Tayyip Bey Güneydoğu’dan hâlâ teğet geçiyor

Haberin Devamı




Aslında akıl alır iş değil. Ülkenin Genelkurmay Başkanı tam bir ay önce düzenlediği basın toplantısında “Terörle mücadele etmek için Irak sınırını geçerek operasyon yapmamız gerek” demişti. Genelkurmay Başkanı “Bunu yapacak gücümüz var mı? Var. Peki sonuç alır mıyız? Evet” diye devam etmişti.
Ancak ülkenin Başbakanı bu sözlere hiç tepki vermedi.
Aradan bir ay geçti. Bu süre içinde Irak kaynaklı terör olayları tırmandı. Hemen her gün bölgeden çok acı şehit haberleri gelmeye başladı.
Yine bu süre içinde ülkenin Başbakanı konuyla ilgili hiçbir şey söylemedi.
En sonunda terör artık karakol basmaya kadar götürdü işi ve 8 gencecik, aslan gibi evladımızı alçakça şehit etti.
Ülkenin Başbakanı’ndan ise hala tek bir ses yok.
Söylediği tek şey var: “Bizim Genelkurmayla hiçbir sorunumuz yok. Eğer bize talep gelirse oturur görüşürüz.”
Peki talep gelmesi için daha ne yapılmalı?
Tayyip Bey ülkenin Başbakanı değil mi? Ülkenin Genelkurmay Başkanı Irak sınırında bir şey yapılması gerektiğini açıkça söylüyor işte.
En son Perşembe günü Genelkurmay Başkanı bu talebi yüksek sesle tekrar dillendirdi. “Biz kabadayı değiliz, siyasi iradeden talimat almak zorundayız” dedi.
Başbakan’dan resmi talep bekliyor. Belki de yazılı olmasını tercih ediyor.
Peki bunun adı ülkeyi yönetmek mi? Ordunun başı hükümetin başına “Durum kritik” diyor, Başbakan hâlâ “resmi talep” peşinde.
Başbakan’ın böyle durumda hemen harekete geçmesi gerekiyor. Yapılacak ilk iş Genelkurmay Başkanı’nı çağırmak ve sorunu bizzat kendisinden dinlemektir.
Gerçi bu yapılmadı mı? Evet Başbakan Genelkurmay Başkanı ile Dolmabahçe Sarayı’nda iki saate yakın görüştü. Ancak bu görüşme ile ilgili tek satır bile açıklanmadı. Açıklanmadığı gibi Başbakan “Konuşulanları sadece ikimiz bir de Allah biliyor” diyerek devlet yönetiminde asla olmaması gereken bir üslup kullandı.
Genelkurmay Başkanı da bu görüşmeyle ilgili bir açıklama yapmadı ama, en azından sorunun devam ettiğini ve siyasi otoriteden emir beklediklerini tekrarladı.
Manzara şudur: Asker terörle mücadele için talimat bekliyor. Hükümet ise talimat vermediği gibi sorunu öğrenmeye de yanaşmıyor.
Peki neden? Hükümet sorunu ciddiye mi almıyor, yoksa teröre karşı bir güç kullanılmasını mı istemiyor?
Sakınılan nedir? Şehit sayısı giderek artıyor. Bu aslan gibi vatan evlatlarının vebali kimin omzunda kalacaktır?
Ve en önemli soru: Tayyip Bey’i PKK’ya karşı bir operasyon yapılmasından korkutan nedir? Türk halkı artık gerçeklerin öğrenilmesini istiyor.

*****


Zafer Hoca ayıp olmuyor mu?

