Askerlere hakaretin yeni bahanesi Hudson Enstitüsü

Haberin Devamı

Birkaç gündür bütün medyada ve siyaset dünyasında Amerika’daki thing tank kuruluşu olan Hudson Enstitüsü’nde konuşulan bir senaryo var.
Senaryo şöyle: Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Tülay Tuğcu’ya bir suikast düzenleniyor. Hemen aynı sırada PKK’lı bir canlı bomba Beyoğlu’nda patlıyor ve 50 vatandaşımız hayatını kaybediyor. Bunun üzerine PKK terörünü kökünden kazımak amacıyla Türk silahlı Kuvvetleri 50 bin kişilik bir güçle Irak’a giriyor.
Toplantıda konuşulan senaryo bu.
Gelelim neden böyle bir senaryo hazırlandığına.
Dünyanın her ülkesinde, belli düzeydeki kişiler arasında, geleceği belli olan krizlerden önce, bu krizin çıkması için oluşacak koşullar tahmini olarak konuşulur.

1. Dünya Savaşı

Küçük bir örnek vermek istiyorum. 1. Dünya Savaşı Sırp Prensi’nin bir suikaste uğramasından sonra başlamıştır. Oysa herkes biliyordu ki, o günün gelişmelerine göre dünya savaşı bağıra bağıra geliyordu. Sadece bunun başlaması için bir bahane gerekiyordu. İşte prense düzenlenen suikast sayesinde bahane bulunmuş ve savaş başlamıştı.
İşte günümüzde de üst düzeyde görev yapan kimi kişiler, daha sonra önlem alabilmek amacıyla gelmekte olan bir tehlikenin nasıl bir bahane bulacağını tahmin etmeye çalışır. Bu açıdan bakınca Hudson’da konuşulan senaryo olacak anlamına değil, “böyle olursa bahane bulunur” ihtimalidir.

Bush’a suikast olursa

Bugün Amerika’da örneğin “Bush’un bir suikaste uğraması halinde neler olacağını tahmin eden” en az 10 ayrı senaryo vardır.
Türkiye’nin de çeşitli kuruluşlarının bu tür planlar yaptığı bilinmektedir. Örneğin Cumhurbaşkanı’nın bir nedenle görevini bırakması halinde neler olabileceğini tahmin etmeye çalışan senaryolar da üretilmiştir mutlaka.
Yine Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de elinde sayısız savaş senaryosu ve olası sonuçları ile ilgili tahminler rapor haline bile getirilmiştir.
Bunu bilmemiz gerek diye yazdım.
Danışman sahneye çıkıyor
Gelelim bu senaryonun ortaya çıkış biçimine ve sonraki gelişmelere.
Haber nasılsa Türkiye’de duyuldu. Duyulur duyulmaz Tayyip Bey’in danışmanlarından Egemen Bağış televizyon kanallarına çıkarak “Bu senaryoları dinleyen eğer Türkler de varsa onlar vatan hainidir” dedi.
Bağış’ın, o sırada söylemediği bir şey vardı. Bu toplantıda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Amerika Büyük Elçiliği’nde görevli subaylarından ikisi de bulunuyordu. Yani vatan haini olarak kastedilenler olarak askerler ima ediliyordu.
İşte o andan itibaren AKP olaya şiddetle sarıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik yıpratma ve hakaret kampanyası için bahane bulunmuştu artık.
AKP’ye destek veren ne kadar yazar, çizer, akademisyen, siyasetçi varsa ekranlara çıkıp “Asker açıklama yapmalıdır” demeye başladı.

Sanki gerçekmiş gibi

Bu zevat “komplo senaryosu” nedir bilmeyen Türk halkına şunu söylemek istiyordu: “Aralarında askerlerin de bulunduğu bir grup, Anayasa Mahkemesi eski Başkanı’na suikast yapacak, Beyoğlu’nda bomba patlatacak, sonra ordu Irak’a girecek, savaş durumu nedeniyle seçimler ertelenecek, sıkıyönetim ilan edilecek, hükümet devreden çıkarılacak.”
Yani her ülkede yapılan bir ihtimal senaryosu Türkiye’de bir anda sanki gerçekmiş gibi algılanmış ve Cumhurbaşkanı’nı seçememenin öfkesi içinde AKP’ye, bundan sorumlu tuttuğu kuruluşlardan intikam alma fırsatı yakalamıştı. “Beni iktidardan indirecekler” paranoyasına kapılan AKP ve Tayyip Bey bilmiyorum farkında mı ama giderek batağa saplanıyor.

