Karizmalar kökten çizildi

Tarihi bir gün yaşadık. Günlerdir tartışması yapılan 367 konusu AKP’nin ilk raundu kaybetmesiyle sonuçlandı

Haberin Devamı

Tarihi bir gün yaşadık. Günlerdir tartışması yapılan 367 konusu AKP’nin ilk raundu kaybetmesiyle sonuçlandı.

Meclis’te 353 üyesi bulunan AKP üçte iki çoğunluk için gerekli olan 367 sayısını tutturamayınca Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi de tehlikeye girdi.

Şimdi gözler Anayasa Mahkemesi’nde. Eğer önümüzdeki 5 gün içinde yüce mahkemeden bir yürütmeyi durdurma kararı çıkarsa Türkiye seçime gidecek.

Başta AKP yöneticileri ve AKP’ye destek veren sözüm ona demokratlar, Tayyip Bey’in Cumhurbaşkanı olacağına o kadar inanmış ve bunu yürekten desteklemişti ki, gözleri hiçbir gerçeği görmüyordu.

Tayyip Bey’in seçim sürecini “olağanüstü bir zekâ ve maharetle” yürüttüğünü söylemekten hiç çekinmiyorlardı.

Oysa bu süreç Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçecek. Çünkü Başbakan Erdoğan eşi görülmemiş bir pişkinlikle, Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk devrimleri ve Anayasa ile daha da ötesinde partisinin tabanı ve tüm milletle alay edercesine davrandı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerini “çelik çomak oyununa” benzetti. Meclis’teki sanal çoğunluğu sanki tüm Türkiye’deki çoğunluk gibi anlatmaya çalışarak demokrasiye hançer soktu.

Sonuç ortada. Tüm bu baskılar, tehditler, aldırmazlıklar AKP’nin yıkılmaz sanılan karizmasını da derinden çizdi.

Bundan sonra Tayyip Bey’in fedakârlığı da, demokratlığı da, kahramanlığı da bizzat kendi partisinin tabanında tartışılacaktır. Çünkü yandaşlarına göre “çok iyi yönettiği” söylenen seçim sürecinin son iki gününü öylesine kötü geçirdi ki bunu anlatması artık çok zor hale geldi.

Hele “Eşim istediği için aday olmadım” sözlerini sanıyorum, son iki gün içine düştüğü psikolojinin baskısı altında söyleyerek işin içine tuz biber de ekmiş oldu.

Gül’ün karizması
Tayyip Bey’in “Adayımız Abdullah Gül kardeşimizdir” açıklamasından sonra yaratılan suni ılımlı hava Gül’ün yanlış davranışı sonucu birden soğuk bir havaya dönüştü. Kapı kapı dolaşarak ve adeta yalvararak 367’yi sağlama çabası Gül’ün karizmasının derinden çizilmesine neden oldu. Hele Genç Parti Genel Başkanı tarafından refüze edilmesi sanıyorum siyasi yaşamında ağır bir yara açtı.

Peki Gül neden 367 için bu kadar çırpındı?

Çünkü Tayyip Bey’in oyununa geldiğini düşünüyordu. Tayyip Bey’in cumhurbaşkanını seçtirmeden seçime gitmek istediğini ve seçim sonucuna göre Cumhurbaşkanı adayının da değişeceğini düşünüyordu. Bu oyunu bozmak için siyasi kariyerinin derinden çizilmesini bile göze aldı.

Arınç’ın karizması
Dün karizmasını derinden çizdiren bir diğer isim de Meclis Başkanı Bülent Arınç oldu. Düne kadar, gereksiz ve sivri çıkışlar yapmasına rağmen toplumun önemli bir kesimi tarafından ciddiye alınan, öfkelenilse bile sözü dinlenen Arınç, heyecanının ve hırsının kurbanı olarak çocukların bile düşmeyeceği bir hataya düştü.

Oturduğu yerden genel kurul kapısına bakıp “Aaa, bakın falanca da burada, onu da yazıyorum, şunu da yazıyorum” diye çırpınması ve oturum sırasında “Meclis’te 368 kişi var” diye konuşması komikti belki ama, Meclis’in saygınlığına gölge düşürdüğü gibi Arınç’ın itibarını da yerle bir etti.

Ağar’ın karizması
Mehmet Ağar üç arkadaşıyla birlikte gerçekten çok güzel bir konuşma yaparak oylamaya katılmayacaklarını açıkladı. Daha sonra arkadaşları ile birlikte Meclis’te partisine tahsis edilen odaya gitti.

