AKP iktidarı “madem öyle işte böyle” mantığı ile hem demokrasiye hem de siyasi sisteme hançer sokarak anayasa değişiklikleri yaptı.
Aklı başında herkes bu anayasa değişikliklerinin bir ihtiyaçtan değil, tamamen Tayyip Erdoğan ve yakın çevresinin iktidar hırsından kaynaklandığını biliyor.
Kazara bu anayasa değişikliklerinin hayata geçmesi halinde yaşanacak kaosu da herkes biliyor.
Ancak Erdoğan ve çevresi sisteme sokulan hançeri savunmak adına “Cumhurbaşkanını halkın seçmesinden neden korkuyorsunuz?” türünde vıcık vıcık popülizm kokan bir söylemle halkın kafasını karıştırmaya çalışıyor.
Bu nedenle gözler ister istemez Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e çevrildi.
Çünkü Türkiye’yi büyük sıkıntıya sokacak olan anayasa değişiklikleri ancak Sezer’in hukuksal engellemesiyle durdurulabilecek.
Yaygın inanç Sezer’in bu değişiklikleri veto edeceği yönünde.
Ancak Türkiye ile inatlaşmaya giden Erdoğan “Veto gelirse tekrar aynen kabul ederiz, gerekirse referanduma da gideriz” diyor.
Bu elbette mümkün. İktidarının sona ermesinden artık derin bir endişe duyduğu belli olan Tayyip Erdoğan ve yakın çevresi elinden geleni yapmaktan kaçınmayacaktır.
Gelelim Cumhurbaşkanı Sezer’e. Ben de herkes gibi Sezer’in bu değişiklikleri veto edeceğini düşünüyorum. Çünkü görevde bulunduğu 7 yıl boyunca hukuka bağlı kalarak, AKP’nin pek çok keyfi uygulamasını durduran Sezer’in, Türkiye’nin geleceğine hançer sokan bu girişimi onaylaması mümkün görünmüyor.
Ancak ben Sezer’in veto kararından çok bunun hukuki gerekçelerini merak ediyorum.
Çünkü öyle sanıyorum ki Sezer yapılan bu anayasa değişikliklerini enine boyuna tartacak ve bir karara varacaktır. Burada önemli olan Sezer’in hangi hukuki gerekçeleri öne süreceğidir. Öyle sanıyorum ki Sezer veto gerekçesini bir hukuk dersi niteliğinde hazırlayacaktır.
Sezer’in hukuki gerekçeleri bana göre şu ana kadar olacağını düşündüğümüz veya sandığımız her şeyi değiştirebilir. Sezer’in anayasa değişikliği ile ilgili veto gerekçeleri her şeyi yeni baştan ele almamızı gerektirebilir.
Bunu son günlerde çeşitli yerlerde dile getirdiğimde herkes bana “Yani ne olabilir?” diye soruyor.
Oysa gerçekten bilmiyorum. Ama herkese şunu söylüyorum: “Bundan üç buçuk ay önce Sabih Kanadoğlu Cumhuriyet gazetesinde bir makale yazarak cumhurbaşkanlığı seçimi için 367 sayısının gerekli olduğunu ileri sürmüştü. Bunu Türk basınında ilk yazan kişi bendim. Konuyla ilgili iki yazı daha yazdıktan sonra 367 kamuoyunun da gündemine girdi. O zaman herkes bu iddiaya dudak büküyor ve olamayacağını söylüyordu. Oysa şimdi AKP 367 şokunu yaşıyor ve bunun intikamını almak için akıl almaz operasyonlara girişiyor.”
Bunu söyledikten sonra da ekliyorum: “Göreceksiniz, yine hiç kimsenin aklına gelmeyen, söylendiğinde yine herkesin dudak bükeceği bir hukuk yorumu Türkiye’nin kaderini değiştirecek.”
Çok açık söylemek istiyorum ki, bunu bir bilgiye dayanarak yazmıyorum. Tıpkı aylar önce “Tayyip Erdoğan veya bir benzeri Cumhurbaşkanı olamaz” dediğim gibi bunu da gözlemlerime, izlenimlerime ve bu ülkenin demokrasiye bağlı bir ferdi olarak hissettiklerime dayanarak yazıyorum.
Türkiye demokrasiye asla inanmayan, bunu Türkiye’yi bir İslam devleti yapmak için araç olarak kullanan Tayyip Erdoğan ve fikirdaşlarına bir daha bu şansı vermeyecektir. Bunun için demokrasinin ve hukukun bütün kuralları kullanılacaktır.
Türkiye kumar oynamayacak kadar büyük bir ülkedir. Bu nedenle Sezer’in gerekçelerini merak ve heyecanla bekliyorum.
