Meğer demokrasiyi hiç hazmetmemiş

Haberin Devamı

AKP’nin seçim sloganlarından biri, hatta en önemlisi “Şimdi demokrasi zamanı.”

Tayyip Bey ve arkadaşları, rejimin ve sistemin karşısında olmalarını yıllardır “demokrasi” olarak anlatmaya ve bu yolla prim yapmaya çalışıyor. AKP için varsa yoksa demokrasi.

Kendilerini demokrat sayan kimi sözde aydınlar da AKP’nin bu söyleminin peşine takılıp, bu partiyi gerçekten demokrat bir parti gibi gösterip kendi komplekslerini tatmin etmeye çalışıyor.

Ancak Tayyip Bey ve arkadaşları aslında demokrasiye pek inanmadıklarını, demokrasiyi kendi İslami rejimlerine giden yoldaki bir araç olarak gördüklerini çok sık dile getirmişlerdi.

Hatta hafızalardadır, bizzat Tayyip Bey demokrasiyi istenilen durakta inilecek bir tramvaya benzetmemiş miydi?

Ama, üç kuruş çıkar adına “istikrar” diyerek AKP’yi demokratik bir parti olarak tanımlayanlar sayesinde bugünlere geldik.

Tayyip Bey önceki gün NTV televizyonunda inanılmaz bir konuşma yaptı. Bu konuşmanın tek sonuç özeti vardı: “Tayyip Erdoğan demokrasiden şiddetle rahatsız olduğu gibi demokrasinin en temel kurallarını bile bilmiyor.”

352 milletvekili ile cumhurbaşkanı seçememenin şokunu henüz üzerinden atamadığı anlaşılan Tayyip Bey yargıya akıl almaz hakaretlerle eleştiriler yağdırdı.

Demokrasinin en temel kuralı kuvvetler ayrılığıdır. Demokraside yönetim elbette çoğunlukta olanların elindedir ama azınlıkta kalanların hakları da sonuna kadar korunur.

Ancak bunun başarılabilmesi için demokratik organlar arasında hiyerarşik bir bağlantı olmadan oluşmuş bir kuvvetler ayrılığı vardır. Kısaca yasama-yürütme-yargı olarak nitelediğimiz bu kuvvetler ayrılığı sayesinde demokraside iktidarı sayısal çoğunlukla ellerinde tutanların fütursuzca davranmalarının önüne geçilmiştir.

Ancak bu temel ilke Tayyip Bey için hiçbir şey ifade etmiyor belli ki. NTV’deki konuşmasında 367 konusunda Anayasa Mahkemesi’ni “dayatmaya boyun eğmekle” suçladı ve “Bu bir yüz karasıdır” dedi.

Neden? Çünkü mahkeme, yapılan bir başvuru üzerine Tayyip Bey’in istemediği bir karar aldı. Tayyip Bey bu eleştirileri yaparken “Yargı kararı neden eleştirilmezmiş?” bahanesinin arkasına sığınıyor.

Aslına bakarsanız yargı kararlarını eleştirmek anlamsız. Çünkü yargı sonuçta elindeki yasalara göre karar verir. Eleştirilecek olan yasadır ve bunu değiştirmek yasamanın elindedir. Tayyip Bey mahkeme kararlarını eleştireceğine öncelikle kendi tavır ve davranışlarına bakmalı. Erdoğan, başarısızlığın, beceriksizliğin ve iktidarsızlığın intikamını, demokrasinin temel kurallarını hiçe sayarak ve yargıya saldırarak çıkarmaya çalışıyor.

Çünkü Tayyip Bey’in ana felsefesinde demokrasi fikri yok, o söylem bir kandırmaca. Kendi çekirdek tabanının da demokrasiyle bir ilgisi bulunmuyor. Tayyip Bey’in demokrasi söylemine kananlar sadece güya kendini aydın görenler. Onların da artık hangi çıkarlar doğrultusunda bu desteği verdikleri gün gibi ortaya çıktı.

Erdoğan Meclis kürsüsünden de Anayasa Mahkemesi’ne ağır hakaretler yöneltmiş ve “demokrasiye kurşun sıktılar” demişti. Anayasa Mahkemesi buna tepki gösterince de “Ben onu Baykal için söylemiştim” diye her zamanki gibi çarketmişti.

