Demokrasi yıldızları yalanı

Haberin Devamı

Çeşitli dini kuruluşlar bir araya gelerek İstanbul’un (belki de diğer kentlerin de) duvarlarını dev fotoğraflarla süslemişler. Fotoğraflarda Adnan Menderes, Turgut Özal ve Tayyip Erdoğan görünüyor. “Demokrasinin yıldızları” başlığı altında “Onlar Atatürk’ün açtığı demokrasi yolunda bayraklaşan liderler, onlar demokrasinin ufkunda parlayan yıldızlar” yazıyor.
Atatürk’ün adı da kullanarak inanılmaz bir takiye yapılıyor, onun ötesinde, bu slogan dün toprağa verdiğimiz Ufuk Güldemir’in Habertürk. Com’u kurduğunda yazdığı “Büyük Türk Yalanlarını”nın belki de en büyüğü.
Ülkeyi padişah zihniyeti ile yönetmeye kalkan üç ismi “demokrasinin yıldızı” olarak sunmaya çalışmak kadar kurnazlık da ancak bizim gibi ülkelerde görülebilir.
Sokakları süsleyen fotoğraflardaki üç kişi de asla demokrat olmadılar, asla demokrasiye inanmadılar.
Üçü de demokrasiyi kurum ve kuralları ile yaşamak yerine demokrasiyi sayısal çoğunluk olarak algıladılar ve bunun yarattığı hoyratlıkla tek başlarına ülke yönetmek istediler.
Menderes, İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkmış bir Türkiye’de, tek parti iktidarından bunalmış kitlelerin öfkesi ile iktidara geldi. Gelir gelmez cahil ve eğitimsiz Türk halkının dini duygularını okşayarak bunu oya tahvil etmeye başladı. Tarikatlar ve cemaatlar onun döneminde yeniden hayat buldu.
Menderes “Odunu koysam seçilir” ya da “Siz isteseniz hilafeti bile geri getirirsiniz” sözleriyle demokrasinin sadece sayısal çoğunluktan ibaret olduğuna inandığını gösteren bir davranış sergiledi.
Rakiplerini demokratik yollarla değil, polis gücüyle, tahkikat komisyonlarıyla, baskı ve yıldırmayla, basın sansürleriyle alt etmeyi tercih etti.
Menderes’i demokrasi ile anabileceğimiz tek konu, demokratik olmayan yöntemlerle iktidardan uzaklaştırılmasıdır. Bir siyasi liderin demokratik olmayan yöntemlerle iktidardan uzaklaştırılması, onun demokrat olduğu anlamına gelmez.
Turgut Özal 12 Eylül askeri darbesinin bir ürünüdür. 12 Eylül’de halk darbeyi alkışlarla karşılamış, ama sıra yeniden demokrasiye dönmeye gelince kararı kendisinin vereceğini belirterek, askerin istediği değil istemediği kişiye oy vermiştir.
Turgut Özal’ın adı demokrasi ile anılacaksa sadece bu noktada haklı olunabilir.
Bunun dışında Özal, ne 10 yıllık iktidarında ne 3 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde demokrasi ile asla yakınlık kurmadı. Anayasal kurumlarla kavgayı, partide tek seçici olmayı, bakanlardan tarihsiz istifa mektubu almayı, milletvekillerinden tarihsiz imza mektupları alarak kanun tekliflerinde bunları kullanmayı Özal’dan öğrendik.
Tayyip Erdoğan ise demokrasiyi asla sindirememe konusunda diğer iki liderin çok üstüne çıkan bir başarı gösterdi. Demokrasiyi hedefe giden bir tramvaya benzeten, hükümet dışında hiçbir anayasal kurum tanımayan, sayısal gücüne güvenerek tüm sistemi lehine değiştirmeye kalkışan Erdoğan için demokrasi sadece kendi görüşünün herkes tarafından kabul edilmesi anlamını taşıyor.
Bu üç liderin en önemli ortak noktası ise dini siyasete alet etmedeki başarıları.
Hepsi bu. Gerisi Türkiye’nin en büyük yalanı.

