Herkes konuşuyor hükümet sessiz

4 Haziran 2007

Kuzey Irak konusu artık sadece bizim değil neredeyse tüm dünyanın konusu oldu. Açın gazeteleri veya televizyon haberlerini, dünyanın çeşitli ülkelerinden yetkili isimlerin Kuzey Irak konusundaki açıklamalarını göreceksiniz.Amerikası Avrupası Kuzey Irak konuşuyor. Peki bütün bunlara rağmen sesi hiç çıkmayan kim?Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti.Tayyip Bey’in çok sevdiği deyimle Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı.Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin ağzını bıçak açmazken bu kanattan kim konuşuyor?Tayyip Bey’in özel danışmanı, her taşın altından çıkan Egemen Bağış.O ne söylüyor: “Gereken tedbirler alınmıştır”. Allahaşkına, elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin, Türkiye bu kadar mı çaresiz, bu kadar mı aciz ki, hükümet ne yapacağını bilemez halde dururken konuşma görevi bir danışmana veriliyor.Geçen hafta bir yazıda “Amerika’ya verilen ama Türk halkından saklanan sözler mi var?” diye sormuştum. O yazıyı masum bir kuşku içinde yazmıştım.Ancak şu anda kuşkularım çok güçlendi. Gerçekten verilmiş bir söz mü var?Her şeye esip gürleyen Başbakan PKK’ya neden iki çift laf atmıyor? Tüm dünya Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sabrının taştığını belirtirken neden Başbakan olağanüstü bir MGK toplantısı isteyip sorunu birinci ağızlardan dinleme yoluna gitmiyor?Bunların hiçbiri yapılmayınca insandaki kuşku giderek kökleşiyor ve ciddi hale geliyor. Sahi gerçekten Amerika’ya, PKK’ya, Barzani’ye verilmiş ama bizlerden saklanan bazı sözler mi var?PKK artık karakol basıp askerlerimizi şehit edecek kadar fütursuzca davranırken bu sessizliği anlamam mümkün değil. *****Şener üzerine koparılan fırtınaAbdüllatif Şener’in AKP’den aday olmayacağını açıklaması önemli midir? Elbette. Ancak görüyoruz ki Şener’in aday olmayacağını açıklaması medyada büyük fırtınalara neden oldu. Neredeyse tüm gazeteler, televizyonlar ve köşe yazarları Abdüllatif Şener övgüleri düzüyorlar şimdi.Bunun nedeni olarak şunu düşünüyorum: Medya son birkaç yıldır hükümetin baskısı nedeniyle iktidarla ilgili gerçekleri yazmaktan çekiniyor, bu artık biliniyor.Şener böyle bir ortamda kurtarıcı simit gibiydi. Çünkü olmadık zamanlarda öyle açıklamalar yaptı, öyle tavırlar sergiledi ki, medya muhalefeti dolaylı yoldan yapma fırsatı buldu.Şener’in sözleri ve tavrı övülürken aslında AKP’ye de eleştiri getiriliyordu. Medya içinde bulunduğu sıkıntıdan psikolojik olarak böyle kurtuluyordu. Şu anda Şener övülüyorsa, biraz da bu günlerin hatırınadır.Gelelim Şener’in tavrının gerçek nedenine.Bana öyle geliyor ki Şener gidişatı ve kaçınılmaz sonu görüyor. Kabinedeki diğer bakanlar gibi bir tarikat bağı olmayan Şener bir an önce halkadan çıkıp kenara çekilerek kendini sağlama alıyor.Ayrıca daha önce söz ve tavırları nedeniyle Şener’in Erdoğan tarafından beklediği yerde aday yapılmayacağı söyleniyordu. Şener elbette yine seçileceği bir yere konacaktı ama, bir sıra alta düşmesi bile onursal açıdan Şener’i yaralayacaktı. Sanıyorum Şener bir de bunu hesap ederek “yiğitlik bende kalsın” dedi.*****Mutafyan BeyErmeni topmununun lideri Mutafyan Alman Der Spiegel dergisine bir röportaj vermiş. Mutafyan Bey, seçimlerde AKP’yi destekleyeceklerini söylemiş. Buna gerekçe olarak da AKP’nin milliyetçi olmamasını göstermiş.Kendi özgür iradeleridir, oylarını kime isterlerse verirler, sonuçta Türk vatandaşı değiller mi?Ancak Mutafyan Bey’in şaşırtıcı bir beyanı daha var. Diyor ki “Tehditler çok arttı. Yakında Ankara’ya gideceğim. Bu durumu Genelkurmay Başkanı’na çıkıp anlatacağım.” İyi de Mutafyan Bey yanlış adrese gidiyor. Güvenliği ile ilgili bir durum neden Genelkurmay’ı ilgelendirsin. Onun yeri oy verecekleri iktidar partisinin İçişleri Bakanlığı’dır. Ayrıca Ermeni toplumu AKP’ye oy vereceğine göre askere gitmesi de yanlış anlaşılmaz mı?

