Haydi elinizi taşın altına koyun

14 Haziran 2007

Size dün “Türkiye’nin en büyük sivil toplum hareketi”nden söz etmiştim. Siz belki de o satırları okurken bu büyük hareketi başlatanlar basın toplantısı yapıyordu.Bu büyük kampanyanın adı “Bir oyumuz var” Bu kampanyanın amacı, seçimlerden Türkiye’nin aydınlık geleceğinin çıkmasını bekleyen herkesin artık elini taşını altına sokmasını sağlamak.Çünkü biz Türkler her nedense çok konuşmayı iyi beceriyoruz da sıra iş yapmaya gelince herkes bir taraflara kaçışıveriyor.Örneğin, 22 Temmuz seçimlerinin “milli iradeyi” yine gerçekleştiremesinden endişe edenler hep “Ne yapmalıyız?” diye soruyor birbirine. İşte milyonlarca insanı bir araya getiren mitingler yapıldı, herkes birbirine “seçimde oy kullan” çağrısı yapıyor, bunlar az şey değil.Ama diyorum ki bu güzel eylem ve tavsiyelerden sonra herkesin elini taşın altına koyma zamanı geldi.İşte “Bir oyumuz var” kampanyası bunu sağlayacak.Aylardır çok genç ve girişimci bir grup, sağ olsunlar benden de görüşler alarak seçimlerde sandıkların denetlenmesine ilişkin bir eylem planı hazırladılar. Sistem çok basit.“Biroyumuzvar.org” adlı bir internet sitesi kuruldu. Bu siteye Türkiye’deki tüm iller ve seçim bölgeleri yüklendi.İstenen şu: Seçmen sandıklara el koysun.Peki nasıl yapılacak bu?Çok basit. “Biroyumuzvar.com” sitesine gireceksiniz. Orada bir Türkiye haritası var. Hangi ilde yaşıyorsanız ve oyunuzu kullanacaksanız o ilin üzerine tıkladığınızda, bulunduğunuz yerdeki tüm seçim bölgeleri önünüze çıkacak. Size kalan bu seçim bölgelerinden istediğinizi işaretlemek. Ardından da hemen ekranda görülecek formdaki boşlukları doldurmak.Böylelikle sandık gözlemcisi olacaksınız.Sandık gözlemcisi ne işe yarar?Birincisi gün boyu gözlemci olduğunuz sandığı izlersiniz, burada hile yapıldığını, usülsüz davranışlarda bulunulduğunu farkederseniz durumu yetkililere haber verirsiniz.İkincisi sayıma geçildiğinde siz de sandık başında durur ve sayımı izlersiniz.Üçüncüsü, sadece görevli olduğunuz sandıktaki sonucu size verilecek bir telefon numarasına bildirirsiniz.“Bir oyumuz var” kampanyasını düzenleyenler, seçmenlerin çok büyük ilgisini bekliyorlar. Her sandıkta üç gözlemcinin olabileceğini hesaplıyorlar. Bu da yaklaşık 516 bin gözlemci demektir.Bu kadar gözlemcinin bulunduğu bir seçimde kimsenin hileye hurdaya kaçması mümkün değildir.Kampanyaya katılanlar ayrıca hepsi seçim ve siyaset konusunda uzman öğretim görevlileri tarafından da bir “gözlemcilik eğitiminden” geçirilecek. Yani iş çok ciddi ve sıkı tutuluyor.Bunun yanı sıra, ticari amaçla yapılması halinde birkaç milyon dolara mal olabilecek bu proje tamamen gönüllülerin katılımı ile, hiç para konuşulmadan ve gerek olmadan halledilecek.Tavsiyem, en azından oy kullandığınız sandıkta gözlemci olmak için bu büyük kampanyaya katılmanız.Bu yazıyı bitir bitirmez lütfen “www.biroyomuzvar.org” adresine girin ve kaydınızı yaptırın.Bu kampanya hiçbir siyasi partinin desteği ile yapılmamaktadır.Örnek vatandaş: 10 bin kaydı inceleten seçmenSürekli olarak “oyunu kullan” diye uyarıyor “elini taşın altına sokmaktan çekinme” diye yüreklendirmeye çalışıyorum.Dün 64 yaşındaki bir okurdan mektup aldım. Seçmen kartı gelmediği için öylesine bir mücadele vermiş ki burada sizlerle paylaşmak istedim.İşte Hüseyin Uzunoğlu’nun yazdığı mektup. Herkese örnek olmalı:Sayın Ataklı, 25 yıldır oturduğum ve aynı adreste oy kullandım. Bu seçim listesinde eşim ve çocuklarımın kaydı olduğu halde benim kaydım çıkmadı. Oysa yasal süresinde muhtarlığa seçmen kaydımı yaptığım formu vermiştim. Geçtiğimiz günlerde internettten seçmen kaydımı kontrol ettim. Eşimin ve çocuklarımın kartı çıktı. Benimki yok. Derhal Karşıyaka (İZMİR) ilçe seçim kuruluna gittim. “Muhtar bize getirdiyse biz de kayıt etmişizdir” dediler.Muhtar bütün formları bizzat kendisi götürüp teslim ettiğini söyledi. Tekrar İlçe Seçim Kurulu’na gittim. Gelen formları incelemek istediğimi söyledim. Yaklaşık 10 bin form olduğunu söylediler.Yanıma bir görevli verip arşive gittik. Kendilerine çok çok teşekkür ediyorum. 2 saatlik bir aramadan sonra doldurduğum formu buldum. Ne kadar sevindiğimi bilemezsiniz. Kararlıydım. Çünkü ben ve eşim (64 yaşındayız) 17 saat yol gidip, Samsun Cumhuriyet Mitingi’ne katıldık. (Tabii diğerlerine de) 17 saat de olsa doldurduğum o formu bulmak için kararlıydım.SONUÇ: İZMİR KARŞIYAKA İLÇE SEÇİM KURULU KARARI İLE OYUMU KULLANACAĞIM. KARARI ALMAK ÜZERE 21/07/2007 TARİHİNDE GELMEMİ SÖYLEDİLER.DİLEĞİM: HALKIMIZIN İNTERNETTEN SEÇMEN KARTLARININ OLUP OLMADIĞINI KONTROL EDİP, YOKLARSA DÜZELTTİRMELERİNİN DUYURULMASIDIR. (Özellikle iki ve daha çok isimlilerde bu tür hatalar oluyormuş)Saygılarımla, Hüseyin F. UzunoğluRTÜK’ten açıklamaPazartesi günü bu köşede “RTÜK şehit cenazelerini yayınladığı için TV kanallarına ceza yazdı mı?” başlıklı bir yazı yazmıştım.RTÜK Başkanı Zahit Akman aradı ve böyle bir şeyin asla söz konusu olmadığını söyledi. Akman benim yazım üzerine son iki yılda televizyonlara gönderilen tüm ceza kayıtlarını incelediklerini ancak benim yazdığım gerekçeyi andıran tek belge bile bulamadıklarını belirttikten sonra “Biz zaten televizyon kuruluşlarının yöneticilerine rating kaygısından kurtularak daha gerçek, kamuyu ilgilendiren haberler yayınlamalırını istedik” dedi.Ben de kendisine haberin bir “televizyon dedikodusu” olduğunu söyleyerek gösterdiği nezaketten ötürü teşekkür ettim.Akman da canlarını bu ülke için feda etmekten çekinmeyen Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile birlikte tüm güvenlik kuvvetlerine yönelik hizmetlerin televizyon aracılığı ile yerine getirilmesinden mutlu olduklarını sözlerine ekledi.

