Bizdeki liberallik gericilik

11 Şubat 2008

AKP ile bir sorunum yok. Çünkü ne yapmak istediklerini, ne olduklarını biliyorum. Fikirleri, idealleri, siyaset yapma biçimleri, demokratik anlayışları bana uymuyor. Bunu da özgürce dile getirebiliyorum. Ve inanın bu hiç de sorun olmuyor. Bu partinin önde gelenleriyle medeni ilişkilerim de sürüyor.Ancak Türkiye’deki asıl sorun, ülkeyi geriye götürmek isteyen AKP zihniyeti değil, ona payandalık yapan sözde liberaller. Çünkü onlar vıcık vıcık olduklarından ne ele avuca sığıyorlar, ne bir anlaşma zemini bulabiliyorsunuz.Ama bizdeki sözde liberallerin en önemli özelliği gerici olmaları. Tarihin her döneminde liberaller toplumun en ilerici unsurları da olmayı başarmışlardır. Siyasi ve ekonomik davranışları zaman zaman geniş halk kitlelerinin aleyhine olsa da, sonuçta toplumlar liberal politikalarla ileri gitmişlerdir.Oysa bizdekiler bırakın ileri gitmeyi ülkeyi geri götürmek için ellerinden geleni yapıyor.Örneğin çok sık söyledikleri bir söz var: “Herkes başkasının yaşam biçimine saygı göstermeli.” İlk duyulduğunda “parlak” gibi görünen bu cümle aslında gericiliğin sembolüdür.Elbette başkasının yaşam biçimine saygı duyacaksınız ama, bu saygı insanların hiç gelişmeden köylü yapılarının sürdürülmesi anlamında olamaz. Korunması veya saygı gösterilmesi gereken köylü yaşamı değil, kültür ve geleneklerdir.Bugün Japonya’da Samurai’ler yok, ama o kültür yaşatılıyor. Kimse de “Benim yaşam biçimim böyle” diyerek Samurai gibi yaşamaya kalkmıyor.Amerika’da kovboylar da yok ama bu kültür korunuyor. Kızılderililer de artık kentlerde, ama kültürlerini korumak için milyon dolarlar harcanıyor.Bizim liberaller ise “yaşam biçimine saygı” adı altında toplumun ilkel köylü düzeyinde kalması için savaş veriyor.*****Allah ağız verinceAdam eski bir polis müdürü. Yeni Şafak Gazetesi’ne açıklama yapıyor. Özal’ı kontrgerilla öldürmüş. Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Eşref Bitlis de böyle öldürülmüş. Bu cinayetlerin kararını bir kişi vermiş. Onu devlet biliyormuş. Kendisi de biliyormuş.Buraya kadar heyecanla okuyorsunuz haberi. Ama sonra. Bu anlı şanlı polis müdürü diyor ki “Biliyorum ama açıklamam.” Tabii Allah ağız verince herkes böyle konuşuyor işte. Adam eski polis müdürü olmasa haberi hiç ciddiye alıp okumayacağım. Ve neye çok öfkeleniyorum biliyor musunuz, işte böyle adamlar yüzünden karanlık olayları ne çözebiliyoruz ne de engel olabiliyoruz.Kanunlarımızda “cinayeti bilip de saklamak” büyük suç. Şimdi bu eski polis aslında suç işliyor. Ama bir şey olmaz. Çünkü onu manşete çıkaran gazete bundan bir yarar umuyor. Bu ağız ishali olmuş adam konuşacak ki, sözde liberaller de “darbe” tamtamlarıyla “demokrasi savaşı” verecekler.***** Mustafa Beyciğim şu sokaklara da bak ne olurSevgili Mustafa Sarıgül kardeşim; biliyorum ki Şişli için pek güzel işler yapıyorsun. Şişli halkı seni çok seviyor, sayıyor. Ama bilesin ki her şey de o kadar iyi değil. En azından benim çektiğim bir sıkıntı var ki, insanı çileden çıkarıyor.Biliyorsun gazetemiz senin belediye sınırların içinde. Tam da Gayrettepe’nin merkezinde. Ama biz binaya ön kapıdan değil, arkadaki garaj kapısından giriyoruz. Hergün geçmeye çalıştığım bir sokak var. Sordum “Salih Tozan Sokak” dediler.Allah aşkına bir gün gel de bu sokağı ve haydi madem yaptık herkes için hizmetimiz olsun, çevredeki diğer sokakları da birlikte bir gezelim.Daracık sokaklar park yeri olmuş. Senin trafik düzenleyicilerin bu sokakların çoğunu gidiş geliş yapmış. Çift sıra araba park ediyor, ortada kalıyor tek şerit. İki taraftan da araba gelince al sana cümbüş.Bak elbette arabalarını sorumsuzca sokak ortasına bırakanların kabahati büyük. Ama basit bir çevre düzenlemesiyle hiç olmazsa insanı bunaltan bu sıkışıklığı biraz giderebilirsin. Ama gelip görmen lazım. Yanında trafikten anlayan adamların da olması gerek.*****Gökten mi yağıyorlar?Lojistik işi yapan bir dostumun Mark Stein adında Alman ortağı var. Stein işi gereği her 4 ayda bir Türkiye’ye geliyor. Bu son dört yıldır böyle.Geçenlerde bu dostumla karşılaştım. Bana “Bak çok ilginç bir şey anlatacağım” dedi. Sonra sürdürdü “Bizim Mark’ı biliyorsun. Geçen gün bana ‘Siz nereye gidiyorsunuz böyle?’ diye sordu” dedi.Stein’ın söylediği şuymuş: “Her dört ayda bir gelişimde etrafta daha çok başı kapalı kadın görmeye başladım. Bunlar gökten mi yağıyor?” Biz hep içinde olduğumuz için alışıyoruz. Ama belli aralıklarla gidip gelenler durumu daha net görüyor.Sahi Türkiye birden Müslümanlığı mı keşfetti, yoksa öyle görünmenin daha kazançlı olduğunu mu?*****KAMYON YAZILARI Kuzu kurdun, yollar ford’un *****Yararlı aletFıkra sevgili Yıldırım Tuna’dan geldi;İlkokul öğretmeni öğrencilerine “Göster ve Anlat” konulu dersleri için evlerinden yararlı bir elektrikli alet getirmelerini söylemiş..Ders günü sınıfta “Ayşe..” demiş öğretmen, “ Ne getirdin bakalım?” “Bir Walkman..” diye cevap vermiş Ayşe..“Ne işe yarıyor?” “Bununla müzik dinleyebilirsiniz efendim..” “Aferin Ayşe.. Sen ne getirdin Dursun?” “Ben elektrikli konserve açacağı getirdim öğretmenim.. Bu alet konserve kutularını kolayca açabiliyor” “Teşekkür ederim. Temel..? Senin bir şey getirmediğini görüyorum?..” “Getirdim efendim.. Koridorda duruyor” demiş, Temel. Bunun üzerine bütün sınıf koridora çıkmış.“Aa?..” demiş öğretmen, “Bu ne Temel?” “Bu kalp-akciğer solunum makinesi efendim.. Doktorlar bunu hastanın kalbinin çalıştırılmasında kullanıyorlar..” “Aman Tanrım..! Bunu evinden getirirken baban bir şey demedi mi?” “Dedi efendim..” demiş Temel başını hafifçe öne eğerek, “Üzerinden sökerken AAAARRRRRGGGGHHH..! diye bağırdı!”*****En insani davranış bir insanın utanılacak duruma düşmesini önlemektir. NIETZSCHE

Devamını Oku

“Topa da türban taktılar”

