Tayyip Bey Batman’da konuşuyor. Konuştukça coşuyor. Söylediği en ilginç sözlerden biri “22 Temmuz’dan sonra Cumhurbaşkanlığı krizi yaşanabilir.” Bunu söylerken, elbette lafın bir de öncesi var. Başbakan halktan ezici bir destek istiyor, Meclis’e 367 AKP’li milletvekili göndermelerini tavsiye ediyor.Çünkü aksi takdirde Cumhurbaşkanlığı seçiminin yine krize gireceğini ima ediyor.Bana bunların hepsi boş laf olarak geliyor.Çünkü 22 Temmuz seçimlerinden sonra aritmetik denge ne olursa olsun, Cumhurbaşkanlığı krizi yaşanması çok az bir olasılıktır.Birkaç senaryo üzerinde duralım.Diyelim ki AKP tek başına iktidar olamadı ama, birinci parti çıktı. Meclis’e 3 parti daha girdi. Ve bu partiler koalisyon yaparak hükümeti oluşturdu. Sıra Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gelince AKP ne yapacak?Tayyip Bey’in ima ettiği şu: “Biz Meclis’e girmeyiz, onlar da 367’yi bulamadıkları için seçimi yapamazlar. Kendi kazdıkları kuyuya düşerler.” Mantıken doğru. Ancak, AKP Meclis’e girmemenin gerekçesi olarak neyi ileri sürecek?“Tıpkı CHP gibi yapar” diyenleriniz olabilir. Oysa CHP’nin Meclis’e girmemesinin temel bir gerekçesi vardı. AKP aday konusunda hiçbir uzlaşmaya yanaşmamıştı, CHP bunun demokratik kurallara uymadığını ileri sürmüştü.AKP Melis’e girmeyecekse bunu bir temele dayandırması gerek. “Siz beni seçtirmemiştiniz, ben de sizi seçtirmem” demeyi ne Türk kamuoyuna ne de dünyaya anlatamazsınız.Gelelim ikinci senaryoya. AKP 276’yı aşarak tek başına iktidar oldu yine. Ama 367’yi bulamıyor. Sıra Cumhurbaşkanlığı’na gelince, CHP bu kez nasıl bir gerekçe bulacak da, Meclis’e girmeyecek.Geçtiğimiz seçim sürecinin özelliği vardı, oysa yeni seçilmiş bir Meclis için geçerli değil bu. Yani CHP istemese de Meclis’e girmek zorunda. Ama AKP adayına oy vermeyebilir. Üçüncü turda AKP kimi aday gösterdiyse seçilir, kimsenin de buna itirazı olamaz.Bu durumda Tayyip Bey, seçimlere bir aya seçim sonrası kriz senaryolarını miting meydanlarında halka anlatarak tehlikeli bir oyun oynuyor bence.“Bizim ne eksiğimiz vardı, bizi neden engellediler” diye göz yaşları içinde yine mağduru oynayarak en azından eski oyunu almayı planlıyor herhalde.Ama 4.5 yıl iktidarda kaldıktan sonra hâlâ mağdur pozunda olmak siyaset yapmaksa, bir şey demeye dilim varmıyor.*****AKP usulü demokrasiBaşbakan Doğu illerinde konuşurken üzerinde ısrarla durduğu bir konu var.Diyor ki “Bağımsızlara oy vermeyin.” Bunu talep etmek demokratik bir haktır elbette. “CHP’ye oy vermeyin” de diyebilir, başka partiye de. Çünkü parti olarak kendisinin önde olmasını isteyecektir. Hiçbir sakıncası yok.Ancaaaak, sıra bunun gerekçesini açıklamaya gelince iş garipleşiyor. Çünkü Tayyip Bey bağımsızlara oy verilmemesini isterken, sesini alaycı bir tona ayarlayıp diyor ki “Seçilecekler de ne olacak, size ne faydası olacak, bırakın bunları.” İşte burada durmak gerek. Bir başkasına oy verilmemesini istemeyi anlamak belki mümkün de, “bunlar ne yapacaklar” demek demokrasiyle hiç ilgisi olmayan bir söylem.AKP baraj nedeniyle sağladığı aritmetik üstünlüğün büyüsüne kendini öyle bir kaptırmış ki, bir partiye bağımlı olmayan milletin temsilcilerinin hiçbir işe yaramayacağını peşin peşin söyleme cesaretini bulabiliyor.Ama işin bir de başka tarafı var ki, siyasetçilerin özensiz konuşmalarının başlarını nasıl sıkıntıya sokabileceklerinin tipik bir örneği.Tayyip Bey bağımsızlara oy verilmemesini, bunun yerine kendilerine oy verilmesini istiyor.Peki bağımsızlar aslında kimi temsil ediyor? DTP’yi. Tayyip Bey’in inanışına göre DTP kimi temsil ediyor? PKK’yı. Bu durumda bağımsızlara oy verecek halk aslında PKK’ya oy vermiş olacak.Bir anlamda Tayyip Bey diyor ki “PKK’ya oy vereceğine bana ver.” Peki şimdi bir muhalefet sözcüsü çıkıp da “Ha AKP ha PKK ne farkları var” diye sorsa ne diyeceksiniz?*****Bugün 13.00’te Kanaltürk’teyimBazı izleyiciler sitem ediyorlar. Diyorlar ki “Gecenin olmadık bir saatinde bir kanalda sizi görüyoruz. Ama yarısından yakalıyoruz. Neden bunu bize önceden haber vermiyorsun?” Bu elimde olan bir şey değil. Çünkü çok hızla gelişen olaylar nedeniyle bazı televizyon kanalları aynı gün, hatta yayından birkaç saat önce arayıp davet ediyorlar. Bu nedenle size bildiremiyorum.Ama bu kez iki gün önceden haber verdiler. Bugün saat 13.00’te Kanaltürk’te son gelişmelerin değerlendirileceği bir programa katılacağım. Baki Özilhan’ın sunacağı “Televizyon Gazetesi” programı Bursa’da yapılacak Teröre Lanet mitinginden hemen sonra yayına girecek. Bu nedenle saat 13.00 diyorum ama bu biraz da mitingin akışına bağlı. Zaten sohbetimiz de sanıyorum ağırlıklı olarak terör konusunda yürüyecektir. Haberiniz olsun.*****Barzani’nin hediye paketiBir süre önce “Barzani PKK’nın iki önemli liderini Türkiye’ye teslim etmeye hazırlanıyor” diye yazmıştım. Herkes merakla beklemeye başladı. Terör koordinatörü Edip Başer görevden alınmadan bir gün önce “Diplomatik çabalar asla kesilmez. Ama burada bir şey yapmak lazım. Bazı terör liderlerinin teslim edilmesi de olabilir bu” demişti. Ama yine bir şey olmadı. Beklemeye devam ettik.Şimdi AKP kaynaklı bir dedikodu salındı ortaya. Deniliyor ki “Barzani iki teröristi teslim edecekti. Ama bunun seçimden önce AKP’ye yararı olacağı için engelleniyor.” Kim engelleyebilir böyle bir gelişmeyi. AKP kimi ima ediyor acaba?Olaya şöyle bakalım. AKP’ye zarar vermesi için iki teröristin iade edilmesinin engellendiği iddiasının AKP’ye sağlayacağı yarar, iade edilmesinden daha fazladır. AKP intikam hisleriyle çok ilginç şeyler yapıyor.