Devamını Oku

Demokrasi yıldızları yalanı

13 Haziran 2007

Çeşitli dini kuruluşlar bir araya gelerek İstanbul’un (belki de diğer kentlerin de) duvarlarını dev fotoğraflarla süslemişler. Fotoğraflarda Adnan Menderes, Turgut Özal ve Tayyip Erdoğan görünüyor. “Demokrasinin yıldızları” başlığı altında “Onlar Atatürk’ün açtığı demokrasi yolunda bayraklaşan liderler, onlar demokrasinin ufkunda parlayan yıldızlar” yazıyor.Atatürk’ün adı da kullanarak inanılmaz bir takiye yapılıyor, onun ötesinde, bu slogan dün toprağa verdiğimiz Ufuk Güldemir’in Habertürk. Com’u kurduğunda yazdığı “Büyük Türk Yalanlarını”nın belki de en büyüğü.Ülkeyi padişah zihniyeti ile yönetmeye kalkan üç ismi “demokrasinin yıldızı” olarak sunmaya çalışmak kadar kurnazlık da ancak bizim gibi ülkelerde görülebilir.Sokakları süsleyen fotoğraflardaki üç kişi de asla demokrat olmadılar, asla demokrasiye inanmadılar.Üçü de demokrasiyi kurum ve kuralları ile yaşamak yerine demokrasiyi sayısal çoğunluk olarak algıladılar ve bunun yarattığı hoyratlıkla tek başlarına ülke yönetmek istediler.Menderes, İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkmış bir Türkiye’de, tek parti iktidarından bunalmış kitlelerin öfkesi ile iktidara geldi. Gelir gelmez cahil ve eğitimsiz Türk halkının dini duygularını okşayarak bunu oya tahvil etmeye başladı. Tarikatlar ve cemaatlar onun döneminde yeniden hayat buldu.Menderes “Odunu koysam seçilir” ya da “Siz isteseniz hilafeti bile geri getirirsiniz” sözleriyle demokrasinin sadece sayısal çoğunluktan ibaret olduğuna inandığını gösteren bir davranış sergiledi.Rakiplerini demokratik yollarla değil, polis gücüyle, tahkikat komisyonlarıyla, baskı ve yıldırmayla, basın sansürleriyle alt etmeyi tercih etti.Menderes’i demokrasi ile anabileceğimiz tek konu, demokratik olmayan yöntemlerle iktidardan uzaklaştırılmasıdır. Bir siyasi liderin demokratik olmayan yöntemlerle iktidardan uzaklaştırılması, onun demokrat olduğu anlamına gelmez.Turgut Özal 12 Eylül askeri darbesinin bir ürünüdür. 12 Eylül’de halk darbeyi alkışlarla karşılamış, ama sıra yeniden demokrasiye dönmeye gelince kararı kendisinin vereceğini belirterek, askerin istediği değil istemediği kişiye oy vermiştir.Turgut Özal’ın adı demokrasi ile anılacaksa sadece bu noktada haklı olunabilir.Bunun dışında Özal, ne 10 yıllık iktidarında ne 3 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde demokrasi ile asla yakınlık kurmadı. Anayasal kurumlarla kavgayı, partide tek seçici olmayı, bakanlardan tarihsiz istifa mektubu almayı, milletvekillerinden tarihsiz imza mektupları alarak kanun tekliflerinde bunları kullanmayı Özal’dan öğrendik. Tayyip Erdoğan ise demokrasiyi asla sindirememe konusunda diğer iki liderin çok üstüne çıkan bir başarı gösterdi. Demokrasiyi hedefe giden bir tramvaya benzeten, hükümet dışında hiçbir anayasal kurum tanımayan, sayısal gücüne güvenerek tüm sistemi lehine değiştirmeye kalkışan Erdoğan için demokrasi sadece kendi görüşünün herkes tarafından kabul edilmesi anlamını taşıyor.Bu üç liderin en önemli ortak noktası ise dini siyasete alet etmedeki başarıları.Hepsi bu. Gerisi Türkiye’nin en büyük yalanı.*****Mehmet Ağar kendini batırmak için çabalıyorDP Genel Başkanı Ağar “Eğer muhtıra olduğunu bilseydim, Cumhurbaşkanı’nı seçtirirdim” dedi. O zaman seçtirseydi.Demek ki Ağar’ın Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda sağlam bir gerekçesi yokmuş. Rüzgâra göre hareket etmiş. Üstelik iktidara oynayan bir siyasi lider olarak gelmekte olanı fark etme ya da hissetme becerisi de yokmuş.Mehmet Ağar’ın AKP’nin dümen suyuna girip demokrasiyi askeri karalama olarak algılaması beni çok şaşırtıyor.Askerin siyasete karışmasını demokrasiye inanan ve aklı başında olan hiç kimse istemez.Ancak şunu da görmemiz gerek. Bugünkü iktidar, demokrasiyi sadece kendi fikrinin kabul edilmesi olarak tanımlıyor. AKP ve yandaşlarına göre eğer AKP’yi destekliyorsanız demokratsınız, yok desteklemiyorsanız demokrat değilsiniz, statükocu, devletçi, askerci, darbecisiniz.AKP eline geçirdiği medya ile günün 24 saati bu görüşü pompalıyor. Adeta beyin yıkanıyor. Bu beyin yıkamanın odak noktası ise silahlı kuvvetler. AKP ve yandaşları silahlı Kuvvetler’in cumhuriyet ilkeleri ve ulusal güvenlik konusundaki hassasiyetlerini demokrasiye müdahale olarak nitelemeye çalışıyor. İslam devleti kurma emeline demokrasi kavramına kutsal bir anlam yükleyerek ulaşmaya çalışan AKP “Türk halkı baskıyı kabul etmez” pohpohlaması ile özellikle eğitimsiz bırakılmış halk katmanlarındaki oylarını artırıyor (ya da özellikle öyle söylüyorlar). İşte Mehmet Ağar da bu beyin yıkamanın sihrine kapılıp, aynı kapıdan geçerek oylarını artıracağını sanıyor. Yanılıyor. Giderek değer ve itibar kaybediyor.*****En büyük sivil toplum hareketiCumhuriyet tarihinin en büyük sivil toplum hareketi bugün yapılacak basın toplantısıyla başlayacak. Çok sayıda sivil toplum kuruluşunun katıldığı ve destek verdiği bu büyük kampanyanın adı “bir oyumuz var.” 22 Temmuz seçimlerinin bugüne kadar yapılmış olan en önemli seçim olacağına işaret eden sivil toplum kuruluşları, ülke çapında örgütlenerek 172 bin sandığa sahip çıkmak için tüm seçmenleri göreve davet edecek.En büyük sivil toplum hareketinin temel amacı ülkesi için duyarlı olduğunu söyleyen her seçmenin elini taşın altına sokmasını sağlamak. Bu amaçla açılacak kampanya ile yurt çapında bir gönüllü gözlemciler ordusu kurulacak. Yaklaşık 516 bin gözlemcinin gönüllü olarak görev alacağı kampanyada seçimin adil, huzur içinde yapılmasına ve ardından şeffaf sayım ilkesine özen gösterilmesine dikkat edilecek. Gönüllü gözlemciler sandık sonuçları belli olduktan sonra, sorumlu oldukları sandıklardaki oy bölüşümünü kurulacak merkeze aktaracaklar.Yarın, bu basın toplantısının yapılmasından sonra bugüne kadar oluşturulan en büyük sivil toplum hareketinin tüm ayrıntılarını anlatmaya çalışacağım.*****Mitingden korkmakAKP ve yandaşları teröre lanet mitinglerinin yapılmasına şiddetle karşı çıkıyorlar.Gerekçe ise çok masumane. “Bu bir tahrik aracı olmamalı, Türk halkı terörü lanetlerken, ülkede bir etnik çatışmanın da yolu açılmamalı.” Mitingler kitlelerin belli bir düşünce, görüş ya da tepkiyi ortaya koymaları için yapılır. Bu durumda her miting aslında “birine, bir şeye karşı” yapılır.Teröre lanet mitingi de terörü kınamak için yapılacaktır.“Aman bu mitingler düşmanlık tohumu atmasın” diye düşünürseniz, bu durumda bütün siyasi parti mitinglerine de karşı çıkmanız gerekir.Ancak AKP ve yandaşlarının teröre lanet mitinglerine karşı çıkmalarının nedeni başkadır. Bu kesim mitinglere katılan halkın ezici çoğunluğunun iktidarı hedef alan sloganlar atmalarından korkmaktadır.Bu endişe yüzünden “PKK yanlısı gibi görünmekten” bile çekinmiyorlar.

