Başbakan Erdoğan’ın oğlunun askerliğine engel olacak bir hastalığı olduğu bilinmiyor muydu?
Biliniyordu. Ama medyanın da yazılı olmayan bazı kuralları vardır. Önemli görevlerde bulunan bazı kişilerin, tamamen özellerine giren konular sıkça dile getirilmez, hatta bazılarına hiç dokunulmaz bile.
Aileden birinin hastalığı bunun örneklerinden biridir.
Ayrıntılar bilinmemekle birlikte Tayyip Bey’in oğlu Burak’ın askerliğini yapmasına olanak vermeyecek bir hastalığı olduğu biliniyordu. Zaten askeri hastane de hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde gerekli raporları bundan 7 yıl önce düzenlemiş.
Peki bu konu niye ortaya çıktı, medyanın bir kuralı mı bozuldu?
Hayır. Son zamanlarda terör yine can almaya başladı. Hükümet ise terördeki bu tırmanmayı ciddiye almadığı gibi, bunu “bizi devirmek için tezgahlıyorlar” paranoyasına saplandığı için görmezden bile gelmeye çalıştı.
Üstelik iktidar şehit olan her yiğidin askerin elini kuvvetlendirdiği zannına kapılarak, silahlı kuvvetleri rencide edecek bir hakaret ve iftira kampanyası bile başlattı.
AKP’li yazarlar “Neden sadece fakir ailelerin asker çocukları ölüyor, neden hiç subaylar ölmüyor?” diye soracak kadar kendilerinden geçtiler. Hemen ardından subaylar da şehit olmaya başladığında bu kez “Her şey planlı, terörü PKK’nın yaptığı ne malum” sorularına yöneldiler.
Böyle bir ortamda bir yazar “Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bu kadar hakaret yeter. Sen önce kendi oğlunun neden çürük raporu aldığını açıkla” diye soruverdi.
Kural bozulmamıştı ama hani halk deyimiyle şehitlerin acısının böylesine sömürülmesi “buraya kadar” getirmişti.
Konu budur.
Peki Tayyip Bey ne yaptı? Müthiş hiddete kapıldı. Bunu belden aşağı vurmakla aynı şey olduğunu söyledi.
Oysa hastalık insanın kendi elinde olan bir şey değil. Hepimizin ailesinde hastalananlar olabilir. Madem oğlunun askerlik yapamayacağı kamuoyu tarafından da öğrenildi, bu durumda Tayyip Bey’in yapması gereken hiç utanca kapılmadan ortaya çıkıp “Evet, maalesef benim oğlumun şöyle bir hastalığı var. Bu bizi de kendisini de çok üzüyor, ama Allah’ın takdiri, yapacak bir şey yok. Bu nedenle oğlum askere bile gidemiyor. Bu da onu kahrediyor” derdi.
Kimsenin böyle bir açıklamaya itiraz edecek hali yok ki.
Ama iktidar hırsı ve üst üste gelen başarısızlıkların şoku Tayyip Bey’in ruhunu öylesine tahrip etmiş ki, oğlunun hastalığından bile utanır hale gelmiş. Ne hazin...
Genç Parti çok memnun
Genç Parti seçimlere en önce hazırlanmaya başlayan parti. Daha aralık ayında televizyon reklamları vermeye başladı. Genç Parti diğer partilerin aksine soyut kavramlar yerine halkın bizzat ilgisini çekecek ve genellikle cebini ilgilendiren projeleri hayli taraftar topladı.
Anketleri bilmem, ancak sokağa çıktığımda pek çok kişiden oyunu Genç Parti’ye vereceğini söylediğini duyuyorum. Bu önemlidir.
Genç Parti’nin seçim vaatleri özellikle medya tarafından çok alaya da alındı. Mazotun kaç lira olduğunu bile bilmeyenler, “Mazot bir liraya iner mi, böyle de atmak olur mu?” diye eleştirdiler.
Ancak şu anda hem CHP hem de MHP Genç Parti’nin seçim vaatlerine benzer sloganlarla ortaya çıktılar. KDV’yi indirerek, ÖTV’yi kaldırarak mazot fiyatını ucuzlatacaklarını, fındığa zam yapacaklarını, asgari ücreti artıracaklarını, emeklilere yeni düzenleme getireceklerini söylüyorlar.
