Sabah saatlerinde eski bakanlardan Cahit Aral aradı. Aralarında beş eski Meclis Başkanı ve kendisinin de bulunduğu bir grup eski siyaset ve devlet adamının Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde bir bildiri yayınlayarak iktidarı ve muhalefeti sorumlu olmaya, demokratik uzlaşma kültürünü sergilemeye davet ettiğini anlattı. Daha sonra da bu bildiriyi bana gönderdi.
Böyle kritik ve iktidarın bizzat başı tarafından belirsiz hale getirilen bir günde her biri zamanında önemli görevlerde bulunmuş eski siyasetçilerin çıkışı çok ilginç geldi bana.
Bildiri, merkez sağ kanatta yer almış DP, AP, DYP, ANAP, MHP çizgisindeki milletvekili ve bakanlar tarafından imzalanmış. Bu bildiride yer alan “Demokrasi kültüründe Anayasa’daki şekli şartlar ile birlikte Anayasa sağduyusu büyük önem taşır (...) bin yıllık devlet geleneği olan bir toplumun, Devlet başkanının seçim sürecini ve niteliklerini sadece Anayasa’daki şekil şartları belirleyemez” cümleleri çok ilgimi çekti.
Bildiride ayrıca dikkat çeken bir de şu ifade var: “Herkes bulunduğu yerin ve yüklendiği görevin sorumluluğunu bilmelidir. Bu sorumluluklar içinde herkesin herkesi uyarmaya hakkı vardır. Laik, Demokratik ve Sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne, Cumhuriyetimizin temel değerlerine vatan, millet devlet bölünmezliğine sahip çıkmak herkesin, her kurumun asli görevidir. İnanıyoruz ki gelecekte tartışmalara konu olmayacak bir Cumhurbaşkanı karakterini bu millet bin yıllık devlet geleneğinden çıkaracaktır.”
Bildiriyi imzalayanlar arasında eski TBMM başkanlarından Sabit Osman Avcı, Necmettin Karaduman, Kaya Erdem, Hüsamettin Cindoruk, İsmet Sezgin, eski bakanlardan İmren Aykut, Türkan Arıkan, Ali Bozer, Necmettin Cevheri, Ekrem Ceyhun, Fethi Çelikbaş, Ercüment Konukman, Namık Kemal Zeybek, Necdet Menzir, Nahit Menteşe, Mehmet Ali Yılmaz, Işılay Saygın, Abdullah Tenekeci, Mükerrem Taşçıoğlu, Şükrü Yürür, Ufuk Söylemez, Rıfat Serdaroğlu, Ahat Andican, Halit Dağlı, Vahit Halefoğlu, Enis Öksüz, Rüştü Kazım Yücelen, Kazım Oksay, Kamran İnan, Barlas Doğu, Ersin Faralyalı öne çıkan isimler.
Umarım eski siyaset ve devlet adamlarından gelen bu uyarı, diğerleri ile birlikte “milli iradeyi iki dudağının arasında tutmaktan çekinmeyen” Tayyip Bey’de etkisini gösterir.
Başbakan etnik kimlikten söz edemez
Tayyip Bey Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu dışında, istediği yerde istediği gibi konuşuyor.
Özellikle irticalen, yani önceden hazırlanıp yazılmamış konuşmalarında, lafın ucunun nereye gideceğini hesaplamıyor bile.
İstanbul’da partisinin Gençlik Kolları toplantısında konuşurken de 34 etnik kimlikten söz etti yine. Ve yine alt üst kimlikleri dile getirerek “Üst kimlik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır” dedi. Yani Türk kimliğinin de Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bir alt kimlik olduğu vurgusunu yaptı. AKP’li gençler de başkanlarının bu sözlerini çılgınca alkışladılar.
Türkiye’de 34 etnik kimlik var mı?
Konunun uzmanı değilim, sayısal olarak bilemem. Ancak bu toprakların çok sayıda etnik ve dinsel kimliği barındırdığı gerçeğini kimse inkar edemez.
Ancak bir başbakanın olur olmadık her yerde “etnik kimlikten” söz etmesi bana son derece yanlış geliyor.