Devamını Oku

Meğer yine “çelik çomak oynamışız” ya da “herkes bu kadar aptal mı” yani

12 Haziran 2007

Günlerdir gerek bu köşede gerekse medyada Genelkurmay Başkanı’nın açıklamaları tartışılıyor.Ana konu şu: Genelkurmay Başkanı terörle mücadele konusunda gerekirse Irak’a yönelik bir sınır ötesi operasyon yapılmasında fayda olduğunu söyledi. Hükümet ise askerin bu talebine hiçbir karşılık vermiyor. Sadece Başbakan “Bizden ne istiyorlarsa talep etsinler, gereğini yerine getiririz” demekle yetiniyor. Başbakan’ın istediği belli ki yazılı bir talepte bulunulması.Bizler de devletin tepesinin nasıl böyle vurdumduymaz bir tavır içinde olacağını soruyor ve “Milli Güvenlik Kurulu var, Cumhurbaşkanı duruma el koymalı, devletin tepesinde böyle belirsizlik olmaz” diye güya fikrimizi beyan ediyoruz.Meğer bunların hepsi boşaymış. Nasıl Başbakan, Cumhurbaşkanı seçimlerinden önce “Verdik ellerine çelik çomak, oynuyorlar” demişti, bu olayda da aşağı yukarı aynısını yapmışlar. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Hürriyet Gazetesi’nden Fatih Çekirge’ye verdiği röportajda terör konusunda Genelkurmay’la aynı fikirde olduklarını açıkladığı gibi, şu ana kadar yapılan her şeyden haberleri olduğunu, hatta bunların altında imzaları bulunduğunu söylemiş.Hepimiz saf durumuna düştük bir anda. Başbakan Dışişleri Bakanı’na talimatlar vermiş. O da Genelkurmay’ın arka kapılarından gizlice içeri girmiş. Komutanlarla oturup durum değerlendirmesi yapmış. Onlara ne yapmaları gerektiğini anlatmış. Komutanlar da ondan sonra açıklamalarda bulunmuşlar.İnsanı ülkesinden soğutuyorlar aslında. Önce Genelkurmay Başkanı ile Başbakan toplantı yapıyor. Ama bu gizli tutuluyor. Hatta belki bugüne kadar örneği olmayan biçimde “Allah’ı da ortak ederek bir devlet sırrı” oluşturuyorlar. Başbakan “Konuşmalarımızı bir Genelkurmay Başkanı, bir ben, bir de Allah biliyor” diyerek literatüre yeni bir kavram katıyor.Genelkurmay; Başbakan’ın talimatıyla Dışişleri Bakanı’ndan gerekli emirleri alıyor ve buna göre planlar yapıyor, senaryolar hazırlanıyor, uygulamaya koyuyor.Peki o zaman ülkedeki bu kargaşa neyin nesi oluyor?AKP’ye yandaşlık yapan medyadaki bu asker düşmanlığı neyin nesi?Terörden söz edenler ve hükümeti bu konuda yetersizlikle suçlayanlar neden demokrasi dışı olmakla, askercilikle, darbecilikle itham ediliyor?Genelkurmay ve Hükümet bu kadar iç içeyse, hiçbir konuda anlaşmazlıkları yoksa ve Başbakan Dışişleri Bakanı aracılığı ile talimatlarını askere iletiyorsa ülke niye bu kadar gergin günler yaşıyor?Kimse ülkenin anayasal kurumları arasında bir gerginlik, tartışma istemez. Zaten bunun olmaması için günlerdir aynı konuya parmak basmaya çalışıyoruz.Yaşanan gelişmelerden askerle hükümetin arasında bir sorun olabileceği hissine kapılıyorduk.Dışişleri Bakanı aslında herkesi rahatlattı. Hükümetle asker arasında böyle bir şey olmadığını açıkladı.Bugüne kadar yazdıklarımızla aptal yerine konduğumuz için çok mutlu olmalıyız.Basında yeni SimaviTürk basınının (medyasının değil) en köklü ailelerinden biri Simavi’lerdir. Sedat Simavi Hürriyet Gazetesi’ni kurmuş, geliştirmiş sonra da iki oğluna, Haldun ve Erol Simavi’ye devretmişti.Haldun Simavi daha sonra kardeşinden ayrılarak Günaydın Gazetesi’ni kurmuştu. İki gazete de çok uzun yıllar Türkiye’nin en büyük gazeteleri oldu. Hürriyet hâlâ öyle. Ancak 90’lı yılların başlarında Haldun Simavi de, Erol Simavi de basını bıraktı. O zamandan beri basında Simavi adını hiç görmüyorduk. Ama dünden itibaren üçüncü kuşak Simavi’lerden birinin adı Milliyet’in künyesine girdi. Haldun Simavi’nin, torunu Harun Simavi Milliyet’in günlük Cafe ekinin başına getirildi. Harun daha önce de VATAN’ın bir ekinin künyesinde yer almıştı ancak şimdi bir yayının tek sorumlusu oldu.Simavi adını basında tekrar görmek, mesleğin ilk yıllarında onların rahle-i tedrisinden geçmiş bir gazeteci olarak beni mutlu etti. Harun’a başarılar dilerim.Damla sakızıKolesterolü düşüren ve damar temizliğine yardımcı olan basit, ama doğal ilaç inanamadığım kadar etkili olmuş. Dün pek çok okurdan telefon ve e-posta aldım. Tabii bu kadar yoğun ilgiye benim bir eksik bilgi vermem de neden oldu, o da başka konu.“Bir litre suya 40 gram sakız atın, bir gün bekletin, sonra her akşam bu sudan bir bardak içip, içtiğiniz kadar suyu ekleyin” diye yazmıştım.Tabii sadece “sakız” deyince iş biraz karışmış. Çünkü ne sakızı olacak değil mi?Hemen düzeltiyorum damla sakızı olacak. Her yerde bulunur.Bu arada bazı okurlar “Size yakışıyor mu böyle kocakarı ilaçları önerilerinde bulunmak, o suyun içinde bakteri oluşur” diye eleştiriler yollamış. Ancak dün bazı eczacı ve doktorlarla da konuştum. Onlar da kolesterol sorunu olanlara bu doğal reçeteyi öneriyormuş. Kapalı bir kaptaki damla sakızının 15-20 gün durmasının bir sakıncası yokmuş. Bunu da bilmenizi istedim.Sudan’dan gelen bir feryatSudan’da çalışan Türklerden bir mesaj aldım. Özsen Mimarlık Mühendislik ve İnşaat şirketinde çalışan bu kişiler esir kampını andıran koşullarda çalıştıklarını ileri sürerek mağdur edildiklerini söylüyor. Hartum’da Nil nehri üzerindeki Aldabaşin köprü ve çevre yolu inşaatında çalıştırılmak üzere bu ülkeye getirildiklerini belirten işçiler “Buraya bir aylık vize ile getirildik, bir ay geçtikten sonra çıkmak için çıkış vizesi gerekiyor, eğer süre geçmişse ceza alınıyor. Bunu şirketin yapması gerekiyor, ama yapmadığı için ülkeden çıkış yapamıyoruz” diyorlar.Sudan hükümetinin bu uygulaması yüzünden isteseler de şirketten ayrılamayan, ayrılmaya kalktıklarında da “Sudan polisine haber veririz” tehdidiyle karşılaştıklarını söyleyen işçiler “burada adeta zorla tutuluyoruz” diye feryat ediyor.İşçiler Hartum’daki Türkiye Büyükelçiliği’nin de konuya duyarsız kaldığını ileri sürüyor.Bu şirketin sorumlularına seslenmek istiyorum. Bu mektup bana gittiği gibi başka yerlere de mutlaka gitmiştir. Durumu açıkça bildirmeliler, gerçekten bu işçiler mağdur oluyor, aileleri de sıkıntıya sokuluyor mu?Verecekleri cevabı da bu köşeden yayınlarım.

