Tayyip Bey Batman’da konuşuyor. Konuştukça coşuyor. Söylediği en ilginç sözlerden biri “22 Temmuz’dan sonra Cumhurbaşkanlığı krizi yaşanabilir.”
Bunu söylerken, elbette lafın bir de öncesi var. Başbakan halktan ezici bir destek istiyor, Meclis’e 367 AKP’li milletvekili göndermelerini tavsiye ediyor.
Çünkü aksi takdirde Cumhurbaşkanlığı seçiminin yine krize gireceğini ima ediyor.
Bana bunların hepsi boş laf olarak geliyor.
Çünkü 22 Temmuz seçimlerinden sonra aritmetik denge ne olursa olsun, Cumhurbaşkanlığı krizi yaşanması çok az bir olasılıktır.
Birkaç senaryo üzerinde duralım.
Diyelim ki AKP tek başına iktidar olamadı ama, birinci parti çıktı. Meclis’e 3 parti daha girdi. Ve bu partiler koalisyon yaparak hükümeti oluşturdu. Sıra Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gelince AKP ne yapacak?
Tayyip Bey’in ima ettiği şu: “Biz Meclis’e girmeyiz, onlar da 367’yi bulamadıkları için seçimi yapamazlar. Kendi kazdıkları kuyuya düşerler.”
Mantıken doğru. Ancak, AKP Meclis’e girmemenin gerekçesi olarak neyi ileri sürecek?
“Tıpkı CHP gibi yapar” diyenleriniz olabilir. Oysa CHP’nin Meclis’e girmemesinin temel bir gerekçesi vardı. AKP aday konusunda hiçbir uzlaşmaya yanaşmamıştı, CHP bunun demokratik kurallara uymadığını ileri sürmüştü.
AKP Melis’e girmeyecekse bunu bir temele dayandırması gerek. “Siz beni seçtirmemiştiniz, ben de sizi seçtirmem” demeyi ne Türk kamuoyuna ne de dünyaya anlatamazsınız.
Gelelim ikinci senaryoya. AKP 276’yı aşarak tek başına iktidar oldu yine. Ama 367’yi bulamıyor. Sıra Cumhurbaşkanlığı’na gelince, CHP bu kez nasıl bir gerekçe bulacak da, Meclis’e girmeyecek.
Geçtiğimiz seçim sürecinin özelliği vardı, oysa yeni seçilmiş bir Meclis için geçerli değil bu. Yani CHP istemese de Meclis’e girmek zorunda. Ama AKP adayına oy vermeyebilir. Üçüncü turda AKP kimi aday gösterdiyse seçilir, kimsenin de buna itirazı olamaz.
Bu durumda Tayyip Bey, seçimlere bir aya seçim sonrası kriz senaryolarını miting meydanlarında halka anlatarak tehlikeli bir oyun oynuyor bence.
“Bizim ne eksiğimiz vardı, bizi neden engellediler” diye göz yaşları içinde yine mağduru oynayarak en azından eski oyunu almayı planlıyor herhalde.
Ama 4.5 yıl iktidarda kaldıktan sonra hâlâ mağdur pozunda olmak siyaset yapmaksa, bir şey demeye dilim varmıyor.
AKP usulü demokrasi
Başbakan Doğu illerinde konuşurken üzerinde ısrarla durduğu bir konu var.
Diyor ki “Bağımsızlara oy vermeyin.”
Bunu talep etmek demokratik bir haktır elbette. “CHP’ye oy vermeyin” de diyebilir, başka partiye de. Çünkü parti olarak kendisinin önde olmasını isteyecektir. Hiçbir sakıncası yok.
Ancaaaak, sıra bunun gerekçesini açıklamaya gelince iş garipleşiyor. Çünkü Tayyip Bey bağımsızlara oy verilmemesini isterken, sesini alaycı bir tona ayarlayıp diyor ki “Seçilecekler de ne olacak, size ne faydası olacak, bırakın bunları.”
İşte burada durmak gerek. Bir başkasına oy verilmemesini istemeyi anlamak belki mümkün de, “bunlar ne yapacaklar” demek demokrasiyle hiç ilgisi olmayan bir söylem.
AKP baraj nedeniyle sağladığı aritmetik üstünlüğün büyüsüne kendini öyle bir kaptırmış ki, bir partiye bağımlı olmayan milletin temsilcilerinin hiçbir işe yaramayacağını peşin peşin söyleme cesaretini bulabiliyor.
Ama işin bir de başka tarafı var ki, siyasetçilerin özensiz konuşmalarının başlarını nasıl sıkıntıya sokabileceklerinin tipik bir örneği.
Tayyip Bey bağımsızlara oy verilmemesini, bunun yerine kendilerine oy verilmesini istiyor.
Peki bağımsızlar aslında kimi temsil ediyor? DTP’yi. Tayyip Bey’in inanışına göre DTP kimi temsil ediyor? PKK’yı. Bu durumda bağımsızlara oy verecek halk aslında PKK’ya oy vermiş olacak.
Bir anlamda Tayyip Bey diyor ki “PKK’ya oy vereceğine bana ver.”
Peki şimdi bir muhalefet sözcüsü çıkıp da “Ha AKP ha PKK ne farkları var” diye sorsa ne diyeceksiniz?
Bugün 13.00’te Kanaltürk’teyim
Bazı izleyiciler sitem ediyorlar. Diyorlar ki “Gecenin olmadık bir saatinde bir kanalda sizi görüyoruz. Ama yarısından yakalıyoruz. Neden bunu bize önceden haber vermiyorsun?”
Bu elimde olan bir şey değil. Çünkü çok hızla gelişen olaylar nedeniyle bazı televizyon kanalları aynı gün, hatta yayından birkaç saat önce arayıp davet ediyorlar. Bu nedenle size bildiremiyorum.
Ama bu kez iki gün önceden haber verdiler. Bugün saat 13.00’te Kanaltürk’te son gelişmelerin değerlendirileceği bir programa katılacağım. Baki Özilhan’ın sunacağı “Televizyon Gazetesi” programı Bursa’da yapılacak Teröre Lanet mitinginden hemen sonra yayına girecek. Bu nedenle saat 13.00 diyorum ama bu biraz da mitingin akışına bağlı. Zaten sohbetimiz de sanıyorum ağırlıklı olarak terör konusunda yürüyecektir. Haberiniz olsun.
Barzani’nin hediye paketi
Bir süre önce “Barzani PKK’nın iki önemli liderini Türkiye’ye teslim etmeye hazırlanıyor” diye yazmıştım. Herkes merakla beklemeye başladı. Terör koordinatörü Edip Başer görevden alınmadan bir gün önce “Diplomatik çabalar asla kesilmez. Ama burada bir şey yapmak lazım. Bazı terör liderlerinin teslim edilmesi de olabilir bu” demişti. Ama yine bir şey olmadı. Beklemeye devam ettik.
Şimdi AKP kaynaklı bir dedikodu salındı ortaya. Deniliyor ki “Barzani iki teröristi teslim edecekti. Ama bunun seçimden önce AKP’ye yararı olacağı için engelleniyor.”
Kim engelleyebilir böyle bir gelişmeyi. AKP kimi ima ediyor acaba?
Olaya şöyle bakalım. AKP’ye zarar vermesi için iki teröristin iade edilmesinin engellendiği iddiasının AKP’ye sağlayacağı yarar, iade edilmesinden daha fazladır. AKP intikam hisleriyle çok ilginç şeyler yapıyor.