Birkaç gündür bütün medyada ve siyaset dünyasında Amerika’daki thing tank kuruluşu olan Hudson Enstitüsü’nde konuşulan bir senaryo var.Senaryo şöyle: Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Tülay Tuğcu’ya bir suikast düzenleniyor. Hemen aynı sırada PKK’lı bir canlı bomba Beyoğlu’nda patlıyor ve 50 vatandaşımız hayatını kaybediyor. Bunun üzerine PKK terörünü kökünden kazımak amacıyla Türk silahlı Kuvvetleri 50 bin kişilik bir güçle Irak’a giriyor.Toplantıda konuşulan senaryo bu.Gelelim neden böyle bir senaryo hazırlandığına.Dünyanın her ülkesinde, belli düzeydeki kişiler arasında, geleceği belli olan krizlerden önce, bu krizin çıkması için oluşacak koşullar tahmini olarak konuşulur.1. Dünya SavaşıKüçük bir örnek vermek istiyorum. 1. Dünya Savaşı Sırp Prensi’nin bir suikaste uğramasından sonra başlamıştır. Oysa herkes biliyordu ki, o günün gelişmelerine göre dünya savaşı bağıra bağıra geliyordu. Sadece bunun başlaması için bir bahane gerekiyordu. İşte prense düzenlenen suikast sayesinde bahane bulunmuş ve savaş başlamıştı.İşte günümüzde de üst düzeyde görev yapan kimi kişiler, daha sonra önlem alabilmek amacıyla gelmekte olan bir tehlikenin nasıl bir bahane bulacağını tahmin etmeye çalışır. Bu açıdan bakınca Hudson’da konuşulan senaryo olacak anlamına değil, “böyle olursa bahane bulunur” ihtimalidir.Bush’a suikast olursaBugün Amerika’da örneğin “Bush’un bir suikaste uğraması halinde neler olacağını tahmin eden” en az 10 ayrı senaryo vardır.Türkiye’nin de çeşitli kuruluşlarının bu tür planlar yaptığı bilinmektedir. Örneğin Cumhurbaşkanı’nın bir nedenle görevini bırakması halinde neler olabileceğini tahmin etmeye çalışan senaryolar da üretilmiştir mutlaka.Yine Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de elinde sayısız savaş senaryosu ve olası sonuçları ile ilgili tahminler rapor haline bile getirilmiştir.Bunu bilmemiz gerek diye yazdım.Danışman sahneye çıkıyorGelelim bu senaryonun ortaya çıkış biçimine ve sonraki gelişmelere.Haber nasılsa Türkiye’de duyuldu. Duyulur duyulmaz Tayyip Bey’in danışmanlarından Egemen Bağış televizyon kanallarına çıkarak “Bu senaryoları dinleyen eğer Türkler de varsa onlar vatan hainidir” dedi.Bağış’ın, o sırada söylemediği bir şey vardı. Bu toplantıda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Amerika Büyük Elçiliği’nde görevli subaylarından ikisi de bulunuyordu. Yani vatan haini olarak kastedilenler olarak askerler ima ediliyordu.İşte o andan itibaren AKP olaya şiddetle sarıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik yıpratma ve hakaret kampanyası için bahane bulunmuştu artık.AKP’ye destek veren ne kadar yazar, çizer, akademisyen, siyasetçi varsa ekranlara çıkıp “Asker açıklama yapmalıdır” demeye başladı.Sanki gerçekmiş gibiBu zevat “komplo senaryosu” nedir bilmeyen Türk halkına şunu söylemek istiyordu: “Aralarında askerlerin de bulunduğu bir grup, Anayasa Mahkemesi eski Başkanı’na suikast yapacak, Beyoğlu’nda bomba patlatacak, sonra ordu Irak’a girecek, savaş durumu nedeniyle seçimler ertelenecek, sıkıyönetim ilan edilecek, hükümet devreden çıkarılacak.” Yani her ülkede yapılan bir ihtimal senaryosu Türkiye’de bir anda sanki gerçekmiş gibi algılanmış ve Cumhurbaşkanı’nı seçememenin öfkesi içinde AKP’ye, bundan sorumlu tuttuğu kuruluşlardan intikam alma fırsatı yakalamıştı. “Beni iktidardan indirecekler” paranoyasına kapılan AKP ve Tayyip Bey bilmiyorum farkında mı ama giderek batağa saplanıyor.*****Haydi Ümraniye’ye bakalımBaşbakan Erdoğan yeni bir kavram attı ortaya. Nasıl “AKP’ye destek vermeyi” demokrasi, “karşı çıkmayı” ise darbecilik olarak değerlendiriyorsa, şimdi de “Bizden yana olanlar derin Türkiye” demeye başladı.Soru şuydu: “Derin devlet var mı?” Cevap “Hayır artık derin Türkiye var.” Peki “derin Türkiye?” neymiş. “Bu ülkeyi sevenler, demokrasiye inananlar.” Tayyip Bey “derin devlet” kavramını neden reddetmek istiyor?Çünkü adı üstünde “derin devlet devletin içindeki bir organizma” olarak algılanıyor.Şu anda devletin yönetimi AKP’de. Bu durumda derin devlet varsa bunu ortaya çıkarmak AKP’nin sorumluluğunda.İktidardan uzaklaştırılacağı paranoyasına kapılan iktidar “derin Türkiye” kavramı ile askeri yıpratmanın bir bahanesi haline geldi.Tayyip Bey bunu pekiştirmek için “Ümraniye’ye bakın, işin ucu nerelere gidiyor bir bakın” dedi.Peki o zaman Ümraniye’ye bakalım.Ümraniye’deki bir gecekonduda el bombaları ve patlayıcılar bulundu. Bununla ilgili olarak da bir emekli yüzbaşı tutuklandı. Bu yüzbaşının adı Danıştay cinayetine de karıştırılmak istenmişti.Şu anda tam gerçeği bilemiyoruz, bu işin içinde bir tezgah var mı henüz anlayamıyoruz ama, bu olay, içinde bir yüzbaşının da bulunduğu çeteden başka bir şey değildir.Bu çete hükümeti sıkıntıya sokmak için bazı provokasyonlara kalkışabilir mi? Kalkışabilir.Peki bunu “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir parçası olarak” görebilir miyiz?Böyle bir şey mümkün mü? Türk Silahlı Kuvvetleri böylesi bir çete olayının içinde olabilir mi?Ama Tayyip Bey “Ümraniye’ye bakın, ucu nereye kadar gidiyor” diyerek bunu ima etmiyor mu?Aynı şekilde Şemdinli olayında da “İşin ucu nereye kadar giderse oraya kadar gideceğiz” demiş ve ardından Van savcısı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ı çete lideri gibi göstermemiş miydi?Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bu kadar yıpratmaya çalışmak kimseye yarar sağlamaz.*****Bu gerginlik niye oldu?Tayyip Bey Perşembe gününü inanılmaz bir siyasi trafikle geçirdi. Genelkurmay’a gitti. Irak’la ilgili brifing aldı. Oradan MİT’e gitti. İstihbarat bilgileri aldı.Ardından bir bakanı Amerikan büyükelçisi ile görüştü. Sonra Çankaya Köşkü’ne çıktı.Yaygın kanaat bir iki gün içinde Irak’a yönelik bir operasyon yapılacağı yönünde.Oysa Başbakan “içerdeki 5000 teröristi hallettik de dışarıdaki 500 mü kaldı” diyerek Irak operasyonuna karşı çıkıyordu.Şimdi sanki durum tam tersi gibi. Peki Başbakan neden bu kadar gerginlik yarattı. Sonuçta son bir ay içindeki her gelişmede olduğu gibi yine boyun eğmiş olmadı mı?Gerçi miting konuşmalarında yine “mağduru oynamak” şıkkını seçtiğine göre, bunları başarısızlık olarak değil, seçmen gözünde prim olarak görüyor.
