çok kişi mikrofonu ele alıp Hıncal Uluç’la ilgili düşüncelerini anlattı, pek çok sanatçı Hıncal Uluç için en güzel şarkılarını seslendirdi.Bu geceyi izlerken bir gün yazdıklarıyla neredeyse hem herkesin öfkesini çeken, hem de sevgisini kazanan Hıncal Uluç’un yerinde olmak istedim. Bizde sevgi gösterileri hep insanın ölümünden sonra yapılır. Ama yaşarken aynı ilgi ve sevgiyi görmek, yüzüne karşı methiyeler işitmek herhalde olağanüstü bir duygudur. Hıncal Uluç “Bana hayatımın en mutlu gününü yaşattınız” dediği gecede herkesin birbirinin kuyusunu kazmaya çalıştığı medya dünyasının da tarihine geçti.

Devamını Oku