Devamını Oku

Cumhurbaşkanı artık el koymalı

10 Haziran 2007

Bu işin tadı iyice kaçmaya başladı. Sonunda “bazı meraklıların” ısrarla sorduğu “neden hep askerler ölüyor, subaylar neden ölmüyor” sorularına PKK teröristlerinden cevap geldi. Bir yarbay ile bir binbaşımız da şehit edildi. Başbakan ortada yok. Silahlı Kuvvetler’in terörle mücadele konusundaki çağrılarına sadece “Bize bir başvuru olursa gereğini yaparız” demekle yetiniyor. Bir de gece vakti gidip bir şehit ailesini ziyaret edip başsağlığı diliyor.Bu işin tadı iyice kaçmaya başladı. Genelkurmay bildiri üzerine bildiri yayınlıyor, hükümet kanadından hâlâ bir ses çıkmıyor.Başbakan ortada yok. Sadece “Bize bir başvuru olursa gereğini yaparız” demekle yetiniyor. Bir de gece vakti gidip bir şehit ailesini ziyaret edip başsağlığı diliyor.Bu hükümet otorite ve denetimi tamamen elden kaçırmış görünüyor. Cumhurbaşkanı’nı seçememenin, milyonlarca insanın sokaklara dökülmesinin, PKK terörünün tırmanmasının şokunu üzerinden atamayan hükümet ne yapacağını bilemez bir görünüm sergiliyor.Hükümetin tek amacı var. 22 Temmuz seçimlerinden yine tek başına iktidar olarak çıkmak ve ondan sonra hesap sormak. Belli ki Tayyip Bey ve arkadaşları sadece buna programlanmış durumda. İçlerinden “Şu 23 Temmuz sabahını bir görelim, o zaman siz de gününüzü göreceksiniz” diye geçirdiklerini anlamamak mümkün değil.Ancak programlarını bozan şey Güneydoğu’dan yükselen terör dalgasının yurdu da kaplama ihtimalinin yüksek olması. Silahlı Kuvvetler de ısrarla bu teröre dikkat çekerek hükümetten yetki istiyor.Anlaşıldığı kadarıyla, iktidar, askerin bu yaklaşımını kendisine yönelik bir komplo olarak görüyor ve altından kalkamayacağı bir karar alarak başını sıkıntıya sokmak istemiyor. Susarak zaman kazanmayı tercih ediyor.Tayyip Bey, yeniden tek başına iktidar olmayı o kadar kafasına takmış durumda ki “Hükümet PKK’ya dokunmak istemiyor” kanaatinin kamuoyunda yerleşebileceği tehlikesini bile görmekten kaçınıyor.Ancak bir ülke böyle yönetilemez. Demokratik bir devlette boşluk yaratmaya kimsenin hakkı olamaz, çünkü eğer bir boşluk doğarsa, bunun nasıl dolacağı kontrol edilemeyebilir ve ülke başka bir kaosun içine sürüklenebilir.Dün sabah Bülent Tanla ile sohbet ediyorduk. Aynı kaygıları taşıdığını görünce “Ne yapmak lazım o zaman?” diye sordum.Tanla Cumhurbaşkanı’nın artık harekete geçmesi gerektiğini söyledi. Tanla manzarayı şöyle özetledi:“Cumhurbaşkanı yerinde duruyor ama aslında süresi bitmiş durumda. Böyle bir ortamda adım atmaktan çekiniyor olabilir. Meclis Cumhurbaşkanı seçme kabiliyeti olmadığı için seçime gidiyor ve fiilen tatilde. İktidar ve muhalefetin odak noktası seçimler. Böyle bir ortamda Güneydoğu’dan terör dalgası yükseliyor. Hükümet ise tüm bu gelişmeler karşısında çaresiz kalmış, sessizlikten medet umuyor.” Tanla bunları söyledikten sonra “Bu durumda devletin en tepesi harekete geçmek zorundadır artık. Sayın Sezer zaman yitirmeden MGK’yı toplantıya çağırmalıdır. Bununla da yetinmeyip iktidar partisiyle ana muhalefet partisinin genel başkanlarını köşke çağırarak bir zirve yapmalıdır. Askeri bir konu iç siyaset malzemesi yapılmasına izin verilmeden çözüm yolları bulunmalıdır.” Bülent Tanla gelişmelere herkesin kendi penceresinden bakması halinde Türkiye’nin bir ulusal güvenlik sorunu yaşayacağını, bunun bir an önce sona erdirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.Kolesterol ve damar temizliğiCumartesi günü çoktandır özlediğimiz bir aile toplantısı yaptık. Büyüklerle birlikte biz orta boylar ve asıl önemlisi ailenin üçüncü nesil gençleri bir araya geldi. Günümüzde böyle bir araya gelişleri başarmak çok zor. Ailenin en küçüklerinden Koral Türkkan ve eşi Sanem hepimize bulunmaz bir gün yaşattı.Böye toplantılarda sohbet ne olur? En büyüklerle en küçükler önce biraz siyaset konuştular doğal olarak. Ama sıra bizim yaşlara gelince siyaseti bir kenara bırakıp sağlıktan konuştuk. Başka hiçbir konu bu kadar “heyecanlı” olmuyor. İkinci büyük teyzemin kızı, keman sanatçısı İffet Tunalı kolesterole iyi gelen, damarları temizleyen doğal bir ilaçtan söz etti. Denemiş, iyi hissettiğini söyledi. Başkaları da çok memnun kalmış. Ben de merak edenlere aktarayım.40 gram sakızı bir litre suya koyuyorsunuz. Bir gün bekliyor. Ondan sonra her akşam yatarken bundan bir bardak içiyorsunuz. İçtiğiniz kadar suyu tekrar ekliyorsunuz. Bu bir litre su en az 20 gün içilebiliyor.Neyse ki Dışişleri Bakanı konuştuTürkiye ciddi bir terör tehditi altında. Asker bu konuda iki aydır sesini yükseltiyor, ama hükümetten ses çıkmıyor. Neyse ki Dışişleri Bakanı’ndan bir haber alma fırsatı yakaladık. Bakan Gül her nedense gelişmeleri kamuoyu ile paylaşmak yerine gece vakti telefonla konuştuğu Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni’ne açıklama yaptı. Elbette iyi niyetle bakacak olursak, sadece bir gazeteciye bile açıklama yapılması, konunun kamuoyu ile paylaşılması anlamına gelebilirBuna karşın Gül’ün yaptığı açıklama çok garip. Çünkü Dışişleri Bakanı, Özkök’e “Emin olunuz her şeyi askerle birlikte götürüyoruz” diyor. Ancak Ertuğrul Özkök’ü de çok şaşırtan bir gelişme yaşanıyor ardından. Genelkurmay geceyarısı bir bildiri daha yayınlıyor ve kamuoyunu teröre karşı kitlesel protestoya çağırıyor. Şimdi Dışişleri Bakanı’na bakacak olursak, “Her şeyi askerle konuşarak götürdüklerine” göre bu bildiriden de haberi olması gerekiyor. Öyle mi acaba? Hiç sanmıyorum.Bakan Bey doğruyu söylemiyor galiba.RTÜK Şehit cenazelerini yayınladı diye televizyonlara ceza yazdı mı?Öğrendiğime göre RTÜK, bundan iki ay önce şehit cenazelerini yayınlayan bazı televizyonlara “halkı din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımına sürükledikleri” gerekçesiyle para cezaları yağdırmış. Bir TV kanalının ödemek zorunda kaldığı ceza 137 bin lirayı bulmuş. Bunun doğru olup olmadığını bilmek herhalde hepimizin hakkıdır.O bir medya devrimcisiydiUfuk Güldemir’i kaybettik. Türk medyasına büyük soluk getirmişti. İnternet haberciliğinin öncüsü olmuştu. Haber kanallarının özgür ve bağımsız yayın yapabileceğini kanıtlamıştı. Çok sayıda gazeteciyi televizyon yıldızı yapmıştı. O bir devrimciydi. 7 yıl önce Habertürk’ün kuruluşunda yer aldığımda, meslek hayatımın en keyifli dönemlerinden birini yaşamıştım. Televizyon haberciliğinde pek çok ilki, onun cesur, özgür ve devrimci tavrıyla başarmanın mutluluğunu tatmıştım. Ufuk’un öldüğüne, aramızdan ebediyen ayrıldığına inanmak gerçekten çok güç. Ama yetiştirdiği isimler, yarattığı yıldızlar onun açtığı yoldan yürüyücektir. Hepimizin başı sağ olsun.

