Erdoğan’ın endişesi sıkıyönetim ilanı

Haberin Devamı

Devletin zirvesindeki gerginlik ve soğukluk artık kimsenin gözünden kaçmıyor.

Askeri tatbikat nedeniyle iki gün boyunca yan yana olan Başbakan ve Cumhurbaşkanı arasında neredeyse hiçbir diyalog yaşanmadı. Aynı şekilde Başbakan’ın komutanlarla da arasının pek hoş olmadığı açıkça görülüyor.

Devletin tepesindeki “rejim kaynaklı” gerginliğin dışında bir de Irak konusundaki sıkıntı var.

Genelkurmay Başkanı 12 Nisan’da PKK terörüne karşı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’ta bir sınır ötesi operasyon yapması gerektiğini söylemişti.

Başbakan ise önce buna sessiz kalmış sonra da karşı çıkmıştı. Hele Amerika’nın da “sakın girmeyin, kötü olur” yollu uyarısı da işin tuzu biberi olmuştu.

Ancak terörün başkentin göbeğine kadar sokulması üzerine Irak operasyonu tekrar gündeme geldi.

Erdoğan bu işe ne kadar gönülsüz olduğunu “Bir talep gelirse gereğini yaparız” söylemiyle dile getirdi aslında. Ancak bu da çok absürd bir tepki. Çünkü hiçbir demokratik ülkede asker böyle bir taleple hükümetin önüne çıkmaz. Zaten her şeyi siyasi olarak kontrol eden hükümetin bu durumu bilmesi ve gereken önlemi almak için harekete geçmesi gerekir.

Oysa bundan hükümetin çeşitli nedenlerle böyle bir operasyonun yapılmasına karşı çıktığı ama bunu askerin üzerine yıkmaya ve işin içinden sıyrılmaya çalıştığı anlamı çıkıyor bir yerde. Açıkçası böyle bir gerginlik çok sürmez, bir yerde kopar.

Ankara kulislerinde konuşulanlara göre, Tayyip Bey’in Kuzey Irak’taki bir operasyona gönülsüz olmasının altında Anayasa’nın 120- 121 ve 122. maddelerinde belirtilen uygulamalar yatıyor.

Çünkü bu maddelere göre savaş ortamı doğması halinde kontrol bir anda hükümetin elinden çıkıp Cumhurbaşkanı’na geçebilir. Cumhurbaşkanı Bakanlar Kurulu’na başkanlık edip olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilan edilmesini isteyebilir.

Ordunun harekete geçmesi karşısında hükümetin bu taleplere karşı çıkması zor görünüyor. Hiç beklenmedik bir anda olağanüstü hal ya da sıkıyönetim ilan edilmesi hükümetin bir anlamda sonu olarak da algılanabilir.

Erdoğan seçime giderken hiçbir riskle karşılaşmak istemiyor.

*****

İki günlük Antalya kaçamağının notları

Bu oteli 2.5 ayda nasıl bitirdiniz?

Hatırlayan olacaktır, yaklaşık iki buçuk ay önce bir günlüğüne Antalya’ya gitmiştim. Taa İstanbul Erkek Lisesi’nden sınıf ve yatakhane arkadaşım İsmail Yuvacan’ın da yönetiminde olduğu Ela Quality Oteli’nin personel eğitimini yerinde izlemiştim.

Türkiye’de ilk kez bir otel, personelini eğitmek için 350 bin Euro harcamıştı. Otelde çalışacak tüm personel tıpkı bir yatılı okuldaymış gibi kiralanan bir otelde konaklamış ve tam gün ders almıştı.

2.5 ay önce gittiğimde otelin sadece beton bölümü bitmiş, diğer ince işlerine ise yeni geçilmişti. İsmail Yuvacan “mayıs sonunda açılış yapacağız” dediğinde “atma, din kardeşiyiz, burası nasıl yetişir?” diye sormuştum.

Geçen hafta İsmail aradı, açılışa davet etti. Açılışlara katılmayı pek arzulamam, ama sırf “gerçekten bitirdiler mi?” merakı ile kalkıp geldim. İnanamadım. İki buçuk ay önce paçalarımı sıvayarak gezdiğim yer Türkiye’nin en güzel otellerinden biri olmuş.