Devamını Oku

Ankara’da bugün kıyamet günü. Artık her kafadan bir ses çıkıyor

3 Haziran 2007

Günün senaryosu: 100 AKP’li istifa edecek gensoru verilecek, hükümet düşürülecek!Bugün Ankara’da kıyametin kopacağı gün. Çünkü seçime katılacak tüm partiler bugün saat 17.00’ye kadar aday listelerini Yüksek Seçim Kurulu’na verecek.Saat 17.00’de Yüksek Seçim Kurulu listeleri aldığı an, “gerçeği” herkes öğrenecek. Günlerdir parti genel merkezlerinin kapılarında hiç uyumadan bekleyen aday adaylarının kimi mutluluktan havaya uçarken, büyük bir bölümü ise hayal kırıklığı yaşayacak.En büyük gürültünün kopacağı parti elbette AKP. 4.5 yıldır iktidarda olan AKP 2002 seçimlerinin sağladığı olağanüstü meclis aritmetiği ile bugünlere geldi.Tayyip Bey 4.5 yıl önce listeleri hazırlarken herhalde sadece iki partinin barajı aşacağını pek hayal etmemişti ve “seçilemeyeceğini” düşündüğü sıralara, rastgele isimler yazmıştı. Ancak seçim sisteminin azizliğiyle, kendileri bile milletvekilliği rüyası görmeyen çok sayıda AKP’li Meclis’e gelme şansı bulmuştu.Geçen yılları iyi değerlendiren Tayyip Bey, şimdi büyük ihtimalle, daha önce “listeyi tam verebilmek için” belki de hiç tanımadan yazdığı isimlere şimdi yer vermeyecek.Zaten AKP’li olmayanlardan oluşturulan vitrinde 30’a yakın isim var, geçen yıllar içinde AKP’ye yakınlaşan ve aday olması kesinleşen bir o kadar isim de sırada bekliyor.Kısacası, herkes çok iyi biliyor ki şu anda milletvekili olan 100’ün üzerinde isim listelerde hiç yer almayacak. Bu sayıya yakın milletvekili de “Tayyip Bey bizi eski yerimize koysa bile, bir partinin daha barajı aşması halinde seçilme şansımız hiç yok” görüşünde.Şimdi gelelim başlıktaki konuya. Ankara’daki siyasi kulisleri iyi koklayanlar, pazartesi gününden itibaren ortaya müthiş bir “küskünler ordusunun” çıkacağını tahmin ediyor.En iyimser tahminciler “Küskünlerden bir bölümü öfke ile partilerinden istifa ederek başka partilerde kendilerine yer bulmaya çalışabilir” yorumunu yapıyor.Ama bu kez konuyu daha kritikleştiren yorumcuların ise ilginç bir görüşü var.Diyorlar ki “Pazartesiden itibaren AKP’den 100’ün üzerinde milletvekili istifa edebilir. Bunlar o öfke içinde muhalefetle anlaşıp gensoru önergesi verebilir.İktidar 276’nın altına düşeceği için gensoru aleyhine sonuçlanabilir ve istifa etmek zorunda kalabilir.” Bunlar olur mu? Siyasi manada zor olabilir ama imkânsız da değil.*****Kıyametten sonraki 48 saatBugün listelerin açıklanmasından sonra pek çok kişinin mutsuz olacağı kesin. Ama hiç kimse için de mutlak son değil. Çünkü yasa gereği partiler listelerini Yüksek Seçim Kurulu’na verdikten sonraki 48 saat içinde düzeltmeler yapabiliyorlar.Düzeltme nasıl oluyor? Bir aday yerini beğenmediği için istifa edebilir. Bu durumda listedeki o yer boşalmış oluyor. Partiler isterse sıra kaydırabildiği gibi boşalan yere yeni isim de bildirebiliyor.Kulislerde konuşulanlar şöyle: Her partiden yerini beğenmediği için adaylıktan çekilecek isimler çıkacaktır. Ama bu isimler hemen başka partilerle temasa geçebilir.Bu durumda bugün ilk listeler açıklandıktan sonra çarşamba akşamına kadar daha süre var. Bir bakarsınız bugünkü listelerle çarşamba günü kesinleşecek listeler arasında büyük farklar oluşmuş.Siz olacağına bakın.*****Bombacı polislere büyük haksızlıkGeçen hafta konuştuğum bir bomba imha uzmanı polisten duyduklarıma çok üzüldüm. Görevi seçime kadar sürecek olan yeni İçişleri Bakanı’na üzüntümü aktarmak ve hemen bir çözüm bulması için adım atmasını önermek istiyorum.Konu şu: Devletin normal polisi maaşının dışında 21 lira görev tazminatı alıyor. Ancak daha nitelikli işlerde çalışan polisler için bu tazminat miktarı değişiyor.Meclis mart ayında çıkardığı bir kanunla görevlerinde özel yetenek ve nitelik gerektiren polislere verilen tazminatları artırdı. Buna göre balıkadamlar, pilotlar 800 lira ile 1100 lira arasında değişen görev tazminatları almaya hak kazandı.Her gün yüzlerce şüpheli paketi canları pahasına açmak zorunda kalan “bomba imha ekipleri” her nedense unutulmuş. Bu polislere verilen görev tazminatı sadece 43 lira.Türkiye’de şu anda 270 nitelikli bomba imha uzmanı polis var. Bu polisler son bir yılda tam 13 bin şüpheli paketi imha etmişler. Geçen yıl bu operasyonlar sırasında patlayan bombalar ne yazık ki üç polisimizin şehit olmasına neden olmuş.Bomba imha ekiplerimizin başarı oranı yüzde 98. Bu oran tüm dünya ülkelerinden daha yüksek. Ayrıca bizim bombacılar aralarında İsrail’in de bulunduğu 15 ülkeden gelen polisleri de eğitiyor. Her gün canlarını ortaya koyarak bomba imha operasyonlarına katılan 270 polisin görev tazminatlarının bu kadar düşük olması gerçekten çok can sıkıcı.Artık unutuldu mu, yoksa insan hayatına değer mi verilmiyor bilmiyorum ama, yeni İçişleri Bakanı’nın konuya mutlaka el aması gerektiğine inanıyorum. Daha 15 gün önce Ankara’nın ortasında bir bomba patladı. Ama çok sayıda canlı bomba ve patlayıcı madde de bu polislerin fedakârca çabaları ile ele geçirildi.Lütfen bu sese kulak verin.*****Vitrin Vitrin denince aklıma hep çok bilinen bir fıkra gelir.Adamın biri yolda yürürken üzerinde “sünnetçi” yazan bir yer görmüş. Bir bakmış ki sünnetçinin vitrininde saatler duruyor. Merak edip içeri girmiş “Siz sünnetçi diyorsunuz ama vitrininizde saatler var, bu nasıl iş?” diye sormuş.Sünnetçi de “ne koysaydım peki?” diye cevaplamış adamı.Şimdi AKP’nin vitrinine konan isimlerin durumu da biraz böyle. AKP kamuoyunun ezici bir çoğunluğunun inanışına göre Atatürk devrimlerine, cumhuriyetin temel ilkelerine, laikliğe ve demokrasiye aykırı bir tutum içinde. Şimdi bu parti gerçek vitrinini oluşturmak istese, ortaya belki de kendisini bile korkutacak manzara çıkacak.Ama AKP tıpkı sünnetçinin vitrine saat koyması gibi liberal, eski solcu, eski sağcı, dinle pek ilgisi olmayan isimleri koyuyor. Yani AKP de sünnetçi örneği “vitrine ne koysaydı?” *****Kıyametten sonraki 48 saatBugün listelerin açıklanmasından sonra pek çok kişinin mutsuz olacağı kesin. Ama hiç kimse için de mutlak son değil. Çünkü yasa gereği partiler listelerini Yüksek Seçim Kurulu’na verdikten sonraki 48 saat içinde düzeltmeler yapabiliyorlar.Düzeltme nasıl oluyor? Bir aday yerini beğenmediği için istifa edebilir. Bu durumda listedeki o yer boşalmış oluyor. Partiler isterse sıra kaydırabildiği gibi boşalan yere yeni isim de bildirebiliyor.Kulislerde konuşulanlar şöyle: Her partiden yerini beğenmediği için adaylıktan çekilecek isimler çıkacaktır. Ama bu isimler hemen başka partilerle temasa geçebilir.Bu durumda bugün ilk listeler açıklandıktan sonra çarşamba akşamına kadar daha süre var. Bir bakarsınız bugünkü listelerle çarşamba günü kesinleşecek listeler arasında büyük farklar oluşmuş.Siz olacağına bakın.