10 Şubat 2008

Sevgili okurlar; geçen haftayı da yine yoğun türban gündemiyle geçirdik. AKP Meclis’ten MHP ve DTP desteği ile türbana izin vereceği düşünülen Anayasa değişikliklerini geçirdi. Ama görünen o ki bu değişiklik sorunu çözmeyeceği gibi arap saçına döndürecek. Uygulama rektörlere bırakılacak. YÖK Başkanı da tıpkı kendisine söylenen “isterse konuşmasın” sözündeki gibi rektörlere “sıkıysa türbanlıları sokmayın” diyecek. Ondan sonrasını düşünmek bile istemiyorum.“Sıkıysa sokmayın” deyince cumartesi günü yazdığım “Sıkıysa seçmeyin” yazısına futbol dünyasında aldığım tepkileri paylaşmak istiyorum.Biliyorsunuz süper ligdeki tüm kulüpler, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile Hasan Doğan’ı Federasyon Başkanı seçmeye karar verdi.Bu konudaki eleştiri yazım üzerine futbol dünyasından pek çok kişi aradı. Çok ilginçtir, aslında herkes durumun farkında. Futbolla ilgili herkes Hasan Doğan’ın başkan seçilecek olmasının ardında yatanları biliyor.Bu nedenle ortak kanı “futbol topuna da türban giydirildi” biçiminde. Diyorlar ki, kulüp başkanlarının onurla ilgisi olmayan tutumları nedeniyle yakın bir gelecekte Milli Takım’ın başına mutlaka dinci biri getirilecek, takım kaptanı da bir süre olduğu gibi yine bir tarikat üyesine verilecek.Geçen hafta en çok tepki alan yazılardan biri Mısır Çarşısı esnafının feryadıydı. Çok sayıda okur “Bunlara acımayın sakın, hiçbir uyarıya kulak asmadılar; şimdi ağlamaya hakları yok” dedi.MHP Genel Başkanı’na yönelik yazdığım iki yazı da çok tepki aldı. Kimi MHP’liler başkanlarını savunurken, ağırlıklı bir okur kitlesi MHP’nin toplumda kendine bağlanan umutları çarçur ettiğini ileri sürdü.AKP’nin kapatılması ile ilgili dava açılması olasılığı da çok konuşuldu geçen hafta. Yaygın inanış “Kapatılsa ne olacak, eskiden olduğu gibi yeniden kurulmayacak mı?” yolunda. Ama ihmal edilmemesi gereken bir nokta var. Eğer kapatma bu kez parti genel başkanının odak olması nedeniyle olursa çok sayıda tutuklama olur ve uzun hapis cezaları verilir. O zaman da durum değişir.Fıkra ve başınızdan geçen fıkra gibi olayları lütfen göndermeye devam edin, bilin ki okurlardan çok hoş tepkiler alıyorum, herkes beğeniyor.Hepinize iyi haftalar dilerim.KAMYON YAZILARIRampaların ustasıyım, gözlerinin hastasıyım*****Bermek’in AnlamadığıFutbol dünyası Federasyon Başkan adaylığından çekilen Ayhan Bermek’in uğradığı hayal kırıklığını konuşuyor. AKP’nin adayı olarak ortaya çıkan ve Tayyip Erdoğan’a sıcak mesajlar gönderen Bermek’in tepetakla oluşunda Amerika’da yaşayan bir din adamı etkili olmuş.Anlattılar: Ayhan Bermek Amerika’ya gittiğinde bu din adamı ile görüşmüş. Federasyon Başkanı olmak istediğini söylemiş. O da kendisine icazet vermiş. Bermek ondan aldığı güçle “Bana ulu bir adam izin verdi” diyerek ortalıkta dolanmaya başlamış.Ancak Bermek’in bilmediği şuymuş: O çok önemli din adamının arası Tayyip Erdoğan’la hiç iyi değil. Erdoğan bu kişiye elbette saygı duyuyor ama kendisini aşarak ona giden ve icazet almaya kalkanlara da öfke duyuyormuş. Bermek bunun kurbanı olmuş.Ne olursa olsun, o Amerika’daki din adamı olmasa da Bermek başkan seçilemezdi. Çünkü eşinin başı açık. Dincilikle alakası yok. Sadece AKP’ye yağ yapıyor.Tayyip Bey buna hiç geçit vermedi ki bugüne kadar. Örnekler ortada.*****Bu iki adam neden susuyor?Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Duty Freeshop’taki içki reklamının yasaklanması ile ilgili yazılar yazdım. Bu yazılarla ilgili Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan ile yazışmalarımız oldu. Sayın Bakan sonunda topu taca atmayı tercih etti.Ancak belki sizin de dikkatinizi çekmiştir, bu olayın muhatabı durumundaki iki şirketten ve bunların başındaki isimlerden hiç ses çıkmıyor.Birincisi reklamı yasaklanan firma. İkincisi Atatürk Havalimanı’nı işleten şirket, reklamı yasaklanan içki Efe rakı. Bu rakıyı Elda adlı şirket üretiyor. Sahibi Ekrem Demirtaş. Her nedense Demirtaş bunca yazıya hiçbir tepki göstermedi, bir kenarda susup oturuyor.Duyuyorum ki Ekrem Demirtaş İzmir’de AKP’nin Belediye Başkan adayı olmak istiyormuş. Düşünsenize AKP “mutlaka kazanacağız, kötü adını sileceğiz” dediği İzmir’de bir içki üreticisini başkan adayı yapmak istiyor. Demirtaş da herhalde bu beklenti ile reklamının yasaklanmasına sesini çıkarmıyor.İkinci isim Hamdi Akın. “Kamu alanı” olduğu gerekçesiyle işlettiği alandaki reklama yasak geliyor ama onun da hiç sesi çıkmıyor. Bunda “Yap-işlet-devret” sistemiyle yapılan havaalanının işletmesinin özel bir şartname ile çok uzun süreli kiraya çevrilmesinin bir etkisi olabilir mi diye düşünmeden edemiyor insan.*****Bilet parasıAdamın biri yıllar sonra kasabadan şehre gelerek film seyretmek için sinemaya girmek istemis, bilet için kendisinden 10 lira istenince “Nee?” demis şaşırarak, “En son seyrettiğimde 150 - 200 kuruş civarında bir şeydi.. Ne bu böyle?” Gişedeki genç nazikçe “Şeyy efendim..” demiş “O zamandan beri inanın çok şey değişti.. Artık filmler renkli ve sesli..!” ***Lenin de neyin nesi?Ankara’daki mitingde koca bir pankart açıldı. Bir tarafta kalpaklı Atatürk resmi, karşısında da yine kalpaklı Lenin. İyi de neyin nesidir bu? Böyle bir mitingde hangi aklı evvel Lenin’li poster açar.Bırakın işin ideolojik tarafını, Lenin artık tarih oldu. Onun kurduğu devlet yıkıldı gitti. Fikirleri ve uygulamaları da artık hiç rağbet görmüyor.Oysa Atatürk, kurduğu Cumhuriyet ve ilkeleriyle yaşıyor ve yaşatılıyor. Lenin’in yakın geçmişte kısa bir dönem çok önemli devlet adamı olması onun Atatürk’le kıyaslanabileceği hatta eş tutulabileceği anlamına gelmez. Sonra o pankartı pek göremedim, artık kaldırıldı mı bilemiyorum. Ama kim getirdiyse, kim açılmasına izin verdiyse, büyük bir ahmaklık yaptığı gün gibi açık. Yazık.Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır. S. M. Power