Birkaç ay önce yazmıştım ama bir kere daha yazmak istiyorum, çünkü Başbakan Erdoğan ısrarla aynı hatayı yapmayı sürdürüyor.Başbakan son olarak yine bir meydan konuşmasında “Türkiye’de 36 etnik kimlik var. Biz hepsinin bir birlik içinde yaşamasını istiyoruz. Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız” dedi.Tayyip Bey böylelikle birlik ve beraberlikten ne kadar yana olduğunu göstermek ve milliyetçi duygularını ortaya koymak istiyor belli ki.Oysa yanılıyor. Tam tersine, bölücülük yapmış duruma düşüyor.Bir başbakan yönettiği ülkede 36 etnik kimlik olduğunu söyleyemez.Ayrıca Tayyip Bey’in ikide bir sözünü ettiği 36 etnik kimlik konusunda da çok ciddi tartışmalar var. Konuyu bilimsel olarak inceleyen toplumbilimcilere göre Türkiye’de bu kadar çok sayıda etnik kimlik yok. Ama Türkiye’yi sözde iyi niyetle irdelemeye çalışan ve böylelikle etnik ayırımcılığı körükleyen çevreler 36 etnik kimlikten söz etmeyi pek seviyor.Tayyip Bey de -kötü düşünmek istemediğim için böyle diyorum- bu tuzağa düşüyor.Devlet yöneticileri, ülkeyi birlik beraberlik içinde tutmak zorundadır. Etnik kimliklerden söz ederek birlik ve beraberliği sağlayamazsınız.Etnik farklılıklar sadece Türkiye’ye özel bir durum değil. Ama siz demokratik sistemle yönetilen herhangi bir ülkede, yöneticilerin “etnik kimliklerden” söz ettiğini duydunuz mu hiç.ABD Başkanı hiç “Bizim ülkemiz dünyanın her yerinden gelen ulusların oluşturduğu bir devlettir” der mi? ABD Başkanı sadece ‘Amerikalılık’tan söz eder.Fransa’da, İngiltere’de, İtalya’da hatta Belçika’da etnik kimliklerden söz ederek siyaset yapan tek siyasetçi bile bulamazsınız.Yine de Tayyip Bey hakkında iyi niyetler beslemek istiyorum.*****Senaryo değil gerçekHudson Enstitüsü’nün bir toplantısında konuşulan Türkiye senaryoları büyük gürültü kopardı. AKP bu toplantıda konuşulanları diline dolayarak bunu Silahlı Kuvvetler’e karşı koz olarak kullanmak amacında. Üç gündür AKP yanlısı medyada silahlı kuvvetlere yönelik yayınlarla “Açıklama yap” çağrıları yükseliyor. Bir düşünce kuruluşunda olası senaryoların tartışılması doğaldır. Doğal olmayan bunların gerçek gibi kamuoyuna sızdırılmasıdır. Sızdırılan bilgileri kamuoyuna aktaranların kimliğine bakınca buradaki oyunu da görüyoruz aslında.Türkiye’yi bir kaosa sokmak için emekli olan Anayasa Mahkemesi Başkanı’na suikast düzenlenmesi, kalabalık bir yerde bomba patlatılması, ülke çapında çatışmaların başlaması ve Silahlı Kuvvetler’in Irak’a girmesi bir senaryodur.Ama öyle bazı yeni şeyler öğrenirsiniz ki, bunlar senaryo değildir. Muhtemelen yaşanmıştır ve bunu doğrultusundaki plan aynen işlemektedir.Örneğin İstanbul’daki tüccarların en tepesindeki ismin AKP’nin kuruluşu sırasında çok aktif olduğu biliniyor. Bu kişinin partinin kuruluşu aşamasında Amerikalılarla çok yoğun görüşmeler yaptığı doğru mudur?Bu görüşmelerde Kıbrıs’tan Ermeni sorununa, Ege’deki gelişmelerden Kuzey Irak’taki teröre kadar bazı konularda sözler verilmiş midir?Bu kişinin Amerikalılarla yaptığı görüşmelerden hemen sonra telefonla partinin kurucu genel başkanına bilgi verdiği, aldığı talimatları muhataplarına ilettiği ve tüm bunların hem sesli hem de görüntülü olarak kaydedildiği doğru mudur?Eğer doğruysa bu kayıtların yakın bir gelecekte ortaya çıkması olası mıdır?Diyorum ya, bazıları senaryodur, boşa tartışırsınız, bazıları da gerçektir, bir türlü tartışamazsınız.*****Sürekli başarısızlıkAKP 4.5 yıldır iktidarda. Bu sürenin son iki ayı hariç dikensiz gül bahçesinde gibiydiler. Hiç muhalefet görmeden bugünlere geldiler. Aritmetik çoğunluklarının her şeyi halledebileceğine inandılar. Cumhurbaşkanlığını ele geçirebileceklerine çok inandılar.Şimdi gelin manzaraya bakalım. Tayyip Bey Cumhurbaşkanı olmak istedi. Olamadı. Yerine Abdullah Gül’ü atadı. O da olamadı. Bunun üzerine sistemi altüst etmeye karar vererek Cumhurbaşkanı’nı halk seçmesini sağlayacak anayasa değişikliği yaptılar ve 22 Temmuz’da çift sandık olacağını söylediler. Bunu da yapamadılar. Referandum süresini kısalttılar. Orada da başarılı olamadılar.Bunlar son iki ayın sürekli başarısızlıkları. Bu kadar sürede bu kadar başarısız olan bir iktidara bu halk nasıl güvenecek acaba?*****Barzani’nin son laflarıKürt lider Barzani, birkaç önce karagâhında toplantı yaparken, komutanlarından bazıları “Türkiye’de hükümet Silahlı Kuvvetler’e karşı çıktı. Başbakan’ın topraklarımıza yönelik bir askeri harekâta izin vermemesi çok olumlu. Bu yönde bir açıklama yapacak mısınız?” diye sormuşlar.Barzani “Aman” demiş ve eklemiş: “Şu sıralar Türk hükümeti için iyi söz söylemeyin sakın, ters tepiyor, bekleyin biraz.” Kimbilir belki de artık ters tepmiyordur. Tayyip Bey DTP ile de koalisyon kurabileceğini söylediğinde pek bir şey olmadı. Barzani’nin “kutlaması” mı sıkıntı yaratacak?*****Demokrasideki küçük ayrıntıDemokrasi deyince AKP’nin aklına hemen aritmetik çoğunluk geliyor. İnsan hakları ve yaşam biçimi denince de ille türban. Oysa demokrasi gelişmiş toplumların yönetim biçimidir ve insanlar daha kaliteli, daha iyi olmayı önce içlerine sindirmelidir.Sakarya’nın Geyve İlçesi’nde bir olay yaşandı. Belediye Başkanı, çocukları bir kasap dükkânında sünnet ettirdi. Bu başkan daha sonra televizyon kanallarında önce yapılanın hata olduğunu söyledi ama arkasından da “Hiç kimse şikâyetçi değil, ayrıca ne var bunda bu kadar büyütecek” dedi. Demokrasi kültürü olmayınca arabesk toplumların sembolü olan “ne var bunda” kültürü egemen hale gelir. Çocukları kasapta sünnet ettirmeyi savunanların, kalkıp herkese demokrasi dersi vermiyor mu, işte insanın ağrına giden bu. Türkiye bunu hak etmiyor ama ne yaparsınız bitecek bir gün.
Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök artık nezaketinden mi yoksa Erdoğan’ın delici bakışlarından endişe ederek mi bilmiyorum, bin dereden su getirerek sordu: “DTP ile koalisyon yapar mısınız?” diye.Özkök lafı buraya getirinceye kadar Bulgaristan’daki Hak ve Özgürlükler Partisi’nin tarihçesini öğrendik neredeyse.Tayyip Erdoğan da aldığı pası iyi değerlendirerek koalisyonlar tarihi konusunda engin bilgiler verdikten sonra cevabını söyledi: “Evet DTP ile koalisyon yaparız.” İşin özü budur. Eğer seçimlerden sonra AKP tek başına hükümeti kuracak sayıya ulaşamazsa, DTP’nin desteği ile hükümet kurmaya bugünden hazır.Ancak Başbakan bunu şarta bağlıyor:Diyor ki “DTP’nin terörle hiçbir bağlantısı olmayacak.” Tamam, buraya kadar çok güzel.Demek ki 20’ye yakın terörist ya da teröristlerle bağlantılı kişi 22 Temmuz’da Meclis’e geliyor.Bunun anlamı o değil midir?Tayyip Bey “Eğer DTP terörle bağlantısını keserse, koalisyon yaparız” diyorsa bu, DTP’nin şu anda terörle bağlantılı olduğunun bir ifadesidir.Peki Tayyip Bey’e göre DTP terörle bağlantılı bir partiyse, nasıl oluyor da seçimlere katılabiliyor ya da baraj sorunu nedeniyle bağımsız adayları destekleyebiliyor.Koca Türkiye göz göre göre teröristlerin Meclis’e girmesini mi sağlamış oluyor?Tayyip Erdoğan, herkesi aptal yerine koyuyor ve sadece kendisini akıllı sanıyor galiba.Oysa bu kadar dolambaçlı yollardan geçip niyeti kafaları karıştırarak ortaya koymak yerine dürüstçe “Evet biz DTP ile koalisyon yaparız” dese hem daha namuslu hem de daha demokratik bir tutum takınmış olmayacak mı?Tayyip Bey’in hem Ertuğrul Özkök’ün hem de bir gün sonra Uğur Dündar’ın sorularına verdiği cevaplar savcılıklar tarafından ihbar kabul edilmek zorundadır. DTP’nin bir terör örgütüyle bağlantılı olduğunu açıklayan Tayyip Erdoğan’ın sözlerinden yola çıkılarak DTP hakkında soruşturma açılması gerekir.Bu, Tayyip Bey’in de işine yarayabilir. Çünkü açılacak soruşturma sonunda bağımsız olarak seçime katılan DTP’liler “Bizim terör örgütüyle hiçbir bağlantımız yok” açıklaması yaparlar, böylelikle Tayyip Bey’in de yüreği rahatlar ve DTP ile koalisyon kurmakta bir sakınca kalmaz.*****NATO ve Birleşmiş Milletler yasalarıTürkiye’nin de etkin üyesi olduğu iki büyük uluslararası kuruluş var. Biri NATO diğeri de Birleşmiş Milletler.NATO’nun yasasını oluşturan metnin 5’inci maddesi özetle şöyle der: “Bir NATO üyesi ülke, NATO üyesi olmayan bir ülkenin saldırısına uğrarsa, bu saldırı tüm NATO ülkelerine yönelik kabul edilir ve buna göre tedbir alınır.” Birleşmiş Milletler Yasası’nın 52. maddesinde ise yine özetle şu belirtilir: “Birleşmiş Milletler üyesi bir ülke, herhangi bir sınır komşusundan gelen tehdit ve saldırılara karşı gerektiğinde yasal savunma hakkını (meşru müdafaa) kullanır.Tayyip Bey, geçen hafta yapılan terör zirvesinden hemen önce şöyle dedi: “İçerideki 5 bin PKK’lıyı hallettik de şimdi dışarıdaki 500’ünün mü peşine düşeceğiz? Şimdi durum şudur: Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, NATO ve Birleşmiş Milletler’e “Benim ülkem için bir dış tehdit yoktur. Tehdit içerdendir” demiştir.Bu durumda ne NATO’nun duruma yardım için el koyması, ne de Birleşmiş Milletler’in yasal savunma hakkımızı kullanmamız için onay vermesi mümkündür.Bunun literatürde ne anlama geleceğini herkesin oturup düşünmesi gerekmez mi?*****Türk kadının Nepal’deki hayretiİstanbullu, iyi aileden gelmiş bir kadın geçirdiği bazı ailevi sıkıntılardan kurtulmanın yolunu yılın bazı dönemlerinde Nepal’e gitmekte bulmuş. Kahramanımız Himalayalar’ın tepelerine çoğu kez tek başına yolculuklar yaparak hem bedenini hem ruhunu dinlendiriyormuş. Nepal’de çok yükseklere çıkan dağ yollarında başında kimsenin olmadığı “sığınma kulübeleri” varmış. Bu kulübelerde bir şömine, yemek yapmak için araç gereç ve yatmak için de bir şilte bulunuyormuş. Yolda fırtınaya yakalananlar buralardan yararlanıyormuş. Tek kural, kulübeyi bulduğun gibi bırakacaksın. Eğer odun yaktıysan dışarıdan odun toplayıp yerine bırakıyorsun. Kullandığın eşyayı temizliyorsun.Kahramanımız kadın, zirveye doğru yürürken fırtınaya tutulup böyle bir kulübeye sığınmış. Bakmış ki içeride bir de Nepalli kadın var. Ama hiç dil bilmiyor. Birer çorba içmişler, sonra işaretle anlaşmaya çalışmışlar.Nepalli “Nerelisin” diye sormuş işaretle. Türk kadın da “Türkiye’den” deyince Nepalli kadın bir süre hiç sesini çıkarmadan durmuş. Düşünmüş. Sonra da “Süleyman Demirel” demiş.Türk kadın tabii müthiş şaşırmış. Sonradan işaretle yaptıkları konuşmadan anlamış ki Nepalli kadın, Amerikalı arkadaşıyla bir süre Türkiye’de kalmış.Türkiye’den aklında kalan tek isim ise Süleyman Demirel’miş. İşe bak.*****Müthiş planEfendim, son zamanlarda bazı anketler yayınlanıyor ve AKP’nin oyu yüzde 45’lere kadar çıkarılıyor ya, bu aslında müthiş bir planın parçasıymış.Plana göre AKP 22 Temmuz seçimlerinden tek başına iktidar olarak çıkmak istemiyormuş. Çünkü tek başına çıkarsa başına bir şey geleceğinden endişe ediyormuş (Bunu yayıyorlar zaten).AKP tek başına iktidar olamayınca diğer partiler koalisyon kuracaklar tabii. Meclis’in ilk görevi Cumhurbaşkanı’nı seçmek. AKP buna 367 şartını öne sürerek engel olacakmış. Yani yeniden seçime gitme mecburiyeti doğacak.Eş zamanlı olarak PKK eylemlerini artıracak ve Silahlı Kuvvetler Irak’a girecek. Bu kaos ortamında ekonomi çökecek, dolar 3 lira olacak, birçok fabrika kapanacak.İşte bu ortamda gidilecek seçimlerde AKP “İşte gördünüz, istikrar bozuldu, Türkiye batıyor” diyerek propaganda yapacakmış.Düşündükleri yüzde 45 ve üstü oy oranını da böyle yakalayacaklarmış.