Devamını Oku

Yarın sokağa çıkmaya utanabilirler

3 Haziran 2007

Başlığa bakınca herhalde merak etmişsinizdir. Kimleri mi kastediyorum? AKP’nin vitrinini oluşturmak için koşa koşa aday olmaya giden, özünde AKP’li olmayan ünlü isimleri kastediyorum.Evet, bugün güya demokrasi adına, güya merkezde bir birlik oluşturmak adına ve belki de bilmiyorum bazı çıkarlar adına AKP’ye gidenler, yarın yaşayacakları olaylar sonunda sokağa çıkmaya bile utanabilirler.Kimse bunları yazdığım için kızmasın. Kimse “bu nasıl demokratlık” gibi saçma sapan klişe sözlerle eleştirmeye kalkmasın. Çünkü aslında AKP’li olmayan bu ünlü isimler, elbette AKP’ye puan kazandıracaktır ama ülkeye hiçbir yararları olmayacağı gibi, kendilerini de batağa sokacaklardır.Nedeni çok basit. Çünkü AKP bu isimleri sadece vitrinde kullanacak ama sıra iş yapmaya gelince bu isimlerin hiçbiri aktif yerlerde olmayacaktır. Bunu çok rahatlıkla yazıyorum, AKP bugüne kadar hep bunu yaptı bundan sonra da değişmeyecektir.Alın 4.5 yılın icraatlarını inceleyin. AKP’nin tepeden tırnağa yaptığı atamalarda, önemli noktalara getirdiği isimlere bir bakın. İçlerinde “kendilerinden olmayan” veya “kendilerine sadakat yemini etmemiş olan” bir tek Allah’ın kulu var mı? Yok.AKP Türkiye’yi gerginliklerle, düşmanlıklarla, intikam duygularıyla ve bazı çevreleri paraya boğarak yönetmeye çalıştığı gerçeğini artık halkın büyük bölümü anladı. Bu nedenle sanıyorum AKP’nin bir daha tek başına iktidar olması mümkün değil.Başta Erdoğan olmak üzere AKP kurmayları da bunu çok iyi biliyor. “Oyumuz yüzde 40’larda” diye yüksek perdeden konuşurken “vitrin ihtiyacı” duyuyor ve alanlarında isim yapmış kişilere yöneliyorlar. Diyelim ki benim görüşüm yanlış çıktı ve AKP tek başına iktidar oldu. Bugün büyük gürültülerle kamuoyuna tanıtılan isimlerin hiçbiri etkili noktalarda görev almayacaklardır. Tam tersine AKP’nin temellerini son 4.5 yılda attığı kendilerine göre “Yeni Türkiye’yi oluşturma eyleminde” parmak kaldıran kişiler olacaklardır.Yok, AKP iktidar olmazsa bu isimlerin zaten orada barınması mümkün olmayacaktır. Çünkü AKP’nin çekirdek tabanı yenilgiden bu kişileri sorumlu tutacaklar ve onları içlerinden atacaklardır.Yani her iki durumda da bu ünlü isimler insan içine çıkamaz hale geleceklerdir.Sağda birleşmenin intiharıAslına bakarsanız ilk günden beri “sağda birlik” sözlerinin pek anlamı olmadığını düşünüyordum. Ancak ortak bir heyecan yaratılabileceği düşüncesiyle ne solda ne sağda birlik konusuna olumsuz bakmamayı tercih ettim.Ancak görünen köy de kılavuz istemiyordu. En tepede belki sıcak rüzgarlar esiyordu, buna karşın neredeyse 25 yıldır birbirine rakip olmuş partililerin bir anda “kardeşçe” birbirine sarılmaları da bana çok olası gelmiyordu.Sorunun listeler yazılırken çıkacağını tahmin ediyordum. Nitekim öyle oldu. Siz bakmayın “parti feshedilip bize katılsın, mal varlığını şöyle halledelim” türünden güya sorun çıkardığı söylenen şeylere.Çok belli ki adayların belirlenmesinde ortaya çıktı sorun. Oysa iki lider oluşan olumlu havanın etkisiyle bunu aşabilirdi. Ancak daha önceki yazılarımda değindiğim “partilerin dışında bir de particilik vardır, liderler onu kolay aşamaz” sözlerini hatırlayanınız olacaktır.Sağda birlik konusunda particilik daha ağır bastı. Partililerin hırsları liderleri de etkiledi. Bu nedenle “sağda birlik intihar etti” demek yanlış olmaz.Burada herkes kaybetti. Erkan Mumcu ve ANAP’ın tek başına barajı aşması mümkün değil. Geçmiş olsun.Ağar ise Mumcu ile girdiği kısa süreli birlikte “lider olma vasfını” fazla taşımadığını ortaya koydu. Şimdi başında bir de baraj korkusu var. Ona da geçmiş olsun.“Bir tek onlarda para var” Bir okurum var adı bende saklı. 60 yaşlarında çok cevval bir hanımefendi. Bir şeye kafası bozulmaya görsün, sonuna kadar takip eder, hesap sorar, sonuç alır.Bugüne kadar arayıp da ulaşamadığı hiç kimse yok.Önceki gün beni aradı yine. AKP’li olmadıkları halde AKP’nin vitrininde gülümseyen yüzlerden “çok beğendiğini” söylediği birinin her nasılsa ev telefonunu bulup çevirmiş.Aradığı ünlü evde değilmiş ama eşi açmış telefonu. Bu kadın okurum “Eşinizi TV ekranlarındaki konuşmalarından çok beğenirdim. Nasıl oldu da bugüne kadar söylediklerine çok ters zihniyette olan bir partiye girdi?” diye sormuş.Ünlü ismin eşi belki de beklemediği bu soru karşısında şaşırarak “Diğer partilerin hiçbiri arayıp sormadı, bir tek AKP sahip çıktı” demiş.Kadın okurum üstelemiş “Ama hiç yakışıyor mu, şimdi AKP sıralarında nasıl oturacak?” demiş. Ünlü ismin eşi bu kez boş bulunarak herhalde “Maddi olarak da çok iyi, elimiz rahatladı” deyivermiş.Ne ayıp şeyAKP’lilerin sıkıştıkları anda en çok başvurdukları yöntem karşı çıktıkları değerleri kimsenin yapamayacağı biçimde övmeleri. Böyle durumlarda örneğin “demokrasi”yi göklere çıkarırlar, “laiklik” onlar için vazgeçilmezdir. Bir de sık sık başvurdukları bir yöntem de hemen Atatürk’ü örnek göstermek.Çankaya’yı son anda elinden kaçıran Abdullah Gül de The Times gazetesine verdiği demeçte “Atatürk’ün eşi de örtülüydü” demiş. Yani halk ağzıyla “cinlik” yaparak Batılıları da kandırmak istiyor. Atatürk’ün Latife Hanım’la evli kaldığı süre içinde henüz devrimler gerçekleştirilmemişti. Bu nedenle her kadın gibi Latife Hanım da sokağa çıktığında “zorunlu” olarak örtünüyordu. Oysa Latife Hanım normal hayatında, o günün koşullarına göre “kaç-göç” içinde bile değildi ve başı hep açıktı. Yalan üzerine siyaset yapanların Çankaya’yı ele geçirmeleri halinde olacakları bu tür oyunlarla daha net görmüyor muyuz?