Devamını Oku

İtirazı mümkün olmayan ama çok kullanılan laflar

9 Şubat 2008

Her gün siyasetçilerden, yazarlardan duyuyoruz, tartışmalardan izliyoruz. Herkes dilimize yapışmış öyle sözler söylüyor ki, aslında kimse itiraz edemez. Ama bunların ya içi tamamen boş oluyor ya da aslında söylenenin çok aksine bir anlam içeriyor.Bu sözleri duyduğunzda karşı çıkamıyorsunuz, mantıksal olarak yanlış da bulamıyorsunuz. Biraz düşününce bunların ne kadar anlamsız olduğunu da görüyorsunuz. İşte bulduğum bir kaç örnek:SÖYLENEN: Birlik ve beraberliğe en muhtaç olduğumuz bu anda.... GERÇEK: Benim etrafımda toplanın.SÖYLENEN: Kimse Fenerbahçe’den (Galatasaray’dan, Beşiktaş’tan) büyük değildir.GERÇEK: En büyük benim.SÖYLENEN: Vatan için canım feda olsun.GERÇEK: Nasıl olsa feda eden çıkacaktırSÖYLENEN: Bırakın kadınlar ne giyeceklerine kendileri karar versinler.GERÇEK: Biz ne istiyorsak onu giysinler.SÖYLENEN: Oğlum şehit oldu cennete gitti.GERÇEK: Oğlum pisi pisine öldü.SÖYLENEN: Uzlaşma zemini bulmamız gerek.GERÇEK: Benim dediğimi yapın.SÖYLENEN: Türban sorunu çözülmeli.GERÇEK: Türbanı serbest bırakın olsun bitsin.SÖYLENEN: Bizim dinimiz aslında çok demokratik.GERÇEK: Öyle olmasa da böyle söylerim.SÖYLENEN: Türkiye hukuk devletidir.GERÇEK: Benim dediğim zaten hukuk değil mi?SÖYLENEN: Laikliğin teminatı biziz. GERÇEK: Canımızın istediği gibi yorumlarız.SÖYLENEN: İzindeyiz Atam.GERÇEK: Öldüğünden beri yan gelip yatıyoruz.SÖYLENEN: Bizim oğlan çok zeki ama tembel. GERÇEK: Bir işe yaramaz ama ne yaparsın evlat işte.SÖYLENEN: Müdür Bey toplantıdalar efendim.GERÇEK: Sizinle görüşmek istemiyor o kadar.SÖYLENEN: Kimse kitap okumuyor kardeşim.GERÇEK: Ben kitap okumuyorum.SÖYLENEN: Her işin başında eğitim geliyor.GERÇEK: Beni kimse eğitmedi ki.SÖYLENEN: Bütün bunlar dış güçlerin marifeti.GERÇEK: Ben o kadar beceriksizim ki.*****Limon suyuGenç rahibelerden biri koşarak gelir ve başrahibenin önünde diz çökerek;- Değerli hemşire, sormayın başıma neler geldi.- Ne oldu kızım?- Arka bahçede çiçek topluyordum, bahçıvanın oğlu ortaya çıktı ve maalesef bana...- Tecavüz mü etti?- Evet. Şimdi hamile kalır mıyım?- Peki kızım sen şimdi git, mutfaktan bir limon al, kes ve yala. Bahçıvanın oğlu ile ben ilgilenirim.- Limon hamileliği önler mi?- Hamileliği önlemez de şu suratındaki anlamsız sırıtmayı engeller.*****KAMYON YAZILARISen evimde güzel bir eş, ben gişelerde çilekeş*****Samimi pozÜniversite mezuniyet töreninde annem, erkek kardeşimin kepli ve cüppeli fotoğrafını çekmeye çalışırken “İyi bir resim istiyorum..” dedi. Sonra ekledi: “Çok doğal bir poz olmalı.. Oğlum, elini babanın omzuna koyar mısın?..” Babam gülerek cevapladı: “Gerçekten çok doğal bir resim istiyorsan elini cebime sokması gerekmiyor mu?” (K.T)*****Türklere sorulan ilginç sorular Yabancıların Türkiye dışına çıktığımızda bizlere sorduğu ilginç sorularda, özellikle batı ülkelerinde Türkiye hakkında yanlış bilgiler duymaktan nefret ederiz. Aslına bakarsanız biz de pek çok ülke ile ilgili hiçbir şey bilmeyiz ama yabancıların bizimle ilgili bilgileri olmadığını görünce de öfkeleniriz.İşte yurtdışına çıkıldığında ve “Türk olduğumuzu” söylediğimizde karşılaştığımız sorulardan bazıları ve onlara verilebilecek güzel cevaplar:- Sizin ülkede kızlar okuyabiliyor mu? Yok ben Türkiye’de okuyabilen ilk Türk kızıyım! - Evlerinizde elektrik var mı? Hayır, televizyonu mum ışığında izliyoruz malesef. - Neredensin? Türkiye Usame Bin Ladin Türkiye’de saklanıyormuş, doğru mu? Hayır.. Amerika’da şimdi. Beni biraz önce aradı, yengenle berabermiş. - Siz orda deveye mi biniyosunuz? Evet, Türkiye’de herkes deveye biner. Deve taksileri falan vardır. Deve kullanma ehliyeti almak için 18 yaşında olmak gerekir. Ben 18 yaşına girince babam bana deve alcak. - Türkiye’de itfaiyeci var mı? Hayır, dev battaniyeler var. Onlardan örtüyoruz biz yanan binalara, ormanlara.. - Siz kız çocuklarını gömüyorsunuz değil mi? Evet, ben toprakta yetiştim kök vermem uzun sürdü - Nerdensin? Türkiye Aaa.. Ben biliyorum orayı, Afrika’da Nijerya’nın altında değil mi? Yok üstünde geçen hafta taşındık.. Sizin ülkede ’maşallah’ diye bir kamyon şirketi mi var? Yoo.. Neden? Her gelen Türk arabasında ’maşallah’ yazıyor da.. - Sizde kitap var mı? Ne gibi? - Yani okulda diyorum, kitaplarınız var mı? Nereden öğreniyorsunuz bilgileri? Valla kitap yok, hocalar ezberlerinden anlatıyorlar. Zaten hocaya bir şey olursa biz de okulu bırakıyoruz.*****Azeri doktorDiyelim ki Türkiye’de yabancı doktorların çalışmasına ilişkin tasarının yasalaşmasından sonra bir Azeri doktor çalışmak için geldi. Hastalarını muayene ederken tabii ki kendi “Türkçesi” ile konuşacak. Acaba Azeri kelimelerinin anlamını tam bilmiyorsanız başınıza neler gelebilir. İşte Azeri doktora giden baba kızın öyküsü:- Gelesen!- Selam doktor bey!- Salam... Sabahın hayır! (Selam. İyi sabahlar)- Ne salamı? Kızımı muayeneye getirdim.- Gızım, sen yahşi birine ohşayırsan! (Kızım sen iyi birine benziyorsun)- Neee! Kızım kimi okşuyormuş?- Vallahi kimseyi okşamıyorum baba!- Sus kız! Koskoca doktor yalan mı söyleyecek? Ellerindeki pişikten anladı herhalde!- Pişik ele degel kucağa yaraşır. (Kedi ellenmemeli, kucağa alınmalı)- Doktor sen ne diyosun yaa?- Siz haradan gelisiz? (Siz nereden gelirsiniz?)- Biz at mıyız haradan gelelim? Doktor, ağzını topla...- Gızım soyunasın, sırtına gulag asmag isterem (Kızım soyun da sırtını dinleyeyim)- Baba ya... Bu adam kimin kulağını sırtıma asacak?- Men indi gızına dayandıraram. Marağım gabardı. Neçe ağlarsın? (Ben şimdi kızınızı durdururum. Merak ettim. Neye ağlarsın?)- Baba ne diyo bu?- Ağlamasan balam. Baban yaşlıdır, dözebilamaz. (Ağlama çocuğum, baban yaşlıdır, dayanamaz)- Gızım, sen kârhanede çalışırsın? (Kızım sen fabrikada mı çalışıyorsun?)- Lan p... doktor... Küüüüütttt...-Özümü itirdim, dağlara kar düşende, bülbüle gam düşende, ruhum bedenden oynar, gözüme yumruk gelende...*****İnsan uçurumun kenarına varmadan kanatlanmaz. KAZANCAKIS