Devamını Oku

Erdoğan neden teğet geçiyor anlamıyor musunuz?

10 Haziran 2007

Bu köşede dün yayınlanan “Tayyip Bey Güneydoğu’dan teğet geçiyor” başlıklı yazı üzerine Ankara’daki güvendiğim bir siyasi isim aradı. Aramızda şöyle bir konuşma geçti.- Bugünkü yazı çok iyi olmuş.- Teşekkürler.- Ancak eksikleri var.- Nasıl?- Tayyip Bey’in neden teğet geçtiğini tam anlatmamışsınız.- Daha ne söyleyeyim?- Orası da doğru.- Eksik olan nedir?- Tayyip Bey’in bazı endişeleri var.- Ne gibi?- Birincisi askere yetki vermek için meclisi toplamak zorunda.- Tamam, o anayasa emri.- İyi de 200 küskün var.- Gensoru önergesi verilebilir.- Bu birinci ve çok önemli tehlike.- Diğer tehlike nedir?- Asker yetki istiyor.- Evet istiyor.- Yetkiyi aldıktan sonra ne yapacak?- Bilmem herhalde operasyon için hazırlık yapar.- O hazırlıklar yapıldı zaten.- Bu durumda hemen girer.- Yok o kadar çabuk hareket etmez.- Neden?- Bu yetkiyi alması zaten gereken korkuyu salar.- Yani amaca ulaşılmış olur.- Aynen öyle, ama başka şey olabilir.- Ne gibi.- Sınırdan daha uzak yerlerde eylemler yapılabilir.- Yapıyorlar şimdi de.- O zaman asker yetkinin genişletilmesini ister.- Nasıl genişletme?- Bölgedeki idari yetkiye de ihtiyacı olabilir.- Niye olsun ki?- Sınırda büyük güç duruyor, ama hemen arkasında eylemler oluyor.- Anlıyorum.- Daha açıkçası, güç bir yerde toplanmış, diğer taraflarda sıkıntı yaşanıyor.- Bir tür olağanüstü durum yani.- Aynen öyle. Asker bu yetkiyi isterken olağanüstü hal ilan edilmesini de isteyebilir.- Gerekirse ister tabii.- Ama bu Tayyip Bey’in işine gelmez.- Neden?- Ülkenin beşte biri sıkıyönetim altındayken seçime giden başbakan olmak iyi bir şey mi?- Evet hoş değil.- Ayrıca bu sirayet de edebilir.- O ne demek?- Genelkurmay Başkanı bombalı eylemler büyük şehirlerde devam edebilir demedi mi?- Dedi demesine de?- Peki bu süre içinde büyük kentlerdeki terör önlenemezse ne olur?- Hiç iyi olmaz.- Ama asker sıkıyönetimin çerçevesinin büyütülmesini isteyebilir.- İster mi?- Neden istemesin, ülke canlar verirken ne yapılacak ki.- Olabilir..- Bu durumda ülkenin idari yapısı, demokratik ve yasal biçimde askere geçer.- Olmaz inşallah.- Tabii kimse böyle bir şeyi istemez.- Tayyip Bey o zaman çok zora girer.- İşte teğet geçmesinin nedenlerinden biri bu.- ???!!!!*****Seçim ertelenmezSon günlerde pek çok kişinin düştüğü bir yanlış var. AKP ve CHP milletvekilleri arasında listelere giremeyenlerin bir küskünler hareketi başlatacağı ve seçimin ertelenmesi için girişimlerde bulunacağı konuşuluyor.Bunun olması mümkün değil. Çünkü mevcut anayasaya göre bırakın küskünleri Meclis’in tamamı bir araya gelse, bir anayasa değişikliği yapmadan seçim tarihini erteletmesi asla gerçekleşemez.Çünkü bu meclis her ne kadar AKP’nin babayiğitlik yapıp “Seçime gidiyoruz” diye oylama yaptırmasına rağmen, zaten Cumhurbaşkanı’nı seçemediği için kendiliğinden seçime gidiyor.Bu bir anlamda meclisin cezalandırılmasıdır. Anayasa “Madem cumhurbaşkanını seçme kabiliyetin yok, o halde buyurun seçime” demekte. O halde iş artık milletvekillerinin iradesinden çıkmış durumda. Meclis istese de istemese de seçime gidiyor.Seçimin tarihini değiştirmek de Meclis’in elinde değil. Çünkü Meclis Cumhurbaşkanı’nı seçemediği için seçime gidiyor ve ipler de artık Yüksek Seçim Kurulu’nun elinde. O da kararını verdiğine göre seçim tarihi değişmez.Peki seçim tarihini değiştirebilecek bir irade yok mu? Elbette var. O da bir savaş hali ya da savaş tehlikesi doğması. Ancak böyle bir durumda ülkenin Meclis’siz kalmaması için seçim tarihi ileri atılabilir.Peki küskünler ne yapabilir? Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırarak Başbakan hakkında gensoru önergesi verebilir. Eğer güvensizlik oylarının toplamı salt çoğunluk olan 276’yı bulursa hükümet düşer.Cumhurbaşkanı yeni bir ismi hükümeti kurması için Başbakan olarak atar. O da kabinesini kurar. Hükümet seçim hükümeti olacağı için Meclis’ten güvenoyu almasına gerek olmaz. Yeni hükümet seçimlerin sonuna kadar işbaşında kalır. *****Taksim’de mitingSilahlı Kuvvetler halka çağrı yaparak sivil inisiyatifin kullanılmasını ve teröre karşı kitlesel eylemler yapılmasını önerdi.Şu anda böyle bir kitlesel eylemin kimin öncülüğünde yapılacağı henüz belli değil. Ancak eğer böyle bir miting düzenlenecekse İstanbul’da olması büyük olasılıktır.Peki İstanbul’daki bir “teröre lanet mitingi” nerede yapılabilir.Diğer mitinglerin yapıldığı gibi Çağlayan’da mı, yoksa Kadıköy Meydanı’nda mı?Eğer büyük bir kitle gösterisi yapılacaksa bunun yeri İstanbul’da sadece Taksim Meydanı olmalıdır. Ancak İstanbul Valisi bu meydanda herhangi bir gösteriye izin vermiyor. Peki Vali Bey böyle bir eyleme de izin vermeyecek mi?Sanıyorum, konunun çok hassas olması ve tüm Türk halkının böyle bir gösteriye canı yürekten katılacak olması nedeniyle Vali Bey Taksim inadından vazgeçebilir.*****Erbakan çalışmaya başlamışAKP’nin liste dışında kalan milletvekillerinin büyük bölümü, daha önce Refah Partisi’nin Milli Görüş düşüncesinden gelen isimlerden oluşuyor.Sermayenin baskısıyla “değişmiş gibi görünmek için” farklı isimlere yönelen ve “vitrin süsleri” toplayan Erdoğan’a karşı liste dışında bırakılan milletvekillerinin bir sürpriz yapmaya hazırlandığı konuşuluyor kulislerde.Bu nedenle Refah Partisi’nin eski lideri Necmettin Erbakan’ın düğmeye bastığı da konuşuluyor.Zaten Erbakan Konya’dan aday olarak AKP’nin oylarını kırmaya çalışacaktı. Buna Yüksek Seçim Kurulu geçit vermedi. Bu nedenle Erbakan’ın, eski Milli Görüş’çü küskün milletvekillerini eyleme itmeye çalıştığı belirtiliyor.Kulislerde konuşulanlara göre küskün milletvekilleri Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırmak için imza toplayacaklar.Başkan Bülent Arınç’ın bu talebi olumlu karşılaması halinde Meclis toplanacak ve hükümet hakkında gensoru verilecek. Böylelikle hükümetin düşürülmesi gündeme gelecek.Erbakan’ın planı ise, iktidardan düşerek kolu kanadı kırılacak AKP’den kaçacak oyları Saadet Partisi’ne çekmek.Öyle anlaşılıyor ki, önümüzdeki günler hayli sıcak geçecek.

