Bu işin tadı iyice kaçmaya başladı. Sonunda “bazı meraklıların” ısrarla sorduğu “neden hep askerler ölüyor, subaylar neden ölmüyor” sorularına PKK teröristlerinden cevap geldi. Bir yarbay ile bir binbaşımız da şehit edildi.
Başbakan ortada yok. Silahlı Kuvvetler’in terörle mücadele konusundaki çağrılarına sadece “Bize bir başvuru olursa gereğini yaparız” demekle yetiniyor. Bir de gece vakti gidip bir şehit ailesini ziyaret edip başsağlığı diliyor.
Bu işin tadı iyice kaçmaya başladı. Genelkurmay bildiri üzerine bildiri yayınlıyor, hükümet kanadından hâlâ bir ses çıkmıyor.
Başbakan ortada yok. Sadece “Bize bir başvuru olursa gereğini yaparız” demekle yetiniyor. Bir de gece vakti gidip bir şehit ailesini ziyaret edip başsağlığı diliyor.
Bu hükümet otorite ve denetimi tamamen elden kaçırmış görünüyor. Cumhurbaşkanı’nı seçememenin, milyonlarca insanın sokaklara dökülmesinin, PKK terörünün tırmanmasının şokunu üzerinden atamayan hükümet ne yapacağını bilemez bir görünüm sergiliyor.
Hükümetin tek amacı var. 22 Temmuz seçimlerinden yine tek başına iktidar olarak çıkmak ve ondan sonra hesap sormak. Belli ki Tayyip Bey ve arkadaşları sadece buna programlanmış durumda. İçlerinden “Şu 23 Temmuz sabahını bir görelim, o zaman siz de gününüzü göreceksiniz” diye geçirdiklerini anlamamak mümkün değil.
Ancak programlarını bozan şey Güneydoğu’dan yükselen terör dalgasının yurdu da kaplama ihtimalinin yüksek olması. Silahlı Kuvvetler de ısrarla bu teröre dikkat çekerek hükümetten yetki istiyor.
Anlaşıldığı kadarıyla, iktidar, askerin bu yaklaşımını kendisine yönelik bir komplo olarak görüyor ve altından kalkamayacağı bir karar alarak başını sıkıntıya sokmak istemiyor. Susarak zaman kazanmayı tercih ediyor.
Tayyip Bey, yeniden tek başına iktidar olmayı o kadar kafasına takmış durumda ki “Hükümet PKK’ya dokunmak istemiyor” kanaatinin kamuoyunda yerleşebileceği tehlikesini bile görmekten kaçınıyor.
Ancak bir ülke böyle yönetilemez. Demokratik bir devlette boşluk yaratmaya kimsenin hakkı olamaz, çünkü eğer bir boşluk doğarsa, bunun nasıl dolacağı kontrol edilemeyebilir ve ülke başka bir kaosun içine sürüklenebilir.
Dün sabah Bülent Tanla ile sohbet ediyorduk. Aynı kaygıları taşıdığını görünce “Ne yapmak lazım o zaman?” diye sordum.
Tanla Cumhurbaşkanı’nın artık harekete geçmesi gerektiğini söyledi. Tanla manzarayı şöyle özetledi:
“Cumhurbaşkanı yerinde duruyor ama aslında süresi bitmiş durumda. Böyle bir ortamda adım atmaktan çekiniyor olabilir. Meclis Cumhurbaşkanı seçme kabiliyeti olmadığı için seçime gidiyor ve fiilen tatilde. İktidar ve muhalefetin odak noktası seçimler. Böyle bir ortamda Güneydoğu’dan terör dalgası yükseliyor. Hükümet ise tüm bu gelişmeler karşısında çaresiz kalmış, sessizlikten medet umuyor.”
Tanla bunları söyledikten sonra “Bu durumda devletin en tepesi harekete geçmek zorundadır artık. Sayın Sezer zaman yitirmeden MGK’yı toplantıya çağırmalıdır. Bununla da yetinmeyip iktidar partisiyle ana muhalefet partisinin genel başkanlarını köşke çağırarak bir zirve yapmalıdır. Askeri bir konu iç siyaset malzemesi yapılmasına izin verilmeden çözüm yolları bulunmalıdır.”