Ufuk Güldemir’in Teşvikiye Camii’ndeki cenaze töreninde, Tayyip Bey’in özellikle Amerika ile ilişkilerini düzenleyen danışmanlarından biri de vardı.Çok aktif olduğu bilinen bu danışman ister istemez iş ve medya dünyasının önde gelen isimleri tarafından çevrilmişti. Konu çok konuşulan son gelişmelerdi doğal olarak.PKK terörü hızla tırmanıyor, Silahlı Kuvvetler ulusal güvenliği sağlamak için hükümetten yetki bekliyor.Danışman çevresindekilere “Bugün yapılacak terör zirvesini bekleyin” diyor sadece.Cenazeye katılanlar o sırada Tayyip Erdoğan’ın “İçerideki 5 bin PKK’lıyı hallettik de sıra dışarıdaki 500’e mi geldi?” sözlerini henüz bilmiyorlar.Şimdi geriye gidelim. Aralık ayı içinde Kürt lider Barzani Amerika’ya gitti. Başkan Bush tarafından da kabul edildi. Belirtildiğine göre Barzani bu görüşmede Türkiye’nin PKK’yı sorun yaptığını, bu nedenle sıkıntıda olduklarını söyledi.Yine belirtildiğine göre Bush “Sen merak etme, onlar (PKK) bizim çocuklarımız, dokundurtmayız” dedi.Barzani döndükten sonra PKK yöneticilerine bu konuştuklarını anlattı. Ardından da en önemli sözünü söyledi: “Şu anda Türkiye’nin başında işimize en çok yarayan adam var, ona zarar gelmemesi için elinizden geleni yapın.” Ardından da PKK’nın “ateşkes” kararı alındı. Türkiye buna hiçbir tepki göstermedi.Ancak mart ayının ortalarında Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olamayacağı, bunun da ötesinde göstereceği bir adayın, hatta bir AKP’linin asla Çankaya’ya çıkamayacağı anlaşılmaya başladı.PKK eylemlerinin tırmanması da bu sırada oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri gelmekte olan tehlikeyi fark ederek uyarısını yaptı. Hükümet buna kulak tıkadı.Askerin duyarlılığı Amerika’yı telaşlandırdı. Çünkü Türkiye’nin Kuzey Irak’ta bir operasyon yapması Amerika’nın Orta Doğu politikasının iflası anlamına gelecekti.Başbakan’ın danışmanı Amerika’ya çağrıldı. Ona “Ne yapıp ne edin, 22 Temmuz’a kadar orduyu Irak’tan uzak tutun. Ondan sonra zaten giremez.” Danışman da alelacele Türkiye’ye döndü ve durumu anlattı.Dönelim tekrar cenaze gününe. Danışman, cenazeye katılanlar bilmese de Tayyip Bey’in yapacağı açıklamayı biliyordu. Aynı akşam yapılacak terör zirvesinden de önemli bir açıklama gelmeyeceğini tahmin ediyordu.Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı bir gövde gösterisi yapılacaktı.Belli ki bu gövde gösterisi yapıldı. Silahlı Kuvvetler’in hükümetle “birlik ve beraberlik içinde olduğu” açıklandı.O günden beri de Irak’a yönelik operasyon konuşulmuyor.Peki öyle mi olacak?Bunun için 8-10 gün daha beklemek gerek.*****Eczacıların derdi büyükTayyip Erdoğan miting meydanlarından halka sesleniyor. “İşçimiz, memurumuz, Bağ-Kur’lumuz artık istediği eczaneye gidip ilacını alabiliyor değil mi?” Kalabalık da “Evet” diye cevap veriyor.Bilgi doğru mu? Evet, artık ilaç almakta bir sorun kalmadı. Ama bu kez de eczacılar çok dertli. Çünkü onlar vatandaşa istedikleri ilaçları veriyorlar da, parasını almaya gelince devletten dirsek yiyorlar.Bir eczacı yakınım “Devletle 90 günlük sözleşme yapıyoruz. Ama bize paramızı 90 değil 180 günde ödüyorlar. Yani 6 aylık vade. O da düzenli ödenmiyor. Zaten ödense de geçen süre içinde yüzde 11 olan kârımız da erimiş oluyor” dedi.Söylediğine göre en büyük aksaklık SSK’dan oluyormuş. Bağ- Kur ise sözünde en çok duran kurummuş.Vatandaşın ilacını rahatlıkla alması çok güzel de, bunun parasını ödemezseniz, bir gün gelir bu kez hiç kimse ilaç alamaz hale düşer. Tabii seçime giderken 10 bin eczacı yerine 10 milyon seçmeni sevindirmek daha cazip. Tamam da ülke böyle yönetilmez ki. *****Cihan Demirci’den iki yeni fıkra dahaCihan Demirci uzun yıllarını mizaha vermiş, bu konuda çok iyi yetişmiş isimlerden biri.Mizah dergilerindeki yazılarıyla milyonları hem güldüren hem de düşündüren Cihan Demirci’nin çok sayıda basılı kitabı da var.Demirci son olarak “RTE Garantili Fıkralar” kitabını piyasaya çıkardı. AKP dönemindeki baskı ve sindirmeler nedeniyle, mizah da yapılamadığını belirten Demirci, “Baskıcı iktidarlara karşı en iyi muhalefet mizahla yapılır. Demokratik ülkelerde mizahla yapılan bu eleştiriler elbette iktidarı yıpratır ama iktidarlar da demokratik olgunluk içinde buna hoşgörü ile bakarlar. Oysa AKP iktidarı öylesine baskıcı davrandı ki, mizah bile muhalefet yapamaz duruma geldi” diyor.Ünlü mizahçı çıkardığı kitapla 4.5 yıllık bu yanlışa da son verdiğini belirtiyor. “RTE Garantili Fıkralar” kitabında çok sayıda fıkra var. Ama Cihan Demirci son günlerin gelişmeleri ışığında iki yeni fıkra daha üretmiş. Kitapta olmayan bu fıkraları da size ben aktarayım; - Siyaseti camiden başlatan bir zihniyet, şehit cenazelerinde yükselen protestolardan rahatsız olunca halkın camiye girişini engellemişti. Böylesi günlerde bir şehit cenazesinde protesto bile yapamayan vatandaşlar caminin dışında toplanıp hep bir ağızdan bağırmaya başlamışlar: “RTEEEE, sen onu annarsın yaaaaa!..” - Başbakan RTE, bir seçim mitinginde, arkasında sayıları her geçen gün artan koruma ordusunu vatandaşlara gösterip, kasılarak konuşmuş: “Bak vatandaş, ben bu ülkede, tek bir ordu tanırım o da benim koruma ordumdur!..” *****Borsa’da CIA parasıHer gün borsa ile yatıp borsa ile kalkıyor ya ekonomi dünyası, aslında borsadaki paranın yarıdan fazlası bizim değil.Dünya borsalarında milyonlarca küçük yatırımcı geleceklerini güvence altına almak için borsada yatırım yaparken, bizim borsa büyük para devlerinin Türkiye’nin parasını götürme yeri oldu. Şu anda borsacıların dediğine göre paranın yüzde 67’si yabancı fonların denetiminde.Bu paranın 15 milyar dolarının ise CIA tarafından kurdurulan fonlar tarafından yönetildiği söyleniyor. CIA eğer Türkiye’de istemediği bir gelişme olursa bu parayı çekerek ekonomiyi sıkıntıya sokmayı planlıyormuş. İktidar da her yerde “Biz gidersek istikrar bozulur, ekonomi batar” diye propaganda yapıyor.Paralar danışıklı dövüşle çekilirse olur tabii. Ama Amerika’ya da çok güvenmemek gerek diyorum. AKP’nin gitmesi halinde “Böylesi daha iyi” diyerek kriz çıkacağını sananları yanıltmasın sakın.
