Amerika’ya verilmiş ama Türkiye halkından saklanmış sözler mi var?

Haberin Devamı

Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkiler en kötü dönemini mi yaşıyor? Buna net bir yanıt vermek zor. İlişkilerde bir sıkıntı olduğu kesin ama her şeyden önce ne olup bittiğini tam anlayamıyoruz.

Irak’tan kalkan Amerikan F-16’larının Türk sınırını aşmaları akıl alacak gibi değil. Bunun arkasında bir gözdağı olup olmadığına kesin karar vermek de gerçekten çok güç.

Şurası bir gerçek ki Türkiye, halk olarak kesif bir Amerikan aleyhtarlığı duygusuna kapılabilir. Buna karşın devlet olarak Amerika da Türkiye de aynı kesiflikteki bir düşmanlığı asla göze alamaz.

Çünkü akıl ve mantık kurallarının hiçbiri bunu kabul etmez.

Peki ne oluyor da akıl almaz olaylar gelişiyor?

Gözlemlediğim kadarıyla, bu iklimin doğmasına iktidarın teslimiyetçi politikaları neden oluyor.

Amerika doğal olarak bölgede rahat hareket edebilmek ve amacına ulaşabilmek için Türkiye’yi de yanında görmek isteyecektir. Bunun için de iktidarla bir dizi taviz pazarlığı yapmıştır.

Burada görünen şudur: İktidar, şu anda bilmiyoruz ama, belki de Amerika’ya, henüz Türk kamuoyuna açıklamadığı bazı sözler vermiş olabilir. Amerika da bunu ciddi bir devlet sözü olarak değerlendirerek kendi yolunda yürümektedir.

Ancak iktidarın verdiği sözler herkes tarafından bilinmeyince, yaşanan bazı olayların tepkileri de farklı olmaktadır.

Basit bir örnekle antalmaya çalışayım: Diyelim ki iktidar Amerika’ya PKK’ya karşı herhangi bir operasyon yapılmayacağı konusunda söz verdi. Ancak ülkenin güvenliğinden sorumlu birimler, artan terör olayları ve yaklaşan daha büyük tehlikelere karşı önlem almak istiyor.

İşte iktidar, belki de bu noktada sıkışıyor. Çünkü verilmiş ama Türk kamuoyundan saklanmış bir söz var. Siz başınızdaki tehlikeyi bertaraf etmek için bir şeyler yapmak zorundasınız. Ama bunu yaparsanız daha önce verdiğiniz sözü çiğnemiş olacaksınız.

Karşısında ciddi bir iktidar olduğuna inanan Amerika, verilen sözlerin çiğnenmesini anlayamıyor. Bunu hatırlatmak için bazen konuşuyor bazen de eylem yapıyor.

Bu da bu kez Türk kamuoyunu ve hükümet dışındaki diğer devlet kurumlarını çok şaşırtıyor.

O halde iktidar, eğer kamuoyundan sakladığı bazı verilmiş sözler varsa bunları açıklamalı ve özür dileyerek artık bunlara uymayacağını bildirmelidir.

Aksi takdirde, yakın bir gelecekte verilmiş ama saklanmış bazı sözler olduğu belgelerle ortaya çıkarsa, bu bir ulusal güvenlik sorunu olacaktır ve dünyadaki hiçbir iktidarın bunun altından kalkması mümkün değildir.

*****

Bülent Tanla’dan anlamlı veda!
CHP milletvekili Bülent Tanla uğradı dün. 22 Temmuz seçimlerinde aday olmayacağını, ama partisi CHP’yi sonuna kadar destekleyeceğini söyledi.

Tanla bilimsel araştırmacı kimliği ile siyasete uzun yıllar ışık tuttuktan sonra kendisi de aktif siyasete girmişti.

Ama artık bırakma zamanının geldiğine inanıyor. Siyasal partilerin toplumun gerisinde kaldığına inandığını söyleyen Tanla şunları anlattı: Milyonlarca insanın ayağa kalkmasını iyi değerlendirmeliyiz. Hepimiz siyasetin önünü açmak, siyasete yeni insanlar kazandırma zorundayız. Parlamento gençleşmeli, yenilenmelidir. Hepimiz özveri göstererek yeni adaylara yol açmalıyız.”