Ama hiç hesaplamadığı bir şey geldi başına. Üç arkadaşından ikisi “tuvalete gitme” bahanesi ile Meclis Genel Kurulu’nda giriverdi. Siyasi ahlak açısından inanılmaz olan bu olay, Mehmet Ağar’ı üç kişilik grubuna bile hakim olamayan lider konumuna soktu. Karizma derinden çizildi.

Mumcu’nun karizması
Cumhurbaşkanlığı ilk tur oylamasının karizmasını parlatarak çıkan yıldızı ise Erkan Mumcu idi.

AKP’nin “ahlaksız teklif” olarak nitelenecek anayasa değişikliği paketini “rüşvet” gerekçesiyle elinin tersiyle iten Mumcu Meclis’e girmeyerek hem AKP’ye ders verdi hem de tüm demokratik çevrelerden prim topladı. Mumcu bir anda sağın lideri konumuna bile çıktı denilebilir

*****

İstanbul mitingine müthiş ilgi
Ankara’daki 14 Nisan mitingine katılımın çok büyük olacağını birkaç gün önceden sezmişim.

Bu mitingin büyük bir kitleyi toplayacağını zaten tahmin ediyordum ama son iki güne girildiğinde kendi kendime “Galiba bu miting tahminlerin çok ötesinde büyük olacak” diye düşündüm.

Çünkü, mitingten iki gün önce hiç beklemediğim kişilerden “Ankara’ya gidiyoruz” telefonları aldım ki bu beni çok şaşırtmıştı. Bu kişilerin Atatürk ilke ve devrimlerine, cumhuriyet değerlerine sonuna kadar bağlı olduklarını elbette biliyordum. Ama bunların hiçbiri daha önce yapılan benzer toplantılara, hatta burunlarının dibinde olmasına rağmen katılmamışlardı.

Bugüne kadar her şeyi öfke içinde ama pasif olarak izleyenlerin bile bayraklarını kaptıkları gibi Ankara’ya koştuklarını öğrenince Ankara toplantısının muhteşem olacağına da kanaat getirdim.

Şimdi yarın Ankara’daki mitingin bir benzeri İstanbul Çağlayan’da yapılacak. Bu mitingin de en az Ankara’daki kadar muhteşem ve katılımın çok yüksek olacağına inanıyorum.

Açıkçası miting duyuruları ilk yapıldığında bunun iyi bir karar olmadığını söylemiştim. Çünkü iki miting arasında fark olacağını düşünüyordum.

Bana göre Ankara mitingine katılanlar sadece bu mitinge katılmak için yollara düşmemişti. Orada Atatürk’e, Anıtkabir’e gitmişlerdi.

Bu nedenle sadece bir meydan mitingi niteliğindeki Çağlayan toplantısının çok başarılı olamayacağını hesaplıyordum.

Ancak yine mitinge iki gün kala bu fikrim tıpkı Ankara mitinginde olduğu gibi değişti. Çünkü yine içleri kıpır kıpır olan ama pasif davranan pek çok kişinin yarın Çağlayan’a koşacağını öğrendim.

Demek ki toplumun önemli bir bölümünde medyanın söylediğinin aksine Tayyip Erdoğan yerine Abdullah Gül’ün aday olarak atanması tepkiyi ve endişeleri azaltmamış.

Aslına bakarsanız azaltması da düşünülemez, çünkü birbirinin ikizi olandan birinin aday olması gerginlik yaratacaksa ötekinin bunu gidereceğini düşünmek zaten mantıklı değildi.

Bakalım iktidar da muhalefet de yarın Çağlayan’dan yükselecek sesleri nasıl yorumlayacak, nasıl algılayacak?

*****

Faili meçhul
Erdoğan Teziç’e geçmiş olsun, Türkiye çok acı bir cinayetten kıl payı kurtuldu.

Zanlının hemen yakalanması elbette büyük başarıdır, bu nedenle polisi de kutlamak gerek.

Ancak iktidar sözcüleri son birkaç olayda faillerin hemen yakalanmasını hem fazla abartıyorlar hem de “eskisi gibi faili meçhul kalmıyor” diyerek bundan bir övünç payı çıkarıyorlar.

Peki Danıştay, Hrant Dink ve Malatya cinayetlerinde sanıkların anında yakalanması “faili meçhul” tanımını ortadan kaldırdı mı?

Bu olayların sanıklarının arkasında aslında kimler olduğunu gerçekten biliyor muyuz?

“Eskiden tetikçi de yakalanmıyordu” derseniz haklısınız.

Ancak bu kez elimizde sanıklar var ama cinayetlerin asıl sebepleri hâlâ karanlık. Provokasyonlar hep sisli ortamlarda ortaya çıkar. Bu sisi dağıtmak hepimizin görevi.

DİĞER YENİ YAZILAR