İstihbarat konusunda bugüne kadar söyledikleri hiç yanlış çıkmayan bir dostumla konuştum. Bu istihbaratçı Kuzey Irak konusunun arap saçına döndüğünü belirterek “Terör, kaçakçılık, ticaret, tarikatçılık, rüşvet hepsi birbirine karıştı, üstüne üstlük yakında adını duyacağımız yeni bir terör örgütünü de doğurdu” dedi. Aramızdaki konuşmanın önemli bölümleri şöyle: (İlk söz benim.)
– Irak konusu hükümeti çok sıkıştırıyor.
– Evet ama hiçbir şey yapmayacaklar.
– Neden?
– Birçok nedenini sen yazdın zaten.
– Ama Genelkurmay’ın son çıkışı önemli.
– Öyle ama hükümet direnebildiği kadar direnecek.
– Ne kadar?
– Seçime kadar götürmek istiyorlar.
– Seçimden önce sınırlı operasyon?
– O konuşuluyor ama o da zor.
– Peki ne olacak?
– Belki gerçekleri ortaya çıkarmak lazım.
– Neden çıkmıyor?
– Onu bir anlasam.
– Mesela?
– Şu anda Güneydoğu’da büyük sigara kaçakçılığı yapılıyor.
– Sadece orada mı?
– Hayır ama o bölgede bandrollü sigara bulamazsın.
– Ne tutar bu?
– Bir milyar doları bulur.
– Vay canına!
– Bunu da Barzani’nin kontrol ettiği kesin gibi.
– Başka?
– Barzani’nin Türkiye’de yatırım yaptığı da söyleniyor.
– Nerede?
– Bak Amerikalılar bir harita yayınlamıştı.
– Şu neredeyse tüm Doğu’nun Kürdistan olarak gösterildiği?
– Evet o harita.
– Tamam.
– İşte haritadaki bölgede yatırım yapıyor.
– Ooo, bu çok önemli.
– Biliyor musun, elma bahçesi aldığı bile var raporlarda.
– Adamlar çok emin yani.
– Arkasında Amerika da olunca gemi azıya alıyorlar.
– Peki bunlar niçin ortaya çıkmıyor?
– Nasıl çıksın; birincisi, kesin belge yok, ikincisi öyle bir ticari ilişki var ki.
– Kimlerin?
– Var işte, git bak bakalım Erbil’e kaç Türk göreceksin, hem de en ünlülerinden.
– Duyuyoruz tabii, ama onlar yasal yoldan gitmediler mi?
– Orası öyle ama görünürdeki iş bağlantılarının arkasında da çok iş var.
– Milyar dolarlar mı?
– Aynen öyle.
– O zaman işimiz çok zor.
– Bunun ötesinde bir de yeni terör örgütü var.
– O da ne?
– Barzani’nin yeğeninin kurduğu.
– Niye kurulmuş ki?
– PKK artık çok deşifre. Türkiye neredeyse tek tek teröristleri biliyor.
– Bunlar bilinmedik isimler mi?
– Büyük oranda öyle.
– Ortaya çıktılar mı şu ana kadar?
– Kesin bilgi alamadım ama, örneğin Ankara bunların işi olabilir.
– PKK değil yani?
– Aynı kapıya çıkıyor ama, sonuçta bu yeni bir yapılanma.
– Barzani’ye ne faydası var?
– Mantığını kullan, PKK bilinen örgüt. Baskı altında Barzani taviz verebilir.
– Devam et.
– Ama yepyeni bir örgüt çıkarsa Barzani bunu bilmediğini söyleyebilir.
– İş gecikir.
– Tabii, biz de arıyoruz, diyecek uzun süre ama terör artarak devam edecek.
– Adı belli mi bu örgütün?
– Evet adı da var.
– Nedir?
– Yazmamaya söz verirsen söylerim.
– Elbette veririm.
– Adı ........
– Peki neden bu gizlilik?
– Erken olabilir, istihbarat örgütlerini sıkıntıya sokmak istemem.
Absürd bir soru: Irak’a girelim mi?
Zaman zaman bana da soruluyor. “Bu kadar yazıyorsun, ne yani Irak’a mı girelim?” ardından da ekliyorlar “Irak’a girmek Türkiye’ye çok şey kaybettirir.”
Bugüne kadar Irak’a girilmesi gerektiğini söyleyen tek bir cümle bile yazmadım. Ben bu tür muhabbetlere hiç mi hiç girmiyorum.