Devamını Oku

Bir şişe bira bu projeyi engelledi

1 Haziran 2007

Çamlıca Tepesi’ne yapılması planlanan televizyon kulesi, otel, çarşı ihalesine, tesislerde içki yasağı olacağı için yerli yabancı hiçbir firma teklif veremiyor.Çamlıca Tepesi’ne ve çevresine Avrupa Yakası’ndan bakıldığında görünen manzara gerçekten korkunç. Çünkü zamanında sadece TRT yayınlarını aktarması için yapılan anten kulesi, özel televizyonların ortaya çıkmasıyla yetersiz kalınca, tüm bölge bir anten alanına döndü.Yerli yersiz herkese bu bölgeye anten koyma izni verilince ortaya müthiş bir görüntü kirliliği çıktı. Sadece görüntü kirliliği de değil, asıl sorun sağlık ve hizmet alma alanında da kendini gösterdi.Çünkü çok sayıda antenin yaydığı elektromanyetik dalgalar, bilim adamlarının da saptamalarına göre insan sağlığını ciddi biçimde tehdit ediyor. Bunun yanı sıra, 1.000 metre çaplı o bölgede oturanların çoğu cep telefonlarını kullanamıyor ve TV yayınlarını izlemekte sıkıntı çekiyor.Sonunda bu kirliliğin ve sağlıksız durumun ortadan kalkması için, Çamlıca’nın tepesine tek bir anten dikilmesine karar verildi. Sadece antenle sınırlı kalmaması, İstanbul ekonomisine de katkısı olması için pratik bir çözüm de bulundu. Buna göre Çamlıca’nın tepesine dikilecek anten kulesinin aynı zamanda, otel, lokantalar, eğlence merkezleri ve alışveriş merkezi olarak da hizmet vermesi kararlaştırıldı.Bu proje ilk ortaya atıldığında bir dönem önemli televizyon kanallarında imzası olan, yayıncılık konusunda ileri adımlar atmayı başaran Dr. Sabri Demirdöğen ile karşılaşmıştım. O tarihte bana “Nihayet rüyam gerçekleşecek” demişti. Rüyası şuydu: “Bu görüntü kirliliğine ve sağlıksız ortama neden olan antenlerle çok mücadele etmişti. Hatta ilk önce kendi yayınlarının antenlerini kaldırmayı bile teklif etmişti. Amacı Çamlıca’ya dev bir verici koymak ve tüm yayınları buradan vermekti. Ama sonuç alamıyordu. Şimdi ise konu nihayet gündeme gelmişti, İstanbul kurtulacaktı.” Sabri Demirdöğen’e geçen hafta yine rastladım. Aklıma bu proje geldi. Bir sordum bin ah işittim desem yalan olmaz.Demirdöğen çantasında taşıdığı Çamlıca projesini çıkarttı. Tüm projeyi hazırlamış, maliyeti çıkarmış, ekonomik verimini de rapor haline getirmiş. Ama ihaleye girmekten vazgeçmiş.Demirdöğen “Yurt dışından ortaklar buldum, devletten ya da belediyeden tek kuruş almadan bu tesisi çok hızlı biçimde bitirme gücümüz vardı. Ama vazgeçtim. Sadece ben değil bu projeye ilgi duyan yerli yabancı herkes vazgeçti ya da kendini beklemeye aldı” dedi.Nedeni basit: Hazırlanan şartnamede, Çamlıca Tepesi’ne içinde otel, lokantalar, eğlence yerleri ve alışveriş merkezi olacak bir kule yapılması istenmiş, ama “düşük dereceli de olsa bira dahil alkollü içki bulundurulamaz ve satılamaz” şartı konmuş.Demirdöğen “Bir turizm tesisi kuruyorsunuz. Bunu yabancı ortaklara anlatmak mümkün değil. İktidar, söylediğinin aksine, Türkiye’de yeni bir yaşam biçimi oluşturmak istiyor ve bu yolda fütursuzca yürüyor” dedi.Demirdöğen projelerini hayata geçirmek için sonunda siyasete atılmaya karar verdiğini de söyledi. CHP’den adaylık için başvurmuş. “Türkiye’ye yeni eserler kazandırmak için belli ki siyasetin içinde ve iktidarda olmak gerekiyor” diyor.*****Cumhurbaşkanı ikinci kez aday olmak isterse kim aday gösterecekAKP’nin sisteme sanki bıçak sokar gibi getirmek istediği Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesi konusu aceleye getirildiği için yanında pek çok da sorun taşıyor. Bunlardan aklıma takılanlardan biri şöyle. Yeni değişikliğe göre cumhurbaşkanı adayları 20 milletvekilinin imzası ile gösterilecek. Ayrıca bir önceki seçimde toplam yüzde 10 oy alan partiler de ortak aday gösterebilecek.Bir kere demek ki eğer anayasa değişikliği hayata geçirilebilirse, cumhurbaşkanı adaylarını bu meclisin üyeleri belirleyecek. Ama merak ettiğim soru şu: Diyelim ki bir isim aday gösterildi ve seçildi. 5 yıl sonra görev süresi bitecek. Tekrar aday olabilmek için yine 20 milletvekiline ihtiyacı olacak. Bu durumda seçilince partisinden istifa edecek olan Cumhurbaşkanı tekrar politikanın içine çekilmiş olmayacak mı?*****ANAVATAN’ın durumuDYP’den sonra ANAVATAN da önümüzdeki hafta içinde kendini feshetmiş olacak ve DP’ye katılacak. Ancak 2 günlük ömrü kalan bir parti nedense Türkiye’nin geleceği ile oynama hakkını buluyor kendinde.Güya “Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin önerisi bizimdi, şimdi arkasında durmamız gerek” fikrinden yola çıkarak AKP’nin istediğini yaptılar. Üstelik AKP’nin “Referandumu öne çekmeyeceğiz” sözüne de kandıkları ortaya çıktı. AKP’nin Türkiye’den adeta intikam alma planının parçası oldular.Bu arada DP’nin de başkanı olacağı ileri sürülen Mehmet Ağar’ın yaptığını anlamak da zor. Kendisi ve iki üyesi oylamalara katılmıyor. İki gün sonra başkanı olacağı ANAP’lı milletvekilleri ise tam kadro mecliste. Aralarında ne konuştular, nasıl bir siyasette karar kıldılar belli değil.Dün Mumcu’nun canlı yayında yaptığı konuşmadan sonra da zaten “sağda birlik yürümeyecek galiba” demek yanlış olmaz.