Bülent Tanla gelişmelere herkesin kendi penceresinden bakması halinde Türkiye’nin bir ulusal güvenlik sorunu yaşayacağını, bunun bir an önce sona erdirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
Kolesterol ve damar temizliği
Cumartesi günü çoktandır özlediğimiz bir aile toplantısı yaptık. Büyüklerle birlikte biz orta boylar ve asıl önemlisi ailenin üçüncü nesil gençleri bir araya geldi. Günümüzde böyle bir araya gelişleri başarmak çok zor. Ailenin en küçüklerinden Koral Türkkan ve eşi Sanem hepimize bulunmaz bir gün yaşattı.
Böye toplantılarda sohbet ne olur? En büyüklerle en küçükler önce biraz siyaset konuştular doğal olarak. Ama sıra bizim yaşlara gelince siyaseti bir kenara bırakıp sağlıktan konuştuk. Başka hiçbir konu bu kadar “heyecanlı” olmuyor. İkinci büyük teyzemin kızı, keman sanatçısı İffet Tunalı kolesterole iyi gelen, damarları temizleyen doğal bir ilaçtan söz etti. Denemiş, iyi hissettiğini söyledi. Başkaları da çok memnun kalmış. Ben de merak edenlere aktarayım.
40 gram sakızı bir litre suya koyuyorsunuz. Bir gün bekliyor. Ondan sonra her akşam yatarken bundan bir bardak içiyorsunuz. İçtiğiniz kadar suyu tekrar ekliyorsunuz. Bu bir litre su en az 20 gün içilebiliyor.
Neyse ki Dışişleri Bakanı konuştu
Türkiye ciddi bir terör tehditi altında. Asker bu konuda iki aydır sesini yükseltiyor, ama hükümetten ses çıkmıyor. Neyse ki Dışişleri Bakanı’ndan bir haber alma fırsatı yakaladık.
Bakan Gül her nedense gelişmeleri kamuoyu ile paylaşmak yerine gece vakti telefonla konuştuğu Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni’ne açıklama yaptı. Elbette iyi niyetle bakacak olursak, sadece bir gazeteciye bile açıklama yapılması, konunun kamuoyu ile paylaşılması anlamına gelebilir
Buna karşın Gül’ün yaptığı açıklama çok garip. Çünkü Dışişleri Bakanı, Özkök’e “Emin olunuz her şeyi askerle birlikte götürüyoruz” diyor. Ancak Ertuğrul Özkök’ü de çok şaşırtan bir gelişme yaşanıyor ardından. Genelkurmay geceyarısı bir bildiri daha yayınlıyor ve kamuoyunu teröre karşı kitlesel protestoya çağırıyor.
Şimdi Dışişleri Bakanı’na bakacak olursak, “Her şeyi askerle konuşarak götürdüklerine” göre bu bildiriden de haberi olması gerekiyor. Öyle mi acaba? Hiç sanmıyorum.
Bakan Bey doğruyu söylemiyor galiba.
RTÜK Şehit cenazelerini yayınladı diye televizyonlara ceza yazdı mı?
Öğrendiğime göre RTÜK, bundan iki ay önce şehit cenazelerini yayınlayan bazı televizyonlara “halkı din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımına sürükledikleri” gerekçesiyle para cezaları yağdırmış. Bir TV kanalının ödemek zorunda kaldığı ceza 137 bin lirayı bulmuş. Bunun doğru olup olmadığını bilmek herhalde hepimizin hakkıdır.
O bir medya devrimcisiydi
Ufuk Güldemir’i kaybettik. Türk medyasına büyük soluk getirmişti. İnternet haberciliğinin öncüsü olmuştu. Haber kanallarının özgür ve bağımsız yayın yapabileceğini kanıtlamıştı. Çok sayıda gazeteciyi televizyon yıldızı yapmıştı. O bir devrimciydi. 7 yıl önce Habertürk’ün kuruluşunda yer aldığımda, meslek hayatımın en keyifli dönemlerinden birini yaşamıştım. Televizyon haberciliğinde pek çok ilki, onun cesur, özgür ve devrimci tavrıyla başarmanın mutluluğunu tatmıştım. Ufuk’un öldüğüne, aramızdan ebediyen ayrıldığına inanmak gerçekten çok güç. Ama yetiştirdiği isimler, yarattığı yıldızlar onun açtığı yoldan yürüyücektir. Hepimizin başı sağ olsun.
Cumhurbaşkanı artık el koymalı
Haberin Devamı