Ama sanıyorum Tayyip Bey havanın tekrar kendi lehine döndüğü varsayımıyla, önce inkâr ettiği beyanını bu kez üzerine basa basa tekrarladı.

Her şeye rağmen şurası da iyi oldu, 4.5 yıldır “Bu liderin demokrasiyle ilgisi yok” diye diye dilimizde tüy bitmişti. İşte Tayyip Bey şimdi demokrasiden ne kadar uzak olduğunu bizzat gösterdi.

Abdullah Bey tongaya düştü

Tayyip Bey NTV’de Genelkurmay Başkanı ile yaptığı görüşmeyi anlatıyor. Bunu anlatırken “Bu görüşmeyi kimse ile paylaşmadım. Abdullah Gül’e de söylemedim” diyor.

Sunucu Murat Akgün doğal olarak şaşırıyor, çünkü daha birkaç gün önce Abdullah Gül gazetecilerin sorusunu yanıtlarken “Başbakan’la Genelkurmay Başkanı arasında bir takım mutabakatlar sağlandı” demişti.

Tayyip Bey’in “Abdullah Gül’e de söylemedim” sözleri iki yakın arkadaştan birinin doğruyu söylemediğini ortaya çıkarıyor. Doğruyu söylemeyen acaba hangisi?

Tabii burada sıkıntıya giren ve tongaya düşen Gül oluyor.

Ama insanın aklına yine de takılıyor. Eğer Abdullah Bey doğruyu söylüyorsa, Genelkurmay Başkanı ile Başbakan arasında varılan mutabakat nedir?

Şimdi bunun adı devlet sırrı mı olacak yani?

Evet, yani?

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin büyükelçileri aralarında bir toplantı yapmışlar ve Türkiye’deki son gelişmeleri değerlendirmişler. Büyükelçiler Türkiye’nin Kuzey Irak’taki PKK militanlarına yönelik bir sınır ötesi harekat yapmasının Avrupa Birliği ile köprülerin tamamen atılması anlamına geleceğine karar vermişler. Bu da bir İngiliz gazetesinde yorum olarak yayınlanmış.

Büyükelçilerin ortak değerlendirmesinin anlamı nedir? Türkiye sakın PKK’ya dokunmasın, eğer dokunursa Avrupa Birliği’ne girmeyi unutsun.

Ne güzel değil mi? PKK bir terör örgütü. Türkiye bu terör örgütüne dokunamaz. Çünkü Avrupa Birliği bu terör örgütüne dokunulmasını istemiyor.

Peki benim hükümetim ne yapıyor? Genelkurmay’ın uyarısını dikkate almıyor, Amerikan uçaklarının sınırı geçmesine ses etmiyor, PKK’ya dokunmaktan çekiniyor. Herhalde Avrupa Birliği için büyük çaba harcamanın adı da bu oluyor.

İki kişilik devlet sırrı

Başbakan Genelkurmay Başkanı ile iki saate yakın baş başa görüştü. Bu görüşmeden sonra hiçbir açıklama yapılmadı biliyorsunuz. İster istemez herkes burada ne konuşulduğunu merak ediyor.

Çünkü bu görüşme olağan bir görüşme değildi. Silahlı Kuvvetler laik cumhuriyet rejimi ile ilgili endişelerini bir yazıyla dile getirmişti. AKP yanlılarının sürekli olarak “Ordu muhtıra verdi, bu bir müdahaledir” yaygaralarıyla telaşa kapılmışlardı.

Görüşme tam da bunun üzerine yapılmıştı ve elbette merak edilecekti.

Ancak ne Genelkurmay Başkanı ne Başbakan bir açıklamada bulundu.

Demokraside bu olabilir mi? Olmamalı. Kamuoyu bu ikili görüşmede, çünkü gizli yapılmadı herkes bu görüşmeyi biliyor, neler konuşulduğu öğrenmek durumundadır.

Aleni bir görüşme “iki kişilik devlet sırrı” gibi saklanamaz.

Bu görüşmeden sonra somut hiçbir gelişme görmedik. Ne gerginlikte bir azalma oldu ne de toplum rahatladı.

Belli ki bu görüşme hiçbir sorunu çözmedi. Demek ki daha gergin günler bekliyor bizi.

DİĞER YENİ YAZILAR