Artık çok belli ki, bu iktidar Meclis’teki 354 milletvekiline rağmen krizleri yönetmek ve doğal olarak ülkeyi yönetmek konusunda son derece beceriksiz ve aciz.
Eğer geçtiğimiz 4.5 yılda ülke ayakta kaldıysa, bunu dış dünyanın da büyük fırtınaların kopmadığı sakinliğine borçludur.
İktidarın bu 4.5 yıl içindeki ilk ciddi sınavı Irak krizinde yaşandı. Amerika Irak’a müdahale edeceği sırada Türkiye’den de yardım istedi. Hükümetin başı ve partinin başı bu konuda destek sözleri verdi. Ancak yönetimde beceriksizlik ve acizilik gösterince verdikleri sözleri tutamadılar.
Ondan sonra 4 yılı aşkın süre geçti. Bu süre içinde Türkiye’yi de dünyayı da zora sokacak çok ciddi gelişmeler yaşanmadı.
Bunu farkında olmadan iyi değerlendiren iktidar, Türkiye’nin önüne koyduğu Avrupa Birliği havucu ile 3 yılı kurtardı.
Ancak ciddi sorunlar ortaya çıkmaya başlayınca, bu iktidarın beceriksizliği ve acemiliği de su yüzüne çıkıverdi.
Meclis’te 354 milletvekiline sahip olan AKP, Cumhurbaşkanı’nı seçtiremedi. “Muhalefet engelledi, Anayasa Mahkemesi kurşun sıktı, Silahlı Kuvvetler muhtıra verdi” türünden bahanelerin hiçbirinin geçerliliği olamaz.
Siyasette herkes sonuca bakar. Sonuç; seçim sürecine büyük havalarla giren iktidar, Cumhurbaşkanı’nı seçemediği gibi belki bir daha da bu fırsatı yakalayamayacak hale geldi.
Şimdi Türkiye son 4.5 yılın en büyük krizi ile karşı karşıya. Güneydoğumuz’da yaşanan kanlı terör eylemlerine karşı önlem almak isteyen silahlı kuvvetlerin karşısına bir anda Amerika çıktı.
Amerika “Sakın bir sınır ötesi harekâta kalkışmayın, iyi olmaz” diyor, iktidar çaresiz.
Amerika “PKK kampları beni denetimimde, siz karışmayın” diyor, iktidar çaresiz.
Amerika uçaklarını Türkiye’ye sokup çıkarıyor, iktidar çaresiz.
Başbakan ağzını açıp tek kelime söylemiyor. Tayyip Bey dün grup toplantısında konuştu. Bu konuya tek kelime ile bile girmedi. Dışişleri Bakanı gelişmeleri büyütmemekten yana.
Oysa son günlerde yaşadığımız olaylar “çuval geçirme” olayından bile daha vahim değil mi?
Bu ülkenin insanının canına kasteden bir avuç teröristi yakalama, hesap sorma hakkımız bile yok.
Amerika lütfedip “sınırlı bir operasyon yapılabilir” mesajını gönderiyor. “Ama” diyor “bunu da bana bildireceksin, öyle istediğin gibi hareket edemezsin.”
Bir ülke için bundan daha ağır, daha aşağılayıcı bir durum olabilir mi? Bizim iktidarımız ise ne yapacağını şaşırmış halde zaman kazanmaya çalışıyor. Eğer ardında bilmediğimiz başka şeyler yoksa, bu iktidarın aczinin, beceriksizliğinin, krizi yönetememesinin kanıtıdır. Türkiye hiç bu duruma düşmemişti.
Aykırı yerlerden aday olan iki siyasiyle ilgili görüşlerim
Kesici’yi umutlu gördüm
Önceki gün Bebek’te bir randevum vardı. Arkadaşımı beklerken bir baktım az ileride İlhan Kesici oturuyor. Tam kalkacaktı galiba, beni görünce biraz daha oturdu, bu fırsattan yararlanıp biraz sohbet ettik. Kesici, beklenmedik biçimde CHP adayı olmasına çok olumlu tepkiler geldiğini anlatarak “Ancak bunu senin de yazmanda fayda var, Türkiye’de önemli bir siyasi devrim yaşadığımızı belirtmen gerek” dedi. Büyük bir siyasi riski omuzlarına yüklediğini söyleyen Kesici “bu kolay bir karar değil. Ama artık Türkiye’de ayrıştırıcı değil, birleştirici, kavgacı değil, uzlaşıcı, yıkıcı değil yapıcı siyaset yapılması gerekiyor. Sağ sol ayırımları ile kargaşa içinde yaşamaktansa bu yeni kültürü yerine oturtmamız gerektiğini bilmeliyiz” dedi.