Açılışlar sıkıntılıdır, her şey aksar. Kendi kendime “Binayı bitirmişler de, bakalım bu iki gün ne gibi aksiliklerle geçecek?” diye düşündüm.

Orada da yanıldım. Çünkü akıl almaz biçimde sanki 10 yıldır hizmet veriliyormuş gibi her şey kusursuz geçti. Açılış için düzenlenen yemekte Candan Erçetin’in enfes konserini izledik. “Kum adam” denilen inanılmaz bir Rus sanatçının kumlarla adeta dans ederek çizdiği resimleri heyecanla alkışladık. Hele Kum Adam bir Türk Bayrağı ve Atatürk portresi çizdiğinde kalbimiz duracak gibi oldu. Gece yarısından sonra denizin ortasından olağanüstü parmaklarıyla herkesi coşturan Burhan Öcal nefes kesti. Ela Quality Belek’te. Bölgedeki konseptin biraz dışına çıkmaya çalışıyor. Fiyatları diğerlerine göre biraz daha yüksek olacakmış ama aileye ve gerçekten dinlenmek isteyenlere yönelik. Otelde adeta yok yok. Ama hiçbiri derme çatma ve eğreti değil. Gerçekten tatil yapılacak ve dinlenilecek bir yer.

*****

Mehmet Günyeli’nin olağan dışı fotoğrafları

Antalya’ya geldik ya, şansa bakın ki Mehmet Günyeli’nin de fotoğraf sergisinin açılışı da var. İki ayağımız bir pabuca girse de, Belek’in tam aksi istikametteki serginin açılışına yetiştik.

Mehmet Günyeli uzun yıllardır dünyanın birçok ülkesine giderek çok farklı bir bakış açısıyla fotoğraflar çekiyor. Günyeli’nin Mısır’da çektiği olağanüstü bir fotoğraf evimin en güzel köşelerinden birinden her gün bana bakıyor.

Günyeli bu sergisinde Hindistan gezisinde çektiği fotoğrafları sergiliyor. Hindistan’da “mahzun ve meraklı” insanların portrelerini çeken Günyeli, özel bir stüdyoda bunları 2x1 m boyutunda büyütmüş. Fotoğraf böyle olunca verdiği keyif de bir başka türlü oluyor. Günyeli bu sergisini muhtemelen yaz ortasında Çeşme Alaçatı’da tekrarlamak istediğini belirtti.

Sergi için Günyeli’nin bazı dostları da Antalya’ya gelmişti. Tilda-Erol Tezman, Cemal Özgörkey, Nida-Selçuk Kolay hemen gördüğüm isimlerdendi. Günyeli’nin eşi Leyla Alaton Günyeli de konuklarını ağırlamak için elinden geleni yapıyordu.

Sergi sayesinde uzun süredir görmediğim İshak Alaton’u da görme fırsatı yakaladım. Çoktandır televizyonlara da çıkmayan değerli İshak Bey, Türkiye ile ilgili pozitif fikirlerinden hiçbir şey yitirmemiş. Kısa ama çok yararlı sohbetimizin tadı damağımda kaldı desem yalan olmaz.

*****

Nerede kaldı demokrasi?

Ankara’nın göbeğinde bomba patlayınca AKP hükümetinin aklına polislerin görev ve sorumlulukları geldi.

Üç yıl boyunca Avrupa Birliği’ne uyum sağlamak için sanki fedakârca çalışıyormuş gibi görünen iktidar bir anda durumu eskisinden de kötü hale getirmek için kolları sıvadı.

Bir bomba ile demokrasi, insan hakları, hukuk bir kenara itiliverdi.

Elbette dünyanın tüm ülkeleri teröre karşı çok etkili önlemler almak adına bazı haklarda kısıtlamalara gidiyorlar. Ama Türkiye zaten terörle iç içe bir ülkeydi. İktidar bana göre sırf göz boyama amacıyla sözde Avrupa Birliği’ne uyum adına uygulamada pek çok sıkıntıyı yanında taşıyan yasaları hızla geçirdi. Açıkçası buna hiç karşı çıkmadım, ama bir bomba patlaması ile tüm bunlardan vazgeçilmesini de içime sindiremiyorum.

Bugün seçim uğruna ve iktidar korkusuyla bu haklardan taviz verenler yarın herşeyi yapabilir.

DİĞER YENİ YAZILAR