Devamını Oku

Tayyip Bey Güneydoğu’dan hâlâ teğet geçiyor

8 Haziran 2007

Aslında akıl alır iş değil. Ülkenin Genelkurmay Başkanı tam bir ay önce düzenlediği basın toplantısında “Terörle mücadele etmek için Irak sınırını geçerek operasyon yapmamız gerek” demişti. Genelkurmay Başkanı “Bunu yapacak gücümüz var mı? Var. Peki sonuç alır mıyız? Evet” diye devam etmişti.Ancak ülkenin Başbakanı bu sözlere hiç tepki vermedi.Aradan bir ay geçti. Bu süre içinde Irak kaynaklı terör olayları tırmandı. Hemen her gün bölgeden çok acı şehit haberleri gelmeye başladı.Yine bu süre içinde ülkenin Başbakanı konuyla ilgili hiçbir şey söylemedi.En sonunda terör artık karakol basmaya kadar götürdü işi ve 8 gencecik, aslan gibi evladımızı alçakça şehit etti.Ülkenin Başbakanı’ndan ise hala tek bir ses yok.Söylediği tek şey var: “Bizim Genelkurmayla hiçbir sorunumuz yok. Eğer bize talep gelirse oturur görüşürüz.” Peki talep gelmesi için daha ne yapılmalı?Tayyip Bey ülkenin Başbakanı değil mi? Ülkenin Genelkurmay Başkanı Irak sınırında bir şey yapılması gerektiğini açıkça söylüyor işte.En son Perşembe günü Genelkurmay Başkanı bu talebi yüksek sesle tekrar dillendirdi. “Biz kabadayı değiliz, siyasi iradeden talimat almak zorundayız” dedi.Başbakan’dan resmi talep bekliyor. Belki de yazılı olmasını tercih ediyor.Peki bunun adı ülkeyi yönetmek mi? Ordunun başı hükümetin başına “Durum kritik” diyor, Başbakan hâlâ “resmi talep” peşinde. Başbakan’ın böyle durumda hemen harekete geçmesi gerekiyor. Yapılacak ilk iş Genelkurmay Başkanı’nı çağırmak ve sorunu bizzat kendisinden dinlemektir. Gerçi bu yapılmadı mı? Evet Başbakan Genelkurmay Başkanı ile Dolmabahçe Sarayı’nda iki saate yakın görüştü. Ancak bu görüşme ile ilgili tek satır bile açıklanmadı. Açıklanmadığı gibi Başbakan “Konuşulanları sadece ikimiz bir de Allah biliyor” diyerek devlet yönetiminde asla olmaması gereken bir üslup kullandı.Genelkurmay Başkanı da bu görüşmeyle ilgili bir açıklama yapmadı ama, en azından sorunun devam ettiğini ve siyasi otoriteden emir beklediklerini tekrarladı.Manzara şudur: Asker terörle mücadele için talimat bekliyor. Hükümet ise talimat vermediği gibi sorunu öğrenmeye de yanaşmıyor.Peki neden? Hükümet sorunu ciddiye mi almıyor, yoksa teröre karşı bir güç kullanılmasını mı istemiyor?Sakınılan nedir? Şehit sayısı giderek artıyor. Bu aslan gibi vatan evlatlarının vebali kimin omzunda kalacaktır?Ve en önemli soru: Tayyip Bey’i PKK’ya karşı bir operasyon yapılmasından korkutan nedir? Türk halkı artık gerçeklerin öğrenilmesini istiyor.*****Zafer Hoca ayıp olmuyor mu?AKP’nin vitrin süslerinden Profesör Zafer Üskül’ü önceki akşam TGRT Haber’de izledim. Üskül yine kendisi gibi vitrin süslerinden Reha Çamuroğlu ile AKP’ye neden geçtiğini anlatıyordu canlı yayında.Üskül’ün ya da diğerlerinin milletvekili seçilebilmek için AKP’yi seçmelerine hiç kimsenin söyleyecek sözü olamaz. Kendi özgür iradeleri ile siyaset yapacakları odağı seçme hakkına sahiptirler.Ancak Profesör Zafer Üskül’ü AKP’ye geçme nedenlerini anlatırken şaşırarak izledim. Çünkü sosyal demokrat kökenden geldiğini söyleyen Üskül “Siyaset konusunda bir tercih yapmak zorundaydım” dedi ve şöyle devam etti: “Bir tarafta demokrasi, diğer tarafta devletçi görüşlerin temsilcileri. Demokrasi ile vesayet altındaki siyasetten birini tercih etmem gerekiyordu, ben demokrasiyi seçtim.” Üskül’ün “demokrasi” dediği AKP oluyor. Geri kalanlar ise devletçi ve vesayet altında siyaset yapıyorlar.AKP’den çıkarı olanların, özellikle bugüne kadar aydın olduklarını varsaydığımız bütün isimlerin ortak savunması hep böyle. Sanki bu ülkede demokrasiyi sadece AKP koruyor ve kolluyor, geri kalan herkes devletçi, askerci, darbeci, vesayet altında yaşamaktan hoşlanıyor.Daha öz bir deyişle, ülkenin yüzde 34 nüfusu demokrasiden yana, geriye kalan yüzde 66 ise darbeci. Bir bilim adamı böyle bir öngörüde bulunabilir mi?AKP’nin vitrin süslerine tavsiyem şu: Kanal kanal gezip AKP’ye neden geçtiklerini anlatmayı bıraksınlar. “Böyle gerek gördük, AKP’ye girdik” desinler yeter. Demokrasiyi aşağılayarak, bunu sadece AKP’nin tekelinde görerek dayatmacı bir zihniyetle halkın önüne çıkmasınlar. Halk yakında kararını verecek. Bu karar AKP’nin aleyhine olursa, bu ülke demokrasiden sapmış olmayacak herhalde.AKP’nin vitrin süsleri bir süre sonra insan içine çıkmaya utanacaklar belki ama bu tür dayatmacı, bilim ve ahlak dışı ifadelerle en yakınlarının bile yüzüne bakamayacak hale gelmesinler bari.*****Thugs-KabadayıCüneyt Koryürek’le Türk Silahlı Kuvvetleri’nin halkı kitlesel eyleme çağıran bildirisini tartışıyorduk ki, şansa bakın Ayşe Özgün aradı. Şansa bakın diyorum, çünkü aynı konuda söylemek istediği bir şey varmış.Özgün “Genelkurmay Başkanı (Biz kabadayı değiliz) dedi ya, ben bununla bir taşla iki kuşu birden vurduğunu düşünüyorum” dedi.Sonra ekledi: “Kıbrıs harekatı sırasında İngiltere’deydim. İngiliz medyası o tarihte Türk Silahlı Kuvvetleri için (Thugs) deyimini kullanmıştı. Thugs kabadayı demektir. Yani İngilizler, operasyonun emir komuta zinciri içinde yapılmış olmasına rağmen askere böyle bir deyimi reva görmüştü. Yaşar Paşa bu sözlerle sanki yıllar önce kendilerine söylenen söze de cevap vermiş oldu.” Cüneyt Koryürek de bu bilgiye bir bilgi daha ekledi. “Thugs kelimesi İngilizce’ye Hintçe’den girmiştir.” *****Baykal’ı yırtmakAday listeleri doğal olarak her partide çalkantılara neden oldu. Siyasete meraklı binlerce insan olunca, kısıtlı listeler elbette her partide öfkeye, kırılmalara, alınganlıklara yol açabilir.Ancak CHP’nin Bartın İl Teşkilatı’nda yaşananlar olabilemez bir rezalettir.Bartın teşkilatı Baykal’ın atadığı adayları beğenmemiş. Bunu protesto etmek için de toptan istifa etmiş. Bunlar demokratik tepki olarak değerlendirilebilir.Ama iş bununla bitmiyor. Partililer bina içindeki tüm Baykal fotoğraflarını indirip üzerinde tepiniyorlar, yırtıp atıyorlar, bazıları hızını alamayıp fotoğrafları ateşe veriyor. Baykal’a küfürün bini bir para.Aday listeleri açıklanıncaya kadar Baykal “sevgili” başkan. Listeler beğenilmeyince “kahrolsun” başkan. Böyle siyaset olmaz. Bu tür olaylar siyasetin bir hizmet yarışı için değil, kişisel çıkarlar adına yapıldığının da bir kanıtı oluyor.