Kesici’yi çok umutlu ve moralli gördüm. “Çünkü” dedi bana sürdürdü “Bak gördüğün gibi sokakta halkın içinde geziyorum, herkesten de güler yüz ve sevgi görüyorum. kimbilir belki oyunu bana vermeyecek olanlar da var aralarında, ama onlar da bu yeni kültürün değerini anlıyor ve destekliyor.”
İlhan Kesici uzun yıllar devlet deneyiminden geçtikten sonra siyasete girdi. ANAP saflarından milletvekili seçildi. Liberal yapısını ulusalcı duruşu ile bağdaştırmayı başardı.
Kamuoyunda “sağ kesimde” olduğu inancına rağmen seçimlere CHP saflarından katılması bana hiç yadırgatıcı ve yanlış gelmiyor.
Ertuğrul Günay olmadı
Yıllardır CHP içinde hakkı en çok yenen, değeri bilinmeyen, yararlanılmayan isim kimdir, diye sorsalar ilk isim olarak Ertuğrul Günay’ı sayarım.
Demokratik duruşu, siyasi ahlakı, fikir ve görüşlerini anlatmadaki ustalığı çok uzun yıllar önce ilgimi çekmişti. Nitekim daha önce yazdığım gazetelerde bu konuyu defalarca dile getirdiğimi ve Günay’ın hak ettiği davranışı görmesi gerektiğini yazdığımı hatırlıyorum. Dün AKP Grubu’nun kürsüsünde Günay’ı gördüğümde gerçekten içim cız etti. Siyasetteki böyle değerli bir ismin, demokrasi ile ilgisi sadece kendi hedefine varmak olan AKP içinde görmek gerçekten üzüntü verici.
Belli ki Ertuğrul Günay yıllardır kendisine reva görülen mua- melenin psikolojik etkisi altında siyasette kendine yeni bir ufuk bulduğunu düşünüyor.
Canımı sıkan şu: Ertuğrul Günay, benim saymaya çalıştığım, pek çok kişinin de bildiği değerlerini bu partide de hizmete sunamayacak. Çünkü AKP şu anda içinde bulunduğu sıkışık durumdan kurtulmak için vitrin oluşturmaya çabalıyor. Ama herkes biliyor ki, yeniden bir iktidar şansı yakalarsa bu vitrinden asla yararlanmayacak. Yine kendi görüş ve doğrultularındaki isimlerle iktidar olmaya çalışacaklar. Günay’ın eskisinden de mutsuz duruma düşeceğini söylemek bana göre yanlış olmayacakır.
Rekor tamam da
Hafta başında Müjgan Suver aradı. Marmara Grubu Vakfı yönetim kurulu üyesi olan Suver CHP’den adaylık başvurusu yapmış. Ancak Suver’in tüm kadınlar adına bir endişesi var.
Diyor ki “Bu seçimlerde kadın aday başvurusu rekor seviyede. Ama parti liderleri bu büyük atağı bakalım nasıl değerlendirecek?”
Şimdi tüm partileri çok ciddi bir sınav bekliyor. Hemen hepsi son birkaç yıldır kadınlara çok önem verdiklerini, Meclis’te çok sayıda kadın milletvekili olmasının ülke için çok yararlı olacağını söylüyorlar.
İşte fırsat kapıya geldi. Her parti sözünün arkasında durmak zorunda.
Şu anda tüm partilerde 3 bin 500’ün üzerinde kadın aday adayı var. Bu aday adaylarının tamamı listelere konabilir, ama bir bakmışsınız biri bile seçilememiş.
İşte kadınların endişesi bu noktada. Listelerde çok kadın olabilir, önemli olan seçilecek yerlerde olabilmeleri.