Devamını Oku

Haydi bakalım ‘sıkıysa’ seçmeyin

9 Şubat 2008

Şu işe bakın. Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş kulüplerinin başkanları Hasan Doğan’a gitmişler. Kendisinden Futbol Federasyonu Başkanlığı’nı kabul etmesini “rica” etmişler. Hasan Doğan da “Bana bir iki gün süre verin, bir düşüneyim” demiş.Futbol Federasyonu Başkan adaylarından Ayhan Bermek de adaylıktan çekilmiş. Böyle bir komedi ancak Türkiye’de oynanır. Çünkü demokratik ülkeler arasında sadece Türkiye’de iktidar “Her şey benim olacak, aksi takdirde başınıza geleceği düşünün” zihniyeti taşımaktadır.Şimdi bu büyük ve güzide kulüplerimizin başkanları sakın zahmet edip de “Biz en iyi başkanın Hasan Doğan olacağına inanıyoruz, bu nedenle ayağına gittik, ricacı olduk” demeye kalkmasınlar.Çünkü gerçeği dünya alem biliyor. Hasan Doğan Başbakan Tayyip Erdoğan’a çok yakın bir isimdir ve Erdoğan bu kişinin Futbol Federasyonu Başkanı olmasını istemektedir.Eğer kulüpler “sıkıysa” destek olmasınlar, aksi halde başlarına gelecekleri de bilmektedirler.Bu bilinen gerçekten yola çıkarak “Ne yapacaktı peki kulüpler, bile bile iplerinin çekilmesine razı mı olacaklardı” gibi ilk duyulduğunda haklı görülebilecek tezler ileri sürebilir.Milyonlarca taraftarı olan kulüpler, gerektiğinde “cesur ve karakterli” olmasını da bilmek zorundadır. Bu onların taraftarlarına daha doğrusu Türk halkına olan görevleridir. Futbol Federasyonu gibi önemli bir kurumun siyasi amaçlarla kullanılmasına karşı çıkmaları tarihi görevleridir. Ama bunu yapmadılar, yapmayacaklar. Yazıklar olsun.Olayın bir de ikinci boyutu var ki bunu sık sık dile getirmeye çalışıyorum. Bugünkü iktidarın temel özelliklerinden biri, hangi görev olursa olsun “kendinden olmayan” hiç kimseye şans tanımaması. Ayhan Bermek birkaç gün öncesine kadar AKP’nin adayı gibi dolaşıyordu ortalarda. Ama AKP “kendisinden olmadığını” bildiği Bermek’e yol açmadı. Bermek şimdi AKP’li gibi görünmekten rahatsız mıdır, onu bilemem tabii. Ama inşallah bu son örnek gözlerin açılmasını sağlar. *** İstinye’de kamyonlar yıkanıyorİstinye Park’ın arkasına yapılan apartmanların hafriyatını yapan kamyonların çamurlu tekerlekleriyle yolları berbat ettiğini yazmıştım geçenlerde. Bunun üzerine İstinye Park Genel Müdürü arayıp bu sorunu bildiklerini ve çözmeye çalıştıklarını söylemişti.Dün yine oradan geçerken gördüm ki, hafriyat kamyonlarının tekerlekleri tazyikli suyla yıkanıyor. Gerçi bu da tam çözüm olmuyor, bu nedenle birkaç işçi de ellerinde kürek ve süpürgelerle sürekli caddeyi temizliyor.Çok güzel. İstanbul’un gururu haline gelen bir kuruluşun kente saygı göstermesi çok hoş bir gelişme. *** Turizmde inen KDV dert oldu Turizm operatörlerinin bir sıkıntısı var. Turizmdeki KDV indiriminin turizme yarar değil zarar getirdiğini düşünüyorlar.Nedeni basit; çünkü KDV indirimi sadece otel konaklama ve içki hariç yemek fiyatlarında yapılmış. Yüzde 18 olan oran yüzde 8’e indirilmiş. Ama bunun dışında kalan, uçak, otobüs, otel dışı gezi ve müze girişleri gibi kalemlerde KDV yine yüzde 18.Oysa tur şirketleri tatil paketi satarken bunların tamamını fiyata koyuyorlar. Yeni uygulama ile çifte faturalandırma gerekiyor. Otel fiyatı için ayrı diğerleri için ayrı fatura kesiliyor. Bunun iki sakıncası var. Birincisi kırtasiye işi uzuyor, muhabesenin yükü artıyor.Ama asıl önemlisi, müşteriye bir tür şirket sırrı da verilmiş oluyor. Çünkü müşteri tatili paket olarak alıyor. Bunun içinde otel fiyatını bilmiyor. Ama siz otel fiyatını ayrı faturaya yazınca sorun çıkıyor. Çünkü müşteri otel dışındaki hizmetleri yok sayarak “Vay canına ödediğimiz 200 doların sadece 60 doları otelmiş” diyerek kazıklandığını düşünüyor. Halbuki bir kazıklanma yok, tur operatörleri cazip paketler hazırlamak için birbirinden farklı 7-8 ayrı konuda sıkı pazarlıklar yaparak fiyat oluşturuyor. Maliye’nin dikkatine. *** Kim kullanacak? Dolmuştayız. Yolculardan biri inmek istedi ama dili sürçtü “Müsait bir yerde iner misiniz şoför bey?” dedi. Şoför arkasına döndü: “Niye sen mi kullancan?” (BG) *** Rozetli namazSayın Ataklı; İstanbul Perpa’da halamın oğlunun dükkanı var. Yakasındada Atatürk rozeti ile Cuma’ları çarşı esnafı ile camiye gidiyorlar. Dönüşte birini iş yerinde çay kahve içip muhabbet ediyorlar. Onlardan biri (hacı hoca takımından) diyor ki; “Yakandaki rozetle camide namaza durma günahtır.” Halamın oğlu da ona “Şu cüzdanını bir ver” diyor. Adam cüzdanını veriyor. O da herkesin gözü önünde cüzdanın içini açıp gösteriyor. Dolarlar deste deste. “Peki bunlarla bunun üstündeki gavur resimleriyle camiye gidip namaz kılmak günah değil mi” diye soruyor. Cevap yok tabii. *** KAMYON YAZILARIOtoban’da sessiz bir hayat, seni sevende kabahat *** Kayan boğa Fıkra Yıldırım Tuna’dan; Mesai bitiminde boğa yetiştirme çiftliğindeki kovboylardan biri diğerine “Yeni boğa az daha beni öldürüyordu ortak..!” demis, “Hadi ya?..” demiş arkadaşı, “Ne oldu anlatsana?..” Anlatmış: “Öğlen yemini vermek için kafesinden içeri girdiğim anda cehennemden fırlayan bir lokomotif gibi üzerime atladı, az daha sivri boynuzlarını sırtıma geçiriyordu..!” Diğeri sormuş: “Ee?.. Nasıl kurtuldun?..” Cevap gelmiş: “Boğanın ayakları sürekli kayıyordu.. üç kere kayıp göğsünün üzerine düştü.. O da bana duvarı aşıp kaçacak vakit sağladı..” Arkadaşı “Korkunç bir şey bu..” demiş “Eğer senin yerinde ben olsaydım vallahi altıma ederdim..”,Arkadaşı gülerek cevaplamış “Merak etme ben de ettim.. O boğa neden habire kayıp duruyordu sanıyorsun?..” *** İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur. Mevlana

