Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek’in açıklamasının bana göre tek anlamı vardı: “Savaşarak çekileceğiz.”
Cemil Çiçek’in sözlerine itiraz edilebilir mi?
Hayır edilemez.
Burası demokratik bir hukuk devleti.
Tamam.
Genelkurmay Başkanı Başbakan’a bağlı.
O da tamam.
Demokrasiye dış müdahale kabul edilemez.
Bu da tamam.
Tamam da, sonrası ne olacak?
Gereğini kim yerine getirecek?
Laf cambazlığı ile, eskilerin deyimiyle “zevahiri kurtarmak için” açıklama yapmanın ne anlamı olabilir?
Cemil Çiçek’in açıklamasının son cümleleri iki şekilde olabilirdi.
Birincisi; “Genelkurmay Başbakan’a bağlı bir devlet memurudur, yapılan anayasaya, yasalara göre suçtur. Hakkında soruşturma açılarak görevinden alınmıştır.”
İkincisi; “Ülkenin içinde bulunduğu gergin durumun sorumlusu biz değiliz, ama sürdüren de biz olamayız, bu nedenle en yüce makama, yani halka giderek sorunu çözmesi için seçim kararı alıyoruz.”
İktidar ikisini de yapmamış ve “Hükümeti tutabildiğim kadar elimde tutar ve gelişmelere göre yeni stratejiler geliştiririm” anlayışını seçmiştir.
Bu yeni strateji gerginliği azaltıcı değil, tam aksine daha da artırıcı bir unsur olacaktır.
Şurasını açıklıkla söylemek istiyorum ki, Genelkurmay’ın gece yarısı bildirisini ben pek çokları gibi bir “muhtıra” olarak algılamadım.
Eğer bir muhtıradan söz edilecekse, yaklaşık 3 aydır toplumun çeşitli kişi, kurum ve kuruluşlarından, devletin anayasal kurumlarından yükselen seslerdir muhtıra.
YÖK’ün açıklaması da muhtıradır, Cumhurbaşkanı’nın uyarısı da muhtıradır, milyonlarca insanın Atatürk’e koşması da muhtıradır.
Ancak iktidar 4.5 yıl önce tamamen seçim sisteminin azizliğinin sonucu olan meclis çoğunluğunu ele geçirmesinin sarhoşluğu içinde tüm bu muhtıralara kulak tıkamıştır.
Yüzde 25’lik oyla yüzde 65’lik bir parlamento çoğunluğu iktidarı şaşırtmış ve bu gücün gerçekten halkın yüzde 65’inden geldiğini düşünmeye başlamışlardır.
Bu nedenle hem iktidarı hem de cumhurbaşkanlığını bırakmamak için, yanlarına kattıkları sözde aydın demokratların desteği ile adeta bir demokrasicilik oyunu oynamışlardır.
Şimdi bu oyunu “savaşarak çekilme” taktiği ile ve ülkeyi söndürmekte hayli zorlanacağı bir ateşin içine atmaktan çekinmemektedirler.
Mahkemelik seçim olur mu?
Cumhurbaşkanlığı seçiminde AKP’nin Meclis’te 367 kişiyi toplayamaması üzerine CHP Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
Şimdi bazı sözde demokrat akıldaneler eleştiri bombardımanına başladı. “Demokratik bir ülkede parlamentonun işini Anayasa Mahkemesi mi yapacak?” diye sorup demokratlık oyunu oynuyorlar.
Bizde ya da bir başka ülkede elbette gerekirse yargı kararına da başvurulabilir.
Bunun en basit örneği AKP’nin ve yandaşlarının çok beğendikleri Amerika’da yaşanmadı mı?
Bugün Amerikan Başkanı Bush koltuğunda, halkın oyuyla mı yoksa Amerikan Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararla mı oturuyor?
Benzer bir olay Amerika’da yaşandı. Duruma Anayasa Mahkemesi müdahale etti ve Bush bu mahkemenin kararı ile Başkan oldu.
Yani demokrasilerde zaman zaman hukukun kararına başvurmak gerekebiliyor.
Şimdi daha önemli
Bugün İstanbul Çağlayan’da Cumhuriyet’e saygı mitingi var. Çok büyük katılımın olacağını sandığım miting son iki günkü gelişmelerle daha da büyük bir önem kazandı.
14 Nisan’da halkın ezici çoğunluğunun sesini duymayanlar ve bunu küçümseyenler umarım bugün çıkacak mesajı iyi değerlendirir.
Yüzde 25’lik oy desteği ile yüzde 65’lik bir meclis gücü elde edenlerin, buradaki sayısal üstünlüğü öne sürerek demokrasi oyunu oynamalarına karşı yükselecek ses inanıyorum ki Genelkurmay’ın “muhtıra” denilen açıklamasından daha ekili olacaktır. Tıpkı daha önceki uyarılarda olduğu gibi.
Yılmaz Özdil’in “Ağlamayın çağlayın” önerisine ben de katılıyorum.
Halkın demokratik gücünün gösterilmesi için, bu duyguyu içinde taşıyan herkesin bayrağını alarak Çağlayan’a koşması, Türkiye’nin aydınlık ve çağdaş geleceğinin de müjdecisi olacaktır.
Amaç üçüncü tura kadar ulaşabilmek
AKP iktidarının son üç aydır art arda toplumun her kesiminden gelen muhtıralara kulak tıkayarak ille de Çankaya’yı ele geçirme düşüncesinde Genelkurmay açıklaması önemli bir tümsek oluşturdu.
Ancak AKP kurmayları bu tümseği de atlayarak Cumhurbaşkanlığı seçiminin üçüncü turuna kadar ulaşmayı umuyor.
Çünkü, iktidar tüm uyarılara karşı sadece silahlı kuvvetlerin açıklamasını muhatap alıp buna da sözde demokratik bir çıkışla cevap vererek özellikle Meclis’te 20 milletvekili olan ANAP’ı etkilemeye çalışıyor.
AKP çevrelerinden edindiğim bilgiye göre plan şöyle işleyecek:
Anayasa Mahkemesi’nin Salı günü CHP’nin başvurusunu kabul edeceği hesaplanıyor. Yani Anayasa Mahkemesi cumhurbaşkanlığı seçiminde 367 şartının aranacağını belirtecek. Hemen ertesi gün Meclis tekrar toplanacak ve bu kez ANAP’ın da katkısıyla 367 bulunacak. Böylelikle Anayasa mahkemesinin istediği şart yerine getirilmiş olacak. Daha sonraki turda da Gül Cumhurbaşkanı seçilmiş olacak.
Bilgi aldığım AKP’liye “Peki Anayasa Mahkemesi kararını 3 tur yapıldıktan sonra açıklar ve seçimi iptal ederse ne yapacaksınız?” diye sordum. Cevap olarak “Onun için de bir B planımız var tabii” dedi.
Bir diğer soru da “ANAP’ın katılacağını nereden çıkarıyorsunuz?” şeklindeydi. AKP’li milletvekili “ANAP bunu yapmak zorunda, aksi takdirde bundan sonra halkın karşısına demokrasi söylemiyle çıkamazlar” cevabını verdi.
Aynı sıralarda televizyon ekranlarında Erkan Mumcu konuşuyordu. Hemen seçim istiyordu ve AKP’ye payanda olacağı konusunda bir izlenim vermiyordu.
Acaba AKP’nin bu konuda da bir B planı var mı?

