Birinci cümle: İdam cezasına şiddetle karşıyım. Bunu yıllardır defalarca dile getirdim.İkinci cümle: AKP’den önceki hükümetin idam cezasını kaldırmasını da hararetle destekledim.Üçüncü cümle: İdam cezasının kaldırılması ile Apo arasında asla bir bağlantı kurmadım, çünkü bunun bir anlamı yok.Şimdi gelelim konumuza.AKP ile MHP arasında bir idam kavgası yaşanıyor. MHP lideri, bir mitingde halka ip atarak “Haydi Apo’yu as bakalım” dedi.Tayyip Erdoğan da “O ipi zamanında sen atsaydın” diye karşılık verdi.Tabii bu karşılıklı miting konuşmaları benim yazdığım gibi uygun cümlelerle olmadı. O konuşmaları haber sütunlarında bulabilirsiniz.Burada bence önemli olan idam ve özelikle Apo’nun idamı konusunda yaşanan yakışıksız durum ve AKP liderinin milyonlarca insanın gözünün içine baka baka gerçekleri saptırması.Evet Tayyip Bey doğruyu söylemiyor, pek çok konuda yaptığı gibi karşısındaki halkı aptal ve hafızasını yitirmiş olarak görüyor.Şu gerçeği hemen saptamak gerek. Eğer Apo asılmadıysa, bunda bugünkü AKP kadrolarını oluşturan eski Fazilet Partisi’nin sorumluluğu MHP’den katbekat daha fazladır.İdam cezası 1999 yılında Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde kaldırıldı. Şimdiki AKP “Demokratikleşmeyi biz gerçekleştirdik” diye böbürleniyor ya, demokrasi yolunda atılan en önemli adımlardan biri idam cezasının kaldırılmasıdır. Üstelik idam cezası kaldırılırken iktidarın ortaklarından biri MHP idi.İşte Tayyip Bey meydanlarda doğruyu dile getirmezken, MHP’nin bu durumunu kullanarak “etik” davranışın dışına çıkıyor.İdam cezası MHP’nin iktidar ortağı olduğu dönemde kaldırıldı ama, MHP bu değişikliğe karşı oy kullandı.1999’da MHP’nin 117 milletvekili vardı. MHP’liler Apo’nun da yararlanacağını düşünerek idam cezasının kaldırılmasını sağlayan Anayasa değişikliğine ret oyu verdi.Ancak MHP lideri Bahçeli “Demokrasi inancı gereği” meclisin kararına saygı gösterdi ve durumu kabullendi. Kimileri “MHP neden hükümetten ayrılmadı?” diye eleştirdiler elbette.Ama Bahçeli demokratik bir duruş sergiledi, koalisyonların “Benim istediğim olmazsa hükümeti bırakırım” anlayışı ile sürdürülemeyeceğini gösterdi.Peki, iktidar ortağı MHP idam cezasının kaldırılmasına karşı oy kullanırken yasa nasıl oldu da Meclis’ten geçti?Nasıl olacak Fazilet Partisi’nin oylarıyla. Ondan önceki anayasa değişikliklerine hep karşı çıkan Fazilet Partisi idam cezasının kaldırılması yönünde oy kullandı.Çünkü idam cezasının kaldırılması demokratikleşme yolundaki en önemli adımdı. Bugünün AKP’sinin çatısını oluşturan tüm isimler (Abdulah Gül, Mehmet Ali Şahin, Abdüllatif Şener gibi) idam cezasının kaldırılması için oy verdi.Yapılan çok doğruydu.Ama demokrasiyi ağzından düşürmeyen Tayyip Erdoğan, dünkü önemli kararlarını unutup bugün Apo’nun idamı üzerinden siyaset yapıyor, üstelik doğruyu da söylemiyor.Miting meydanlarında halkı “asalım, keselim” diye tahrik eden bir kişi nasıl olur da demokrat olur? Bu millet bu kadar enayi mi?*****Paşa paşa susup oturun, borsayı da düşürmeyinHey, size söylüyorum, hooop duyuyor musunuz? Öyle ikide bir konuşup bir de bildiri falan yayınlıyorsunuz sonra borsa düşüyor.Ayıp değil mi, utanmıyor musunuz?Neymiş efendim irtica yükseliyormuş, Türkiye din devleti olma yolunda yürüyormuş.Sana ne kardeşim. Bu millet isterse laikliği de kaldırır, hilafeti de geri getirir, zaten hem Müslüman hem laik olunmaz ki, siz bunu bile bilmiyorsunuz. Yazın bir kenara da unutmayın sakın. İrtica diyorsunuz, sonra ne oluyor, borsa düşüyor. Yüzde 70’i yabancı olan borsada zarar ediyoruz, rezil oluyoruz dünyaya yahu.Sonra neymiş efendim terör yüzünden aslan gibi gençlerimiz şehit oluyormuş. Bir kere askerlik yan gelip yatma yeri değil ki, tabii ki şehit olacaklar. Bırakın, başımızdaki Allah’ın bir lütfu olan kişi o kellelerin hesabını sormasını bilir. Ayrıca Sayın Öcalan’ı İmralı’da tutmuyor mu, daha ne istiyorsunuz? Alimallah bir bırakır Sayın Öcalan’ı, daha çok kelle verirsiniz. Bizim borsada paramız var, Allah’ın unuttuğu köyden gelmiş delikanlının canı mı önemli yoksa borsadaki paramız mı? Tabii para kardeşim, senin üç kuruşluk maaşın değil konuştuğumuz, milyar dolar, milyar dolar, tamam mı, senin hayalin bile yetişemez bizim konuştuğumuz paraya...Yok ne mutlu Türküm diyemeyenler varmış. Kardeşim sen bilmiyor musun, bu ülkede 36 etnik kimlik var bir kere, ne Türk’ü ne mutluluğu, alt tarafı bir alt kimlik değil mi Türklük?Hoooop size söylüyorum, bak hâlâ dönüp bakmıyor bile. Kardeşim bak kızdıracaksınız bayımızdaki adamı. Allah’ın sevgili kulları olduğunuzu anlayın, “çok şükür” deyin, şimdilik kızmadı darılmadı size.Buraya yazıyorum, kafası bir atar da kızarsa, darılırsa o zaman çekeceğiniz var.Haydi bakayım, paşa paşa oturun yerinizde.NOT: Bu ironik bir yazıdır. Vatan’ın gerçek okurları ne yazıldığını elbette anlıyor. Akıl fukarası olanların tepki göstermemesi rica olunur, çünkü ciddiye alınmayacaktır.*****Bir ayıp dahaHerkesin “daha yumuşak, daha güler yüzlü, daha uzlaşmacı, daha eğitimli” diye övdüğü Abdullah Gül, Çankaya’ya çıkamayınca birden değişti. Güler yüzü gitti, uzlaşmayı unuttu, eğitimine de uygun olmayan davranışlar sergiliyor. Tayyip Bey de coşkuyu veriyor alttan tabii. Ama her yerde olduğu gibi burada da doğruyu söylemiyorlar.Tayyip ve Abdullah beyler miting meydanlarında Sezer’i yuhalatmaktan çok mutlu görünüyor. Halka doğruyu söylemeyince ne yapsınlar onlar da yuhalıyor.Tayyip Bey “Sezer 330 oyla seçildi, Gül 361 oyla seçilemedi, demek ki 330 367’den büyükmüş” diyor alay ederek. Ne ayıp, gerçek öyle değil ki. Sezer’e 276 oy yetiyordu. Çünkü 4. turda seçildi. Ama o dört turda da Meclis’te 367 kişi bulunuyordu. Tayyip Bey bunu unutuyor ve doğruyu söylemiyor.354 kişiyle ülkeyi yönetemeyince demek ki böyle hırçınlaşıyor insanlar.