*****


Mehmet Ağar
kendini batırmak
için çabalıyor


DP Genel Başkanı Ağar “Eğer muhtıra olduğunu bilseydim, Cumhurbaşkanı’nı seçtirirdim” dedi. O zaman seçtirseydi.
Demek ki Ağar’ın Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda sağlam bir gerekçesi yokmuş. Rüzgâra göre hareket etmiş. Üstelik iktidara oynayan bir siyasi lider olarak gelmekte olanı fark etme ya da hissetme becerisi de yokmuş.
Mehmet Ağar’ın AKP’nin dümen suyuna girip demokrasiyi askeri karalama olarak algılaması beni çok şaşırtıyor.
Askerin siyasete karışmasını demokrasiye inanan ve aklı başında olan hiç kimse istemez.
Ancak şunu da görmemiz gerek. Bugünkü iktidar, demokrasiyi sadece kendi fikrinin kabul edilmesi olarak tanımlıyor. AKP ve yandaşlarına göre eğer AKP’yi destekliyorsanız demokratsınız, yok desteklemiyorsanız demokrat değilsiniz, statükocu, devletçi, askerci, darbecisiniz.
AKP eline geçirdiği medya ile günün 24 saati bu görüşü pompalıyor. Adeta beyin yıkanıyor. Bu beyin yıkamanın odak noktası ise silahlı kuvvetler. AKP ve yandaşları silahlı Kuvvetler’in cumhuriyet ilkeleri ve ulusal güvenlik konusundaki hassasiyetlerini demokrasiye müdahale olarak nitelemeye çalışıyor. İslam devleti kurma emeline demokrasi kavramına kutsal bir anlam yükleyerek ulaşmaya çalışan AKP “Türk halkı baskıyı kabul etmez” pohpohlaması ile özellikle eğitimsiz bırakılmış halk katmanlarındaki oylarını artırıyor (ya da özellikle öyle söylüyorlar).
İşte Mehmet Ağar da bu beyin yıkamanın sihrine kapılıp, aynı kapıdan geçerek oylarını artıracağını sanıyor. Yanılıyor. Giderek değer ve itibar kaybediyor.

*****


En büyük sivil toplum hareketi
Cumhuriyet tarihinin en büyük sivil toplum hareketi bugün yapılacak basın toplantısıyla başlayacak. Çok sayıda sivil toplum kuruluşunun katıldığı ve destek verdiği bu büyük kampanyanın adı “bir oyumuz var.”
22 Temmuz seçimlerinin bugüne kadar yapılmış olan en önemli seçim olacağına işaret eden sivil toplum kuruluşları, ülke çapında örgütlenerek 172 bin sandığa sahip çıkmak için tüm seçmenleri göreve davet edecek.
En büyük sivil toplum hareketinin temel amacı ülkesi için duyarlı olduğunu söyleyen her seçmenin elini taşın altına sokmasını sağlamak. Bu amaçla açılacak kampanya ile yurt çapında bir gönüllü gözlemciler ordusu kurulacak. Yaklaşık 516 bin gözlemcinin gönüllü olarak görev alacağı kampanyada seçimin adil, huzur içinde yapılmasına ve ardından şeffaf sayım ilkesine özen gösterilmesine dikkat edilecek. Gönüllü gözlemciler sandık sonuçları belli olduktan sonra, sorumlu oldukları sandıklardaki oy bölüşümünü kurulacak merkeze aktaracaklar.
Yarın, bu basın toplantısının yapılmasından sonra bugüne kadar oluşturulan en büyük sivil toplum hareketinin tüm ayrıntılarını anlatmaya çalışacağım.

*****


Mitingden korkmak
AKP ve yandaşları teröre lanet mitinglerinin yapılmasına şiddetle karşı çıkıyorlar.
Gerekçe ise çok masumane. “Bu bir tahrik aracı olmamalı, Türk halkı terörü lanetlerken, ülkede bir etnik çatışmanın da yolu açılmamalı.”
Mitingler kitlelerin belli bir düşünce, görüş ya da tepkiyi ortaya koymaları için yapılır. Bu durumda her miting aslında “birine, bir şeye karşı” yapılır.
Teröre lanet mitingi de terörü kınamak için yapılacaktır.
“Aman bu mitingler düşmanlık tohumu atmasın” diye düşünürseniz, bu durumda bütün siyasi parti mitinglerine de karşı çıkmanız gerekir.
Ancak AKP ve yandaşlarının teröre lanet mitinglerine karşı çıkmalarının nedeni başkadır. Bu kesim mitinglere katılan halkın ezici çoğunluğunun iktidarı hedef alan sloganlar atmalarından korkmaktadır.
Bu endişe yüzünden “PKK yanlısı gibi görünmekten” bile çekinmiyorlar.

DİĞER YENİ YAZILAR