Meğer yine “çelik çomak oynamışız” ya da “herkes bu kadar aptal mı” yani

Haberin Devamı

Günlerdir gerek bu köşede gerekse medyada Genelkurmay Başkanı’nın açıklamaları tartışılıyor.

Ana konu şu: Genelkurmay Başkanı terörle mücadele konusunda gerekirse Irak’a yönelik bir sınır ötesi operasyon yapılmasında fayda olduğunu söyledi. Hükümet ise askerin bu talebine hiçbir karşılık vermiyor. Sadece Başbakan “Bizden ne istiyorlarsa talep etsinler, gereğini yerine getiririz” demekle yetiniyor. Başbakan’ın istediği belli ki yazılı bir talepte bulunulması.

Bizler de devletin tepesinin nasıl böyle vurdumduymaz bir tavır içinde olacağını soruyor ve “Milli Güvenlik Kurulu var, Cumhurbaşkanı duruma el koymalı, devletin tepesinde böyle belirsizlik olmaz” diye güya fikrimizi beyan ediyoruz.

Meğer bunların hepsi boşaymış. Nasıl Başbakan, Cumhurbaşkanı seçimlerinden önce “Verdik ellerine çelik çomak, oynuyorlar” demişti, bu olayda da aşağı yukarı aynısını yapmışlar. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Hürriyet Gazetesi’nden Fatih Çekirge’ye verdiği röportajda terör konusunda Genelkurmay’la aynı fikirde olduklarını açıkladığı gibi, şu ana kadar yapılan her şeyden haberleri olduğunu, hatta bunların altında imzaları bulunduğunu söylemiş.

Hepimiz saf durumuna düştük bir anda. Başbakan Dışişleri Bakanı’na talimatlar vermiş. O da Genelkurmay’ın arka kapılarından gizlice içeri girmiş. Komutanlarla oturup durum değerlendirmesi yapmış. Onlara ne yapmaları gerektiğini anlatmış. Komutanlar da ondan sonra açıklamalarda bulunmuşlar.

İnsanı ülkesinden soğutuyorlar aslında. Önce Genelkurmay Başkanı ile Başbakan toplantı yapıyor. Ama bu gizli tutuluyor. Hatta belki bugüne kadar örneği olmayan biçimde “Allah’ı da ortak ederek bir devlet sırrı” oluşturuyorlar. Başbakan “Konuşmalarımızı bir Genelkurmay Başkanı, bir ben, bir de Allah biliyor” diyerek literatüre yeni bir kavram katıyor.

Genelkurmay; Başbakan’ın talimatıyla Dışişleri Bakanı’ndan gerekli emirleri alıyor ve buna göre planlar yapıyor, senaryolar hazırlanıyor, uygulamaya koyuyor.

Peki o zaman ülkedeki bu kargaşa neyin nesi oluyor?

AKP’ye yandaşlık yapan medyadaki bu asker düşmanlığı neyin nesi?

Terörden söz edenler ve hükümeti bu konuda yetersizlikle suçlayanlar neden demokrasi dışı olmakla, askercilikle, darbecilikle itham ediliyor?

Genelkurmay ve Hükümet bu kadar iç içeyse, hiçbir konuda anlaşmazlıkları yoksa ve Başbakan Dışişleri Bakanı aracılığı ile talimatlarını askere iletiyorsa ülke niye bu kadar gergin günler yaşıyor?

Kimse ülkenin anayasal kurumları arasında bir gerginlik, tartışma istemez. Zaten bunun olmaması için günlerdir aynı konuya parmak basmaya çalışıyoruz.

Yaşanan gelişmelerden askerle hükümetin arasında bir sorun olabileceği hissine kapılıyorduk.

Dışişleri Bakanı aslında herkesi rahatlattı. Hükümetle asker arasında böyle bir şey olmadığını açıkladı.

Bugüne kadar yazdıklarımızla aptal yerine konduğumuz için çok mutlu olmalıyız.