Nedeni çok açık; çünkü ben haddimi aşan konularda bir şey söylemek istemem.
Ben manzarayı ortaya koymaya çalışıyorum. Silahlı Kuvvetler terörle mücadele konusunda Irak’a yönelik bir operasyon yapılmasından yana. Ama iktidar bu konuda hiçbir şey söylemiyor. Tabii söylememek de bu talebe katılmamak anlamına gelir ki bu kararın bedeli ne ise sorumlusu elbet bir gün bunu ödemek zorunda kalır.
Şimdi durumu sergilemekle Irak’a girmeyi istemek ya da desteklemek ayrı konulardır, bunun bilinmesi lazım. “Irak’a girilirse ne olur?” ise biz gazetecilerin asla tartışamayacağı kadar başka bir konu.
Ancak AKP yanlısı bir takım gazeteciler, akademisyenler, köşe yazarları “Irak’a girmenin bize çok pahalıya patlayacağını” anlatıyorlar günlerdir. Bu askeri karalamanın ve iktidarın suskunluğunu haklı göstermenin biçare çırpınışıdır.
Bugün temel konu iktidarın nedenini söylemeye cesaret edemeden suspus oturmasıdır. Elbet seçimden önce bir gün AKP Irak, Barzani ve PKK konusunda neden bu kadar sessiz olduğunun gerekçesini açıklayacaktır.
Askerden ana babaya mektup
Uygulama ne zamandan beri yapılıyor bilmiyorum ama, Silahlı Kuvvetler’in, askere alınan gençlerin ailelerine yazdığı bir mektup geçti elime. Anladığım kadarıyla bu mektup askere alınan her gencin ailesine gönderiliyor.
Mektup çok nazik ve duygusal bir dille yazılmış.
Örneğin bir cümlesi şöyle: “Oğlunuz bundan böyle asker ocağında, yuvasından ayrı fakat arkadaşları ile birlikte değişik bir ortamda hayatı tanımaya başlayacak. Gerekli eğitimleri görecek ve muharip birliklerimizde görev yapacak seviyeye getirilecektir. Bu değişik ortam ve hizmetin en büyük eksiği, sizlerden ayrı kalmış olmak ve aile yuvasının özlemini duymaktır.”
Askerin mektubunda vatan hizmeti yapan gencin hem daha mutlu olması hem de sorunlarını çok çabuk halledebilmesi için ailelerin bitmeyen ilgi ve şefkatine de ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.
Bu amaçla ailelerden eğer gencin bir sağlık sorunu varsa, bazı ilaçlara ihtiyaç duyuyorsa hatta alkol uyuşturucu gibi bağımlılıkları bulunuyorsa, bunların mutlaka bildirilmesi isteniyor ve “Oğlunuzun sağlığı bizim için her şeyin üzerindedir. Onlar sizin olduğu kadar bizim de gözbebeğimizdir” deniyor.
Askerliğin tüm kamuoyu tarafından bilinmeyen bir özelliği bu. Sanıyorum oğullarını böyle bir dönemde askere gönderenleri aldıkları bu mektup çok rahatlatıyordur.
20 koruma
CHP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek gazetecilerle sohbet toplantısında anlatıyor: “Tayyip Bey Meclis’e 20 koruma ile geliyor. Ana kapıdan giriş yaparken içerideki korumalar asansörleri tutuyorlar, kimseyi bindirmiyorlar. Başbakan kapıdan girdiği an korumalar milletvekili olup olmamasına bakmadan herkesi itip kakıp yol açıyorlar. Dışarıyı anladık ama Başbakan Meclis’te neden bu kadar korkuyor?”
Özyürek’in anlattığı manzaraya bir buçuk ay önce Meclis’te ben de tanık olmuştum. Korumalar AKP’li milletvekillerini de iterek kenara çekiyordu.
Bu bir tür diktatörlük yöntemidir. Başbakan Meclis’te bile herkesle eşit olduğunu unutup kendi adamına bile gövde gösterisi yaparak güç sergilemeye çalışıyor. Böylelikle “asla yıkılmaz, sarsılmaz” imajı vermeye çalışıyor.
Devleti kendi mülkü, halkı da kulları gibi gördüğü çok belli olan Başbakan, iktidardan düştüğü gün sudan çıkmış balığa dönecek, acaba haberi var mı?
32 yılda 11 Başbakan gördüm. Hiçbiri Tayyip Bey gibi davranmıyordu.