Devamını Oku

Meğer demokrasiyi hiç hazmetmemiş

30 Mayıs 2007

AKP’nin seçim sloganlarından biri, hatta en önemlisi “Şimdi demokrasi zamanı.” Tayyip Bey ve arkadaşları, rejimin ve sistemin karşısında olmalarını yıllardır “demokrasi” olarak anlatmaya ve bu yolla prim yapmaya çalışıyor. AKP için varsa yoksa demokrasi.Kendilerini demokrat sayan kimi sözde aydınlar da AKP’nin bu söyleminin peşine takılıp, bu partiyi gerçekten demokrat bir parti gibi gösterip kendi komplekslerini tatmin etmeye çalışıyor.Ancak Tayyip Bey ve arkadaşları aslında demokrasiye pek inanmadıklarını, demokrasiyi kendi İslami rejimlerine giden yoldaki bir araç olarak gördüklerini çok sık dile getirmişlerdi.Hatta hafızalardadır, bizzat Tayyip Bey demokrasiyi istenilen durakta inilecek bir tramvaya benzetmemiş miydi?Ama, üç kuruş çıkar adına “istikrar” diyerek AKP’yi demokratik bir parti olarak tanımlayanlar sayesinde bugünlere geldik.Tayyip Bey önceki gün NTV televizyonunda inanılmaz bir konuşma yaptı. Bu konuşmanın tek sonuç özeti vardı: “Tayyip Erdoğan demokrasiden şiddetle rahatsız olduğu gibi demokrasinin en temel kurallarını bile bilmiyor.” 352 milletvekili ile cumhurbaşkanı seçememenin şokunu henüz üzerinden atamadığı anlaşılan Tayyip Bey yargıya akıl almaz hakaretlerle eleştiriler yağdırdı.Demokrasinin en temel kuralı kuvvetler ayrılığıdır. Demokraside yönetim elbette çoğunlukta olanların elindedir ama azınlıkta kalanların hakları da sonuna kadar korunur.Ancak bunun başarılabilmesi için demokratik organlar arasında hiyerarşik bir bağlantı olmadan oluşmuş bir kuvvetler ayrılığı vardır. Kısaca yasama-yürütme-yargı olarak nitelediğimiz bu kuvvetler ayrılığı sayesinde demokraside iktidarı sayısal çoğunlukla ellerinde tutanların fütursuzca davranmalarının önüne geçilmiştir.Ancak bu temel ilke Tayyip Bey için hiçbir şey ifade etmiyor belli ki. NTV’deki konuşmasında 367 konusunda Anayasa Mahkemesi’ni “dayatmaya boyun eğmekle” suçladı ve “Bu bir yüz karasıdır” dedi.Neden? Çünkü mahkeme, yapılan bir başvuru üzerine Tayyip Bey’in istemediği bir karar aldı. Tayyip Bey bu eleştirileri yaparken “Yargı kararı neden eleştirilmezmiş?” bahanesinin arkasına sığınıyor. Aslına bakarsanız yargı kararlarını eleştirmek anlamsız. Çünkü yargı sonuçta elindeki yasalara göre karar verir. Eleştirilecek olan yasadır ve bunu değiştirmek yasamanın elindedir. Tayyip Bey mahkeme kararlarını eleştireceğine öncelikle kendi tavır ve davranışlarına bakmalı. Erdoğan, başarısızlığın, beceriksizliğin ve iktidarsızlığın intikamını, demokrasinin temel kurallarını hiçe sayarak ve yargıya saldırarak çıkarmaya çalışıyor.Çünkü Tayyip Bey’in ana felsefesinde demokrasi fikri yok, o söylem bir kandırmaca. Kendi çekirdek tabanının da demokrasiyle bir ilgisi bulunmuyor. Tayyip Bey’in demokrasi söylemine kananlar sadece güya kendini aydın görenler. Onların da artık hangi çıkarlar doğrultusunda bu desteği verdikleri gün gibi ortaya çıktı.Erdoğan Meclis kürsüsünden de Anayasa Mahkemesi’ne ağır hakaretler yöneltmiş ve “demokrasiye kurşun sıktılar” demişti. Anayasa Mahkemesi buna tepki gösterince de “Ben onu Baykal için söylemiştim” diye her zamanki gibi çarketmişti.Ama sanıyorum Tayyip Bey havanın tekrar kendi lehine döndüğü varsayımıyla, önce inkâr ettiği beyanını bu kez üzerine basa basa tekrarladı.Her şeye rağmen şurası da iyi oldu, 4.5 yıldır “Bu liderin demokrasiyle ilgisi yok” diye diye dilimizde tüy bitmişti. İşte Tayyip Bey şimdi demokrasiden ne kadar uzak olduğunu bizzat gösterdi.Abdullah Bey tongaya düştüTayyip Bey NTV’de Genelkurmay Başkanı ile yaptığı görüşmeyi anlatıyor. Bunu anlatırken “Bu görüşmeyi kimse ile paylaşmadım. Abdullah Gül’e de söylemedim” diyor.Sunucu Murat Akgün doğal olarak şaşırıyor, çünkü daha birkaç gün önce Abdullah Gül gazetecilerin sorusunu yanıtlarken “Başbakan’la Genelkurmay Başkanı arasında bir takım mutabakatlar sağlandı” demişti.Tayyip Bey’in “Abdullah Gül’e de söylemedim” sözleri iki yakın arkadaştan birinin doğruyu söylemediğini ortaya çıkarıyor. Doğruyu söylemeyen acaba hangisi?Tabii burada sıkıntıya giren ve tongaya düşen Gül oluyor.Ama insanın aklına yine de takılıyor. Eğer Abdullah Bey doğruyu söylüyorsa, Genelkurmay Başkanı ile Başbakan arasında varılan mutabakat nedir?Şimdi bunun adı devlet sırrı mı olacak yani?Evet, yani?Avrupa Birliği üyesi ülkelerin büyükelçileri aralarında bir toplantı yapmışlar ve Türkiye’deki son gelişmeleri değerlendirmişler. Büyükelçiler Türkiye’nin Kuzey Irak’taki PKK militanlarına yönelik bir sınır ötesi harekat yapmasının Avrupa Birliği ile köprülerin tamamen atılması anlamına geleceğine karar vermişler. Bu da bir İngiliz gazetesinde yorum olarak yayınlanmış.Büyükelçilerin ortak değerlendirmesinin anlamı nedir? Türkiye sakın PKK’ya dokunmasın, eğer dokunursa Avrupa Birliği’ne girmeyi unutsun.Ne güzel değil mi? PKK bir terör örgütü. Türkiye bu terör örgütüne dokunamaz. Çünkü Avrupa Birliği bu terör örgütüne dokunulmasını istemiyor.Peki benim hükümetim ne yapıyor? Genelkurmay’ın uyarısını dikkate almıyor, Amerikan uçaklarının sınırı geçmesine ses etmiyor, PKK’ya dokunmaktan çekiniyor. Herhalde Avrupa Birliği için büyük çaba harcamanın adı da bu oluyor.İki kişilik devlet sırrı Başbakan Genelkurmay Başkanı ile iki saate yakın baş başa görüştü. Bu görüşmeden sonra hiçbir açıklama yapılmadı biliyorsunuz. İster istemez herkes burada ne konuşulduğunu merak ediyor.Çünkü bu görüşme olağan bir görüşme değildi. Silahlı Kuvvetler laik cumhuriyet rejimi ile ilgili endişelerini bir yazıyla dile getirmişti. AKP yanlılarının sürekli olarak “Ordu muhtıra verdi, bu bir müdahaledir” yaygaralarıyla telaşa kapılmışlardı.Görüşme tam da bunun üzerine yapılmıştı ve elbette merak edilecekti.Ancak ne Genelkurmay Başkanı ne Başbakan bir açıklamada bulundu.Demokraside bu olabilir mi? Olmamalı. Kamuoyu bu ikili görüşmede, çünkü gizli yapılmadı herkes bu görüşmeyi biliyor, neler konuşulduğu öğrenmek durumundadır.Aleni bir görüşme “iki kişilik devlet sırrı” gibi saklanamaz.Bu görüşmeden sonra somut hiçbir gelişme görmedik. Ne gerginlikte bir azalma oldu ne de toplum rahatladı.Belli ki bu görüşme hiçbir sorunu çözmedi. Demek ki daha gergin günler bekliyor bizi.

Devamını Oku

Ne demek sınırlı operasyon izni? Çuval geçirmekten bile beter bu!