İstihbarat konusunda bugüne kadar söyledikleri hiç yanlış çıkmayan bir dostumla konuştum. Bu istihbaratçı Kuzey Irak konusunun arap saçına döndüğünü belirterek “Terör, kaçakçılık, ticaret, tarikatçılık, rüşvet hepsi birbirine karıştı, üstüne üstlük yakında adını duyacağımız yeni bir terör örgütünü de doğurdu” dedi. Aramızdaki konuşmanın önemli bölümleri şöyle: (İlk söz benim.)– Irak konusu hükümeti çok sıkıştırıyor.– Evet ama hiçbir şey yapmayacaklar.– Neden?– Birçok nedenini sen yazdın zaten.– Ama Genelkurmay’ın son çıkışı önemli.– Öyle ama hükümet direnebildiği kadar direnecek.– Ne kadar?– Seçime kadar götürmek istiyorlar.– Seçimden önce sınırlı operasyon?– O konuşuluyor ama o da zor.– Peki ne olacak?– Belki gerçekleri ortaya çıkarmak lazım.– Neden çıkmıyor?– Onu bir anlasam.– Mesela?– Şu anda Güneydoğu’da büyük sigara kaçakçılığı yapılıyor.– Sadece orada mı?– Hayır ama o bölgede bandrollü sigara bulamazsın.– Ne tutar bu?– Bir milyar doları bulur.– Vay canına!– Bunu da Barzani’nin kontrol ettiği kesin gibi.– Başka?– Barzani’nin Türkiye’de yatırım yaptığı da söyleniyor.– Nerede?– Bak Amerikalılar bir harita yayınlamıştı.– Şu neredeyse tüm Doğu’nun Kürdistan olarak gösterildiği?– Evet o harita.– Tamam.– İşte haritadaki bölgede yatırım yapıyor.– Ooo, bu çok önemli.– Biliyor musun, elma bahçesi aldığı bile var raporlarda.– Adamlar çok emin yani.– Arkasında Amerika da olunca gemi azıya alıyorlar.– Peki bunlar niçin ortaya çıkmıyor?– Nasıl çıksın; birincisi, kesin belge yok, ikincisi öyle bir ticari ilişki var ki.– Kimlerin?– Var işte, git bak bakalım Erbil’e kaç Türk göreceksin, hem de en ünlülerinden.– Duyuyoruz tabii, ama onlar yasal yoldan gitmediler mi?– Orası öyle ama görünürdeki iş bağlantılarının arkasında da çok iş var.– Milyar dolarlar mı?– Aynen öyle.– O zaman işimiz çok zor.– Bunun ötesinde bir de yeni terör örgütü var.– O da ne?– Barzani’nin yeğeninin kurduğu.– Niye kurulmuş ki?– PKK artık çok deşifre. Türkiye neredeyse tek tek teröristleri biliyor.– Bunlar bilinmedik isimler mi?– Büyük oranda öyle.– Ortaya çıktılar mı şu ana kadar?– Kesin bilgi alamadım ama, örneğin Ankara bunların işi olabilir.– PKK değil yani?– Aynı kapıya çıkıyor ama, sonuçta bu yeni bir yapılanma.– Barzani’ye ne faydası var?– Mantığını kullan, PKK bilinen örgüt. Baskı altında Barzani taviz verebilir.– Devam et.– Ama yepyeni bir örgüt çıkarsa Barzani bunu bilmediğini söyleyebilir.– İş gecikir.– Tabii, biz de arıyoruz, diyecek uzun süre ama terör artarak devam edecek.– Adı belli mi bu örgütün?– Evet adı da var.– Nedir?– Yazmamaya söz verirsen söylerim.– Elbette veririm.– Adı ........– Peki neden bu gizlilik?– Erken olabilir, istihbarat örgütlerini sıkıntıya sokmak istemem. *****Absürd bir soru: Irak’a girelim mi?Zaman zaman bana da soruluyor. “Bu kadar yazıyorsun, ne yani Irak’a mı girelim?” ardından da ekliyorlar “Irak’a girmek Türkiye’ye çok şey kaybettirir.” Bugüne kadar Irak’a girilmesi gerektiğini söyleyen tek bir cümle bile yazmadım. Ben bu tür muhabbetlere hiç mi hiç girmiyorum.Nedeni çok açık; çünkü ben haddimi aşan konularda bir şey söylemek istemem.Ben manzarayı ortaya koymaya çalışıyorum. Silahlı Kuvvetler terörle mücadele konusunda Irak’a yönelik bir operasyon yapılmasından yana. Ama iktidar bu konuda hiçbir şey söylemiyor. Tabii söylememek de bu talebe katılmamak anlamına gelir ki bu kararın bedeli ne ise sorumlusu elbet bir gün bunu ödemek zorunda kalır.Şimdi durumu sergilemekle Irak’a girmeyi istemek ya da desteklemek ayrı konulardır, bunun bilinmesi lazım. “Irak’a girilirse ne olur?” ise biz gazetecilerin asla tartışamayacağı kadar başka bir konu.Ancak AKP yanlısı bir takım gazeteciler, akademisyenler, köşe yazarları “Irak’a girmenin bize çok pahalıya patlayacağını” anlatıyorlar günlerdir. Bu askeri karalamanın ve iktidarın suskunluğunu haklı göstermenin biçare çırpınışıdır.Bugün temel konu iktidarın nedenini söylemeye cesaret edemeden suspus oturmasıdır. Elbet seçimden önce bir gün AKP Irak, Barzani ve PKK konusunda neden bu kadar sessiz olduğunun gerekçesini açıklayacaktır.*****Askerden ana babaya mektupUygulama ne zamandan beri yapılıyor bilmiyorum ama, Silahlı Kuvvetler’in, askere alınan gençlerin ailelerine yazdığı bir mektup geçti elime. Anladığım kadarıyla bu mektup askere alınan her gencin ailesine gönderiliyor.Mektup çok nazik ve duygusal bir dille yazılmış.Örneğin bir cümlesi şöyle: “Oğlunuz bundan böyle asker ocağında, yuvasından ayrı fakat arkadaşları ile birlikte değişik bir ortamda hayatı tanımaya başlayacak. Gerekli eğitimleri görecek ve muharip birliklerimizde görev yapacak seviyeye getirilecektir. Bu değişik ortam ve hizmetin en büyük eksiği, sizlerden ayrı kalmış olmak ve aile yuvasının özlemini duymaktır.” Askerin mektubunda vatan hizmeti yapan gencin hem daha mutlu olması hem de sorunlarını çok çabuk halledebilmesi için ailelerin bitmeyen ilgi ve şefkatine de ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.Bu amaçla ailelerden eğer gencin bir sağlık sorunu varsa, bazı ilaçlara ihtiyaç duyuyorsa hatta alkol uyuşturucu gibi bağımlılıkları bulunuyorsa, bunların mutlaka bildirilmesi isteniyor ve “Oğlunuzun sağlığı bizim için her şeyin üzerindedir. Onlar sizin olduğu kadar bizim de gözbebeğimizdir” deniyor.Askerliğin tüm kamuoyu tarafından bilinmeyen bir özelliği bu. Sanıyorum oğullarını böyle bir dönemde askere gönderenleri aldıkları bu mektup çok rahatlatıyordur.*****20 korumaCHP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek gazetecilerle sohbet toplantısında anlatıyor: “Tayyip Bey Meclis’e 20 koruma ile geliyor. Ana kapıdan giriş yaparken içerideki korumalar asansörleri tutuyorlar, kimseyi bindirmiyorlar. Başbakan kapıdan girdiği an korumalar milletvekili olup olmamasına bakmadan herkesi itip kakıp yol açıyorlar. Dışarıyı anladık ama Başbakan Meclis’te neden bu kadar korkuyor?” Özyürek’in anlattığı manzaraya bir buçuk ay önce Meclis’te ben de tanık olmuştum. Korumalar AKP’li milletvekillerini de iterek kenara çekiyordu.Bu bir tür diktatörlük yöntemidir. Başbakan Meclis’te bile herkesle eşit olduğunu unutup kendi adamına bile gövde gösterisi yaparak güç sergilemeye çalışıyor. Böylelikle “asla yıkılmaz, sarsılmaz” imajı vermeye çalışıyor.Devleti kendi mülkü, halkı da kulları gibi gördüğü çok belli olan Başbakan, iktidardan düştüğü gün sudan çıkmış balığa dönecek, acaba haberi var mı?32 yılda 11 Başbakan gördüm. Hiçbiri Tayyip Bey gibi davranmıyordu.