Devamını Oku

Çok korkutuyorsunuz Devlet Bey

7 Şubat 2008

Sayın Devlet Bahçeli; önceki gün televizyon ekranlarına yansıyan görüntüler sizi bilmem ama beni çok korkuttu. Özellikle 1970’li yılları iyi bilen bu dönemin sorunlarını ise bizzat yaşayan biri olarak bu görüntüler bende “Yoksa o günlerin başlangıç provası mı?” endişesi yarattı.Anlamsız bir şekilde türbanı çözmek adına ortaya atılmanızın yarattığı tepki dalgası sanıyorum sinir sisteminizi biraz bozdu. Herhalde yaptığınızın doğruluğuna o kadar inanıyorsunuz ki bu konudaki eleştirilere tahammül edemiyorsunuz.Onu anlayışla karşılayabiliriz de partinizin önüne gelen ve büyük ihtimalle son seçimlerde oylarını size veren emekli asker ailelerine, hele hele kadınlara yönelik şiddet uygulamasını anlamak mümkün değil.Aynı dakikalarda siz Meclis kürsüsünden “demokrasi” söylemini dile getirirken, partinizin “aslanlarının” basit bir protesto eylemine bile tahammül gösterememesi ne anlama geliyor acaba?Demokrasiye inanıyorsanız, partinize oy versin vermesin herkesin tepkisine ve eleştirisine de saygılı olmak durumunda olduğunuzu herhalde benden daha iyi biliyorsunuz. Ama böyle yapmadınız. Böyle yapmadığınız gibi 70’leri anımsatan biçimde örgütünüzü harekete geçirdiniz.Bu saldırıdan bir gün önce “Bazı emekli zevatın yaptıklarına da karşı çıkın” anlamına gelen sözler söylediniz. Demek ki emekli asker ailelerinin eylemini biliyordunuz. Sözlerinizi talimat olarak algılayan partilileriniz görülmedik bir eyleme imza atmaktan çekinmediler.Sayın Bahçeli; 70’li yıllarda bazı çevreler komünizm tehlikesine karşı sırtınızı sıvazlamış, kurulan komando kamplarında yetiştirilen gençler adeta cepheye sürülür gibi sokaklara itilmişti. Böylelikle asıl tepki gösterilmesi gereken dönemin iktidarı yerine okları sizin komandolarınız göğüslemiş ve ülke kan gölüne dönmüştü.Şimdi de asıl tepki merkezi olması gereken AKP yerine ortaya kendinizi attınız. Üstelik tıpkı eski komando gruplarının yaptığı türde eylemlere göz yumuyorsunuz. Yarın öbür gün üniversitelerde çıkması muhtemel türban tartışmalarının asıl tarafının siz olacağınız artık görünüyor.Sayın Bahçeli; bir oyuna getirildiğiniz kanısına kapılıyorum. Lütfen buna izin vermeyin.*****Ya AIDS’liyse Adamın biri karısının test sonuçlarını almak üzere doktora gitmiş. Resepsiyondaki hemşire adama, “Kusura bakmayın beyefendi, ama ufak bir problemimiz var. Karınızın testlerini laboratuvara gönderdiğimizde aynı isimli bir başka bayan da teste gitmiş ve hangisi karınızın hangisi diğer bayanın emin olamıyoruz maalesef. Açık olmak gerekirse sonuçlardan biri kötü diğeri ise daha da kötü!” demiş. Adam şaşırarak, “Ne demek istiyorsunuz yani?” diye sormuş. Hemşire, “Testlerden biri AIDS diğeri ise Alzheimer çıktı ve hangisi karınızınki bir şey söyleyemiyoruz” deyince adam korkarak, “Korkunç bir şey, peki şimdi ne yapmalıyım?” demiş. Hemşire’nin cevabı ise tüm tıp yöntemlerini yerle bir edecek cinstenmiş: “Bence, karınızı şehrin göbeğinde en kalabalık noktaya bırakın ve eğer evin yolunu bulabilirse bir daha sakın onunla yatmayın.”*****Mısır Çarşısı kan ağlıyor İki eski milletvekili önceki gün birlikte Mısır Çarşısı’na gittiler. Kendilerini tanıyan bir çok esnaf onları buyur etti, çay kahve ikramında bulundu. Söz doğal olarak günümüz gelişmelerine gelince esnaf “kan ağladığını” belirterek “Ekonomi iyi gidiyor masalına inandırmaya çalışıyorlar herkesi ama durum hiç öyle değil” dediler.Esnaf siyasetçiden daha çok medyaya kızıyordu. Şöyle diyordu neredeyse hepsi: “İktidar zaten yapacağını yapıyor. Ama asıl kötülüğü medyadan görüyoruz. Gerçeği yazmıyorlar, kan ağlayan esnafı görmüyorlar.” İki milletvekili Mısır Çarşısı’nı buruk bir üzüntüyle terketti.Bilmek sevmek kadar güzel değildir, sevmek de zevk almak kadar. (Konfüçyus)*****Adam nüfusu sayamamış Türban tartışmaları nedeniyle aslında pek çok şey gözden kaçıyor. AKP’nin şiddetli kadrolaşma operasyonu birkaç yer hariç neredeyse tamamlandı. Bir ay öncesine kadar henüz ele geçirilmemiş olan YÖK de artık tamamen hükümetin kontrolüne girdi. Başkomutan tam kendisinden bekleneni yaptı.YÖK’e atanan isimlerden biri çok dikkat çekici. Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı da YÖK üyesi oldu. AKP’ye çok yakın olduğu bilinen bu kişi Türkiye’nin en önemli ve güvenilmesi elzem kuruluşlarının birinin başındaydı. Bu zat başkan olduğu sırada Türkiye’nin nüfusunu bir türlü öğrenemedik. Bu beceriksizlik yüzünden ortaya garip bir manzara çıkmıştı. Türkiye’nin nüfusunda bir gariplik vardı. Seçmen listelerine göre nüfusumuz 5 milyon fazla görünüyordu. Yok nüfus sayımını esas alıyorsak bu kez de seçmen sayısı 5 milyon az oluyordu.Bir sayımı bile beceremeyen bir zat şimdi bilim kuruluşlarının başına getiriliyor. Hataları örtmek için mi korumaya almak için mi?*****Çağlayan “Taraf olamam” Atatürk Havalimanı Duty Freeshop alanındaki içki reklamının kaldırılması üzerine “Sanayi Bakanı bu yasağı benimsiyor mu benimsemiyor mu?” diye sormuştum dün. Bakan cevabını da hemen dün gönderdi.Daha önce de bu konuya girmiştim biliyorsunuz. O zaman Çağlayan Reklam Kurulu’nun kendisine bağlı olmadığını söylemişti. Ancak bu kurulun kuruluş ve faaliyetlerini incelediğimizde bunun bakanlığa bağlı olduğu anlamı çıkıyordu. Zafer Çağlayan cevabında bu kurulun kendisine bağlı olmadığını tekrarlıyor. Çağlayan içki yasağı ile ilgili olarak da kurulun oy çokluğu ile aldığı bir karar konusunda taraf olmasının mümkün olmadığını belirtiyor. Çağlayan ayrıca yasaklara karşı olmakla birlikte kanunlara ve hukuka da karşı gelemeyeceğini söylüyor.Çağlayan cevabının sonunda da “Gündemimde reklam kurulunun kararlarını tartışmak değil, Türkiye’nin geleceği için, sanayi stratejisinin oluşturulması, üretimin ihracatın ve istihdamın artırılması vardır” diyor. İyi o zaman.