Basında yeni Simavi

Türk basınının (medyasının değil) en köklü ailelerinden biri Simavi’lerdir. Sedat Simavi Hürriyet Gazetesi’ni kurmuş, geliştirmiş sonra da iki oğluna, Haldun ve Erol Simavi’ye devretmişti.

Haldun Simavi daha sonra kardeşinden ayrılarak Günaydın Gazetesi’ni kurmuştu. İki gazete de çok uzun yıllar Türkiye’nin en büyük gazeteleri oldu. Hürriyet hâlâ öyle. Ancak 90’lı yılların başlarında Haldun Simavi de, Erol Simavi de basını bıraktı. O zamandan beri basında Simavi adını hiç görmüyorduk. Ama dünden itibaren üçüncü kuşak Simavi’lerden birinin adı Milliyet’in künyesine girdi. Haldun Simavi’nin, torunu Harun Simavi Milliyet’in günlük Cafe ekinin başına getirildi. Harun daha önce de VATAN’ın bir ekinin künyesinde yer almıştı ancak şimdi bir yayının tek sorumlusu oldu.

Simavi adını basında tekrar görmek, mesleğin ilk yıllarında onların rahle-i tedrisinden geçmiş bir gazeteci olarak beni mutlu etti. Harun’a başarılar dilerim.

Damla sakızı

Kolesterolü düşüren ve damar temizliğine yardımcı olan basit, ama doğal ilaç inanamadığım kadar etkili olmuş. Dün pek çok okurdan telefon ve e-posta aldım. Tabii bu kadar yoğun ilgiye benim bir eksik bilgi vermem de neden oldu, o da başka konu.

“Bir litre suya 40 gram sakız atın, bir gün bekletin, sonra her akşam bu sudan bir bardak içip, içtiğiniz kadar suyu ekleyin” diye yazmıştım.

Tabii sadece “sakız” deyince iş biraz karışmış. Çünkü ne sakızı olacak değil mi?

Hemen düzeltiyorum damla sakızı olacak. Her yerde bulunur.

Bu arada bazı okurlar “Size yakışıyor mu böyle kocakarı ilaçları önerilerinde bulunmak, o suyun içinde bakteri oluşur” diye eleştiriler yollamış. Ancak dün bazı eczacı ve doktorlarla da konuştum. Onlar da kolesterol sorunu olanlara bu doğal reçeteyi öneriyormuş. Kapalı bir kaptaki damla sakızının 15-20 gün durmasının bir sakıncası yokmuş. Bunu da bilmenizi istedim.

Sudan’dan gelen bir feryat

Sudan’da çalışan Türklerden bir mesaj aldım. Özsen Mimarlık Mühendislik ve İnşaat şirketinde çalışan bu kişiler esir kampını andıran koşullarda çalıştıklarını ileri sürerek mağdur edildiklerini söylüyor. Hartum’da Nil nehri üzerindeki Aldabaşin köprü ve çevre yolu inşaatında çalıştırılmak üzere bu ülkeye getirildiklerini belirten işçiler “Buraya bir aylık vize ile getirildik, bir ay geçtikten sonra çıkmak için çıkış vizesi gerekiyor, eğer süre geçmişse ceza alınıyor. Bunu şirketin yapması gerekiyor, ama yapmadığı için ülkeden çıkış yapamıyoruz” diyorlar.

Sudan hükümetinin bu uygulaması yüzünden isteseler de şirketten ayrılamayan, ayrılmaya kalktıklarında da “Sudan polisine haber veririz” tehdidiyle karşılaştıklarını söyleyen işçiler “burada adeta zorla tutuluyoruz” diye feryat ediyor.

İşçiler Hartum’daki Türkiye Büyükelçiliği’nin de konuya duyarsız kaldığını ileri sürüyor.

Bu şirketin sorumlularına seslenmek istiyorum. Bu mektup bana gittiği gibi başka yerlere de mutlaka gitmiştir. Durumu açıkça bildirmeliler, gerçekten bu işçiler mağdur oluyor, aileleri de sıkıntıya sokuluyor mu?

Verecekleri cevabı da bu köşeden yayınlarım.

DİĞER YENİ YAZILAR