Medyamız da harika. Her akşam televizyon ekranlarında siyasi parti genel başkanları ya da temsilcileri gazeteciler tarafından sorguya çekiliyor.Burada en çok sorulan soruların başında partilerin seçim vaatlerinin kaynağının nasıl bulunacağı.Elbette bu sorulacak. “Mazot bir lira” diyorsanız bunun kaynağını da açıklamak zorundasınız.Üniversite giriş sınavlarını kaldırıp, bir de üstüne herkese burs verecekseniz de bunun parasının nereden geleceğini söyleyeceksiniz.Ya da işsizlere para yardımı yapılacaksa bunun için ayrılacak fonun nereden besleneceğini belirteceksiniz.Gazeteciler her gece bu soruları soruyorlar. Bununla da yetinmeyip başka programlarda ekranlara çıkan çok önemli akademisyenler soru da sormayıp direk yargılama yapıyorlar: “Bu vaatlerin hepsi palavradır, bunların kaynağını bulamazlar.” İyi de bunun bir anlamı “para sadece büyük sermaye için var, onun dışındakiler avucunu yalasın” anlamına gelmiyor mu, o da ayrı mesele.Her partiye vaatlerin kaynağı sorulurken, nedense AKP’lilere ev ev yaptıkları yardımların kaynağı hiç sorulmuyor.Örneğin yaz ortasında Türkiye Kömür İşletmeleri aracılığı ile halka kömür dağıtılıyor. AKP için kaynak sorunu yok. Gelecek yılın bütçesinden TKİ’ye bir fon ayrılmış, kömür parası buradan gidiyor.Belediyeler tencere tavadan, bisiklete, pirinçten gömleğe kadar birçok ihtiyaç malzemeseni aylardır halka dağıtıyor. Altın dağıtıldığı haberlerini bile alıyoruz. Bunların kaynağı ne acaba? Başkanlara sorduğumuzda bu yardımları halkın yaptığını söylüyorlar.Bu size inandırıcı geliyor mu? Eğer gerçekten bunların hepsi halkın yardımları ile yapılıyorsa, AKP iktidarı Türkiye’nin sosyal yapısını tamamen değiştiriyor demektir. Bu halkın yoksulluğundan yararlanarak ve daha da yoksullaştırarak iktidarda olmanın yolunu bulmak demektir.Bu tür yardımlarla bir ülkenin kalkındırılması mümkün olamaz. Sadece yoksul sayısı artar, buna karşın dev bir “iktidardan avanta bekleyenler topluluğu” yaratılılır. Zenginler çok zenginleşir, yoksullaşanların sayısı artar. Bu artan sayı AKP’yi iktidarda tutar. Buna da demokrasi denir. Sözde aydınların televizyonlardaki konuşmalarıyla da beyinler bir güzel yıkanır.“Bizden olmayan herkes düşmanımız” felsefesiGeçen çarşamba İzmir’den gelen bir akrabamızın beklenmedik sağlık sorunu nedeniyle her zamanki gibi İstinye Devlet Hastanesi’ne gittim. Dışarıdaki 36 derece sıcaklığa rağmen hastanenin içi klimalarla “nefes alınır” hale getirilmişti. Güleryüzlü hastane personeli hemen yardımımıza koştu.İşimizi bitirdikten sonra başhekim Cengiz Tamer’i de ziyaret etmek istedim. Ancak dediler ki “Görevinden alındı.” İnanılır gibi değil. Cengiz Tamer’in bu iktidar dönemindeki 4’üncü görevden alınışı bu. Tamer de her seferinde mahkeme kararıyla geri döndü.Bize Tamer’in görevden alındığını söyleyen hastane görevlisine “Hayrola bu sefer ne oldu?” diye sordum. Cevaben “Her zamanki gibi, bu iktidar kendinden olmayan herkesi düşman gibi görüyor” dedi.Sonra da Tamer’in hizmetlerini anlattı. Örneğin hastanenin baştan başa yenilenmesi, halka hizmet konusundaki tüm aksaklıkların giderilmesi, muayene sırasındaki kargaşaların ortadan kaldırılması Tamer’in başardıklarından birkaçı.Görevli “Ama en önemlisi, daha birkaç hafta önce diyaliz merkezi devreye girmişti. Cengiz Bey bu bölgede oturan bazı işadamlarının katkısıyla klimalı bir minibüsü diyaliz hastalarının hizmetine sokmuştu. Bu araç böbrek yetmezliği olanları her gün evlerinden toplayıp buraya getiriyor ve sonra da evlerine bırakıyordu. Demek ki bu hizmet bile çok görüldü” diye konuştu.Sohbetimize bir başka görevli daha katıldı ve şu ilginç sözleri söyledi: “Cengiz Bey görevden alınır alınmaz AKP Sarıyer teşkilatından türbanlı kadınlar hastaneyi doldurdu. Bunlar diyaliz makinalarının başında oturup hastalara gönüllü olarak moral veriyorlar. Onlara AKP’nin ne kadar halktan yana olduğunu anlatıyorlar. Cengiz Bey baş hekimken bunlara cesaret edemiyorlardı.” Tayyip Bey “Hizmet edenin kulu kölesi olurum” diyor ama belli ki sadece kendisinden olanları kastediyor. İstinye Devlet Hastanesi sadece bir örnek. Etrafınıza bakın, bu manzarayı her yerde göreceksiniz.400 milletvekili istiyorTayyip Erdoğan her geçen gün daha da coşuyor. Son konuşmalarından birinde “400 milletvekili istiyorum, o zaman hiçbir sorun kalmayacak” dedi.Kalmayacak sorun şu: Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere her şey AKP’nin istediği gibi olacak. Anayasa istendiği gibi değiştirilecek ve AKP gitmemek üzere adeta padişahlık gibi ülke yönetiminde kalacak.Herhalde Erdoğan son komuoyu araştırmalarına güveniyor. AKP’nin yüzde 40’ları geçtiği pompalanıyor ya, Tayyip Bey de böyle bir milletvekili hesabı içinde buluyor kendini.1989’da İstanbul’da Dalan için de yüzde 60 oy alacağı söyleniyordu bazı araştırma şirketleri tarafından. Dalan seçimleri kaybetmişti. Tayyip Bey bunu hiç unutmamalı.Salihli kirazıKiraz mevsimi geçiyor, benim de çok canım sıkılıyor. Çünkü önce erik sonra kiraz en sevdiğim meyveler. Erik zamanında günde bir kilo, kiraz zamanında da daha fazlasını yiyorum.Şu anda piyasadaki en revaçta olan kiraz Salihli’den geliyormuş. Erik büyüklüğündeki koyu renkli kirazlar diğerlerine oranla biraz da pahalı.Meğer en iyi kiraz Salihli’nin Allahdiyen köyünde yetişiyormuş. Köyün adı bu kirazın geliştirilmesinden sonra böyle olmuş.Yıllar önce burada yetişen kirazlara bir aşı yapılmış. Sonunda ortaya şimdiki kirazlar çıkmış.Allah diyen adı da şundan geliyormuş. Kirazı görüyorsunuz ve “Kaça?” diye soruyorsunuz. Öğrenince Allah” diyorsunuz. Sonra bir kirazın tadına bakıyorsunuz, bu kez de “Allah” diyorsunuz. Yani bu kiraz insana iki kez “Allah” dedirtiyormuş.
