Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök artık nezaketinden mi yoksa Erdoğan’ın delici bakışlarından endişe ederek mi bilmiyorum, bin dereden su getirerek sordu: “DTP ile koalisyon yapar mısınız?” diye.
Özkök lafı buraya getirinceye kadar Bulgaristan’daki Hak ve Özgürlükler Partisi’nin tarihçesini öğrendik neredeyse.
Tayyip Erdoğan da aldığı pası iyi değerlendirerek koalisyonlar tarihi konusunda engin bilgiler verdikten sonra cevabını söyledi: “Evet DTP ile koalisyon yaparız.”
İşin özü budur. Eğer seçimlerden sonra AKP tek başına hükümeti kuracak sayıya ulaşamazsa, DTP’nin desteği ile hükümet kurmaya bugünden hazır.
Ancak Başbakan bunu şarta bağlıyor:
Diyor ki “DTP’nin terörle hiçbir bağlantısı olmayacak.”
Tamam, buraya kadar çok güzel.
Demek ki 20’ye yakın terörist ya da teröristlerle bağlantılı kişi 22 Temmuz’da Meclis’e geliyor.
Bunun anlamı o değil midir?
Tayyip Bey “Eğer DTP terörle bağlantısını keserse, koalisyon yaparız” diyorsa bu, DTP’nin şu anda terörle bağlantılı olduğunun bir ifadesidir.
Peki Tayyip Bey’e göre DTP terörle bağlantılı bir partiyse, nasıl oluyor da seçimlere katılabiliyor ya da baraj sorunu nedeniyle bağımsız adayları destekleyebiliyor.
Koca Türkiye göz göre göre teröristlerin Meclis’e girmesini mi sağlamış oluyor?
Tayyip Erdoğan, herkesi aptal yerine koyuyor ve sadece kendisini akıllı sanıyor galiba.
Oysa bu kadar dolambaçlı yollardan geçip niyeti kafaları karıştırarak ortaya koymak yerine dürüstçe “Evet biz DTP ile koalisyon yaparız” dese hem daha namuslu hem de daha demokratik bir tutum takınmış olmayacak mı?
Tayyip Bey’in hem Ertuğrul Özkök’ün hem de bir gün sonra Uğur Dündar’ın sorularına verdiği cevaplar savcılıklar tarafından ihbar kabul edilmek zorundadır. DTP’nin bir terör örgütüyle bağlantılı olduğunu açıklayan Tayyip Erdoğan’ın sözlerinden yola çıkılarak DTP hakkında soruşturma açılması gerekir.
Bu, Tayyip Bey’in de işine yarayabilir. Çünkü açılacak soruşturma sonunda bağımsız olarak seçime katılan DTP’liler “Bizim terör örgütüyle hiçbir bağlantımız yok” açıklaması yaparlar, böylelikle Tayyip Bey’in de yüreği rahatlar ve DTP ile koalisyon kurmakta bir sakınca kalmaz.
NATO ve Birleşmiş Milletler yasaları
Türkiye’nin de etkin üyesi olduğu iki büyük uluslararası kuruluş var. Biri NATO diğeri de Birleşmiş Milletler.
NATO’nun yasasını oluşturan metnin 5’inci maddesi özetle şöyle der: “Bir NATO üyesi ülke, NATO üyesi olmayan bir ülkenin saldırısına uğrarsa, bu saldırı tüm NATO ülkelerine yönelik kabul edilir ve buna göre tedbir alınır.”
Birleşmiş Milletler Yasası’nın 52. maddesinde ise yine özetle şu belirtilir: “Birleşmiş Milletler üyesi bir ülke, herhangi bir sınır komşusundan gelen tehdit ve saldırılara karşı gerektiğinde yasal savunma hakkını (meşru müdafaa) kullanır.
Tayyip Bey, geçen hafta yapılan terör zirvesinden hemen önce şöyle dedi: “İçerideki 5 bin PKK’lıyı hallettik de şimdi dışarıdaki 500’ünün mü peşine düşeceğiz?
Şimdi durum şudur: Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, NATO ve Birleşmiş Milletler’e “Benim ülkem için bir dış tehdit yoktur. Tehdit içerdendir” demiştir.
Bu durumda ne NATO’nun duruma yardım için el koyması, ne de Birleşmiş Milletler’in yasal savunma hakkımızı kullanmamız için onay vermesi mümkündür.
Bunun literatürde ne anlama geleceğini herkesin oturup düşünmesi gerekmez mi?
Türk kadının Nepal’deki hayreti
İstanbullu, iyi aileden gelmiş bir kadın geçirdiği bazı ailevi sıkıntılardan kurtulmanın yolunu yılın bazı dönemlerinde Nepal’e gitmekte bulmuş. Kahramanımız Himalayalar’ın tepelerine çoğu kez tek başına yolculuklar yaparak hem bedenini hem ruhunu dinlendiriyormuş. Nepal’de çok yükseklere çıkan dağ yollarında başında kimsenin olmadığı “sığınma kulübeleri” varmış. Bu kulübelerde bir şömine, yemek yapmak için araç gereç ve yatmak için de bir şilte bulunuyormuş. Yolda fırtınaya yakalananlar buralardan yararlanıyormuş. Tek kural, kulübeyi bulduğun gibi bırakacaksın. Eğer odun yaktıysan dışarıdan odun toplayıp yerine bırakıyorsun. Kullandığın eşyayı temizliyorsun.
Kahramanımız kadın, zirveye doğru yürürken fırtınaya tutulup böyle bir kulübeye sığınmış. Bakmış ki içeride bir de Nepalli kadın var. Ama hiç dil bilmiyor. Birer çorba içmişler, sonra işaretle anlaşmaya çalışmışlar.
Nepalli “Nerelisin” diye sormuş işaretle. Türk kadın da “Türkiye’den” deyince Nepalli kadın bir süre hiç sesini çıkarmadan durmuş. Düşünmüş. Sonra da “Süleyman Demirel” demiş.
Türk kadın tabii müthiş şaşırmış. Sonradan işaretle yaptıkları konuşmadan anlamış ki Nepalli kadın, Amerikalı arkadaşıyla bir süre Türkiye’de kalmış.
Türkiye’den aklında kalan tek isim ise Süleyman Demirel’miş. İşe bak.
Müthiş plan
Efendim, son zamanlarda bazı anketler yayınlanıyor ve AKP’nin oyu yüzde 45’lere kadar çıkarılıyor ya, bu aslında müthiş bir planın parçasıymış.
Plana göre AKP 22 Temmuz seçimlerinden tek başına iktidar olarak çıkmak istemiyormuş. Çünkü tek başına çıkarsa başına bir şey geleceğinden endişe ediyormuş (Bunu yayıyorlar zaten).
AKP tek başına iktidar olamayınca diğer partiler koalisyon kuracaklar tabii. Meclis’in ilk görevi Cumhurbaşkanı’nı seçmek. AKP buna 367 şartını öne sürerek engel olacakmış. Yani yeniden seçime gitme mecburiyeti doğacak.
Eş zamanlı olarak PKK eylemlerini artıracak ve Silahlı Kuvvetler Irak’a girecek. Bu kaos ortamında ekonomi çökecek, dolar 3 lira olacak, birçok fabrika kapanacak.
İşte bu ortamda gidilecek seçimlerde AKP “İşte gördünüz, istikrar bozuldu, Türkiye batıyor” diyerek propaganda yapacakmış.
Düşündükleri yüzde 45 ve üstü oy oranını da böyle yakalayacaklarmış.

