Kuzey Irak konusu artık sadece bizim değil neredeyse tüm dünyanın konusu oldu. Açın gazeteleri veya televizyon haberlerini, dünyanın çeşitli ülkelerinden yetkili isimlerin Kuzey Irak konusundaki açıklamalarını göreceksiniz.
Amerikası Avrupası Kuzey Irak konuşuyor. Peki bütün bunlara rağmen sesi hiç çıkmayan kim?
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti.
Tayyip Bey’in çok sevdiği deyimle Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin ağzını bıçak açmazken bu kanattan kim konuşuyor?
Tayyip Bey’in özel danışmanı, her taşın altından çıkan Egemen Bağış.
O ne söylüyor: “Gereken tedbirler alınmıştır”.
Allahaşkına, elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin, Türkiye bu kadar mı çaresiz, bu kadar mı aciz ki, hükümet ne yapacağını bilemez halde dururken konuşma görevi bir danışmana veriliyor.
Geçen hafta bir yazıda “Amerika’ya verilen ama Türk halkından saklanan sözler mi var?” diye sormuştum. O yazıyı masum bir kuşku içinde yazmıştım.
Ancak şu anda kuşkularım çok güçlendi. Gerçekten verilmiş bir söz mü var?
Her şeye esip gürleyen Başbakan PKK’ya neden iki çift laf atmıyor? Tüm dünya Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sabrının taştığını belirtirken neden Başbakan olağanüstü bir MGK toplantısı isteyip sorunu birinci ağızlardan dinleme yoluna gitmiyor?
Bunların hiçbiri yapılmayınca insandaki kuşku giderek kökleşiyor ve ciddi hale geliyor. Sahi gerçekten Amerika’ya, PKK’ya, Barzani’ye verilmiş ama bizlerden saklanan bazı sözler mi var?
PKK artık karakol basıp askerlerimizi şehit edecek kadar fütursuzca davranırken bu sessizliği anlamam mümkün değil.
Şener üzerine koparılan fırtına
Abdüllatif Şener’in AKP’den aday olmayacağını açıklaması önemli midir? Elbette. Ancak görüyoruz ki Şener’in aday olmayacağını açıklaması medyada büyük fırtınalara neden oldu. Neredeyse tüm gazeteler, televizyonlar ve köşe yazarları Abdüllatif Şener övgüleri düzüyorlar şimdi.
Bunun nedeni olarak şunu düşünüyorum: Medya son birkaç yıldır hükümetin baskısı nedeniyle iktidarla ilgili gerçekleri yazmaktan çekiniyor, bu artık biliniyor.
Şener böyle bir ortamda kurtarıcı simit gibiydi. Çünkü olmadık zamanlarda öyle açıklamalar yaptı, öyle tavırlar sergiledi ki, medya muhalefeti dolaylı yoldan yapma fırsatı buldu.
Şener’in sözleri ve tavrı övülürken aslında AKP’ye de eleştiri getiriliyordu. Medya içinde bulunduğu sıkıntıdan psikolojik olarak böyle kurtuluyordu. Şu anda Şener övülüyorsa, biraz da bu günlerin hatırınadır.
Gelelim Şener’in tavrının gerçek nedenine.
Bana öyle geliyor ki Şener gidişatı ve kaçınılmaz sonu görüyor. Kabinedeki diğer bakanlar gibi bir tarikat bağı olmayan Şener bir an önce halkadan çıkıp kenara çekilerek kendini sağlama alıyor.
Ayrıca daha önce söz ve tavırları nedeniyle Şener’in Erdoğan tarafından beklediği yerde aday yapılmayacağı söyleniyordu. Şener elbette yine seçileceği bir yere konacaktı ama, bir sıra alta düşmesi bile onursal açıdan Şener’i yaralayacaktı. Sanıyorum Şener bir de bunu hesap ederek “yiğitlik bende kalsın” dedi.
Mutafyan Bey
Ermeni topmununun lideri Mutafyan Alman Der Spiegel dergisine bir röportaj vermiş. Mutafyan Bey, seçimlerde AKP’yi destekleyeceklerini söylemiş. Buna gerekçe olarak da AKP’nin milliyetçi olmamasını göstermiş.
Kendi özgür iradeleridir, oylarını kime isterlerse verirler, sonuçta Türk vatandaşı değiller mi?
Ancak Mutafyan Bey’in şaşırtıcı bir beyanı daha var. Diyor ki “Tehditler çok arttı. Yakında Ankara’ya gideceğim. Bu durumu Genelkurmay Başkanı’na çıkıp anlatacağım.”
İyi de Mutafyan Bey yanlış adrese gidiyor. Güvenliği ile ilgili bir durum neden Genelkurmay’ı ilgelendirsin. Onun yeri oy verecekleri iktidar partisinin İçişleri Bakanlığı’dır. Ayrıca Ermeni toplumu AKP’ye oy vereceğine göre askere gitmesi de yanlış anlaşılmaz mı?