Dün sabah Genç Parti Genel Başkan Yardımcısı Emin Şirin’le konuştum. Şirin diğer partilerin de kendi seçim vaatlerini söylemeye başlamasını keyifle karşıladıklarını söyledi.
Şirin “Vaatlerimizi sahiplenmeleri bize iki avantaj sağlıyor. Birincisi şu anda herkes bizim tanıtımımızı da yapıyor. Ama daha önemlisi, koalisyon protokolünü hazırlamak çok kolay olacak. Çünkü herkes bizim programımızı kabullendiği için koalisyon kurulurken hiçbir zorlukla karşılaşmayacağız. Bu nedenle diğer partilere bizim vaatlerimizi helal ediyoruz. Helal olsun, diledikleri gibi kullansınlar” dedi.Genç Parti ciddi bir sürpriz yapabilir, kimse için şaşırtıcı olmasın.
Katil devlet Katil iktidar
Tayyip Bey şehit cenazelerinde hükümetin protesto edilmesinden çok rahatsız. Bu nedenle Emniyet Genel Müdürlüğü’ne talimat veriyor, cenazelerde öfkeli tepki gösterenlerin filme çekilmesini istiyor, ki bunlardan daha sonra hesap soracak.
Hiçbir başbakan bu duruma düşmemişti.
Hiçbir başbakan sırf protesto edilmemek için cami cemaatini bile camiden attırmamıştı.
Tayyip Bey’i en çok rahatsız eden, öfkeli kalabalıkların “katil iktidar” diye bağırmaları.
“Katil iktidar” sloganının rahatsız edici olduğunu burada teslim etmek isterim. Ancak hafızalarımızdan silinmeyen bir başka olayı da söylemeden edemeyeceğim.
Şemdinli’de bir bomba patlamıştı hatırlarsınız. PKK itirafçısı bir kitap evi sahibinin dükkanına konan bomba bir kişinin ölümüne 10 kişinin de yaralanmasına neden olmuştu.
PKK bu olayı silahlı kuvvetlerin yaptığı propagandasına sarılmış ve Türkiye’deki kimi güya demokratlar da “Şemdinli’deki Susurluk” söylemiyle PKK’nın yanında yer almıştı.
Hatta olay daha da ileri götürülmüş ve Orgeneral Büyükanıt’ın bu operasyonu düzenlediği ileri sürülerek hakkında “çetecilikten” dava açılmaya bile kalkışılmıştı.
İşte bu olay üzerine Başbakan Erdoğan soluğu Şemdinli’de almış ve “Ucu kime kadar giderse gitsin, bunun peşini bırakmayacağız” demişti. Herhalde işin içinde Büyükanıt’ın da olduğuna çok inanmıştı.
Erdoğan Şemdinli’de gezerken etrafta toplanan PKK yanlıları “Katil devlet” diye bağırmışlardı. Ne ilginçtir ki Tayyip Bey “Katil devlet” sloganlarına karşı hiçbir tepki vermemişti.
Oysa şimdi “katil iktidar” sloganına çok kızıyor.
Bu nasıl bir çelişkidir, anlamak mümkün mü?
Babalar günü
Yılın bir günü mü sevgili babalarımızı hatırlayıp gönüllerini alacağız? Elbette hayır, ama işte bugün biraz daha farklı oluyor, her günden biraz daha özenli davranıyor ve babalarımızın gönlünü bir parça daha fazla almaya çalışıyoruz.
Kendimi çok mutlu ve şanslı sayıyorum, çünkü annem de babam da sağ ve sağlıklı olarak hemen yanı başımızdalar.
Ne yazık ki her gün görüp, güler yüzlerinin enerjisini alamıyor, nasihatlarını dinleyemiyor, gözlerindeki ışığı sindiremiyorum. Ama biliyorum ki babam bana bugüne kadar öğrettikleriyle benliğimi sarmış durumda. O’nun daha ilkokula bile gitmeden bana öğrettiği ilkeler ve hasletleriyle bugünlere gelmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Babamın ve tüm babaların Babalar Günü’nü kutluyorum.
Babamın son uyarısı: “Şu AKP yanlısı deyimini kullanma, yakışmıyor.”