Devamını Oku

AKP Meclis’i toplayacak mı?

6 Haziran 2007

Meclis seçim sonuna kadar tatile girdi. Arık bundan sonra çok önemli bir gelişme olmadıkça Meclis’in toplanması mümkün değil.Ancak tatil başlamadan bir gün önce yapılan oylamada bir anayasa değişikliği daha yapılmış ve referandum süresi kısaltılmıştı.Bu değişiklik şu anda Cumhurbaşkanı Sezer’in önünde. Sezer yasal süresi içinde değişiklik maddesini inceledikten sonra ya imzalayıp yürürlüğe sokacak ya da veto ederek geri gönderecek.Peki bu durumda iktidar ne yapacak? Daha önceleri yaptığı gibi veto gerekçesini görmezden gelerek yeniden oylamaya mı gidecek yoksa vetoyu haklı bulup hiçbir girişimde bulunmayacak mı?Eğer iktidar vetolu anayasa değişikliği maddesini kabul ettirmekte ısrarcı olursa Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırmak zorunda.Ancak bu durumda ortaya çok ciddi bir sorun çıkacak. Çünkü AKP’li yaklaşık 200 milletvekili 22 Temmuz’dan sonra bir daha Meclis yüzü görmeyeceğini biliyor.Beğenelim ya da beğenmeyelim, ki bu dünyanın her ülkesinde de geçerlidir, bir daha seçilmeyeceğini bilen milletvekillerine artık kolay kolay iş yaptıramazsınız.AKP meclisi toplantıya çağırırsa çok büyük bir riski de göze alacak demektir. Bu da küskün milletvekillerinin aykırı davranmasıdır.Küskünler, veto edilen yasayı noktasını virgülüne dokunmadan tekrar geçirmek istemeyebilir. AKP bu konuda yeterli oyu sağlayamayabilir.Ancak bu durumda iktidarı asıl korkutacak olan, küskün milletvekillerinin çılgın bir eyleme kalkışmalarıdır. Bir daha seçilemeyecek milletvekilleri verilecek bir gensoru önergesi ile hükümeti düşürebilir.Şu anda Tayyip Erdoğan için en büyük risk seçimlere iktidar koltuğunu bırakarak gitmektir. Çünkü seçime bir ay kala devlet gücünü elinden kaçırırsa seçimlerde ağır darbe yeme ihtimali de yükselir.Ancak sanıyorum AKP bu ihtimali düşünüyordur ve referandum süresi ile ilgili bir veto gelmesi halinde bunu sineye çekecektir. Buna karşın küskün milletvekillerinin bir araya gelerek Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırmaları ihtimali geçerliliğini koruyor.AKP bu konuda da Meclis Başkanı Bülent Arınç’a güveniyor. Başkan’ın bunu önlemek için elinde pek çok imkân bulunuyor çünkü. Gerçi Bülent Arınç’ın da “küskünler” grubunda olması ihtimali az değil.İki gün önce yazdığım Ankara senaryolarının altındaki ateşi yakmaya çalışan girişimlerin ciddi biçimde geliştirilmeye çalışıldığını duyuyorum.*****Evlerde bayraklar hâlâ asılıCumhuriyet mitinglerinin üzerinden hayli zaman geçti. Ancak dikkat ediyor musunuz bilemem, birçok evde asılan bayraklar hâlâ duruyor.Özellikle İzmir hâlâ bir bayrak cenneti gibi. İzmir Körfezi’ne bakan bütün apartmanların balkonları kırmızı beyaz çiçek bahçesi gibi görünüyor. Çünkü İzmir halkı bir karar almış. “Bayraklar 23 Temmuz sabahına kadar inmeyecek!” Bu, bugüne kadar görmediğimiz bir toplumsal tepkinin sembolik göstergesidir.Demek ki halkın ezici çoğunluğunun içindeki heyecan ve özlem miting günlerinin tazeliğini koruyor.Bir dostum “Atatürk Cumhuriyeti 29 Ekim 1923’te ilan etmişti. Ama Türk halkı cumhuriyetine gerçek anlamda 14 Nisan 2007’de sahip çıktı” demişti. Bana çok gerçekçi geldi bu cümle. Cumhuriyetini ve özgürlüğünü kanla kazanan Türk halkı daha sonra yapılan devrimlerde ise açıkçası hazıra konmuştu.Cumhuriyet devrim ve ilkelerinden yararlanan, bunlar sayesinde kalkınan, ileri giden Türkiye bir anlamda rahata da alışmıştı. Ama ne zaman ki Türkiye’yi geri döndürmek isteyenler siyaseten de öne geçmeye başladı, o rahatlık bitti ve Türk halkı değerlerine sahip çıkmaya karar verdi.Bayrakların hâlâ inmemesi bunu gösteriyor.Diyorum ki, “artık gerek kalmadı” diye düşünmeyin. Eğer çıkardıysanız bayraklarınızı tekrar asın. Türkiye gerçeği iyice görünsün.*****Tezkere retçilerinden intikamSiz bugüne kadar Başbakan’ın ya da bir başka hükümet üyesinin 1 Mart tezkeresinin reddedilmesini eleştiren bir sözünü duydunuz mu?Tam tersine, gerek başbakan gerekse başka bazı bakanlar konu açıldığında “demokrasinin zaferinden” dem vurdular, “1 Mart tezkeresinin kabul edilmemesinin hayırlı olduğunu” ileri sürdüler.Aday listeleri açıklandıktan sonra yapılan yorumlar ise çok şaşırtıcı. Çünkü siyasi kulislerde söylendiğine göre Tayyip Bey 1 Mart tezkeresine karşı oy kullananların hiçbirini aday yapmayarak bir tür intikam almış.Bugüne kadar 1 Mart tezkeresi ile ilgili bir şey söylemeyen Tayyip Bey, şimdi bu tezkereyi engelleyenleri liste dışı bırakarak cezalandırıyorsa, demek ki içinde atamadığı bir öfke birikmiş.Renk vermiyorsunuz ama içiniz öfke dolu, neden acaba?Günlerdir soruyorum, iktidar kanadından hiç ses gelmiyor. Diyorum ki “Amerika’ya veya başkalarına verilmiş ama bizlerden saklanan sözler mi var?” Tezkere geçseydi Türkiye Irak olayının tam ortasında olacaktı. Tezkere geçmedi, acaba Türk hükümeti buradaki beceriksizliğini gidermek için bazı güvenceler verdi mi? Bunların ortaya çıkması hükümeti zor durumda bırakır mı?Türk halkı tezkerenin reddedilmesini sevinçle karşılamıştı. Tayyip Bey ise şimdi tezkerenin kabul edilmemesine neden olanlardan intikam alıyor. Bunda bir gariplik yok mu?*****Kadın aday çok ama sonuca bakmak lazımPartilerin aday listelerinde kadın aday gösterme oranı kadınlar arasında farklı tepkilere neden oldu. Kimi kadınlar “İşte bu kez oldu, partiler çok sayıda kadın aday gösterdi” diye sevinirken bazı kadınlar da “Evet çok kadın aday var ama çoğu seçilemeyecek yerde” diye yakınıyor.Bu durumda ister istemez sonuca bakmamız gerekecek. Listeleri inceleyince hemen fark ediliyor ki, gerçekten bu kez çok sayıda kadın ismi var.Ancak gerçekten bunların kaçı seçilecek, önemli olan bu.22 Temmuz’u bekleyeceğiz artık, bakalım bu seçimlerin sonunda kaç kadın meclise girme şansı bulacak. Ancak bu sonuçlar partilerin kadınlara verdiği önemi gösterecektir.

