Medyamız da harika. Her akşam televizyon ekranlarında siyasi parti genel başkanları ya da temsilcileri gazeteciler tarafından sorguya çekiliyor.
Burada en çok sorulan soruların başında partilerin seçim vaatlerinin kaynağının nasıl bulunacağı.
Elbette bu sorulacak. “Mazot bir lira” diyorsanız bunun kaynağını da açıklamak zorundasınız.
Üniversite giriş sınavlarını kaldırıp, bir de üstüne herkese burs verecekseniz de bunun parasının nereden geleceğini söyleyeceksiniz.
Ya da işsizlere para yardımı yapılacaksa bunun için ayrılacak fonun nereden besleneceğini belirteceksiniz.
Gazeteciler her gece bu soruları soruyorlar. Bununla da yetinmeyip başka programlarda ekranlara çıkan çok önemli akademisyenler soru da sormayıp direk yargılama yapıyorlar: “Bu vaatlerin hepsi palavradır, bunların kaynağını bulamazlar.”
İyi de bunun bir anlamı “para sadece büyük sermaye için var, onun dışındakiler avucunu yalasın” anlamına gelmiyor mu, o da ayrı mesele.
Her partiye vaatlerin kaynağı sorulurken, nedense AKP’lilere ev ev yaptıkları yardımların kaynağı hiç sorulmuyor.
Örneğin yaz ortasında Türkiye Kömür İşletmeleri aracılığı ile halka kömür dağıtılıyor. AKP için kaynak sorunu yok. Gelecek yılın bütçesinden TKİ’ye bir fon ayrılmış, kömür parası buradan gidiyor.
Belediyeler tencere tavadan, bisiklete, pirinçten gömleğe kadar birçok ihtiyaç malzemeseni aylardır halka dağıtıyor. Altın dağıtıldığı haberlerini bile alıyoruz. Bunların kaynağı ne acaba? Başkanlara sorduğumuzda bu yardımları halkın yaptığını söylüyorlar.
Bu size inandırıcı geliyor mu? Eğer gerçekten bunların hepsi halkın yardımları ile yapılıyorsa, AKP iktidarı Türkiye’nin sosyal yapısını tamamen değiştiriyor demektir. Bu halkın yoksulluğundan yararlanarak ve daha da yoksullaştırarak iktidarda olmanın yolunu bulmak demektir.
Bu tür yardımlarla bir ülkenin kalkındırılması mümkün olamaz. Sadece yoksul sayısı artar, buna karşın dev bir “iktidardan avanta bekleyenler topluluğu” yaratılılır.
Zenginler çok zenginleşir, yoksullaşanların sayısı artar. Bu artan sayı AKP’yi iktidarda tutar. Buna da demokrasi denir. Sözde aydınların televizyonlardaki konuşmalarıyla da beyinler bir güzel yıkanır.
“Bizden olmayan herkes düşmanımız” felsefesi
Geçen çarşamba İzmir’den gelen bir akrabamızın beklenmedik sağlık sorunu nedeniyle her zamanki gibi İstinye Devlet Hastanesi’ne gittim. Dışarıdaki 36 derece sıcaklığa rağmen hastanenin içi klimalarla “nefes alınır” hale getirilmişti. Güleryüzlü hastane personeli hemen yardımımıza koştu.
İşimizi bitirdikten sonra başhekim Cengiz Tamer’i de ziyaret etmek istedim. Ancak dediler ki “Görevinden alındı.”
İnanılır gibi değil. Cengiz Tamer’in bu iktidar dönemindeki 4’üncü görevden alınışı bu. Tamer de her seferinde mahkeme kararıyla geri döndü.
Bize Tamer’in görevden alındığını söyleyen hastane görevlisine “Hayrola bu sefer ne oldu?” diye sordum. Cevaben “Her zamanki gibi, bu iktidar kendinden olmayan herkesi düşman gibi görüyor” dedi.
Sonra da Tamer’in hizmetlerini anlattı. Örneğin hastanenin baştan başa yenilenmesi, halka hizmet konusundaki tüm aksaklıkların giderilmesi, muayene sırasındaki kargaşaların ortadan kaldırılması Tamer’in başardıklarından birkaçı.
Görevli “Ama en önemlisi, daha birkaç hafta önce diyaliz merkezi devreye girmişti. Cengiz Bey bu bölgede oturan bazı işadamlarının katkısıyla klimalı bir minibüsü diyaliz hastalarının hizmetine sokmuştu. Bu araç böbrek yetmezliği olanları her gün evlerinden toplayıp buraya getiriyor ve sonra da evlerine bırakıyordu. Demek ki bu hizmet bile çok görüldü” diye konuştu.
Sohbetimize bir başka görevli daha katıldı ve şu ilginç sözleri söyledi: “Cengiz Bey görevden alınır alınmaz AKP Sarıyer teşkilatından türbanlı kadınlar hastaneyi doldurdu. Bunlar diyaliz makinalarının başında oturup hastalara gönüllü olarak moral veriyorlar. Onlara AKP’nin ne kadar halktan yana olduğunu anlatıyorlar. Cengiz Bey baş hekimken bunlara cesaret edemiyorlardı.”
Tayyip Bey “Hizmet edenin kulu kölesi olurum” diyor ama belli ki sadece kendisinden olanları kastediyor. İstinye Devlet Hastanesi sadece bir örnek. Etrafınıza bakın, bu manzarayı her yerde göreceksiniz.
400 milletvekili istiyor
Tayyip Erdoğan her geçen gün daha da coşuyor. Son konuşmalarından birinde “400 milletvekili istiyorum, o zaman hiçbir sorun kalmayacak” dedi.
Kalmayacak sorun şu: Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere her şey AKP’nin istediği gibi olacak. Anayasa istendiği gibi değiştirilecek ve AKP gitmemek üzere adeta padişahlık gibi ülke yönetiminde kalacak.
Herhalde Erdoğan son komuoyu araştırmalarına güveniyor. AKP’nin yüzde 40’ları geçtiği pompalanıyor ya, Tayyip Bey de böyle bir milletvekili hesabı içinde buluyor kendini.
1989’da İstanbul’da Dalan için de yüzde 60 oy alacağı söyleniyordu bazı araştırma şirketleri tarafından. Dalan seçimleri kaybetmişti. Tayyip Bey bunu hiç unutmamalı.
Salihli kirazı
Kiraz mevsimi geçiyor, benim de çok canım sıkılıyor. Çünkü önce erik sonra kiraz en sevdiğim meyveler. Erik zamanında günde bir kilo, kiraz zamanında da daha fazlasını yiyorum.
Şu anda piyasadaki en revaçta olan kiraz Salihli’den geliyormuş. Erik büyüklüğündeki koyu renkli kirazlar diğerlerine oranla biraz da pahalı.
Meğer en iyi kiraz Salihli’nin Allahdiyen köyünde yetişiyormuş. Köyün adı bu kirazın geliştirilmesinden sonra böyle olmuş.
Yıllar önce burada yetişen kirazlara bir aşı yapılmış. Sonunda ortaya şimdiki kirazlar çıkmış.
Allah diyen adı da şundan geliyormuş. Kirazı görüyorsunuz ve “Kaça?” diye soruyorsunuz. Öğrenince Allah” diyorsunuz. Sonra bir kirazın tadına bakıyorsunuz, bu kez de “Allah” diyorsunuz. Yani bu kiraz insana iki kez “Allah” dedirtiyormuş.
Yardımların kaynağı devletin bütçesi
Haberin Devamı

