Meclis seçim sonuna kadar tatile girdi. Arık bundan sonra çok önemli bir gelişme olmadıkça Meclis’in toplanması mümkün değil.
Ancak tatil başlamadan bir gün önce yapılan oylamada bir anayasa değişikliği daha yapılmış ve referandum süresi kısaltılmıştı.
Bu değişiklik şu anda Cumhurbaşkanı Sezer’in önünde. Sezer yasal süresi içinde değişiklik maddesini inceledikten sonra ya imzalayıp yürürlüğe sokacak ya da veto ederek geri gönderecek.
Peki bu durumda iktidar ne yapacak? Daha önceleri yaptığı gibi veto gerekçesini görmezden gelerek yeniden oylamaya mı gidecek yoksa vetoyu haklı bulup hiçbir girişimde bulunmayacak mı?
Eğer iktidar vetolu anayasa değişikliği maddesini kabul ettirmekte ısrarcı olursa Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırmak zorunda.
Ancak bu durumda ortaya çok ciddi bir sorun çıkacak. Çünkü AKP’li yaklaşık 200 milletvekili 22 Temmuz’dan sonra bir daha Meclis yüzü görmeyeceğini biliyor.
Beğenelim ya da beğenmeyelim, ki bu dünyanın her ülkesinde de geçerlidir, bir daha seçilmeyeceğini bilen milletvekillerine artık kolay kolay iş yaptıramazsınız.
AKP meclisi toplantıya çağırırsa çok büyük bir riski de göze alacak demektir. Bu da küskün milletvekillerinin aykırı davranmasıdır.
Küskünler, veto edilen yasayı noktasını virgülüne dokunmadan tekrar geçirmek istemeyebilir. AKP bu konuda yeterli oyu sağlayamayabilir.
Ancak bu durumda iktidarı asıl korkutacak olan, küskün milletvekillerinin çılgın bir eyleme kalkışmalarıdır. Bir daha seçilemeyecek milletvekilleri verilecek bir gensoru önergesi ile hükümeti düşürebilir.
Şu anda Tayyip Erdoğan için en büyük risk seçimlere iktidar koltuğunu bırakarak gitmektir. Çünkü seçime bir ay kala devlet gücünü elinden kaçırırsa seçimlerde ağır darbe yeme ihtimali de yükselir.
Ancak sanıyorum AKP bu ihtimali düşünüyordur ve referandum süresi ile ilgili bir veto gelmesi halinde bunu sineye çekecektir. Buna karşın küskün milletvekillerinin bir araya gelerek Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırmaları ihtimali geçerliliğini koruyor.
AKP bu konuda da Meclis Başkanı Bülent Arınç’a güveniyor. Başkan’ın bunu önlemek için elinde pek çok imkân bulunuyor çünkü. Gerçi Bülent Arınç’ın da “küskünler” grubunda olması ihtimali az değil.
İki gün önce yazdığım Ankara senaryolarının altındaki ateşi yakmaya çalışan girişimlerin ciddi biçimde geliştirilmeye çalışıldığını duyuyorum.
Evlerde bayraklar hâlâ asılı
Cumhuriyet mitinglerinin üzerinden hayli zaman geçti. Ancak dikkat ediyor musunuz bilemem, birçok evde asılan bayraklar hâlâ duruyor.
Özellikle İzmir hâlâ bir bayrak cenneti gibi. İzmir Körfezi’ne bakan bütün apartmanların balkonları kırmızı beyaz çiçek bahçesi gibi görünüyor. Çünkü İzmir halkı bir karar almış. “Bayraklar 23 Temmuz sabahına kadar inmeyecek!”
Bu, bugüne kadar görmediğimiz bir toplumsal tepkinin sembolik göstergesidir.
Demek ki halkın ezici çoğunluğunun içindeki heyecan ve özlem miting günlerinin tazeliğini koruyor.
Bir dostum “Atatürk Cumhuriyeti 29 Ekim 1923’te ilan etmişti. Ama Türk halkı cumhuriyetine gerçek anlamda 14 Nisan 2007’de sahip çıktı” demişti. Bana çok gerçekçi geldi bu cümle. Cumhuriyetini ve özgürlüğünü kanla kazanan Türk halkı daha sonra yapılan devrimlerde ise açıkçası hazıra konmuştu.
Cumhuriyet devrim ve ilkelerinden yararlanan, bunlar sayesinde kalkınan, ileri giden Türkiye bir anlamda rahata da alışmıştı. Ama ne zaman ki Türkiye’yi geri döndürmek isteyenler siyaseten de öne geçmeye başladı, o rahatlık bitti ve Türk halkı değerlerine sahip çıkmaya karar verdi.
Bayrakların hâlâ inmemesi bunu gösteriyor.
Diyorum ki, “artık gerek kalmadı” diye düşünmeyin. Eğer çıkardıysanız bayraklarınızı tekrar asın. Türkiye gerçeği iyice görünsün.
Tezkere
retçilerinden intikam
Siz bugüne kadar Başbakan’ın ya da bir başka hükümet üyesinin 1 Mart tezkeresinin reddedilmesini eleştiren bir sözünü duydunuz mu?
Tam tersine, gerek başbakan gerekse başka bazı bakanlar konu açıldığında “demokrasinin zaferinden” dem vurdular, “1 Mart tezkeresinin kabul edilmemesinin hayırlı olduğunu” ileri sürdüler.
Aday listeleri açıklandıktan sonra yapılan yorumlar ise çok şaşırtıcı. Çünkü siyasi kulislerde söylendiğine göre Tayyip Bey 1 Mart tezkeresine karşı oy kullananların hiçbirini aday yapmayarak bir tür intikam almış.
Bugüne kadar 1 Mart tezkeresi ile ilgili bir şey söylemeyen Tayyip Bey, şimdi bu tezkereyi engelleyenleri liste dışı bırakarak cezalandırıyorsa, demek ki içinde atamadığı bir öfke birikmiş.
Renk vermiyorsunuz ama içiniz öfke dolu, neden acaba?
Günlerdir soruyorum, iktidar kanadından hiç ses gelmiyor. Diyorum ki “Amerika’ya veya başkalarına verilmiş ama bizlerden saklanan sözler mi var?”
Tezkere geçseydi Türkiye Irak olayının tam ortasında olacaktı. Tezkere geçmedi, acaba Türk hükümeti buradaki beceriksizliğini gidermek için bazı güvenceler verdi mi? Bunların ortaya çıkması hükümeti zor durumda bırakır mı?
Türk halkı tezkerenin reddedilmesini sevinçle karşılamıştı. Tayyip Bey ise şimdi tezkerenin kabul edilmemesine neden olanlardan intikam alıyor. Bunda bir gariplik yok mu?
Kadın aday çok ama sonuca bakmak lazım
Partilerin aday listelerinde kadın aday gösterme oranı kadınlar arasında farklı tepkilere neden oldu. Kimi kadınlar “İşte bu kez oldu, partiler çok sayıda kadın aday gösterdi” diye sevinirken bazı kadınlar da “Evet çok kadın aday var ama çoğu seçilemeyecek yerde” diye yakınıyor.
Bu durumda ister istemez sonuca bakmamız gerekecek. Listeleri inceleyince hemen fark ediliyor ki, gerçekten bu kez çok sayıda kadın ismi var.
Ancak gerçekten bunların kaçı seçilecek, önemli olan bu.
22 Temmuz’u bekleyeceğiz artık, bakalım bu seçimlerin sonunda kaç kadın meclise girme şansı bulacak. Ancak bu sonuçlar partilerin kadınlara verdiği önemi gösterecektir.