29 Mayıs 2007

Artık çok belli ki, bu iktidar Meclis’teki 354 milletvekiline rağmen krizleri yönetmek ve doğal olarak ülkeyi yönetmek konusunda son derece beceriksiz ve aciz.Eğer geçtiğimiz 4.5 yılda ülke ayakta kaldıysa, bunu dış dünyanın da büyük fırtınaların kopmadığı sakinliğine borçludur.İktidarın bu 4.5 yıl içindeki ilk ciddi sınavı Irak krizinde yaşandı. Amerika Irak’a müdahale edeceği sırada Türkiye’den de yardım istedi. Hükümetin başı ve partinin başı bu konuda destek sözleri verdi. Ancak yönetimde beceriksizlik ve acizilik gösterince verdikleri sözleri tutamadılar.Ondan sonra 4 yılı aşkın süre geçti. Bu süre içinde Türkiye’yi de dünyayı da zora sokacak çok ciddi gelişmeler yaşanmadı.Bunu farkında olmadan iyi değerlendiren iktidar, Türkiye’nin önüne koyduğu Avrupa Birliği havucu ile 3 yılı kurtardı.Ancak ciddi sorunlar ortaya çıkmaya başlayınca, bu iktidarın beceriksizliği ve acemiliği de su yüzüne çıkıverdi.Meclis’te 354 milletvekiline sahip olan AKP, Cumhurbaşkanı’nı seçtiremedi. “Muhalefet engelledi, Anayasa Mahkemesi kurşun sıktı, Silahlı Kuvvetler muhtıra verdi” türünden bahanelerin hiçbirinin geçerliliği olamaz.Siyasette herkes sonuca bakar. Sonuç; seçim sürecine büyük havalarla giren iktidar, Cumhurbaşkanı’nı seçemediği gibi belki bir daha da bu fırsatı yakalayamayacak hale geldi.Şimdi Türkiye son 4.5 yılın en büyük krizi ile karşı karşıya. Güneydoğumuz’da yaşanan kanlı terör eylemlerine karşı önlem almak isteyen silahlı kuvvetlerin karşısına bir anda Amerika çıktı.Amerika “Sakın bir sınır ötesi harekâta kalkışmayın, iyi olmaz” diyor, iktidar çaresiz.Amerika “PKK kampları beni denetimimde, siz karışmayın” diyor, iktidar çaresiz.Amerika uçaklarını Türkiye’ye sokup çıkarıyor, iktidar çaresiz.Başbakan ağzını açıp tek kelime söylemiyor. Tayyip Bey dün grup toplantısında konuştu. Bu konuya tek kelime ile bile girmedi. Dışişleri Bakanı gelişmeleri büyütmemekten yana.Oysa son günlerde yaşadığımız olaylar “çuval geçirme” olayından bile daha vahim değil mi?Bu ülkenin insanının canına kasteden bir avuç teröristi yakalama, hesap sorma hakkımız bile yok.Amerika lütfedip “sınırlı bir operasyon yapılabilir” mesajını gönderiyor. “Ama” diyor “bunu da bana bildireceksin, öyle istediğin gibi hareket edemezsin.” Bir ülke için bundan daha ağır, daha aşağılayıcı bir durum olabilir mi? Bizim iktidarımız ise ne yapacağını şaşırmış halde zaman kazanmaya çalışıyor. Eğer ardında bilmediğimiz başka şeyler yoksa, bu iktidarın aczinin, beceriksizliğinin, krizi yönetememesinin kanıtıdır. Türkiye hiç bu duruma düşmemişti.*****Aykırı yerlerden aday olan iki siyasiyle ilgili görüşlerimKesici’yi umutlu gördüm Önceki gün Bebek’te bir randevum vardı. Arkadaşımı beklerken bir baktım az ileride İlhan Kesici oturuyor. Tam kalkacaktı galiba, beni görünce biraz daha oturdu, bu fırsattan yararlanıp biraz sohbet ettik. Kesici, beklenmedik biçimde CHP adayı olmasına çok olumlu tepkiler geldiğini anlatarak “Ancak bunu senin de yazmanda fayda var, Türkiye’de önemli bir siyasi devrim yaşadığımızı belirtmen gerek” dedi. Büyük bir siyasi riski omuzlarına yüklediğini söyleyen Kesici “bu kolay bir karar değil. Ama artık Türkiye’de ayrıştırıcı değil, birleştirici, kavgacı değil, uzlaşıcı, yıkıcı değil yapıcı siyaset yapılması gerekiyor. Sağ sol ayırımları ile kargaşa içinde yaşamaktansa bu yeni kültürü yerine oturtmamız gerektiğini bilmeliyiz” dedi.Kesici’yi çok umutlu ve moralli gördüm. “Çünkü” dedi bana sürdürdü “Bak gördüğün gibi sokakta halkın içinde geziyorum, herkesten de güler yüz ve sevgi görüyorum. kimbilir belki oyunu bana vermeyecek olanlar da var aralarında, ama onlar da bu yeni kültürün değerini anlıyor ve destekliyor.” İlhan Kesici uzun yıllar devlet deneyiminden geçtikten sonra siyasete girdi. ANAP saflarından milletvekili seçildi. Liberal yapısını ulusalcı duruşu ile bağdaştırmayı başardı.Kamuoyunda “sağ kesimde” olduğu inancına rağmen seçimlere CHP saflarından katılması bana hiç yadırgatıcı ve yanlış gelmiyor. *****Ertuğrul Günay olmadıYıllardır CHP içinde hakkı en çok yenen, değeri bilinmeyen, yararlanılmayan isim kimdir, diye sorsalar ilk isim olarak Ertuğrul Günay’ı sayarım.Demokratik duruşu, siyasi ahlakı, fikir ve görüşlerini anlatmadaki ustalığı çok uzun yıllar önce ilgimi çekmişti. Nitekim daha önce yazdığım gazetelerde bu konuyu defalarca dile getirdiğimi ve Günay’ın hak ettiği davranışı görmesi gerektiğini yazdığımı hatırlıyorum. Dün AKP Grubu’nun kürsüsünde Günay’ı gördüğümde gerçekten içim cız etti. Siyasetteki böyle değerli bir ismin, demokrasi ile ilgisi sadece kendi hedefine varmak olan AKP içinde görmek gerçekten üzüntü verici.Belli ki Ertuğrul Günay yıllardır kendisine reva görülen mua- melenin psikolojik etkisi altında siyasette kendine yeni bir ufuk bulduğunu düşünüyor.Canımı sıkan şu: Ertuğrul Günay, benim saymaya çalıştığım, pek çok kişinin de bildiği değerlerini bu partide de hizmete sunamayacak. Çünkü AKP şu anda içinde bulunduğu sıkışık durumdan kurtulmak için vitrin oluşturmaya çabalıyor. Ama herkes biliyor ki, yeniden bir iktidar şansı yakalarsa bu vitrinden asla yararlanmayacak. Yine kendi görüş ve doğrultularındaki isimlerle iktidar olmaya çalışacaklar. Günay’ın eskisinden de mutsuz duruma düşeceğini söylemek bana göre yanlış olmayacakır.*****Rekor tamam daHafta başında Müjgan Suver aradı. Marmara Grubu Vakfı yönetim kurulu üyesi olan Suver CHP’den adaylık başvurusu yapmış. Ancak Suver’in tüm kadınlar adına bir endişesi var.Diyor ki “Bu seçimlerde kadın aday başvurusu rekor seviyede. Ama parti liderleri bu büyük atağı bakalım nasıl değerlendirecek?” Şimdi tüm partileri çok ciddi bir sınav bekliyor. Hemen hepsi son birkaç yıldır kadınlara çok önem verdiklerini, Meclis’te çok sayıda kadın milletvekili olmasının ülke için çok yararlı olacağını söylüyorlar.İşte fırsat kapıya geldi. Her parti sözünün arkasında durmak zorunda.Şu anda tüm partilerde 3 bin 500’ün üzerinde kadın aday adayı var. Bu aday adaylarının tamamı listelere konabilir, ama bir bakmışsınız biri bile seçilememiş.İşte kadınların endişesi bu noktada. Listelerde çok kadın olabilir, önemli olan seçilecek yerlerde olabilmeleri.

Devamını Oku

Amerika’ya verilmiş ama Türkiye halkından saklanmış sözler mi var?