AKP’nin vitrin süslerinden Profesör Zafer Üskül’ü önceki akşam TGRT Haber’de izledim. Üskül yine kendisi gibi vitrin süslerinden Reha Çamuroğlu ile AKP’ye neden geçtiğini anlatıyordu canlı yayında.
Üskül’ün ya da diğerlerinin milletvekili seçilebilmek için AKP’yi seçmelerine hiç kimsenin söyleyecek sözü olamaz. Kendi özgür iradeleri ile siyaset yapacakları odağı seçme hakkına sahiptirler.
Ancak Profesör Zafer Üskül’ü AKP’ye geçme nedenlerini anlatırken şaşırarak izledim. Çünkü sosyal demokrat kökenden geldiğini söyleyen Üskül “Siyaset konusunda bir tercih yapmak zorundaydım” dedi ve şöyle devam etti: “Bir tarafta demokrasi, diğer tarafta devletçi görüşlerin temsilcileri. Demokrasi ile vesayet altındaki siyasetten birini tercih etmem gerekiyordu, ben demokrasiyi seçtim.”
Üskül’ün “demokrasi” dediği AKP oluyor. Geri kalanlar ise devletçi ve vesayet altında siyaset yapıyorlar.
AKP’den çıkarı olanların, özellikle bugüne kadar aydın olduklarını varsaydığımız bütün isimlerin ortak savunması hep böyle. Sanki bu ülkede demokrasiyi sadece AKP koruyor ve kolluyor, geri kalan herkes devletçi, askerci, darbeci, vesayet altında yaşamaktan hoşlanıyor.
Daha öz bir deyişle, ülkenin yüzde 34 nüfusu demokrasiden yana, geriye kalan yüzde 66 ise darbeci. Bir bilim adamı böyle bir öngörüde bulunabilir mi?
AKP’nin vitrin süslerine tavsiyem şu: Kanal kanal gezip AKP’ye neden geçtiklerini anlatmayı bıraksınlar. “Böyle gerek gördük, AKP’ye girdik” desinler yeter. Demokrasiyi aşağılayarak, bunu sadece AKP’nin tekelinde görerek dayatmacı bir zihniyetle halkın önüne çıkmasınlar. Halk yakında kararını verecek. Bu karar AKP’nin aleyhine olursa, bu ülke demokrasiden sapmış olmayacak herhalde.
AKP’nin vitrin süsleri bir süre sonra insan içine çıkmaya utanacaklar belki ama bu tür dayatmacı, bilim ve ahlak dışı ifadelerle en yakınlarının bile yüzüne bakamayacak hale gelmesinler bari.

*****


Thugs-Kabadayı

Cüneyt Koryürek’le Türk Silahlı Kuvvetleri’nin halkı kitlesel eyleme çağıran bildirisini tartışıyorduk ki, şansa bakın Ayşe Özgün aradı. Şansa bakın diyorum, çünkü aynı konuda söylemek istediği bir şey varmış.
Özgün “Genelkurmay Başkanı (Biz kabadayı değiliz) dedi ya, ben bununla bir taşla iki kuşu birden vurduğunu düşünüyorum” dedi.
Sonra ekledi: “Kıbrıs harekatı sırasında İngiltere’deydim. İngiliz medyası o tarihte Türk Silahlı Kuvvetleri için (Thugs) deyimini kullanmıştı. Thugs kabadayı demektir. Yani İngilizler, operasyonun emir komuta zinciri içinde yapılmış olmasına rağmen askere böyle bir deyimi reva görmüştü. Yaşar Paşa bu sözlerle sanki yıllar önce kendilerine söylenen söze de cevap vermiş oldu.”
Cüneyt Koryürek de bu bilgiye bir bilgi daha ekledi. “Thugs kelimesi İngilizce’ye Hintçe’den girmiştir.”

*****


Baykal’ı yırtmak

Aday listeleri doğal olarak her partide çalkantılara neden oldu. Siyasete meraklı binlerce insan olunca, kısıtlı listeler elbette her partide öfkeye, kırılmalara, alınganlıklara yol açabilir.
Ancak CHP’nin Bartın İl Teşkilatı’nda yaşananlar olabilemez bir rezalettir.
Bartın teşkilatı Baykal’ın atadığı adayları beğenmemiş. Bunu protesto etmek için de toptan istifa etmiş. Bunlar demokratik tepki olarak değerlendirilebilir.
Ama iş bununla bitmiyor. Partililer bina içindeki tüm Baykal fotoğraflarını indirip üzerinde tepiniyorlar, yırtıp atıyorlar, bazıları hızını alamayıp fotoğrafları ateşe veriyor. Baykal’a küfürün bini bir para.
Aday listeleri açıklanıncaya kadar Baykal “sevgili” başkan. Listeler beğenilmeyince “kahrolsun” başkan. Böyle siyaset olmaz. Bu tür olaylar siyasetin bir hizmet yarışı için değil, kişisel çıkarlar adına yapıldığının da bir kanıtı oluyor.

DİĞER YENİ YAZILAR