Devamını Oku

İşte o zaman demokrasi olmuyor

5 Şubat 2008

Sayın Başbakan; Bugün yine çok dikkat çeken bir cümleniz üzerinde durmak istiyorum. Yanılmıyorsam yine partinizin bir teşkilat toplantısında konuşurken türban konusundaki eleştirilere karşı “Üniversitelerle neden konuşmadığımızı soruyorlar, onların ne düşündüğünü biliyoruz” dediniz.Salondan yüksek bir alkış koptu. Belli ki karşınızdaki kalabalık, üniversite rektörlerine “sıkı bir fırça attığınız” izlenimi edindi.Sayın Başbakan; bu tür sözleriniz kalabalıklar tarafından alkışlanabilir, sizi de çok mutlu edebilir. Ama siz de biliyorsunuz ki bu düşüncenin demokrasi ile uzaktan yakından ilgisi yok.Çünkü demokrasi elinize geçirdiğiniz sayısal üstünlüğün alabildiğine kullanıldığı bir sistem değil. Demokraside genellikle herkes birbirinin ne düşündüğünü bilir. Burada önemli olan, karşı olsanız bile bildiğiniz fikirde olanlarla oturup konuşmak ve bir uzlaşma zemini bulabilmektir. Demokrasi bunu becerme sanatıdır.Oysa Sayın Başbakan; siz “zaten bildiğiniz” fikirde olanlarla bir araya gelmeye bile tahammül edemiyorsunuz. Onların da görüşünü almak, kendi görüşünüzü direkt anlatmak ve bir uzlaşma sağlamak yok lügatinizde.“Madem benim sayım çok üstün, o halde bildiğim fikirleri neden dinleyeyim, neden uzlaşma yolu arayayım” düşüncesi iktidar gücünüzü tatmin edebilir, buna karşın demokrasiye büyük zarar verirsiniz.Eleştiriyi pek sevmediğinizi biliyorum ama bunu bir eleştiri olarak kabul etmeyin, sadece bir hatırlatmadır.*****Gümrüklerde “çirkin” oyunKamuoyuna fazla yansımadı ama gümrüklerde adeta cadı kazanı kaynıyor. Bakanlık Müsteşarı Mehmet Emin Zararsız’ın sessiz sedasız hazırladığı kanun değişikliğiyle, milyarlarca dolarlık kaçakçılık eylemlerini ortaya çıkaran Gümrük Müfettişliği lağvediliyor. Kısa bir soruşturma sonunda çok ilginç bilgilere ulaştım. Bakın neler anlatılıyor:Gümrük müfettişleri eski bakan Tüzmen döneminde Kocaeli Gebze’de bir akaryakıt kaçakçılığı tespit ediyorlar. İncelemeler sonunda işin içine Gümrük Müsteşarı Mehmet Şahin, Gümrükler Genel Müdür Yardımcısı Remzi Akçil ve Kocaeli Başmüdürü Şükrü Keleş’in de bulunduğunu saptıyorlar. Ayrıca Müsteşar’ın da bu olayla bağlıntılı olduğunu ortaya çıkarıyorlar. Dava açılabilmesi için bakana yazı yazarak izin istiyorlar. Ancak Bakan Tüzmen bu izni vermiyor. Müfettişler bunun üzerine Müsteşar için Danıtay’a başvuruyorlar..Bakan’ın izin vermemesine ramen danıştay 9 yıl hapis istemiyle dava açılmasına karar veriyor. Genel Müdür Yardımcısı Remzi Akçil ve Kocaeli Başmüdürü Şükrü Keleş için ağır cezada kaçakçılığa yardım davası açılıyor. İşte deniyor ki, Müsteşar günün birinde sıranın kendisine varacağını bildiği için Teftiş Kurulu’nu tümden ortadan kaldırıyor. AKP’li Bakan ve hükümet de bunu seyrediyor. Şu sıralarda gümrük müfettişleri basın toplantıları yaparak girişime engel olmaya çalışıyor. Bana göre boşa kürek çekiyorlar. Çünkü durum gerçekten böyleyse hiçbir sonuç alamayacakları da ortada değil mi?Bu durumda bürokratları yolsuzluk yapanı kim denetleyecek?*****1500 lira maaşla şık dükkân gezmesiSayın Ataklı; İzmir’de yaşıyorum. Ege Üniversitesi ile Dokuz Eylül Üniversitesi’nde okuyan öğrencilerin para zaafından yararlanıp, kafasını örtene 300 YTL kampanyası yürütüldüğünü duymayan kalmadı. Mahalle mahalle dolanıp, ev ev gezip cahil, paraya muhtaç insanları para ve erzak karşılığında kapanmaya ikna ettiklerini de biliyorduk ama geçtiğimiz hafta duyduğum olay “pes” dedirtti. Bir kız arkadaşıma ayda 1500 YTL teklif edildi, karşılığında gün boyu elinde şık çantası Beymen, Vakko gezecek, çok ama çok şık olacak, Alsancak’ta, Kordon’da, Karşıyaka’da boy gösterecek, en lüks yerlerde oturacak meyve suyu eşliğinde etrafa özenti yayacak. Bu ve benzerlerini duymuştuk, ama çok yakınlarımızda yaşamamıştık, “pes” yani... (EA)*****Yeniçağ TV de KapanmışArkasında ciddi bir maddi destek ya da büyük bir kuruluş bulunmayan televizyon kanallarının yaşaması mucize gibi. Küçük bir grup tarafından tamamen idealist amaçlarla kurulan Yeniçağ televizyonu da bu kuralın dışına çıkamadı ve kapanma kararı aldı. Yeniçağ televizyonunda yıllardır tanıdığım, birlikte çalıştığım pek çok arkadaşım vardı. Sağolsunlar sık sık beni de arar ve genellikle telefonla yayınlarına katılmamı isterlerdi.Ama dayanamamış işte. Geçen hafta sonu “ekonomik nedenlerle” kapanma kararı alınmış. Ben izleyemedim ama çalışanlar ekrana çıkıp pasta yiyerek, balonlar uçurarak halka veda etmişler. Her şeyin ötesinde yine pek çok çok meslektaşımın tekrar işsizlik kuyusuna düşmesi çok üzücü.*****Papazın niyetiKilisede papaz kadınlara vaaz veriyormuş. Kadınlardan biri sormuş “Efendim bir mühendisle beraber olursam onun cezası ne kadar?” Papaz düşünmüş ve “3 sene” demiş. Kadın sürdürmüş “Peki avukatla olursam?” Papazın cevabı bu kez “5 sene” olmuş. Ama kadın usanmıyor bir türlü. Sonunda kadın “Peki papazla olursam ne olur?” diye sormuş. Papaz gülerek cevaplamış: “Seni gidi seniii .. Sen cennete gitmek istiyorsun galiba...”*****Bir cevap lütfedinSanayi Bakanlığı’na bağlı reklam kurulunun Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Freeshop alanındaki içki reklamına yasak getirdiğini daha önce yazmıştım. Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan da bu yazı üzerine aramış, bu kurulun kendisiye ilgisi olmadığını söylemişti. Ne gariptir ki bu bilgi doğru çıkmamıştı. Bakan reklam kurulunun oluşma biçiminden de rahatsızlık duyduğunu belirterek “Bu kurulu yeniden oluşturacağım” demişti.Şimdi bunlar geçti. Geçen hafta bu yasak uygulamaya kondu ve içki reklamı kaldırıldı. Merakım şu: Liberal olduğunu bildiğimiz Sanayi Bakanı bu yasağı benimsiyor mu benimsemiyor mu? Bu yasaktan yana mı değil mi? Cevabı çok zor olmasa gerek.Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır. S. M. Power