Süleyman Bey oyunu kime verecek?
Geçen akşamlardan birinde Demirel’e çok yakın olduğu bilinen İsmail Amasyalı ile karşılaştım. Doğal olarak bir süre son siyasi gelişmeler üzerinde sohbet ettik. İsmail Amasyalı, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’dan milletvekilliği teklifi aldığını söyledi.
Bu ilginç bilgi üzerine “Peki ne cevap verdiniz?” diye sordum. İsmail Amasyalı da “Sayın Baykal’a teşekkür ederek (Biliyorsunuz ben Sayın Demirel’den icazet almadan böyle bir kararı vermem, kendisine sormama izin verin) dedim” cevabını verdi.
Peki sonra ne olmuş?
Amasyalı Süleyman Demirel’i ziyaret etmiş. Kendisine yapılan teklifi aktardıktan sonra “Bu konuda ne yapmamı istersiniz efendim” demiş.
Demirel de “Böyle bir teklif varsa kabul et” karşılığını vermiş.
İsmail Amasyalı aslında bu cevaba şaşırmış. Üsteleyerek “Yani siz CHP’yi mi destekliyorsunuz?” demiş.
Demirel cevap olarak şunu söylemiş: “Bana kabul edeyim mi diye sordun, buna evet derim. Hayır etme desem bu sefer kime gideyim diye soracaksın. İşte benim buna verecek cevabım yok.”
İsmail Amasyalı bu konuşmadan Demirel’in şu anda hiçbir partiye destek vermediği ve vermeyeceği mesajını çıkarmış.
Ben de Amasyalı’ya katıldığımı belirtmekle beraber şunu da ekledim: “Süleyman Bey’in sözlerini birkaç kez değerlendirmek gerekir. Bu sözlerden başka anlamlar çıkarmak da mümkündür. Örneğin seçim gününe kadar hiç umulmadık gelişmelerle karşılaşabiliriz belki de.”
Bir avanta hikayesi
Birinci ağızdan dehşet içinde dinlediğim bir olayı aktarmak istiyorum. Yer Almanya. Başbakan bir fuar gezisinde. Alman Başbakanı Merkel de kendisiyle birlikte.
Başbakanı izleyen kalabalığın içinde, çok kısa bir süre önce Türkiye’de “rekor” sayılan bir fiyatla ihale alan dev bir şirketin çok genç Türk temsilcisi de bulunuyor. Tayyip Bey’le birlikte Almanca’yı çok iyi konuştuğu için gelen bir danışman da var.
Bu danışman bir ara ihale alan firmanın Türk temsilcisini görünce yanına çağırıyor. Sonra Tayyip Bey de tanıştırmak için içeri davet ediyor.
Genç Türk yarım saat sonra tekrar ortaya çıkıyor.
İşte bana olayı anlatan birinci ağız devreye giriyor. Tanığım, çok iyi tanıdığı genç Türk’e “Hayrola ne yaptın?” diye soruyor.
Genç Türk danışmanın kendisiyle bir süre konuştuğunu ve Tayyip Bey’e takdim ettiğini anlatıyor.
Tanığım yarı şaka yarı ciddi soruyor, “Ne o yoksa danışman ihaleden istediği avantayı mı aldı senden?” Genç Türk biraz da tecrübesizlikten olsa gerek bir anda oltaya takılıyor ve şu cevabı veriyor: “Valla hocam sandığın kadar çok vermedik.”
Teşekkürler İzmir
İzmir tarihi bir gün yaşadı. Cumhuriyet ve ilkelerine sahip çıkan milyonu aşkın İzmirli Türkiye’yi karanlık bir döneme çekmek isteyenlere karşı en güzel mesajı verdi.
İnanıyorum ki artık bugünden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Tayyip Erdoğan ve yakın çevresi istediği kadar demokrasinin itiraz edilemez kurallarını kendilerine yontup Türkiye’nin geleceğine çomak sokmak istesin, artık başaramayacağını görecektir.
Eğer Tayyip Bey ve yanında taşıdıkları Erzurum’da devlet gücüyle toplanan kabalalıklara bakıp “İşte Cumhur” sözünü inanarak söylüyorsa yanıldığını çok kısa bir süre sonra anlayacaktır.
Türkiye’nin aydınlık yüzü ülkenin geleceğinin AKP ve onun zihniyetine asla teslim edilemeyeceğini gördü ve tüm dünyaya da gösterdi.
Milyonlar AKP’nin “makas değiştirmek” isteğine karşı çıkmıştır. Kötü gidiş artık durdurulmuştur, bundan kuşkunuz olmasın. Artık güzel günlere daha yakınız.