Tayyip Bey miting meydanında gümbür gümbür konuşuyor. Halka dönüp soruyor:“Sizi neden seviyorum biliyor musunuz?” Kalabalıktan bir uğultu çıkıyor. Belli ki her kafadan bir fikir yükseliyor.Tayyip Bey devam ediyor: “Sizi paranız pulunuz için sevmiyorum. Yaradan’dan ötürü seviyorum, Yaradan’dan ötürü.” Tayyip Bey’in “Yaradan” dediği Allah.“Allah insanı yarattı. Allah’ı çok seviyorum. O halde O’nun yarattığını da seviyorum.” İşte Türkiye’nin en büyük çelişkisi bu. Başbakan bir taraftan “Cami avlusundan siyaset yapmayın” diye esip gürlüyor, öte yandan kendisi tam cami avlusu siyaseti yapıyor.“Dini siyasete alet etmek” deyince akla hemen “türban, imam hatipler, Kuran kursları” falan geliyor.Oysa “dini siyasete alet etmek” işte budur.İnsanları en zayıf noktalarından, inançlarından vurur ve bundan prim yapmaya çalışırsınız.Elbette hepimizi Allah yarattı. Elbette hepimiz O’nun kullarıyız ve bunun için şükrediyoruz. Hepimiz de dinimize inanıyor, ibadetimizi elimizden geldiğince yapıyoruz.Akıllı insanlar binlerce yıllık tecrübelerin ışığında “dini siyasete alet ederek” toplumları suiistimal edenleri durdurmak ve sosyal düzeni sağlamak için “din ile yönetim işlerinin birbirinden ayrılması” gerektiğini anlamışlardır. Çünkü siyaset din ile yapıldığında toplumlar kaderci bir çizgiye itilir, çaresizliğin girdabı gösterilerek koşulsuz biçimde size tâbi olmaları sağlanır. Siyaseti din üzerinden yaptığınızda toplumlar sorgulamaktan, eleştirmekten, işlere karışmaktan çekinir, korkar.Din ile yapılan siyasette demokrasi asla yoktur çünkü ikisinin bağdaşması mümkün değildir.Tayyip Bey ise hepimizde bulunması gereken en insani olay olan “insan sevgisini” bile Allah’a bağlamaktan çekinmemekte. İnsanı “Allah yarattı” diye sevmek bir cami vaazında veya tasavvufta(*) hoş görülebilir, ama bir ülkenin başbakanı sevgiyi böyle tanımlayamaz.Çünkü bu bir anlamda “Aslında sizlerin sevilecek hiçbir şeyiniz yok ama, Allah yarattığı için ben de sevmek zorundayım” demek gibidir.Tehlike bu kadar açık ve basit, ama bazı gözler hâlâ bütün bunların demokrasi olduğunu sanıyor.(*)Yaradılanı severim yaradandan ötürü (Yunus Emre).*****AKP yüzde 40 mı?Seçimlere gidiyoruz güya da, ortalıkta bir seçim havası yok.Şunun şurasında 30 gün kadar kaldı seçime, ama caddelerde ne bayraklar var, ne posterler süslüyor duvarları ne de seçim bürolarının hareketliliği.Sanki toplumun büyük bir bölümü “seçim olmayacak” gibi davranıyor.Gerçi seçim olmama ihtimalini sakın yabana atmayın. Gerçekten 22 Temmuz’da seçimler yapılmayabilir. Bunun nedenleri ayrı bir konu.Seçim havası yok ama, insanlar yine de birbirlerine sormadan edemiyorlar.İzlediğim kadarıyla en çok konuşulan konular şunlar:“Kime oy vereceğiz?” “AKP yüzde 40 oldu mu?” “Barajı kim aşabilir?” Kime oy vereceklerini bilemeyen ve barajı kimin aşıp aşmayacağı konusunda fikri olmayanların (tabii oylarını AKP’ye vermeyecek olanları kastediyorum) en büyük merakı hatta telaşı AKP’nin yüzde 40’ları aşacak bir oya ulaşacağının ileri sürülmesi.Hakkını vermek lazım AKP bu yüzde konusunu çok iyi kullanıyor.Milyonlarca insanın katıldığı mitingleri bile “Canım onun parti işi olduğu ortaya çıktı” diye ucuzlatmaları, askere yönelik küfür ve hakaretlerin oy kazandırdığını söylemeleri, her gün ne idüğü belirsiz anketler yayınlayarak yüzde 40’ları geçtiklerini söylemeleri büyük başarı.Çünkü gerçekten bunun etkisi oluyor.Ancak şunu hemen söyleyeyim, AKP’nin yüzde 40’lara çıktığı koca bir palavradan başka bir şey değildir.Müthiş bir psikolojik savaş yaşanıyor. AKP her fırsatı değerlendiriyor ve elinde tuttuğu medya güçleri ile olağanüstü bir beyin yıkama operasyonu yapıyor.Hepsi budur, AKP’nin yüzde 30’u bulması bile mucizedir. Kimse bu beyin yıkama operasyonu karşısında kendini çaresiz hissetmesin.*****Kıbrıs’tan bir olayKıbrıs’ta yaşanan ilginç bir olayı öğrendim. Acaba Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bu olayla ilgili bir açıklama yapar mı?Yer Gazimagosa’nın yakınındaki İskele’nin Ağıllar Köyü. Bu köye Rumlar’dan kalma bir kilise var. Kilise Türk tarafına geçen Rumlar tarafından sıklıkla ziyaret ediliyor. Köyün Muhtarı Halil Bağbaşı kilisenin önünü temizliyor ve park haline getiriyor. Muhtar Bağbaşı parkın içine iki de bayrak direği dikiyor, birine Türk diğerine de K. Kıbrıs Türk Devleti bayrağı asıyor.Ancak kısa bir süre sonra Rum tarafı şikâyetçi olarak İskele Kaymakamı’na başvuruyor. İskele Kaymakamı muhtarını arıyor ve “Bayrak direklerini biraz geri çek, diplomatik bir sorun yaşamayalım” diyor. Muhtar da direkleri 5 metre kadar geri çekiyor.Ancak Rumlar bununla tatmin olmuyorlar. Bu kez Lefkoşe’de Türk Cumhurbaşkanlığına şikâyetçi oluyorlar. Birkaç gün içinde Başkanlık sarayından aranan Muhtar Halil Bağbaşı “Bayrak direklerini tamamen kaldır” talimatı alıyor. Mecburen direkleri söküyor ama sormadan da edemiyor “Kıbrıs’ta kendi bayrağımızı asabilmek için Rumlar’dan mı izin alacağız?” Yer ve isim vererek yazdığım bu olay doğru mu? Doğru değilse ne diyeyim özür dilerim elbette, ama doğruysa Mehmet Ali Talat’ın herhalde Türk milletine söyleyeceği bir şeyler olmalı.*****MayınlarGüneydoğu’da hemen hergün bir mayın patlamasında aslan gibi gençlerimizi şehit veriyoruz. Herkesin ortak merakı “Teröristler bu mayınları nasıl yerleştiriyor, bunlar konurken nasıl yakalanmıyor?” Elbette çok haklı bir soru ve tepki bu. Ancak bazı askeri kaynaklardan aldığımız bilgilere göre son patlayan bu mayınlar yeni yerleştirilmemiş. Bu mayınların yıllar önce oralara konulduğu ve şimdi patlatıldığı belirtiliyor.Terör örgütleri genellikle bir eylem kararı alırlar, bunun için plan ve program yaptıktan sonra harekete geçerler. Ancak PKK’nın çok uzun yıllara dayanan bir plan ve program içinde olduğu görülüyor.Dağda yaşayan bir terör örgütünün, bu kadar akıllı planlar yapacağı düşünülemez, çünkü bunun için zamanları ve mekânları yoktur.Bu da PKK terörünün arkasında nasıl bir başka örgütlü gücün durduğunun açık kanıtıdır. Sorun sadece dağdaki bir avuç eşkıya ile sınırlı değil.