Devamını Oku

Kapamaya karşı baskın seçim

5 Şubat 2008

AKP bir yandan türbanı tamamen serbest bırakmak için zemin hazırlarken diğer yandan da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın “kapatma davası açılabilir” uyarısını da pek belli etmeden tartışıyormuş.“Muş”lu cümle kuruyorum çünkü bu konudaki bilgi sadece AKP tepelerinden sızıntı. Bu konuda çok renk vermemeye çalışıyorlar.Aldığım duyumlara göre AKP’de Başbakan’a yakın bir ekip olası bir “kapatma davası” açılması halinde ne yapılabileceğini inceliyormuş. Eğer açılırsa davanın ne kadar süreceği, kaç kişiyi kapsayabileceği, sonuçta tutuklama yapılıp yapılmayacağı sıkı bir şekilde araştırılıyormuş. Hatta bir ekibin bu olasılığa karşı savunma için taslak hazırladığı bile konuşuluyor.Tayyip Bey’in önemli bir danışmanı “Kapatma davası açılırsa hemen seçim kararı alalım” önerisi getirmiş. Bu öneri hararetle tartışılmış.AKP kurmayları olası bir kapatma davası açılması halinde baskın bir seçime gidilmesinin partiye çok büyük oy kazandıracağı görüşünü savunuyormuş. Kapatma davasının yeni bir mağduriyet doğuracağını söyleyen AKP danışmanları “Yüzde 50’nin üzerinde oyla iktidara geliriz. O zaman kimsenin ağzını açacak hali kalmaz” demişler.Ancak buna karşı çıkan bazı danışmanlar ise “Kapatma davası ile ok yaydan çıkmış olur. Buna bir de baskın seçimle direnmeye kalkılırsa işin sonunun nereye gideceğini hesaplayamayız” görüşünü savunmuşlar.Bazı şeyleri yarım bileceğine, bir şey bilme, daha iyi. NIETSZCHE*****Yazık ki ne yazık Çok saygıdeğer bir anayasa profesörümüz o. Kitapları üniversitelerde okutuluyor. Anayasa ile ilgili teorileri adeta tabu niteliğinde.Ama o, Haziran ayında AKP’nin yapmak istediği yeni Anayasa’yı yazmaya başladı. Üstelik kendi yazdığı ders kitabında “Anayasalar kurucu meclisler tarafından yapılır. Seçilmiş meclislerin Anayasa yapması Anayasa ruhuna aykırıdır” dediği halde bir partinin kendi fikirleri doğrultusunda istediği Anayasa’yı hazırlamaktan çekinmedi nedense.AKP’nin kendisinden Anayasa istemesinin tek nedeni vardı. O da görünen adıyla türbanı ama nihai amaç olarak Siyasal İslam’ı anayasal bir kavram haline getirmek. Laik cumhuriyet ilkelerini ortadan kaldırmak.Saygıdeğer anayasa profesörü seve seve bu göreve soyundu. Metni hazırladı. TV ekranlarından türbanın üniversitelerden kalkması gerektiğini pek güzel anlattı.Şimdi sıra uygulamaya geldi. Türban bir hafta sonra serbest kalacak. Ama bir bakıyoruz bu saygıdeğer profesör yine TV ekranlarına çıkarak “Bu iş sadece üniversitelerle sınırlı kalmaz” diyor. Sonra yine konuşuyor “Ortada başı açık kız kalmaz” yine ekliyor “Başı açıkları nasıl koruyacağız?”Bu değerli profesöre sormazlar mı AKP’nin talimatı ile Anayasa yazarken bunları bilmiyor muydunuz? diye. Bu görevi kabul ederken hiç mi hicap duymamıştınız?Bazıları diyor ki “Hoca galiba içine düştüğü durumdan utandı.” Belki de gerçek bu değildir. Hoca utanmamıştır. Sadece gelişmelerden ürkmüştür. Yarın öbür gün sokağa çıkamamak da var.*****Bu sabah Kanal D’deyim KANAL D’de sabahları yayınlanan Dobra Dobra programına bu sabah konuk olarak katılıyorum. Müge Anlı ve Pakize Suda’nın sunduğu bu programda hesapsız kitapsız harcamalar nedeniyle artık çok ciddi bir sorun haline gelen kredi kartları konusu işlenecek. Programda çok sevgili dostum Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün’ün de olduğunu öğrendim. Daha önceden yaptığınız “çıkacağın programları niye yazmıyorsun” uyarısını göz önüne alarak hatırlatmak istedim.*****Türk’ün kocasıULUSLARARASI ölçekte bir kadın araştırması yapan sosyolog, dünyanın çeşitli ülkelerinde kadınlara bir soru sormuş. Soru şöyleymiş: Kocanızı başka bir kadınla yakalarsanız ne yaparsınız? Soruya ülkelere göre verilen yanıtlar ise şöyle olmuş:İsveçli: Neyimi beğenmediğini sorarım.Rus: Evi terk ederim.Fransız: Sesimi çıkarmam, sevgilime gider beni teselli etmesini isterim.İtalyan: Kadını vururum.İspanyol: Kocamı vururum.Yunanlı: Her ikisini de vururum.Türk: Benim kocam yapmaz!*****Tabii KeserlerAZİZ NESİN’in oğlu Prof Ali Nesin “Üniversitede türban isterim” diye bildiri imzalayınca müthiş tepkiler almış. Nesin bundan yakınıyor ve “Bazıları vakfa bağışları bile kesti” diyor. Siyasal İslamcı medya da mal bulmuş gibi bu sözlere atılmış “mahalle baskısı”ndan söz ediyor.Aslında şaşıracak bir şey yok. İnsanlar iki türlü yardım yapar. Biri direkt kişilere, diğeri de kurumlara. Direkt bağış yapacağınızı kendiniz seçersiniz. Bir kuruma yapıyorsanız, o kurumun bu bağışı sizin görüş ve istekleriniz doğrultusunda değerlendireceğini bilirsiniz. Nesin Vakfı’na bağışta bulunanların herhalde tamamı vakfın çağdaş, laik, Atatürkçü çocuklar yetiştirdiğini düşünüyordu. Ali Nesin’in son açıklamaları buraya bağış yapanlarda belli ki bir endişe yaratmış.Kimse merak etmesin, o bağışlar şimdi benzer başka bir kuruma kayacaktır. Ayrıca Ali Nesin’in yakınmasına da gerek yok. Şimdi vakfına “yeni mahallesinden” daha çok bağış geleceğine inanmalıdır.*****Kapatma davasında Gül’ün durumu ne olur? AKP’nin kapatılması için bir dava açılırsa Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bundan etkilenir mi? Başkent kulislerinde konuşulan konulardan biri bu.Çünkü eğer bir kapatma davası açılırsa AKP’nin sadece son iki aydaki uygulamaları ele alınmayacak. Bundan önceki dönem ağırlıklı olarak yer alacak.Bu dönemin en etkin isimlerinden biri Abdullah Gül’dü.Hukuki açıdan Cumhurbaşkanlarının dokunulmazlığı yok. Sadece görevden alınması için ya ağır sağlık sorunu yaşaması ya da vatana ihanetle suçlanması gerekiyor. Ancak bir kapatma davasında sanık durumuna düşerse ne olacak? Önemli bir hukuki sorun.