CHP Genel Başkanı Baykal’ın “Bu hükümet 1 milyar dolar için Türk Ordusu’nun Irak’a girmeyeceği taahhüdü verip altını imzaladı” iddiası siyaseti karıştırdı.Ancak bu iddiayı ilk duyduğum an şunu düşündüm: “Bu kadar önemli bir açıklama yine hiç ses getirmeyecek. AKP bunu görmezden gelecek, hatta çarpıtıp içinden kahramanlık bile çıkaracaktır.” Nitekim bu düşüncemde haksız olmadığım hemen ertesi gün ortaya çıktı. AKP sözcüleri “Böyle bir anlaşma olmadığını, Amerika’nın bunu talep ettiğini ancak hükümetin böyle onursuz bir talebi elinin tersiyle ittiğini” açıklamaya çalıştı.Acaba böyle mi?Elbette değil.Dün sabah CHP İstanbul 2. Bölge adaylarının tanıtıldığı bir kahvaltılı toplantıyı katıldım. Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek konuya açıklık getiren bir konuşma yaptı.Evet, 1 milyar dolarlık anlaşma yürürlüğe girmemiş, ama bunun sebebi AKP’nin “onursuz bir teklifi elinin tersiyle itmesi” değil, AKP’nin üçte iki çoğunluğuna rağmen demokrasiyi, hukuku ve ülke güvenliğini koruyan bir meclis olması.Devlet Bakanı Ali Babacan Eylül 2003’te Dubai’de yapılan bir toplantıya katılıyor. Bu toplantıda Körfez Savaşı nedeniyle zarar gören ülkelere yönelik maddi yardım yapılması konuşuluyor.Türkiye’ye 1 milyarı hibe olmak üzere 8.5 milyar dolarlık bir kredi verilmesi gündeme geliyor ve anlaşması imza ediliyor.İmzalanan bu anlaşmanın şartlarından biri “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hiçbir koşulda Kuzey Irak’a girmeyeceği” olarak belirleniyor.Ali Babacan ve hükümet böyle bir maddenin konmasında hiçbir sakınca görmüyor. O günkü mantıklarına göre “Zaten Türkiye’nin Irak’a girmesine hiç gerek yok, ayrıca Türkiye’ye para gelecekse, bu her şeyden önemlidir.” Babacan ve ekibi bu duygular içinde Türkiye’ye dönüyor. Ama hesaplamadıkları bir şey çıkıyor karşılarına.Bu tür anlaşmalardaki koşullar bir yılı aşan bir süreyi kapsıyorsa, onaylanması için Meclis’te görüşülmesi zorunlu. AKP kurmayları düşünüp taşınıyor, böyle bir anlaşmanın Meclis’te gündeme getirilmesi kıyamet koparacaktır. Nitekim anlaşmayı öğrenen CHP hemen harekete geçerek AKP’yi uyarıyor.AKP hükümeti bu anlaşmayı Meclis’e getiremeyince onay gerçekleşmiyor. Amerika da durumu görünce anlaşmayı askıya alıyor.Şimdi, anlaşmanın askıya alınması durumu değiştirir mi?AKP iktidarının Türkiye’nin geleceğini sırf para uğruna ipotek ettirdiği gerçeğini değiştirebilir mi?Çünkü anlaşma aslında imzalanmış. İktidar bu sözü vermiş. Sadece Meclis onayı yüzünden bunun gerçekleşmesine cesaret edilememiş.Türk halkı bu gerçeği de mi görmezden gelecek?*****CHP Meclis’i toplayacak mı?Genelkurmay teröre karşı mücadele etmek için siyasi iktidardan emir ve talimat bekliyor, ama iktidarın ağzını bıçak açmıyor.Bu arada terör devam ediyor ve her gün kahredici şehit haberleri alıyoruz.Bu durumda Meclis’in harekete geçmesi gerekiyor. Oysa Meclis tatilde. Üstelik seçime gidiyoruz.O halde Meclis’in olağanüstü toplanması gerekmiyor mu? Dün bu soruyu CHP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek’e sordum. “Gerek olmadığını, çünkü hiçbir işe yaramayacağını” söyledi. Özyürek’e göre Meclis Başkanı bu talebi reddedecek.Bunu pek anlamıyorum. Siz Meclis’i toplantıya çağırın da Arınç bunu reddetsin.Demek ki Meclis’in toplanmasından korkusu olan parti sadece AKP değil. CHP’nin de endişesi var. AKP küskün milletvekillerinin hükümeti düşürebileceğinden korkuyor, CHP’nin küskünlerinden korkusunun nedenini ise merak ediyorum.*****AKP’li TV’ler rahat yayın yapıyorAKP’nin TOKİ marifetiyle yaptığı mitingler bazı AKP’li televizyon kanalları tarafından canlı olarak yayınlanıyor. Oysa RTÜK kanununa göre televizyonların herhangi bir siyasi partinin mitingini canlı yayınlaması yasak.Peki bu kanallar AKP mitinglerini nasıl yayınlayabiliyor?Çok basit. AKP siyasi parti mitingi yapmıyor ki, hizmet töreni yapıyor. Bu durumda bazı televizyonlar da siyasi bir mitingi değil, bir hizmeti canlı yayınlıyor.Bu oyun hepimizin gözü önünde oynanıyor. Tayyip Bey yakında İstanbul’a geliyor. Belediyenin 420 açılışını yapacak. Yani miting yapmayacak yine de, insanların sevgisi(!) yüzünden miting gibi görünecek bu açılış töreni. Tabii bu da bir siyasi parti mitingi olmayacağı için televizyonlardan canlı yayınlanacak. Bu toplanacak kalabalığa da bağlı ya, o da ayrı.*****AKP suç işliyor ama fark etmez Farkında mısınız bilmiyorum ama AKP hâlâ seçim mitinglerine başlamadı.Diyeceksiniz ki Başbakan ve seçilemeyen Cumhurbaşkanı adayı her gün iki üç il geziyorlar.Öyle de bunlar AKP mitingi değil, TOKİ mitingleri. Başbakan ve Gül güya Toplu Konut İdaresi’nin yaptığı evlerden almaya hak kazananlara anahtarlarını vermeye gidiyor. Ama her ne hikmetse 20-40 kişinin anahtar alacağı bu törenlere çevredeki bütün illerden otobüs otobüs insanlar gelip toplanıyor.Hem seçim hem de ceza kanununlarına göre devletin taşıtları özel işlerde kullanılamaz. Oysa Başbakan TOKİ töreni adı altında yapılan mitinglere devletin uçağı ile gidip geliyor. Partililer devletin otobüsleri, otomobilleri ile taşınıyor. Gidilen illerin valileri, emniyet müdürleri, devlet görevlileri mitinglerde hazır bulunuyor ve hatta konuşma bile yapıyorlar.Herkes bu yapılanın suç olduğunu biliyor. Buna karşın hiçbir işlem de yapılmıyor.Başbakan da suç işlendiğinin farkında herhalde. Ama AKP kurmayları şöyle düşünüyorlar belli ki: “Evet suç işliyoruz, ama bu suçun cezası çok ağır değil. Ayrıca bir dava açılsa bile yürütmeyi durdurma gibi bir karar alınamayacağına göre biz bunu seçimlere kadar götürürüz. nasıl olsa seçimi kazanacak ve yeniden iktidar olacağız. O zaman bu davaların hepsi ya düşecek ya da dokunulmazlık yüzünden hiçbir işlem yapılamayacak. Ne yani suç olacak diye iktidara giden yolda kendi kendimizi mi engelleyeceğiz.” İşte bu zihniyet hakim AKP’de ve bu demokrasi olarak yutturuluyor halka.
Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları yanlarına bir uçak dolusu gazeteci alıp Eğirdir’deki Komando Eğitim Kampı’na gittiler. Gazetelerden okuduğumuz kadarıyla ilk gün komandoların eğitimlerinden örnekler sergilendi.Dün de Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı basın toplantısı yapıp sorulara cevap verdi.Bu basın toplantısından aklıma takılan tek şey “Orgeneral Büyükanıt’ın 12 Nisan basın toplantısında söylediği Irak’a yönelik operasyon yapılması talebini tekrarlaması” oldu.Başbakan daha önce “Bu konuyu karşılıklı görüşmeden bir değerlendirme yapmam” demişti.Şimdi bakın, böyle bir ülke olabilir mi?Böyle bir ülke yönetimi olabilir mi?Böyle bir devlet zirvesi olabilir mi?Komutan iki ay önce askeri bir gereklilikten söz etti.Hükümetten hiç ses çıkmadı. Ardından bu talep tekrarlandı. Yine bir ses gelmedi. Sonra bir daha tekrarlandı. Yine ses yok.Bir gün bir baktık ki Başbakan kapı kapı geziyor. ABD Büyükelçisi de devreye giriyor. Sonra yine ses seda kesiliyor.Peki ne oluyor, anlayan var mı?Geçen 15 gün içinde bir Milli Güvenlik Kurulu toplantısı, cumhurbaşkanının bulunmadığı bir zirve, bir ikili (Allah’ın tanıklığında) görüşme, bir brifing yapıldı.İyi de kardeşim, devletin tepesini oluşturan bu zevat Irak’a yönelik operasyon konusunu hiç görüşmüyor mu ki Genelkurmay Başkanı iki ay içinde 4’üncü kez kamuoyu önünde bu talebi yüksek sesle dillendiriyor?Anlaşıldığı kadarıyla görüşülmüyor. Ya da görüşülüyor da, Tayyip Bey’in bu konuda bazı açmazları var ve bir türlü adım atamıyor. Yoksa bir Genelkurmay Başkanı neden iki ayda 4 kez “Irak’a girmemiz gerek ama siyasi otoriteden emir bekliyoruz” desin?Başbakan’ın ne hesap yaptığını anlamak asla mümkün değil. Dışişleri Bakanı’nın “Ben gizlice Genelkurmay’a girip çıkıyorum, Başbakan’ın bu konudaki talimalarını iletiyorum, her şeyi Genelkurmay’la birlikte yapıyoruz” sözleri artık tatmin edici olmaktan uzak.Ortada çok garip bir durum var ve Türk halkı adeta aptal yerine konuyor.Bu durumda Başbakan’ın kamuoyu önüne çıkıp “Asker siyasi otoriteden yetki bekliyor, ama ben bu yetkiyi şu nedenlerden ötürü vermem, veremem” desin.Ya da Genelkurmay Başkanı bu gelişmelere noktayı koyup “Başbakan şu nedenlerle bize yetki vermemekte, verememektedir” desin.Çünkü bu konu artık toplum içinde giderek “bölünmeye” neden oluyor.Asker bu talebi hiçbir aydınlatıcı açıklama yapmadan dile getirdikçe, demokrasiyi askere karşı olmak şeklinde algılayan çevrelerin küfür ve hakaretleri artıyor.Öte tarafta ise başta Başbakan olmak üzere hükümet üyelerinin giderek bir “ulusal güvenlik tehdidi” oldukları algılaması güçleniyor.İkisi de fena.*****Bekle ki Amerika’dan bir cevap gelsinÇok da hakkını yememek lazım. Üstteki yazıda “neden bir açıklama yok” diye soruyorum biraz öfkelice, ama Tayyip Bey’in sıkıntısını da anlamak gerek.Başbakan geçen hafta “Her şeyi konuştuk, şimdi Amerika’dan haber bekliyoruz. Ardından ben Başkan Bush’u arayacağım, sonra da gerekeni yapacağız” dedi.Belli ki Tayyip Bey Amerika’dan gelecek haberi bekliyor. Asker de (bunu bilmiyor galiba) talebini tekrarlıyor.Tamam da Amerika’dan beklenen haber nedir? Tayyip Bey’in tahmin ettiğinin dışında bir haber gelirse ne olacak? Amerika “Sakın ola Irak’a falan girmeye kalkma” derse Tayyip Bey’in bunu kaldırması çok zor olabilir. Ya da “Haydi madem asker çok ısrarlı bari sınırlı bir şey yapın” izni gelirse, bu da bizi rencide edecektir.Tayyip Erdoğan’ın seçime giden yolda olağanüstü sıkıntılı anlar yaşadığını sanıyorum. Kendisini en güçlü gördüğü anda alması gereken çok önemli bir kararı alamamak aslında iktidar olup muktedir olamamanın en çarpıcı kanıtı.Diyorum ki, Allah kimseyi Tayyip Bey’in şu anda içinde bulunduğu duruma düşürmesin.*****Hüzünlendiren ama gururlandıran bir öyküSon birkaç gündür Ercan Çitlioğlu’nun yazdığı “Gölgedeki sessiz tanıklar” kitabını okuyorum. Kitap, canlarını Türkiye için hiçbir menfaat beklemeden veren bir avuç insanın öyküsünü anlatıyor.Çitlioğlu “Bu insanlara şükran borcumuz var, onları tanımasak da bu böyle” diyor.“Gölgedeki sessiz tanıklar”da Türkiye’nin ulusal güvenliğini sağlamak için, asla ortaya çıkmayan ama çok gizli çalışmalarla hep sonuca ulaşan insanlarımızı tanıtıyor.Hiçbirinin kimliği yok. Çünkü onların asıl kimliğini belki de aileleri bile bilmiyorlar. Hatta kazandıkları başarılar, ülkeye yararları devletin en gizli toplantılarında bile konuşulmuyor. Kimse söz etmiyor onlardan.Şehit olduklarında cenazeleri de bayrağa sarılmıyor, tören de yapılmıyor. Hiçbir gazete onlardan söz etmiyor, kimse cenazelerde “Türkiye sizinle gurur duyuyor” diye de bağırmıyor.Onlar milletin yüreğinin bilinmeyen bir noktasında yatıyorlar kimseye fark ettirmeden.İşte Ercan Çitlioğlu, devlet için çalışan, asla çeteleşmeyen, kendi menfaatlerini asla düşünmeyen ve bu uğurda şehit olanların kahramanlık öykülerini yazıyor bu kitapta. Ne bir isim verebiliyor ne de imada bulunabiliyor.Ama diyor ki “Bilin ki bu isimsiz kahramanlar bu millet için canlarını verdiler. Onları tanımasanız da, varlıklarını bilin ve asla unutmayın.” Çok hüzün verici ama aynı zamanda gururlandırıcı bir kitap, tavsiye ederim.*****Egemen Bey’e düşen görevAKP’li milletvekili Egemen Bağış, Tayyip Bey tarafından yeniden aday gösterilmesi şerefine İstanbul’da bir davet verdi. İstanbul sosyetesinin de büyük ilgi gösterdiği bu davette Bağış yeniden iktidar olduklarında ne yapacaklarını anlattı.Davete katılanlardan öğrendiğim bir ayrıntıyı ve Egemen Bey’e düşen büyük görevi anlatmak istiyorum. Bu davette Egemen Bey davetlilere içki servisi de yaptırmış. Olumlu bir gelişme. Demek ki Egemen Bağış, içki içmenin siyasal İslamcı görüşü ile ters düşmeyeceğine inanıyor. Oysa partisi bu konuda çok tutucu tavrı çoğu zaman eleştiri konusu da oluyor. Egemen Bey Tayyip Bey’e “davetlerimizde içki içilmesi bize zarar vermiyor, tam tersine, iş dünyası bize daha da sempati ile bakıyor, hakimiyet alanımızdaki yerlerde içki yasağını bir kere daha düşünsek” dese hiç de fena olmaz. Değiştiklerine iş dünyası iyice inanır.