Bülent Tanla ile konuşurken anladım ki, sağda ve soldaki birleşmelerin kerhen olduğuna inanıyor. Tanla bu birleşmelerin daha geniş kitleleri kucaklamasını ve çağdaş dünyaya uygun programlarla ortaya çıkmasını arzuluyor.

Tanla’ya vedasının çok anlamlı olduğunu, bunun tıpkı daha önceki bilimsel çalışmaları gibi siyasete ışık tutacağını umduğumu söyledim.

*****

Hep aynı isimler
Tayyip Erdoğan özellikle dış politikada devlet geleneklerini hiçe saymayı bir başarı gibi sunmaya çalıştı. Yanına aldığı, (tahminim sadece bazı yabancı dilleri iyi bilmelerinden öte yetenekleri olmayan) danışmanları aracılığı ile uluslararası ilişkileri yönlendirmeye çalıştı.

1 Mart Tezkeresi ile ilgili bazı bilinmeyenleri Habertürk’te anlatan dönemin müzakerecisi Deniz Bölükbaşı, konuşmasının bir yerinde sözü bu danışmanlara getirerek “Bazı danışmanlar ABD ile back chanell (arka kanal) açmışlardır. Bunun ABD’lilerde artı bir ümit yarattığı bir gerçektir. Bu danışmanlar Egemen Bağış ve Cüneyt Zapsu’dur” dedi. Bu iki danışmanı birçok uluslararası ilişkiden tanıyoruz. Cüneyt Zapsu Erdoğan’ı desteklemeleri için Amerikalılarla konuşurken “Bu adamı helaya süpürmeyin, kullanın” bile demişti.

Bu iki danışmanın Amerikalılara hangi konularda ne sözler verdiğini şu anda bilemiyoruz. Ama Bölükbaşı’nın da dediği gibi bu konuda bazı şüpheler var ve bu iki danışmanın söyledikleri Amerikalıları ümitlendimiş olabilir. Çünkü Amerikalılar özel danışmanlara çok ilgi gösterir ve güvenir. Hatta uluslararası birçok ilişkisini de danışmanlar aracılığı ile sürdürüp başarılı sonuçlar alabilir. Ama o danışmanların tüm etkinlikleri de gerek Amerikan devleti gerekse kamuoyu tarafından bilinir, izlenir, gerekirse hesabı da sorulur.

Türkiye için durum farklı olabilir. Danışmanlar devletin diğer birimlerinden ve halktan bazı şeyleri saklamıştır belki de. Bu iki danışmanın her taşın altından çıkmasına bakarak Tayyip Bey’in yakın gelecekteki yumuşak yerinin bu olabileceğini söyleyebiliriz.

*****

Mazot kaç para?
Genç Parti’nin daha ufukta seçim bile yokken başlattığı kampanyasında kullandığı sloganlar nedense çok eleştirildi. Öyle sanıyorum ki, siyasette hep soyut vaatlere alışanlar bazı somut vaatler karşısında ne yapacağını şaşırdı.

Genç Parti’nin seçim vaatleri gerçekçidir, değildir; bunu tartışmak istemiyorum. Ama bu vaatleri dillerine dolayarak “Akıl almaz sözler, bunların hiçbiri olmaz” diyenlere de bir hatırlatmam olacak.

Kimbilir kaç yerde bu vaatleri ağır ve alaycı sözlerle eleştirenlere bir soru soruyorum. Diyorum ki “Bunlar imkânsız diyorsunuz, örneğin Mazot Bir lira sloganına karşı çıkıyorsunuz. Peki mazot şu anda kaç lira ki bir liraya inmesi bir hayaldir?”

İnanın daha bir kişi bile mazotun kaça satıldığını söyleyemedi. Bu durumda “Bu vaat halkı kandırmaktır” demek de yanlış olmuyor mu?

DİĞER YENİ YAZILAR