Devamını Oku

Bir kuru özür dilemekle bitmez bu

5 Haziran 2007

ANAVATAN Genel Başkanı Erkan Mumcu şu anda hangi duygular içindedir bilemiyorum. Birkaç gün öncesine kadar sağdaki en önemli isimdi. Partisi bırakın barajı aşmayı, yüzde 3 bile alamayacakken, sağda birleşme adı altında belki de 40’ın üzerinde ANAVATAN’lı meclise girebilecekti.Oysa şimdi aday listelerini bile hazırlayamayan, bu nedenle düzeltme imkânı veren 48 saatlik süreyi kullanır hale gelen parti durumuna düştü.Gelelim Mehmet Ağar’a. O da barajı aşma sıkıntısı yaşarken, meydanların da baskısıyla “sağda ittifak” adına nefes alma şansı bulmuştu. Ancak fırsat iyi kullanılamadı ve Ağar’ın partisi, artık DP demek gerekiyor, yine baraj sıkıntısı içine düştü.Erkan Mumcu bütün bu yaşananların ardından çıkıp “Türk halkına bir özür borcumuz var” diyor Mehmet Ağar’ı da ortak ederek. Sonra bir adım ileri çıkıp “ben özür diliyorum” diyor. İyi güzel de, bir kuru özürle her şey bitecek mi yani?Gerek Mumcu gerekse Ağar sağa olduğu kadar demokrasiye, daha da önemlisi halkın umuduna darbe vurdular.Ellerinde bayraklarıyla, demokrasi ve cumhuriyet için meydanlara dolan milyonlarca insanın beklentilerini yıktılar.Ağar ve Mumcu tarihi bir sorumluluk altına girmişlerdi. Ancak bu sorumluluğu kaldıracak ağırlıkta olmadıklarını gösterdiler.Şimdi halkın önüne çıkıp binlerce kez özür dilemelerinin hiçbir anlamı yok.BİR EK: DP’nin bazı illerde aday listelerini boş bırakmış olması “acaba son dakikada bir anlaşma sağlanır mı?” umudu doğurmuş bazı çevrelerde. Şimdi bu çevreler bu akşam saat 17.00’yi bekliyor. Saat 17.00’de listeler son ve kesin şeklini almış olacak. Bu elbette bir umut yaratabilir, ama yaşananlardan sonra dikiş tutar mı orası meçhul.*****“Sen içeriye bak”mı demek istiyorlar?Dikkat ediyor musunuz, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt terörü durdurmak için Kuzey Irak’a yönelik sınır ötesi harekâttan söz ettiği günden beri, Irak sınırına hayli uzakta pek çok PKK eylemi oldu.Ankara’da bomba patladı, İstanbul, İzmir, Adana, Mersin gibi büyük kentlerde patlayıcı maddeler bulundu, canlı bombalar ele geçirildi.Sanki gizli bir ses “Sen bırak Kuzey Irak’ta PKK’yı takip etmeyi, PKK senin içine sızdı, git onunla uğraş, Irak’ı rahat bırak” demek istiyor.Son yılların haberlerini şöyle bir gözden geçirince, Tunceli’de 8 askerimizin şehit olduğu saldırı gibi bir eyleme hiç rastlamıyoruz. Peki PKK nasıl oluyor da birden karakol baskınlarına başlıyor?Amerika’nın Avrupa’nın “Sakın Irak’a girme fena olur” tehditleri sürerken, PKK’nın Türkiye’nin çeşitli illerinde hiç de akıllıca olmayan eylemlere kalkışmasının altında yatanı anlamak gerçekten güç.Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin Başbakanı ve Dışişleri Bakanı’nın 8 şehide rağmen hâlâ susuyor olması da ayrıca manidar geliyor. Bir şeyler saklanıyor ama, ne acaba? Yakında çıkar...*****Artık herkes mutlu olur herhaldeListeler açıklandı. Hemen her partide sürpriz isimler var. Doğal olarak tartışmalar hatta kavgalar da. Şimdi bir şeyi anlamakta zorluk çekiyorum.Nedense bazı çevreler ısrarla AKP’nin merkeze çekilmesini istiyor. Bunu bir misyon gibi görüp “Gelin arkadaşlar el birliği ile AKP’yi merkeze çekelim, ondan sonra rahat edelim” diyenler de var. Bu açıdan bakınca AKP listeleri bu çevreleri çok mutlu edecek cinsten.Ama bir gariplik de yok mu. Hem Cumhuriyet mitinglerini ağır dille eleştirerek, bunları toplama kalabalıklar olarak niteleyip “Biz istesek beş mislini toplarız” diye babalanacaksınız, hem de listenizi aslında sizden olmayan, hatta mitinglere katılmış milyonlara benzeyen isimlerden oluşturmaya çalışacaksınız.Mitinglere katılanları küçümseyip “biz beş mislini toplarız” diyorsanız, halkın büyük çoğunluğunun mitinge katılanlar gibi olmadığını düşünüyorsunuz demektir.Size göre halkın büyük bölümü mitinge katılanlar gibi düşünmüyor hatta onlara karşı çıkıyor ama, iş adayları sıralamaya gelince nedense isimler onlara yakınlar arasından seçiliyor.Bu ne çelişkidir böyle?Herhalde AKP ve yandaşları şunu düşünüyor. “Mitinge katılanların beş misli zaten ne olursa olsun bize oy verecek. Mitinge katılanlar gibi üç beş kişiyi de listelere serpiştiririz. Onların da oyunu alırız. Demokrasi değil mi bu, büyük çoğunlukla iktidara geliriz.” Siyaset galiba herkesi sersem yerine koymanın bir başka türlüsü.*****Şeyh MaktumLevent’teki İETT arazisini satın alan Dubaili Şeyh Maktum parayı ödemiyor. Bahanesi, “Henüz mahkeme devam ediyor, ters bir karar çıkarsa çok zarar ederim.” Mantıklı ve doğru bir yaklaşım.Ancak ihale açıldığında bu tür sorunlar çıkacağı biliniyordu. Madem öyle Maktum ihaleye katılmadan önce bunu söyler, kendisi girmeyeceği gibi diğer katılımcıları da etkilerdi.Ancak sanıyorum Maktum’un korkusu AKP’nin iktidardan gitmesi. Eğer AKP’nin iktidarda kalacağına inansa parayı öder, mahkeme kararı falan dinlemezdi.AKP’yi yüzde 40’larda görenler, Maktum’un davranışını bu gözle değerlendirmeli.*****O kadar değilDemokrasimiz sağlıklı ve iyi mi? Değil. Zaten şu milletvekili adaylarını belirleme yöntemi bile demokrasiye ne kadar uzak olduğumuzun bir kanıtı.Ancak şu anda yaşadığımız demokrasi oyunu bile bazı sululukları kaldırmıyor, bu çarpık haliyle doğruyu buluyor.Mehmet Dülger eski DYP kökenli bir siyasetçi. Ama 2002 seçimlerinde AKP’yi daha garanti gördüğü için adaylığını da oradan koymuştu. AKP bu milletvekilini iyi değerlendirdi.22 Temmuz seçimleri çıkagelince, Mehmet Bey’in eşi de siyasete atılmaya karar verdiğini söyledi. Ama o eşi gibi düşünmüyordu ve DP’den aday olmaya karar verdi.Mehmet Bey yine AKP’den eşi de DP’den aday adayı oldular. Medya da bu tuhaflığı şişirerek hatta “işte demokratik aile” diye duyurdu.Sonra sonuçlar açıklandı. Mehmet Bey AKP’den eşi de DP’den aday gösterilmemişti. İki lider de bu sululuğa “O kadar da değil” dedi herhalde.

Devamını Oku