Devamını Oku

Anayasa çalışmaları durdu galiba

3 Şubat 2008

Temmuz genel seçimlerinden sonra AKP hararetli biçimde “yeni ve çağdaş!” Anayasa yapma telaşına düşmüştü. Aslında Anayasa çalışmaları seçimden önce haziranda başlamıştı da açıklanması ağustosa kalmıştı.O günden bugüne “yeni ve çağdaş!” anayasa üzerine çok tartışma yapıldı. Sonunda aralık ayında Başbakan çıktı konuştu: “Yılbaşından sonra yeni Anayasa ve demokratikleşme paketini açıklayacağız.” Nedense ocak ayı içinde bu yönde açıklama yapılmadı. Ama birden türbanla ilgili Anayasa değişikliği gündeme geldi. Alelacele yazılan bir metinle ve MHP desteği ile türbanın serbest bırakılması için Anayasa değişikliği yapmaya çalışıyoruz.İyi de çok kısa bir süre sonra yeni Anayasa yapılmayacak mı? Bir taraftan “40 yıldır çözülmeyen soruna neşter attık” diyeceksiniz öte taraftan birkaç ay daha bekleyip işi daha sağlama almaktan kaçacaksınız.Anladığım kadarıyla türban değişikliğinin geçmesi halinde Anayasa da en azından askıya alınacak.*****MHP’de çatlama olabilirSevgili okurlar; geçen hafta hayli yoğundu. Ağırlıklı olarak türban tüm Türkiye gündemini işgal etti. Doğal olarak da bu köşede de en çok türbanla ilgili yazı okudunuz.Kimilerinin sadece basit bir “özgürlük ve demokrasi” sorunu olarak sunmak istedikleri türbanın aslında cumhuriyetin temel ilkelerini yok etmek olduğuna nihayet uyanmaya başlayan kesimler de var.Türbanı simge olarak kullanıp Türkiye’nin kurulmuş ilkelerini ortadan kaldırarak ülkeyi bir din devletine dönüştürmek isteyenler elbette bu köşede yayınlanan yazılardan rahatsız oldular. Bu nedenle kaynağı belirsiz, ama tek elden çıktığı anlaşılan güya eleştiri mesajı bombardımanına tutulduğumu söylemeliyim.Ancak geçen haftanın en ciddi, kaynağı belli ve ayağı yere basan tepkileri MHP kanadından geldi. “Gönül adamı”nın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yazdığı mektuba MHP’li bazı milletvekillerinden çok önemli tepkiler geldi.İsimleri bende saklı bu MHP milletvekilleri birkaç noktada birleşti.Öncelikle bir yanlış anlama olduğunu fark ettim. Çünkü MHP milletvekilleri “Sanki parti kötü de çok kibar bir genel başkan var gibi yazmışsınız, bu gerçek değil” dediler.Yine bu milletvekilleri AKP’nin türban savaşına partilerinin balıklama atlamasından rahatsızlık duyduklarını dile getirdiler.Aynı milletvekilleri, benim diğer yazıda sözünü ettiğim bazı milletveklillerine ağır eleştiriler getirdiler. Bir MHP milletvekili “Zaten MHP’yi aşağı çeken ve Genel Başkan’ı yanlış yönlendirenler bunlar. MHP ilk fırsatta bunlardan kurtulacak” dediler.Ve en önemlisi, bu milletvekilleri oylamada partileriyle aynı yönde oy kullanmayacaklarını belirttiler. Ama sayı veremediler.Geçen hafta İstanbul’a son beş yılda yapılan hizmetleri Cumhuriyet dönemi ile kıyasladığı için eleştirdiğim İstanbul Valisi Muammer Güler arayarak “Böyle bir kastım olamaz. Beni iktidarın önünde eğilen biri olarak göstermenizden üzüldüm” dedi.Sizlerden gelen mesajlardan anladığım kadarıyla köşedeki küçük espriler çok beğeniliyor. Bu nedenle sizlerden gelecek fıkraları ve başınızdan geçen fıkra gibi olayları göndermenizi bekliyorum.İyi haftalar dilerim.40’ta mı 60’ta mı?Aziz Nesin “Halkın yüzde 60’ı aptal” demişti. Sonra onu Sivas’ta yakmak istemişlerdi. Nesin o vahşi saldırıdan kurtulmuştu ama 38 aydınımız diri diri yanmıştı. Şimdi Aziz Nesin’in oğlu türbancı kesilmiş, bildiri yayınlıyor. Acaba rahmetli o ünlü sözünü söylerken oğlunu yüzde 60’a mı yüzde 40’a mı dahil etmişti?*****Tıpkı İran’daki TUDEH gibiÜniversiteler iktidarın Türkiye’yi bir din devleti haline getirecek türban uygulaması için ayağa kalkarken, sayıları fazla olmayan, ancak kimi medya organlarının sağladıkları avantajla sesleri çok çıkan bir grup üniversite görevlisi “anti bildiri” yayınladı.Bu türbanseven üniversite görevlileri her zaman yaptıkları gibi kafa karıştırıcı biçimde “özgürlük ve demokrasi” söylemine sarıldı.Bu “anti bildiri” bana 1979 İran’ını hatırlattı. O sırada İran’ı Şah yönetiyordu. Mollalar Şah’ı devirmek için arkalarına Avrupa’yı da alarak harekete geçmişti. Bu fırsatı kaçırmak istemeyen İran’ın komünist TUDEH Partisi de mollalara destek veriyor, Şah’a karşı bildiriler yayınlıyor, sokak eylemlerine katkı sağlıyordu.Sonunda mollalar kazandı. TUDEH de sevinç içindeydi. Ama çok kısa süre sonra mollalar ne kadar TUDEH üyesi varsa önce tutukladı sonra da sokak ortasında astı.Şimdi bakıyorum da bu “anti bildirici” üniversite görevlilerinin de güvencesi Avrupa ülkeleri.Allah sonlarını hayırlı etsin.*****(Aptal! çocuktan akıllı adamlara ders) Oyun Biterİş adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir. Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler. Berber, iş adamının kulağına fısıldar: “Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak, dikkat et şimdi...” Berber çocuğa seslenir: “Ali, buraya gel!” Bunun üzerine çocuk sakince dükkâna girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber iş adamının kulağına sessizce, “Bak şimdi” diye fısıldar; bir elinde beş yüz bin, diğer elinde beş milyonluk bir banknot vardır. Çocuğa sorar: “Hangisini istiyorsan alabilirsin?” Çocuk dalgın dalgın bir beş yüz bine bir de beş milyona bakar ve sonunda beş yüz bini hızlıca çekerek berberin elinden alır. Berber iş adamına döner ve gülerek, “Gördün mü? Sana söylemiştim” der. Tıraş bitince iş adamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali’yi görür. Yanına giderek, neden beş milyonluk değil de, beş yüz binlik banknotu aldığını sorar. Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir: “Eğer beş milyonluğu alırsam oyun biter!”Çok dinlememiz, az konuşmamız için iki kulağımız ve bir dilimiz vardır. DIYOJEN

Devamını Oku