SONAR araştırma şirketi pazar akşamı yaptığı son kamuoyu araştırmasını açıkladı.Buna göre AKP oyları yüzde 40’ı buluyor. İkinci parti CHP’nin ise oy oranı yüzde 20.Araştırmanın en ilginç sonucu ise bu iki partinin dışında üç partinin daha barajı aşacak olması. MHP yüzde 12, DP ve Genç Parti ise yüzde 11’le barajı aşan partiler oluyor.Hemen söylemek istiyorum ki bu araştırmanın sonuçları bana hiç gerçekçi gelmedi. SONAR’ın bu konuda kaliteli ve dürüst geçmişini biliyorum elbette, ancak örneklemede ya da değerlendirmede bir hata olabileceği duygusu ağır basıyor. Onu diğer yazıda göreceksiniz.Gelelim bu araştırmanın CHP’yi neden altüst ettiğine.Araştırmaya bakınca AKP dışında 4 partinin daha barajı aştığı görülüyor. CHP yüzde 20’ler düzeyinde. Diğerleri ise barajın biraz üstünde.CHP uzun bir süredir “AKP’yi iktidardan indirmek için oyların bölünmemesi gerek, bu nedenle herkesi CHP’ye oy vermeye çağırıyoruz” propagandası yapıyor.Vatandaşın da önemli bir bölümü bu konuda kararsız. Onlar da gönülleri başka partide olmasına rağmen oyların bölünmesinden endişe ettikleri için “acaba CHP’ye mi versem” tereddüdü içinde.Oysa SONAR araştırmasına bakınca CHP’nin tezinin yerle bir olduğunu görüyoruz. Çünkü bu araştırmaya göre AKP ile CHP başa baş gitmiyor. AKP neredeyse CHP’nin iki katı kadar.Bunun ötesinde üç parti daha baraj sınırının üzerinde. Bu durumda “oylar ziyan olmasın” mantığı ile CHP’ye giden oylar CHP’yi AKP’ye yaklaştırmayacak ama barajın hemen ütündeki partileri belki de tarihe gömecek.Ayrıca basit bir aritmetik hesap yapalım. MHP, DP ve Genç Parti’ye oy vermeyi düşünen ama oyların bölünmesinden korkan yüzde 5’lik bir kesimin CHP’ye kayması halinde CHP yüzde 25’e çıkacak diğer partiler ise baraj altı kalacak.Bu halde AKP tek başına iktidar olacak, CHP’nin milletvekili sayısı ise bilemediniz 25 artacak.Oysa herkes kendi partisine oy verir ve diğer üç parti de barajı aşarsa, üç parti toplam 150’ye yakın milletvekili kazanacak, AKP’nin tek başına iktidar olma şansı iyice azalacak.İşte SONAR araştırmasının CHP’yi korkutan yönü bu.Bu tablo, baraj sınırında olan üç partiyi daha yükseğe çekebilir, CHP ise yüzde 20’yi bile bulamayabilir.Mantık ve matematik bunu söylüyor.SONAR’ın araştırmasına inanmıyorumBugün seçim olsa AKP’nin oyları yüzde 40’ı bulur mu? SONAR’ın yaptığı araştırmaya göre evet. Ama buna inanmıyorum. Elbette bilimsel araştırmalar çok önemlidir, buna karşın yılların verdiği deneyim ve gözlemi de ihmal etmeyin.İstanbul’da ya da başka bir kentte sokağa çıktığımda, halkın neredeyse yarısının oyunu AKP’ye vereceği gibi bir hava olduğunu görmüyorum.Şimdi bu yazdıklarıma kızanlar olabilir, 22 Temmuz’da ak da kara da görünecek, bu nedenle uzatmak istemiyor ve bazı noktalara değinmek istiyorum.Araştırmanın açıklandığı Habertürk’teki programa katılan ve yine bir araştırmacı olan Bülent Tanla’nın çok önemli bir saptaması vardı.AKP 2002 seçimlerinde 10 milyon oy aldı. Bugünkü seçmen sayısına bakıldığında yüzde 40 oy, yüzde 90’a yakın bir katılma oranındaki aşağı yukarı 16 milyon oy demek. Bu da AKP’nin kendi içinde yüzde 60 güçlendiğini ortaya koyar.Peki 2002’de 10 milyon oy alan AKP’nin bu seçimde 16 milyon oy alacağına inanıyor musunuz? Biz aylardır hep oranları konuşuyoruz. Ama seçmen sayısını ortaya koyunca ortaya garip bir rakam çıkıyor. Ben sokağa çıktığım zaman bu 16 milyonu göremiyorum.Peki SONAR bir hile mi yaptı, onu mu diyorum. Asla. SONAR’ın ilkeli, dürüst ve bilimsel çalıştığını bundan önceki dönemden biliyorum. Bir ihtimal bu kez örneklemelerde ve değerlendirmede hata yapılmış olabilir. Bunun da ötesinde soru sorulan denekler çeşitli nedenlerle gerçeği söylememiş olabilir.Kimi okurlar şaşırabilir, ilk kez bir seçim araştırması konusunda bu kadar net yazan bir yazarla karşı karşıya kaldılar çünkü.Benim yazdıklarımın bilimsel değeri olmadığını biliyorum, ancak bu ülkede yaşıyor ve 30 yılı aşkın süredir halkın nabzını tutuyorum, bugüne kadar da dikkat çekecek ölçüde yanılmadım.Şunun şurasında 25 gün kaldı. Bu kez riske girmeyi göze alıyorum.200 kilometre hıza çıkmak zaten maceraAli Babacan Türkiye’yi 200 kilometre hızla giden bir otomobile benzetmiş ve iktidardan gitmelerini ima ederek “Bu durumda duvara çarparız, 200 kilometre hızla giden bir aracın duvara çarpmasıyla içindekilerin halini düşünmek bile istemem” demiş.Babacan bunu “ne kadar iyi işler yaptıklarını” anlatmak için söylüyor. Ama çok konuşunca örnekler de yanlış oluyor. 200 kilometre ile araba sürmeye kalkmak başlı başına yanlış ve hayatı tehlikeye atan bir şey. Bu iktidarın ülkeyi nasıl maceraya attığının bir kanıtı değil mi?200 kilometre ile giderken duvara çarpmanıza gerek yok. Yol üzerindeki yumruk kadar taşa değdiğiniz an önce 10 metre havaya yükselir, iki üç defa döndükten sonra yere çakılır ve en az yüz metre sürüklenirsiniz. İktidar kendi itirafları ile “çuval”lıyor.Hulki Cevizoğlu’nun hassasiyetiAKP yönetimine çok ağır ithamlarda bulunan ve Milli Görüşçü olduğu bilinen Ahmet Akgül tarafından yazılan “AKP intihara gidiyor” isimli kitaptan iki gün üst üste yaptığım alıntılar okurların çok ilgisini çekti.Bunun dışında ise en küçük bir tepki bile yok. Hulki Cevizoğlu’nun hassasiyeti hariç.Yazının dünkü bölümünde Hulki Cevizoğlu’nun da adı geçiyordu. Cevizoğlu dün aradı. AKP’li danışmanın “Wolfowitz’in adamları bir psikolojik harp başlattı. Hulki Cevizoğlu, Emin Çölaşan, Mustafa Balbay, filan, bunları CIA ve MI6 iyi etkiliyordu” şeklindeki ifadesine şiddetli tepki gösteren Cevizoğlu “Beni kim, ne zaman, nasıl etkilemiş, benim yazılarım, konuşmalarım, kitaplarım ortada” dedi.Cevizoğlu Hilmi Özkök konusundaki görüşlerini defalarca dile getirdiğini, bunu kitabında da anlattığını belirterek “Bu konuda beni birinin, hele kitapta adı geçen kişi veya kuruluşların etkilemesi mümkün değildir. Zaten ne onlarla oturur konuşurum ne de söylediklerini yaparım” diye konuştu.Yakalamışken Cevizoğlu’na seçim çalışmalarını da sordum. Ankara 1. Bölgeden bağımsız aday olan Cevizoğlu halkın büyük ilgisi olduğunu, seçileceğine inandığını sölyledi. Belirteyim, oyunu vermek isteyenler oy pusulasında Mustafa Hulki Cevizoğlu adıyla karşılaşacaklar, şaşırmasınlar.