28 Mayıs 2007

Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkiler en kötü dönemini mi yaşıyor? Buna net bir yanıt vermek zor. İlişkilerde bir sıkıntı olduğu kesin ama her şeyden önce ne olup bittiğini tam anlayamıyoruz.Irak’tan kalkan Amerikan F-16’larının Türk sınırını aşmaları akıl alacak gibi değil. Bunun arkasında bir gözdağı olup olmadığına kesin karar vermek de gerçekten çok güç.Şurası bir gerçek ki Türkiye, halk olarak kesif bir Amerikan aleyhtarlığı duygusuna kapılabilir. Buna karşın devlet olarak Amerika da Türkiye de aynı kesiflikteki bir düşmanlığı asla göze alamaz.Çünkü akıl ve mantık kurallarının hiçbiri bunu kabul etmez.Peki ne oluyor da akıl almaz olaylar gelişiyor?Gözlemlediğim kadarıyla, bu iklimin doğmasına iktidarın teslimiyetçi politikaları neden oluyor.Amerika doğal olarak bölgede rahat hareket edebilmek ve amacına ulaşabilmek için Türkiye’yi de yanında görmek isteyecektir. Bunun için de iktidarla bir dizi taviz pazarlığı yapmıştır.Burada görünen şudur: İktidar, şu anda bilmiyoruz ama, belki de Amerika’ya, henüz Türk kamuoyuna açıklamadığı bazı sözler vermiş olabilir. Amerika da bunu ciddi bir devlet sözü olarak değerlendirerek kendi yolunda yürümektedir.Ancak iktidarın verdiği sözler herkes tarafından bilinmeyince, yaşanan bazı olayların tepkileri de farklı olmaktadır.Basit bir örnekle antalmaya çalışayım: Diyelim ki iktidar Amerika’ya PKK’ya karşı herhangi bir operasyon yapılmayacağı konusunda söz verdi. Ancak ülkenin güvenliğinden sorumlu birimler, artan terör olayları ve yaklaşan daha büyük tehlikelere karşı önlem almak istiyor. İşte iktidar, belki de bu noktada sıkışıyor. Çünkü verilmiş ama Türk kamuoyundan saklanmış bir söz var. Siz başınızdaki tehlikeyi bertaraf etmek için bir şeyler yapmak zorundasınız. Ama bunu yaparsanız daha önce verdiğiniz sözü çiğnemiş olacaksınız.Karşısında ciddi bir iktidar olduğuna inanan Amerika, verilen sözlerin çiğnenmesini anlayamıyor. Bunu hatırlatmak için bazen konuşuyor bazen de eylem yapıyor.Bu da bu kez Türk kamuoyunu ve hükümet dışındaki diğer devlet kurumlarını çok şaşırtıyor.O halde iktidar, eğer kamuoyundan sakladığı bazı verilmiş sözler varsa bunları açıklamalı ve özür dileyerek artık bunlara uymayacağını bildirmelidir.Aksi takdirde, yakın bir gelecekte verilmiş ama saklanmış bazı sözler olduğu belgelerle ortaya çıkarsa, bu bir ulusal güvenlik sorunu olacaktır ve dünyadaki hiçbir iktidarın bunun altından kalkması mümkün değildir.*****Bülent Tanla’dan anlamlı veda!CHP milletvekili Bülent Tanla uğradı dün. 22 Temmuz seçimlerinde aday olmayacağını, ama partisi CHP’yi sonuna kadar destekleyeceğini söyledi.Tanla bilimsel araştırmacı kimliği ile siyasete uzun yıllar ışık tuttuktan sonra kendisi de aktif siyasete girmişti.Ama artık bırakma zamanının geldiğine inanıyor. Siyasal partilerin toplumun gerisinde kaldığına inandığını söyleyen Tanla şunları anlattı: Milyonlarca insanın ayağa kalkmasını iyi değerlendirmeliyiz. Hepimiz siyasetin önünü açmak, siyasete yeni insanlar kazandırma zorundayız. Parlamento gençleşmeli, yenilenmelidir. Hepimiz özveri göstererek yeni adaylara yol açmalıyız.” Bülent Tanla ile konuşurken anladım ki, sağda ve soldaki birleşmelerin kerhen olduğuna inanıyor. Tanla bu birleşmelerin daha geniş kitleleri kucaklamasını ve çağdaş dünyaya uygun programlarla ortaya çıkmasını arzuluyor.Tanla’ya vedasının çok anlamlı olduğunu, bunun tıpkı daha önceki bilimsel çalışmaları gibi siyasete ışık tutacağını umduğumu söyledim.*****Hep aynı isimlerTayyip Erdoğan özellikle dış politikada devlet geleneklerini hiçe saymayı bir başarı gibi sunmaya çalıştı. Yanına aldığı, (tahminim sadece bazı yabancı dilleri iyi bilmelerinden öte yetenekleri olmayan) danışmanları aracılığı ile uluslararası ilişkileri yönlendirmeye çalıştı.1 Mart Tezkeresi ile ilgili bazı bilinmeyenleri Habertürk’te anlatan dönemin müzakerecisi Deniz Bölükbaşı, konuşmasının bir yerinde sözü bu danışmanlara getirerek “Bazı danışmanlar ABD ile back chanell (arka kanal) açmışlardır. Bunun ABD’lilerde artı bir ümit yarattığı bir gerçektir. Bu danışmanlar Egemen Bağış ve Cüneyt Zapsu’dur” dedi. Bu iki danışmanı birçok uluslararası ilişkiden tanıyoruz. Cüneyt Zapsu Erdoğan’ı desteklemeleri için Amerikalılarla konuşurken “Bu adamı helaya süpürmeyin, kullanın” bile demişti.Bu iki danışmanın Amerikalılara hangi konularda ne sözler verdiğini şu anda bilemiyoruz. Ama Bölükbaşı’nın da dediği gibi bu konuda bazı şüpheler var ve bu iki danışmanın söyledikleri Amerikalıları ümitlendimiş olabilir. Çünkü Amerikalılar özel danışmanlara çok ilgi gösterir ve güvenir. Hatta uluslararası birçok ilişkisini de danışmanlar aracılığı ile sürdürüp başarılı sonuçlar alabilir. Ama o danışmanların tüm etkinlikleri de gerek Amerikan devleti gerekse kamuoyu tarafından bilinir, izlenir, gerekirse hesabı da sorulur.Türkiye için durum farklı olabilir. Danışmanlar devletin diğer birimlerinden ve halktan bazı şeyleri saklamıştır belki de. Bu iki danışmanın her taşın altından çıkmasına bakarak Tayyip Bey’in yakın gelecekteki yumuşak yerinin bu olabileceğini söyleyebiliriz.*****Mazot kaç para?Genç Parti’nin daha ufukta seçim bile yokken başlattığı kampanyasında kullandığı sloganlar nedense çok eleştirildi. Öyle sanıyorum ki, siyasette hep soyut vaatlere alışanlar bazı somut vaatler karşısında ne yapacağını şaşırdı.Genç Parti’nin seçim vaatleri gerçekçidir, değildir; bunu tartışmak istemiyorum. Ama bu vaatleri dillerine dolayarak “Akıl almaz sözler, bunların hiçbiri olmaz” diyenlere de bir hatırlatmam olacak.Kimbilir kaç yerde bu vaatleri ağır ve alaycı sözlerle eleştirenlere bir soru soruyorum. Diyorum ki “Bunlar imkânsız diyorsunuz, örneğin Mazot Bir lira sloganına karşı çıkıyorsunuz. Peki mazot şu anda kaç lira ki bir liraya inmesi bir hayaldir?” İnanın daha bir kişi bile mazotun kaça satıldığını söyleyemedi. Bu durumda “Bu vaat halkı kandırmaktır” demek de yanlış olmuyor mu?