Başbakan Erdoğan’ın oğlunun askerliğine engel olacak bir hastalığı olduğu bilinmiyor muydu?Biliniyordu. Ama medyanın da yazılı olmayan bazı kuralları vardır. Önemli görevlerde bulunan bazı kişilerin, tamamen özellerine giren konular sıkça dile getirilmez, hatta bazılarına hiç dokunulmaz bile.Aileden birinin hastalığı bunun örneklerinden biridir.Ayrıntılar bilinmemekle birlikte Tayyip Bey’in oğlu Burak’ın askerliğini yapmasına olanak vermeyecek bir hastalığı olduğu biliniyordu. Zaten askeri hastane de hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde gerekli raporları bundan 7 yıl önce düzenlemiş.Peki bu konu niye ortaya çıktı, medyanın bir kuralı mı bozuldu?Hayır. Son zamanlarda terör yine can almaya başladı. Hükümet ise terördeki bu tırmanmayı ciddiye almadığı gibi, bunu “bizi devirmek için tezgahlıyorlar” paranoyasına saplandığı için görmezden bile gelmeye çalıştı.Üstelik iktidar şehit olan her yiğidin askerin elini kuvvetlendirdiği zannına kapılarak, silahlı kuvvetleri rencide edecek bir hakaret ve iftira kampanyası bile başlattı.AKP’li yazarlar “Neden sadece fakir ailelerin asker çocukları ölüyor, neden hiç subaylar ölmüyor?” diye soracak kadar kendilerinden geçtiler. Hemen ardından subaylar da şehit olmaya başladığında bu kez “Her şey planlı, terörü PKK’nın yaptığı ne malum” sorularına yöneldiler.Böyle bir ortamda bir yazar “Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bu kadar hakaret yeter. Sen önce kendi oğlunun neden çürük raporu aldığını açıkla” diye soruverdi.Kural bozulmamıştı ama hani halk deyimiyle şehitlerin acısının böylesine sömürülmesi “buraya kadar” getirmişti.Konu budur.Peki Tayyip Bey ne yaptı? Müthiş hiddete kapıldı. Bunu belden aşağı vurmakla aynı şey olduğunu söyledi.Oysa hastalık insanın kendi elinde olan bir şey değil. Hepimizin ailesinde hastalananlar olabilir. Madem oğlunun askerlik yapamayacağı kamuoyu tarafından da öğrenildi, bu durumda Tayyip Bey’in yapması gereken hiç utanca kapılmadan ortaya çıkıp “Evet, maalesef benim oğlumun şöyle bir hastalığı var. Bu bizi de kendisini de çok üzüyor, ama Allah’ın takdiri, yapacak bir şey yok. Bu nedenle oğlum askere bile gidemiyor. Bu da onu kahrediyor” derdi.Kimsenin böyle bir açıklamaya itiraz edecek hali yok ki.Ama iktidar hırsı ve üst üste gelen başarısızlıkların şoku Tayyip Bey’in ruhunu öylesine tahrip etmiş ki, oğlunun hastalığından bile utanır hale gelmiş. Ne hazin...*****Genç Parti çok memnunGenç Parti seçimlere en önce hazırlanmaya başlayan parti. Daha aralık ayında televizyon reklamları vermeye başladı. Genç Parti diğer partilerin aksine soyut kavramlar yerine halkın bizzat ilgisini çekecek ve genellikle cebini ilgilendiren projeleri hayli taraftar topladı.Anketleri bilmem, ancak sokağa çıktığımda pek çok kişiden oyunu Genç Parti’ye vereceğini söylediğini duyuyorum. Bu önemlidir.Genç Parti’nin seçim vaatleri özellikle medya tarafından çok alaya da alındı. Mazotun kaç lira olduğunu bile bilmeyenler, “Mazot bir liraya iner mi, böyle de atmak olur mu?” diye eleştirdiler.Ancak şu anda hem CHP hem de MHP Genç Parti’nin seçim vaatlerine benzer sloganlarla ortaya çıktılar. KDV’yi indirerek, ÖTV’yi kaldırarak mazot fiyatını ucuzlatacaklarını, fındığa zam yapacaklarını, asgari ücreti artıracaklarını, emeklilere yeni düzenleme getireceklerini söylüyorlar.Dün sabah Genç Parti Genel Başkan Yardımcısı Emin Şirin’le konuştum. Şirin diğer partilerin de kendi seçim vaatlerini söylemeye başlamasını keyifle karşıladıklarını söyledi.Şirin “Vaatlerimizi sahiplenmeleri bize iki avantaj sağlıyor. Birincisi şu anda herkes bizim tanıtımımızı da yapıyor. Ama daha önemlisi, koalisyon protokolünü hazırlamak çok kolay olacak. Çünkü herkes bizim programımızı kabullendiği için koalisyon kurulurken hiçbir zorlukla karşılaşmayacağız. Bu nedenle diğer partilere bizim vaatlerimizi helal ediyoruz. Helal olsun, diledikleri gibi kullansınlar” dedi.Genç Parti ciddi bir sürpriz yapabilir, kimse için şaşırtıcı olmasın.*****Katil devlet Katil iktidarTayyip Bey şehit cenazelerinde hükümetin protesto edilmesinden çok rahatsız. Bu nedenle Emniyet Genel Müdürlüğü’ne talimat veriyor, cenazelerde öfkeli tepki gösterenlerin filme çekilmesini istiyor, ki bunlardan daha sonra hesap soracak.Hiçbir başbakan bu duruma düşmemişti.Hiçbir başbakan sırf protesto edilmemek için cami cemaatini bile camiden attırmamıştı.Tayyip Bey’i en çok rahatsız eden, öfkeli kalabalıkların “katil iktidar” diye bağırmaları.“Katil iktidar” sloganının rahatsız edici olduğunu burada teslim etmek isterim. Ancak hafızalarımızdan silinmeyen bir başka olayı da söylemeden edemeyeceğim.Şemdinli’de bir bomba patlamıştı hatırlarsınız. PKK itirafçısı bir kitap evi sahibinin dükkanına konan bomba bir kişinin ölümüne 10 kişinin de yaralanmasına neden olmuştu.PKK bu olayı silahlı kuvvetlerin yaptığı propagandasına sarılmış ve Türkiye’deki kimi güya demokratlar da “Şemdinli’deki Susurluk” söylemiyle PKK’nın yanında yer almıştı.Hatta olay daha da ileri götürülmüş ve Orgeneral Büyükanıt’ın bu operasyonu düzenlediği ileri sürülerek hakkında “çetecilikten” dava açılmaya bile kalkışılmıştı.İşte bu olay üzerine Başbakan Erdoğan soluğu Şemdinli’de almış ve “Ucu kime kadar giderse gitsin, bunun peşini bırakmayacağız” demişti. Herhalde işin içinde Büyükanıt’ın da olduğuna çok inanmıştı.Erdoğan Şemdinli’de gezerken etrafta toplanan PKK yanlıları “Katil devlet” diye bağırmışlardı. Ne ilginçtir ki Tayyip Bey “Katil devlet” sloganlarına karşı hiçbir tepki vermemişti.Oysa şimdi “katil iktidar” sloganına çok kızıyor.Bu nasıl bir çelişkidir, anlamak mümkün mü?*****Babalar günüYılın bir günü mü sevgili babalarımızı hatırlayıp gönüllerini alacağız? Elbette hayır, ama işte bugün biraz daha farklı oluyor, her günden biraz daha özenli davranıyor ve babalarımızın gönlünü bir parça daha fazla almaya çalışıyoruz.Kendimi çok mutlu ve şanslı sayıyorum, çünkü annem de babam da sağ ve sağlıklı olarak hemen yanı başımızdalar.Ne yazık ki her gün görüp, güler yüzlerinin enerjisini alamıyor, nasihatlarını dinleyemiyor, gözlerindeki ışığı sindiremiyorum. Ama biliyorum ki babam bana bugüne kadar öğrettikleriyle benliğimi sarmış durumda. O’nun daha ilkokula bile gitmeden bana öğrettiği ilkeler ve hasletleriyle bugünlere gelmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum.Babamın ve tüm babaların Babalar Günü’nü kutluyorum.Babamın son uyarısı: “Şu AKP yanlısı deyimini kullanma, yakışmıyor.”