*****


Haydi Ümraniye’ye bakalım

Başbakan Erdoğan yeni bir kavram attı ortaya. Nasıl “AKP’ye destek vermeyi” demokrasi, “karşı çıkmayı” ise darbecilik olarak değerlendiriyorsa, şimdi de “Bizden yana olanlar derin Türkiye” demeye başladı.
Soru şuydu: “Derin devlet var mı?”
Cevap “Hayır artık derin Türkiye var.”
Peki “derin Türkiye?” neymiş. “Bu ülkeyi sevenler, demokrasiye inananlar.”
Tayyip Bey “derin devlet” kavramını neden reddetmek istiyor?
Çünkü adı üstünde “derin devlet devletin içindeki bir organizma” olarak algılanıyor.
Şu anda devletin yönetimi AKP’de. Bu durumda derin devlet varsa bunu ortaya çıkarmak AKP’nin sorumluluğunda.
İktidardan uzaklaştırılacağı paranoyasına kapılan iktidar “derin Türkiye” kavramı ile askeri yıpratmanın bir bahanesi haline geldi.
Tayyip Bey bunu pekiştirmek için “Ümraniye’ye bakın, işin ucu nerelere gidiyor bir bakın” dedi.
Peki o zaman Ümraniye’ye bakalım.
Ümraniye’deki bir gecekonduda el bombaları ve patlayıcılar bulundu. Bununla ilgili olarak da bir emekli yüzbaşı tutuklandı. Bu yüzbaşının adı Danıştay cinayetine de karıştırılmak istenmişti.
Şu anda tam gerçeği bilemiyoruz, bu işin içinde bir tezgah var mı henüz anlayamıyoruz ama, bu olay, içinde bir yüzbaşının da bulunduğu çeteden başka bir şey değildir.
Bu çete hükümeti sıkıntıya sokmak için bazı provokasyonlara kalkışabilir mi? Kalkışabilir.
Peki bunu “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir parçası olarak” görebilir miyiz?
Böyle bir şey mümkün mü? Türk Silahlı Kuvvetleri böylesi bir çete olayının içinde olabilir mi?
Ama Tayyip Bey “Ümraniye’ye bakın, ucu nereye kadar gidiyor” diyerek bunu ima etmiyor mu?
Aynı şekilde Şemdinli olayında da “İşin ucu nereye kadar giderse oraya kadar gideceğiz” demiş ve ardından Van savcısı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ı çete lideri gibi göstermemiş miydi?
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bu kadar yıpratmaya çalışmak kimseye yarar sağlamaz.

*****


Bu gerginlik niye oldu?

Tayyip Bey Perşembe gününü inanılmaz bir siyasi trafikle geçirdi. Genelkurmay’a gitti. Irak’la ilgili brifing aldı. Oradan MİT’e gitti. İstihbarat bilgileri aldı.
Ardından bir bakanı Amerikan büyükelçisi ile görüştü. Sonra Çankaya Köşkü’ne çıktı.
Yaygın kanaat bir iki gün içinde Irak’a yönelik bir operasyon yapılacağı yönünde.
Oysa Başbakan “içerdeki 5000 teröristi hallettik de dışarıdaki 500 mü kaldı” diyerek Irak operasyonuna karşı çıkıyordu.
Şimdi sanki durum tam tersi gibi. Peki Başbakan neden bu kadar gerginlik yarattı. Sonuçta son bir ay içindeki her gelişmede olduğu gibi yine boyun eğmiş olmadı mı?
Gerçi miting konuşmalarında yine “mağduru oynamak” şıkkını seçtiğine göre, bunları başarısızlık olarak değil, seçmen gözünde prim olarak görüyor.

DİĞER YENİ YAZILAR