Devamını Oku

Erdoğan’ın endişesi sıkıyönetim ilanı

27 Mayıs 2007

Devletin zirvesindeki gerginlik ve soğukluk artık kimsenin gözünden kaçmıyor. Askeri tatbikat nedeniyle iki gün boyunca yan yana olan Başbakan ve Cumhurbaşkanı arasında neredeyse hiçbir diyalog yaşanmadı. Aynı şekilde Başbakan’ın komutanlarla da arasının pek hoş olmadığı açıkça görülüyor.Devletin tepesindeki “rejim kaynaklı” gerginliğin dışında bir de Irak konusundaki sıkıntı var.Genelkurmay Başkanı 12 Nisan’da PKK terörüne karşı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’ta bir sınır ötesi operasyon yapması gerektiğini söylemişti.Başbakan ise önce buna sessiz kalmış sonra da karşı çıkmıştı. Hele Amerika’nın da “sakın girmeyin, kötü olur” yollu uyarısı da işin tuzu biberi olmuştu.Ancak terörün başkentin göbeğine kadar sokulması üzerine Irak operasyonu tekrar gündeme geldi.Erdoğan bu işe ne kadar gönülsüz olduğunu “Bir talep gelirse gereğini yaparız” söylemiyle dile getirdi aslında. Ancak bu da çok absürd bir tepki. Çünkü hiçbir demokratik ülkede asker böyle bir taleple hükümetin önüne çıkmaz. Zaten her şeyi siyasi olarak kontrol eden hükümetin bu durumu bilmesi ve gereken önlemi almak için harekete geçmesi gerekir.Oysa bundan hükümetin çeşitli nedenlerle böyle bir operasyonun yapılmasına karşı çıktığı ama bunu askerin üzerine yıkmaya ve işin içinden sıyrılmaya çalıştığı anlamı çıkıyor bir yerde. Açıkçası böyle bir gerginlik çok sürmez, bir yerde kopar.Ankara kulislerinde konuşulanlara göre, Tayyip Bey’in Kuzey Irak’taki bir operasyona gönülsüz olmasının altında Anayasa’nın 120- 121 ve 122. maddelerinde belirtilen uygulamalar yatıyor.Çünkü bu maddelere göre savaş ortamı doğması halinde kontrol bir anda hükümetin elinden çıkıp Cumhurbaşkanı’na geçebilir. Cumhurbaşkanı Bakanlar Kurulu’na başkanlık edip olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilan edilmesini isteyebilir.Ordunun harekete geçmesi karşısında hükümetin bu taleplere karşı çıkması zor görünüyor. Hiç beklenmedik bir anda olağanüstü hal ya da sıkıyönetim ilan edilmesi hükümetin bir anlamda sonu olarak da algılanabilir.Erdoğan seçime giderken hiçbir riskle karşılaşmak istemiyor.*****İki günlük Antalya kaçamağının notlarıBu oteli 2.5 ayda nasıl bitirdiniz?Hatırlayan olacaktır, yaklaşık iki buçuk ay önce bir günlüğüne Antalya’ya gitmiştim. Taa İstanbul Erkek Lisesi’nden sınıf ve yatakhane arkadaşım İsmail Yuvacan’ın da yönetiminde olduğu Ela Quality Oteli’nin personel eğitimini yerinde izlemiştim.Türkiye’de ilk kez bir otel, personelini eğitmek için 350 bin Euro harcamıştı. Otelde çalışacak tüm personel tıpkı bir yatılı okuldaymış gibi kiralanan bir otelde konaklamış ve tam gün ders almıştı.2.5 ay önce gittiğimde otelin sadece beton bölümü bitmiş, diğer ince işlerine ise yeni geçilmişti. İsmail Yuvacan “mayıs sonunda açılış yapacağız” dediğinde “atma, din kardeşiyiz, burası nasıl yetişir?” diye sormuştum.Geçen hafta İsmail aradı, açılışa davet etti. Açılışlara katılmayı pek arzulamam, ama sırf “gerçekten bitirdiler mi?” merakı ile kalkıp geldim. İnanamadım. İki buçuk ay önce paçalarımı sıvayarak gezdiğim yer Türkiye’nin en güzel otellerinden biri olmuş.Açılışlar sıkıntılıdır, her şey aksar. Kendi kendime “Binayı bitirmişler de, bakalım bu iki gün ne gibi aksiliklerle geçecek?” diye düşündüm.Orada da yanıldım. Çünkü akıl almaz biçimde sanki 10 yıldır hizmet veriliyormuş gibi her şey kusursuz geçti. Açılış için düzenlenen yemekte Candan Erçetin’in enfes konserini izledik. “Kum adam” denilen inanılmaz bir Rus sanatçının kumlarla adeta dans ederek çizdiği resimleri heyecanla alkışladık. Hele Kum Adam bir Türk Bayrağı ve Atatürk portresi çizdiğinde kalbimiz duracak gibi oldu. Gece yarısından sonra denizin ortasından olağanüstü parmaklarıyla herkesi coşturan Burhan Öcal nefes kesti. Ela Quality Belek’te. Bölgedeki konseptin biraz dışına çıkmaya çalışıyor. Fiyatları diğerlerine göre biraz daha yüksek olacakmış ama aileye ve gerçekten dinlenmek isteyenlere yönelik. Otelde adeta yok yok. Ama hiçbiri derme çatma ve eğreti değil. Gerçekten tatil yapılacak ve dinlenilecek bir yer.*****Mehmet Günyeli’nin olağan dışı fotoğraflarıAntalya’ya geldik ya, şansa bakın ki Mehmet Günyeli’nin de fotoğraf sergisinin açılışı da var. İki ayağımız bir pabuca girse de, Belek’in tam aksi istikametteki serginin açılışına yetiştik.Mehmet Günyeli uzun yıllardır dünyanın birçok ülkesine giderek çok farklı bir bakış açısıyla fotoğraflar çekiyor. Günyeli’nin Mısır’da çektiği olağanüstü bir fotoğraf evimin en güzel köşelerinden birinden her gün bana bakıyor.Günyeli bu sergisinde Hindistan gezisinde çektiği fotoğrafları sergiliyor. Hindistan’da “mahzun ve meraklı” insanların portrelerini çeken Günyeli, özel bir stüdyoda bunları 2x1 m boyutunda büyütmüş. Fotoğraf böyle olunca verdiği keyif de bir başka türlü oluyor. Günyeli bu sergisini muhtemelen yaz ortasında Çeşme Alaçatı’da tekrarlamak istediğini belirtti.Sergi için Günyeli’nin bazı dostları da Antalya’ya gelmişti. Tilda-Erol Tezman, Cemal Özgörkey, Nida-Selçuk Kolay hemen gördüğüm isimlerdendi. Günyeli’nin eşi Leyla Alaton Günyeli de konuklarını ağırlamak için elinden geleni yapıyordu.Sergi sayesinde uzun süredir görmediğim İshak Alaton’u da görme fırsatı yakaladım. Çoktandır televizyonlara da çıkmayan değerli İshak Bey, Türkiye ile ilgili pozitif fikirlerinden hiçbir şey yitirmemiş. Kısa ama çok yararlı sohbetimizin tadı damağımda kaldı desem yalan olmaz.*****Nerede kaldı demokrasi?Ankara’nın göbeğinde bomba patlayınca AKP hükümetinin aklına polislerin görev ve sorumlulukları geldi.Üç yıl boyunca Avrupa Birliği’ne uyum sağlamak için sanki fedakârca çalışıyormuş gibi görünen iktidar bir anda durumu eskisinden de kötü hale getirmek için kolları sıvadı.Bir bomba ile demokrasi, insan hakları, hukuk bir kenara itiliverdi.Elbette dünyanın tüm ülkeleri teröre karşı çok etkili önlemler almak adına bazı haklarda kısıtlamalara gidiyorlar. Ama Türkiye zaten terörle iç içe bir ülkeydi. İktidar bana göre sırf göz boyama amacıyla sözde Avrupa Birliği’ne uyum adına uygulamada pek çok sıkıntıyı yanında taşıyan yasaları hızla geçirdi. Açıkçası buna hiç karşı çıkmadım, ama bir bomba patlaması ile tüm bunlardan vazgeçilmesini de içime sindiremiyorum.Bugün seçim uğruna ve iktidar korkusuyla bu haklardan taviz verenler yarın herşeyi yapabilir.

Devamını Oku