Cumhurbaşkanı Sezer Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesine olanak sağlayan Anayasa değişikliğini halkoyuna götürmeye, ancak aynı anda Anayasa Mahkemesi’nde dava da açmaya karar verdi.Dün öğleden beri bu kararın sonuçları tartışılıyor. Ülke bir taraftan genel seçime gidiyor, diğer taraftan terör saldırıları nedeniyle seçimin yapılıp yapılmayacağı bile belli değil, bir de üstüne bu halk oylaması geldi.Gerçi Erkan Mumcu çocukça bir hevesle “Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesini ben istiyordum, o halde bunu desteklemek zorundayım” deyip AKP’ye destek vermeseydi değişiklik bu kez kendiliğinden halk oylamasına gidecekti.Bu durumda ne olacağına bakmamız gerek.Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesi için alelacele bir anayasa değişikliğine gitmek AKP’nin Türk siyasetine adeta hançer sokması gibidir.Sırf Cumhurbaşkanı’nı seçme yetisini kullanamadığı, iktidar olmadığını anladığı için sanki Türkiye’den intikam almak ister gibi “Gelin o halde halka gidelim” babalanması bugünkü iktidarın sonunun da başlangıcı oldu bana göre.Türkiye’nin sağduyusu yüreğine saplanmak istenen bu hançeri mutlaka çıkaracak ve çağdaş yolda yürümeye devam edecektir. Muktedir olamamanın acısını sistemi altüst ederek çıkarmaya çalışanların önünde elbette Türkiye’nin ezici çoğunluğunun gücü durmaktadır.Gücünü kaybetmiş, hiçbir krizi yönetemeyen, öfke içinde sağduyusunu ve düşünme yeteneğini kaybetmiş bir iktidarla ne seçim yapılır ne de halk oylaması.Göreceksiniz, iktidar nasıl 1 Mart tezkeresini geçiremediyse, nasıl istediği kişiyi Çankaya’ya çıkaramadıysa bu anayasa değişikliği paketinde de amacına ulaşamayacaktır.Çünkü tüm yapılanlar demokrasiye, hukuka, insan hak ve özgürlüklerine ve demokrasinin temel niteliği olan kuvvetler ayrılığına karşıdır.Türkiye sadece intikam hisleriyle dolu bir iktidardan oluşmuyor. Cumhuriyetin temel ilke ve devrimleri korunacağı gibi, Türkiye’nin önünü açan çağdaş demokrasilerin kurum ve kuruluşları da korunacaktır.Üç oy fazla alıp seçim sisteminin cilvesiyle Meclis’te anormal bir aritmetik çoğunluk sağlamış olmak Türkiye’nin kaderiyle oynama hakkını vermez.Bunu artık herkesin bilmesi gerekiyor.*****Protestocuyu fişlemek diktatörün aklına gelirBaşta Başbakan Erdoğan olmak üzere AKP’nin ileri gelenleri çok öfkeli. Çünkü rahat ve huzur içinde sokağa çıkamıyorlar, bir şehit cenazesine katılamıyorlar.Şehit cenazelerindeki acılı ve öfkeli kalabalıklar, ön saflarda hükümet üyelerini ya da AKP ileri gelenlerini görünce başlıyor protestoya. Dünyanın her yerinde görülen bu tür manzaralar Türkiye’de önemli bir siyasi kavga ve polemik nedeni oluyor. Başbakan, yardımcısı, Meclis Başkanı, protesto edilmelerine çok öfkeleniyorlar ve sürekli cevap yetiştirmeye çalışıyorlar. Sonra daha da ileri gidip protestocuları filme çektirip haklarında soruşturma açtırtıyorlar.Oysa siyasilere yönelik şiddete varmayan, sözlü protesto hatta hakaret demokrasinin geçerli olduğu tüm ülkelerde son derece doğal karşılanır.Çok değil birkaç gün önce G-8 toplantısında yaşanan protesto gösterilerini televizyon ekranlarından izlemedik mi?Orada da protestocular neler söylüyor, nasıl bağırıyorlardı. Bush’un maketini yakanlar, arabadan inen liderlere yumurta atanlar, hatta küfredenler sadece polis barikatıyla karşılaşıyordu. Polisler de aşırıya kaçanları ite kaka kenara çekiyordu. Ama bunların hiçbiri hakkında bir dava açılmıyor. Açılmaz da. Güvenlik kuvvetleri sadece o andaki güvenliği sağlar o kadar.Protesto edenleri filme çektirmek, sonra da hesap sormaya kalkmak sadece diktatörlerin aklına gelir. Tayyip Bey ve arkadaşları da ülkeyi demokrasi ile değil padişahlık ile yönetmeye kalktıkları için protestocudan hesap sormak istiyor.Bu ülke böyle bir hükümetle yönetilebilir mi?*****“Durup dururken neden vuralım?”Çok değil, beş altı ay önce PKK Barzani’nin talimatıyla kendince “ateşkes” ilan etmişti. O sırada PKK terörü bugünkü kadar can yakmıyordu. Ancak aralıklarla saldırılar oluyor ve vatan evlatları şehit düşüyordu.Barzani yaklaşmakta olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar PKK’nın Türkiye’ye yönelik eylem yapmamasını istemişti. Çünkü Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde beklediğinden ve istediğinden farklı bir sonuç çıkmasını istemiyordu.PKK da bu talimata uydu ve “Ben ateşkes ilan ettim” dedi.Ateşkes savaşan iki ülke orduları arasında yapılır. Eğer siz bir terör örgütünün “Ben ateş kestim sen de kes” zırvalamasına gereken tepkiyi göstermezseniz, o ülkeyi yönetme yeteneğini de kaybetmişsiniz demektir.PKK’nın bu ilk ateşkes zırvasından sonra Türkiye’den tek bir tepki bile gelmedi. İktidar adeta bu ayıbı sineye çekmişti. Ancak bir gazeteci Başbakan’a “PKK ateş kesti, ne diyeceksiniz?” diye sorduğunda, Tayyip Bey’in verdiği cevap kanı donduracak cinstendi: “Biz de durup dururken neden vuralım ki?” Ortada terörle mücadele varken, bir Başbakan’ın adeta terör örgütünü muhatap kabul ederek “Biz de vurmayız zaten” demesi ne tuhaftır ki o günün haberleri arasında eriyip gitti.PKK Barzani’nin talimatını kendi açısından Cumhurbaşkanlığı sürecine kadar uyguladı. Kış koşullarının da etkisiyle saldırılarını neredeyse kesti.Ne zaman ki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin istenildiği gibi gitmeyeceği anlaşıldı, PKK tekrar atağa kalktı. O günden bu yana 50’nin üzerinde evladımız şehit düştü.PKK şimdi yine “ateşkes” diyor. Yine Türkiye’den bu zırvalamaya yönelik tepki yok. Barzani yeni bir plan yapıyor herhalde.Pahalı BinalarPartiler nedense holding binaları gibi binalar yapmaya merak sardı. MHP ve CHP’den sonra AKP’nin de binası hizmete girdi. Bu binalar milyonlarca dolara inşa edildi.Bu binaların ortak özelliği yüksek teknolojili olmaları. Ancak hiçbiri de parti binasına benzemiyor. İnsan faktörü tamamen unutulmuş. Bu binalardan içeri girdiğiniz anda küçüldüğünüzü hissediyorsunuz.Bu binalar bana partilerin nasıl halktan koptuğunun bir kanıtı gibi geliyor. Tabii bir de lüks ve ihtişam merakı. AKP binası belli ki diğer parti merkezlerine hayli fark atmış durumda. Demek ki AKP iktidarda geçirdiği 4.5 yıl içinde lüks ve ihtişama çok alışmış.Lüks ve ihtişam insanların başını döndürür, halktan koparır ve yanlış kararlar alınmasına neden olur. AKP’nin son zamanlardaki beceriksizliklerinin temelinde belki de bu yatıyordur.