Her ülkede etnik ve dinsel kimlikler olabilir, ancak her devlet de bütün bu kimliklerin birlikte, barış ve sevgi içinde yaşaması için elinden geleni yapar, ülke yönetimi de bunu sağlamakla görevlidir.
İkide bir etnik kimlikten söz etmek özellikle Türkiye’de bana “yeni akım bölücülük” gibi geliyor. Başbakan aklına her geldiğinde etnik kimliklerden söz ederek nereye varmak istiyor, anlamak mümkün değil.
Peki, var olan etnik kimliklerden söz etmeyecek bunu saklayacak mıyız?
Ne münasebet, böyle akılsızca bir görüş olamaz elbette.
Ancak etnik ve dinsel kimlikler, ülke yöneticilerinin her aklına geldiğinde ortaya atılacak kavram veya gerçekler değildir. Bu tür bilgi ve belgeler bilimsel toplantılarda, akademik ortamlarda dile getirilir, bu bilgiden çeşitli nedenlerle yararlanmak isteyenlerin hizmetine sunulur.
Türk insanı bin yıla yakın zamandır bu topraklarda yaşıyor. Bin yıl önce ne kadar çok etnik kimlik varsa, bugün de aşağı yukarı aynı oranda etnik kimlik vardır. Ve Türk insanı tüm bu etnik kimliklerle yüzyıllardır barış ve kardeşlik duyguları içinde yaşamaktadır. Kimsenin aklına komşusunun, arkadaşının, mahallelisinin etnik kimliğini soruşturmak, bundan şu ya da bu sekilde sonuçlar çıkarmak gelmez. Oysa, sözde barış ve kardeşlik adına her akla geldiği anda etnik kimliklerden söz etmek, toplum içinde giderek ayrışımlara neden olur. Düne kadar komşusunun örneğin Gürcü olmasından hiçbir rahatsızlık duymayan birinde, bir terör olayından sonra duygu ve düşünceleri açısından erozyon başlayabilir. Tayyip Bey’in ve AKP’lilerin ikide bir etnik kimliklerden söz etmesinin hiçbir anlamı yoktur. Bu “yeni bölücü akım” yarın öbür gün başlarına iş açabilir.
Eylem başka açıdan tuttu
İnternet ortamında günlerdir sürdürülen bir kampanya vardı. 14 Nisan mitingini gerektiği biçimde yansıtmadığı düşünülen bazı gazetelere karşı “Bu gazeteleri 23 Nisan’da almayalım” kampanyası açılmıştı. Dün gördüğüm ilk sonuçlara göre “bugün gazete almayın” kampanyası pek tutmadı.
Bunun iyi duyurulamamış olması da mümkün, ancak demek ki alışkanlıklar daha üstün gelmiş.
Tabii gazete almama eylemi tutmamakla birlikte, yapılan uyarıların bazı gazeteler üzerinde çok etkili olduğunu görülüyor. Dün üç büyük kitle gazetesinin okur temsilcileri ve hatta genel yayın müdürleri halkın tepkisini değerlendirerek adeta özür diler bir tavır içindeydi. Bence “gazete almayalım” kampanyası gerçeğe dönüşmese bile çok daha etkili bir mesaj vermiş.
Bu kitlelerin demokratik haklarını kullanmaları açısından çok önemli.
Hep futbol hep futbol
Dikkat ediyor musunuz, Tayyip Bey bazı siyasi davranışları anlatırken örnekleri hep futboldan veriyor. Tayyip Bey, Avrupa Birliği toplantılarında bile Türkiye’yi anlatırken futbol kurallarından söz etmişti.
Bir kitleye bir konuyu anlatmak için herkesin anlayacağı, herkesin üzerinde bir fikir sahibi olduğu konuları örnek göstermek elbette çok geçerli bir yöntemdir.
Ancak Tayyip Bey konuşmalarında futboldan başka örnek vermiyor pek.
O zaman insanın aklına takılıyor, acaba Tayyip Bey kolay olsun, herkes anlasın diye mi örneklerini futbol kurallarından veriyor, yoksa bilgi, görgü, deneyim kanalları ancak futboldan örnek vermesine mi yetiyor?