Dün size “AKP İntihara Gidiyor” isimli kitaptan çok çarpıcı bir bölüm aktarmıştım. Bu kitap aylardır piyasada satılıyor, yazdığım bölüm internet sitelerinden yüz binlerce kişiye ulaştı. Bir tek yerden “çıt” bile çıkmıyor. Ne AKP yalanlıyor, ne kitap hakkında dava açılıyor ne de bir toplatma kararı alınmış. Yani bir anlamda “sessiz bir onay” var. İnsan bu dehşet verici ifadeleri okudukça çok şaşırıyorBugün, dün yazdığım bölümün hemen arkasından gelen ve internet sitelerinde yer verilmeyen daha da dehşet verici bölümü yazıyorum. Bu bölümde itiraflarda bulunan AKP’li danışman, AKP’nin başta İngiltere, pek çok batılı ülkenin yardım ve desteği ile kurulduğunu anlatıyor. Ayrıca Hilmi Özkök Paşa’nın “nasıl Fethullahçı yapıldığına” ilişkin çok çarpıcı ifadeler de bulunuyor “- Sizin Genelkurmay Başkanınız kim olacaktı?AKP’li: Söyleyemem. Ama Paşalar istifa etmeyince dümen yarım kaldı. Paşaların kesin kararlı oluşu ve çuval olayını Türkiye’nin lehine kullanmaları, bizim oyunumuzu kökten boşa çıkardı. Paşalar istifa etmeyince Özkök Paşa’ya ‘Fetullah Hocacı’ diyelim ve Onu gözden düşürelim kararı aldık...- Neden?AKP’li: Çünkü Özkök Paşa’nın namaz kıldığı söylenmişti. Eğer Özkök Paşa’ya ‘Fethullah Hocacı’ diye iftira atar ve tutturursak, o da mecburen istifa eder, biz de böylece intikam alırız diye düşündük.- Yani Özkök Paşa ‘Fethullah Hocacı’ değil mi?AKP’li: Ne ilgisi var? Mümkün mü? Paşa samimi Müslüman bir adam. ‘Çamur at, izi kalır’ diye böyle yaptık!- Ama sonuç alamadınız!AKP’li: Kimse inanmadı. Bunun üzerine Emin Çölaşan gibi yazarlara Özkök Paşa’nın ‘Fethullah Hocacı’ olduğu yalanı sızdırıldı. Wolfowitz’in adamları bir psikolojik harp başlattı. Hulki Cevizoğlu, Emin Çölaşan, Mustafa Balbay, filan, bunları CIA ve MI6 iyi etkiliyordu. Hilmi Özkök’ün aleyhinde yayınlar yapıldı.- Özkök Paşa istifa etseydi, yerine kim geçecekti? Büyükanıt Paşa mı?AKP’li: Yok canım. Ancak Büyükanıt Paşa’yı Özkök Paşa’ya karşı sadece kullanmaya çalıştık. Aziz Yıldırım, ABD’deki bazı askerler Büyükanıt Paşa’yı etkilemeye çalıştı ama Büyükanıt oyuna gelmedi. O oyuna gelmeyince ‘Sabetayist’ olduğunu yaydık. (Vakit ve Yeni Şafak gazetelerinden falan...)- Onun kabahati neydi?AKP’li: Bizim (AKP’nin) Genelkurmay Başkan adayımız o değildi (Bizim adamımızın olması için, onun da kötülenmesi gerekliydi...)- TSK’ya müdahale etmeniz saçma değil mi?AKP’li: Arkamıza ABD Savunma Bakanı’nı, iki-üç tane çok önemli işadamını ve bir emekli paşayı da alınca, kolayca bu işten sıyrılırız ve kotarırız diye düşündük.- Neden?AKP’li: Özkök Paşa’yı, Büyükanıt Paşa’yı, Genelkurmay’ı ve galiba genel olarak TSK’yı çok basite indirgedik. Çok boş gördük onları. Ama öyle değilmiş yanıldık. Mesela sizin SESAR’ın ve Atatürkçülüğünden, milliyetçiliğinden emin olunan kalemlerin paşalara yönelik ağır eleştirileri işimizi kolaylaştıracağına, bozdu. Birçok operasyonda nasıl olsa siz ve diğerleri sonuç alır diye, biz el atmadık.- Demek ki emekli bir paşa orduyu iyi analiz edememiş.AKP’li: Sadece o değil, ABD’li, İngiliz, İsrailli, Fransız birçok uzmandan TSK’ya karşı yürüttüğümüz savaşta yardım aldık. Ama onlar da çuvalladı. Hepimiz çuvalladık. Bu kabinenin (AKP hükümetinin) listesi, Londra ve ABD’de oluşturuldu. Bakanlar Kurulu’nda İngilizlerin, Amerikalıların, İsraillerin, Almanların, Fransızların kotası olduğu söylendi. Biz itiraz ettik, iftira dedik. Ama maalesef realite bu. İngilizlerin elinde ipimiz. Dış güçlerin piyonu gibiyiz!..- Sadece onlar mı?AKP’li: Onlar (İngilizler), hem ABD’lileri, hem İsraillileri hem Almanları, hem de AB üyelerini parmaklarında oynatıyor. Barzani’yi, Talabani’yi, Kürtleri ve Arapları.- İngiliz Büyükelçisi Westmacott?AKP’li: O en büyük fitnebaşı. Hükümet’in içine düştüğü açmazın mimarı o, ‘Kürt devletini kabul edin, Arap ve Yahudi sermayesi Türkiye’ye akacak’ dedi. Bizi yanlış yönlendirdi...- RTE’nin Kürt sorunu söyleminin mimarı o mu?AKP’li: Öncelikle İngilizler ve tabii Westmacott. İsrailliler de var.- Sana göre İngilizlerin amacı ne?AKP’li: Onlar (İngilizler), Hindistan ve Çin’i arkalarına alarak dünyaya yeniden egemen olmayı planlıyorlar. ‘Güneş batmayan imparatorluk’ şehveti içindeler. ABD’yi Irak batağına çeken İngilizler ve Yahudilerdir. İngilizler ABD’yi bölgeden uzaklaştırıp, Kürt devleti ve İsrail ile ittifak kurup Ortadoğu’ya oturmak istiyorlar. Bu sebeple ABD ile İslam ülkelerinin arasını açtılar; özellikle 11 Eylül’den sonra. Westmacott bizimkine (RTE) demiş ki, İngiltere, Rusya, Çin ve Hindistan ile birlik oluşturuyoruz. ABD bölgeden tasfiye olacak.- Tezkerenin suçlusu bu durumda İngiltere olmuyor mu? İngilizler, hem İsrail’i hem de ABD’yi yanıltıyor. AKP, bu İngiliz dümenini yenecek güçte mi?AKP’li: Biz İngiliz malı bir partiyiz. Ya da Almanların deyimi ile ‘ankesörlü telefon’ gibiyiz. Jetonu kim atarsa, onun düdüğünü çalıyoruz. Hiçbir şeye hazır değilmişiz. Kullanılmışız. İngilizler ince ama vahşice, İsrail, ABD üzerinden, ABD IMF üzerinden, Almanlar, Fransızlar AB ve Kürtler üzerinden ama tüm düşmanlarımız, hem Kürtler, hem AB ve ekonomi üzerinden AK Parti hükümetini kullanıyor. Çok üzülüyor ve kahroluyorum. İstanbul’un Fethi Şenlikleri’ni düzenleyen bir maziden şimdi İstanbul’un işgalini tezgâhlayan bir parti konumuna ve işbirlikçi adamlara dönüştük.- Çok ağır bir itiraf değil mi?AKP’li: Daha özelleştirme ve rüşvetteki dolaplara gelmedim. Yabancılar (İngilizler, ABD’liler, İsrailliler, v.s.) muhalefete hakim. MHP İngiltere’ye teslim olmuş durumda, Ağar’ı çok rahat pasifize ederler. Erkan Mumcu İngilizler’in tam kontrolünde. Westmacott, ‘CHP bizimdir ve sizin en büyük yardımcınızdır’ dedi. AK Parti’nin durumu ortada.- Rezalet.AKP’li: Rezaletten de beter, tam işgal ve işgale bizler (AKP’liler) önayak oluyoruz. Sizin dedikleriniz doğru, hainler mangasıyız biz.- Çok iyi bir sohbet oldu. Müsaade ederseniz ben bunları yazayım, siteden kamuoyuna yansıtalım.”
