Başlığa bakınca herhalde merak etmişsinizdir. Kimleri mi kastediyorum? AKP’nin vitrinini oluşturmak için koşa koşa aday olmaya giden, özünde AKP’li olmayan ünlü isimleri kastediyorum.
Evet, bugün güya demokrasi adına, güya merkezde bir birlik oluşturmak adına ve belki de bilmiyorum bazı çıkarlar adına AKP’ye gidenler, yarın yaşayacakları olaylar sonunda sokağa çıkmaya bile utanabilirler.
Kimse bunları yazdığım için kızmasın. Kimse “bu nasıl demokratlık” gibi saçma sapan klişe sözlerle eleştirmeye kalkmasın. Çünkü aslında AKP’li olmayan bu ünlü isimler, elbette AKP’ye puan kazandıracaktır ama ülkeye hiçbir yararları olmayacağı gibi, kendilerini de batağa sokacaklardır.
Nedeni çok basit. Çünkü AKP bu isimleri sadece vitrinde kullanacak ama sıra iş yapmaya gelince bu isimlerin hiçbiri aktif yerlerde olmayacaktır. Bunu çok rahatlıkla yazıyorum, AKP bugüne kadar hep bunu yaptı bundan sonra da değişmeyecektir.
Alın 4.5 yılın icraatlarını inceleyin. AKP’nin tepeden tırnağa yaptığı atamalarda, önemli noktalara getirdiği isimlere bir bakın. İçlerinde “kendilerinden olmayan” veya “kendilerine sadakat yemini etmemiş olan” bir tek Allah’ın kulu var mı? Yok.
AKP Türkiye’yi gerginliklerle, düşmanlıklarla, intikam duygularıyla ve bazı çevreleri paraya boğarak yönetmeye çalıştığı gerçeğini artık halkın büyük bölümü anladı. Bu nedenle sanıyorum AKP’nin bir daha tek başına iktidar olması mümkün değil.
Başta Erdoğan olmak üzere AKP kurmayları da bunu çok iyi biliyor. “Oyumuz yüzde 40’larda” diye yüksek perdeden konuşurken “vitrin ihtiyacı” duyuyor ve alanlarında isim yapmış kişilere yöneliyorlar.
Diyelim ki benim görüşüm yanlış çıktı ve AKP tek başına iktidar oldu. Bugün büyük gürültülerle kamuoyuna tanıtılan isimlerin hiçbiri etkili noktalarda görev almayacaklardır. Tam tersine AKP’nin temellerini son 4.5 yılda attığı kendilerine göre “Yeni Türkiye’yi oluşturma eyleminde” parmak kaldıran kişiler olacaklardır.
Yok, AKP iktidar olmazsa bu isimlerin zaten orada barınması mümkün olmayacaktır. Çünkü AKP’nin çekirdek tabanı yenilgiden bu kişileri sorumlu tutacaklar ve onları içlerinden atacaklardır.
Yani her iki durumda da bu ünlü isimler insan içine çıkamaz hale geleceklerdir.
Sağda birleşmenin intiharı
Aslına bakarsanız ilk günden beri “sağda birlik” sözlerinin pek anlamı olmadığını düşünüyordum. Ancak ortak bir heyecan yaratılabileceği düşüncesiyle ne solda ne sağda birlik konusuna olumsuz bakmamayı tercih ettim.
Ancak görünen köy de kılavuz istemiyordu. En tepede belki sıcak rüzgarlar esiyordu, buna karşın neredeyse 25 yıldır birbirine rakip olmuş partililerin bir anda “kardeşçe” birbirine sarılmaları da bana çok olası gelmiyordu.
Sorunun listeler yazılırken çıkacağını tahmin ediyordum. Nitekim öyle oldu. Siz bakmayın “parti feshedilip bize katılsın, mal varlığını şöyle halledelim” türünden güya sorun çıkardığı söylenen şeylere.
Çok belli ki adayların belirlenmesinde ortaya çıktı sorun. Oysa iki lider oluşan olumlu havanın etkisiyle bunu aşabilirdi. Ancak daha önceki yazılarımda değindiğim “partilerin dışında bir de particilik vardır, liderler onu kolay aşamaz” sözlerini hatırlayanınız olacaktır.
Sağda birlik konusunda particilik daha ağır bastı. Partililerin hırsları liderleri de etkiledi. Bu nedenle “sağda birlik intihar etti” demek yanlış olmaz.
Burada herkes kaybetti. Erkan Mumcu ve ANAP’ın tek başına barajı aşması mümkün değil. Geçmiş olsun.
Ağar ise Mumcu ile girdiği kısa süreli birlikte “lider olma vasfını” fazla taşımadığını ortaya koydu. Şimdi başında bir de baraj korkusu var. Ona da geçmiş olsun.
“Bir tek onlarda para var”
Bir okurum var adı bende saklı. 60 yaşlarında çok cevval bir hanımefendi. Bir şeye kafası bozulmaya görsün, sonuna kadar takip eder, hesap sorar, sonuç alır.
Bugüne kadar arayıp da ulaşamadığı hiç kimse yok.
Önceki gün beni aradı yine. AKP’li olmadıkları halde AKP’nin vitrininde gülümseyen yüzlerden “çok beğendiğini” söylediği birinin her nasılsa ev telefonunu bulup çevirmiş.
Aradığı ünlü evde değilmiş ama eşi açmış telefonu. Bu kadın okurum “Eşinizi TV ekranlarındaki konuşmalarından çok beğenirdim. Nasıl oldu da bugüne kadar söylediklerine çok ters zihniyette olan bir partiye girdi?” diye sormuş.
Ünlü ismin eşi belki de beklemediği bu soru karşısında şaşırarak “Diğer partilerin hiçbiri arayıp sormadı, bir tek AKP sahip çıktı” demiş.
Kadın okurum üstelemiş “Ama hiç yakışıyor mu, şimdi AKP sıralarında nasıl oturacak?” demiş. Ünlü ismin eşi bu kez boş bulunarak herhalde “Maddi olarak da çok iyi, elimiz rahatladı” deyivermiş.
Ne ayıp şey
AKP’lilerin sıkıştıkları anda en çok başvurdukları yöntem karşı çıktıkları değerleri kimsenin yapamayacağı biçimde övmeleri. Böyle durumlarda örneğin “demokrasi”yi göklere çıkarırlar, “laiklik” onlar için vazgeçilmezdir. Bir de sık sık başvurdukları bir yöntem de hemen Atatürk’ü örnek göstermek.
Çankaya’yı son anda elinden kaçıran Abdullah Gül de The Times gazetesine verdiği demeçte “Atatürk’ün eşi de örtülüydü” demiş. Yani halk ağzıyla “cinlik” yaparak Batılıları da kandırmak istiyor. Atatürk’ün Latife Hanım’la evli kaldığı süre içinde henüz devrimler gerçekleştirilmemişti. Bu nedenle her kadın gibi Latife Hanım da sokağa çıktığında “zorunlu” olarak örtünüyordu.
Oysa Latife Hanım normal hayatında, o günün koşullarına göre “kaç-göç” içinde bile değildi ve başı hep açıktı.
Yalan üzerine siyaset yapanların Çankaya’yı ele geçirmeleri halinde olacakları bu tür oyunlarla daha net görmüyor muyuz?
Yarın sokağa çıkmaya utanabilirler
Haberin Devamı