Piyasada satılan bir kitapta diyor ki “Erdoğan ve Gül, tezkerenin geçmesinde kendilerine destek olmayan Silahlı Kuvvetler’i cezalandırmak için Amerika’dan bir şey yapmalarını istedi. Onlar da Türk subay ve askerlerinin başına çuval geçirdiler” Ahmet Akgül isimli Milli Görüşçü yazara göre, Türk subaylarının başına çuval geçirilmesinden sonra Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları’nın istifa edeceği hesaplanıyordu. Ancak asker olaya çok öfkelenip yönetime el koymaya kalksaydı Amerika Erdoğan ve Gül’ü kaçıracaktıSon günlerde bir kitaptan yapılan alıntı çok konuşuluyor. Alıntıyı önce bana gönderilen bir e-mail’den okudum. Açıkçası önce ciddiye almadım. Hayal ürünü bir senaryo zannettim.Ancak daha sonra bunun bir kitaptan alındığını fark ettim. Kitabın adı “AKP İntihara Gidiyor.” Yazarı Ahmet Akgül. Kitap bu yıl yazılıp basılmış, yani çok yeni.Kitabı almayı bir türlü beceremedim. Ama bu arada yüze yakın e-mail aldım aynı alıntıyı içeren.Sonunda kitabı dün buldum. Yazar Ahmet Akgül İslami kökenden geliyor. Necmettin Erbakan’ın da eğitiminden geçmiş. Milli Görüş’ün önemli yazarlarındanmış. Adını ilk kez gördüğüm çok sayıda kitabı varmış.Gelelim kitabın 278 ve 279’uncu sayfalarından yapılan alıntıya.Yazar burada ismini vermediği bir AKP’li danışmanla konuşuyor. Belli ki eskiden çok yakın arkadaş olan ikili arasındaki konuşmalar inanılır gibi değil.Çünkü AKP’li danışman Türk subay ve askerlerinin başına çuval geçirilmesi olayının bizzat Başbakan Erdoğan ve yardımcısı Abdullah Gül tarafından bilindiğini hatta bunun için Amerikalıların teşvik edildiğini ileri sürüyor.Gerekçe ise 1 Mart tezkeresinde hükümete yardımcı olmayan Genelkurmay’ın cezalandırılması.Kitap birkaç aydır piyasadaymış. Bugüne kadar kitapla ilgili bir soruşturma açıldığını duymadım.Şimdi gerçekten çok şaşırtıcı olan bu bölümü, hiçbir ekleme çıkarma yapmadan size de aktamak istiyorum:“AKP’yi kuranların ve kurduranların, özellikle Tayyip Erdoğan’ın özel bir önem verdiği danışmanlarından ve operatörlerinden biri ile yemekte karşılaştık. Tam bir panik havasındaydı. ‘Hayrola işleriniz iyi gitmiyor galiba!’ dedim. - AKP’li: Tezkere krizinde oldu ne olduysa, büyü o zaman bozuldu, beklediğimiz sonuç çıkmadı, sonrasını zaten biliyorsunuz.- Katılmıyorum, Edelman’ın YSK’ya ziyareti, Londra, Washington, New York, Dubai ve bazı şehirlerde daha AKP kurulmadan önce verilen sözler sonunuzu hazırladı. Devleti tanımadan, Anayasal organlardan ve milletten gerçek anlamda bir olur almadan küreyi yerinden oynatacak kararları alabileceğinizi sanmak çocukçaydı. Bu durum AKP’yi bitirdi.- AKP’li: Hayır, bizi Özkök Paşa ve Paşalar bitirdi. Tezkere krizinde ne yapacağımızı bilemedik. Sorduk ne yapılmalı diye; ‘İktidar sizsiniz, karar almak sizin işiniz, biz kararı uygularız’ dediler. - Ama zaten siz orduya sormadan informel olarak her türlü garantiyi vermiştiniz. Asıl hata o değil mi?- AKP’li: Tamam her türlü garantiyi ve tavizi verdik ama ABD’nin Doğu ve Güneydoğu’ya tam yerleşeceğini bilmiyorduk. Yani, ABD ve İngiltere Türkiye’yi işgal edeceklerdi, paniğe kapıldık. - Ama ABD’lilere bu garantinin AKP’nin kurulması aşamasında verdiniz.- AKP’li: Evet, çok yanlış yaptık.- Peki o halde Özkök Paşa’nın ve Paşaların suçu ne?- AKP’i: Onlar diyebilirlerdi ki; ‘Tezkerenin çıkmasına karşıyız.’ Ancak asker kararı bize bıraktı!- Normal, demokrasilerde zaten böyle olmaz mı? - AKP’li: Tamam da, tezkerenin faturasını sonunda AKP’ye kesti ABD’liler. Asker, ‘tezkereye karşıyız’ deseydi, parti ile ABD değil, ABD ile TSK karşı karşıya gelecekti, biz yırtacaktık!?- Özkök Paşa ve Paşalar size tezkere çıkarmayın demedi mi?- AKP’li: Hayır demedi ama cesaret edemedik!- ABD, Türk askerlerinin başına çuval geçirdi ama ceza olarak?!- AKP’li: Yahu o olayı hiç sorma. O Wolfowitz’in halt yemesi. Bizimkiler (AKPliler), ‘tezkerenin öcünü TSK dan alalım’ diye ona akıl vermiş!- Yoksa sizin danışman arkadaşlarınızdan biri ve İstanbul’da iki işadamı Wolfowitz’e asıl suçlu AKP değil, TSK demiş olmasın? Çünkü Amerika’ya söz verdiği gibi AKP tezkereyi çıkaracaktı! TSK’yı cezalandırma teklifi, iki işadamı ve bir danışmandan gitmedi mi?- AKP’li: Çok büyük, çok fahiş bir hata yaptık zaten Wolfowitz Türk ordusunu bizimkilerin teklifi üzerine cezalandırmaya karar verdi.- Tek başına mı?- AKP’li: Yok canım, Tayyip Erdoğan ve ve Gül’le paylaşıldı, onlar da ‘olur’ dediler.- Yani Wolfowitz’in, ABD’nin bu çokbilmiş danışmanının ve İstanbul’daki iki işadamının: ‘Türk ordusunu cezalandırma önerisine’ Tayyip Erdoğan ve Gül ya da Eş Genel Başkanlar ‘Evet’ mi dedi?- AKP’li: Maalesef öyle!... Tayyip ile Gül’ün gezileri bu plana göre ayarlandı. O gün Tayyip Erdoğan Rize de, Gül de Kayseri’de olacaktı. Çok ters bir şey olursa ikisi ABD’liler tarafından alınacaktı. Bu planı Wolfowitz hazırlamıştı.- Ne tür bir terslik bekliyordunuz?- AKP’li: Tayyip Erdoğan ve Gül’e yönelik askeri bir hareket olabilir diye düşündük.- Yani AKP üst yönetimi, AKP’nin yıldız danışmanı ve İstanbul’daki iki işadamı Türk askerlerinin başına çuval geçirileceğini biliyor muydu?- AKP’li: Evet tabii... Yanılmıyorsam bir de emekli bir Paşa biliyordu.- Hiçbir kimse çıkıp ta Tayyip ve Gül’e bunun sonuçlarının çok ağır olabileceğine ilişkin görüş bildirmedi mi?- AKP’li: Tezkerenin mecliste reddedilmesine çok kızmıştık. ABD Savunma Bakanı arkamızdaydı. Kendimizi çok güçlü hissediyorduk!- Ordunun sessiz kalacağını mı düşündünüz?- AKP’li: Biz değil, Wolfowitz öyle düşündü. Türk askerlerinin başına çuval geçirilince, Genel Kurmay Başkanı Özkök ve diğer Kuvvet Komutanı Paşaların, o günkü harekatın nöbetçisi Büyükanıt’ın isifa edip emekli olacaklarını öngörmüştük. Eğer o gün paşalar istifa etseydi, bizim Genel Kurmay Başkanımız hazırdı.- Kimdi?- AKP’li: Onu söylemem.”***Konuşmanın devamında Özkök Paşa’nın “Fethullahçı” olarak lanse edildiği ve yıpratılmaya çalışıldığı anlatılıyor. O bölüm de çok ilginç. Bunu da yarın yazacağım.