Sayın Devlet Bahçeli; önceki gün televizyon ekranlarına yansıyan görüntüler sizi bilmem ama beni çok korkuttu. Özellikle 1970’li yılları iyi bilen bu dönemin sorunlarını ise bizzat yaşayan biri olarak bu görüntüler bende “Yoksa o günlerin başlangıç provası mı?” endişesi yarattı.
Anlamsız bir şekilde türbanı çözmek adına ortaya atılmanızın yarattığı tepki dalgası sanıyorum sinir sisteminizi biraz bozdu. Herhalde yaptığınızın doğruluğuna o kadar inanıyorsunuz ki bu konudaki eleştirilere tahammül edemiyorsunuz.
Onu anlayışla karşılayabiliriz de partinizin önüne gelen ve büyük ihtimalle son seçimlerde oylarını size veren emekli asker ailelerine, hele hele kadınlara yönelik şiddet uygulamasını anlamak mümkün değil.
Aynı dakikalarda siz Meclis kürsüsünden “demokrasi” söylemini dile getirirken, partinizin “aslanlarının” basit bir protesto eylemine bile tahammül gösterememesi ne anlama geliyor acaba?
Demokrasiye inanıyorsanız, partinize oy versin vermesin herkesin tepkisine ve eleştirisine de saygılı olmak durumunda olduğunuzu herhalde benden daha iyi biliyorsunuz. Ama böyle yapmadınız. Böyle yapmadığınız gibi 70’leri anımsatan biçimde örgütünüzü harekete geçirdiniz.
Bu saldırıdan bir gün önce “Bazı emekli zevatın yaptıklarına da karşı çıkın” anlamına gelen sözler söylediniz. Demek ki emekli asker ailelerinin eylemini biliyordunuz. Sözlerinizi talimat olarak algılayan partilileriniz görülmedik bir eyleme imza atmaktan çekinmediler.
Sayın Bahçeli; 70’li yıllarda bazı çevreler komünizm tehlikesine karşı sırtınızı sıvazlamış, kurulan komando kamplarında yetiştirilen gençler adeta cepheye sürülür gibi sokaklara itilmişti. Böylelikle asıl tepki gösterilmesi gereken dönemin iktidarı yerine okları sizin komandolarınız göğüslemiş ve ülke kan gölüne dönmüştü.
Şimdi de asıl tepki merkezi olması gereken AKP yerine ortaya kendinizi attınız. Üstelik tıpkı eski komando gruplarının yaptığı türde eylemlere göz yumuyorsunuz. Yarın öbür gün üniversitelerde çıkması muhtemel türban tartışmalarının asıl tarafının siz olacağınız artık görünüyor.
Sayın Bahçeli; bir oyuna getirildiğiniz kanısına kapılıyorum. Lütfen buna izin vermeyin.
Ya AIDS’liyse
Adamın biri karısının test sonuçlarını almak üzere doktora gitmiş. Resepsiyondaki hemşire adama, “Kusura bakmayın beyefendi, ama ufak bir problemimiz var. Karınızın testlerini laboratuvara gönderdiğimizde aynı isimli bir başka bayan da teste gitmiş ve hangisi karınızın hangisi diğer bayanın emin olamıyoruz maalesef. Açık olmak gerekirse sonuçlardan biri kötü diğeri ise daha da kötü!” demiş. Adam şaşırarak, “Ne demek istiyorsunuz yani?” diye sormuş. Hemşire, “Testlerden biri AIDS diğeri ise Alzheimer çıktı ve hangisi karınızınki bir şey söyleyemiyoruz” deyince adam korkarak, “Korkunç bir şey, peki şimdi ne yapmalıyım?” demiş. Hemşire’nin cevabı ise tüm tıp yöntemlerini yerle bir edecek cinstenmiş: “Bence, karınızı şehrin göbeğinde en kalabalık noktaya bırakın ve eğer evin yolunu bulabilirse bir daha sakın onunla yatmayın.”
Mısır Çarşısı kan ağlıyor
İki eski milletvekili önceki gün birlikte Mısır Çarşısı’na gittiler. Kendilerini tanıyan bir çok esnaf onları buyur etti, çay kahve ikramında bulundu. Söz doğal olarak günümüz gelişmelerine gelince esnaf “kan ağladığını” belirterek “Ekonomi iyi gidiyor masalına inandırmaya çalışıyorlar herkesi ama durum hiç öyle değil” dediler.
Esnaf siyasetçiden daha çok medyaya kızıyordu. Şöyle diyordu neredeyse hepsi: “İktidar zaten yapacağını yapıyor. Ama asıl kötülüğü medyadan görüyoruz. Gerçeği yazmıyorlar, kan ağlayan esnafı görmüyorlar.” İki milletvekili Mısır Çarşısı’nı buruk bir üzüntüyle terketti.
Bilmek sevmek kadar güzel değildir, sevmek de zevk almak kadar.
(Konfüçyus)
Adam nüfusu sayamamış
Türban tartışmaları nedeniyle aslında pek çok şey gözden kaçıyor. AKP’nin şiddetli kadrolaşma operasyonu birkaç yer hariç neredeyse tamamlandı. Bir ay öncesine kadar henüz ele geçirilmemiş olan YÖK de artık tamamen hükümetin kontrolüne girdi. Başkomutan tam kendisinden bekleneni yaptı.
YÖK’e atanan isimlerden biri çok dikkat çekici. Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı da YÖK üyesi oldu. AKP’ye çok yakın olduğu bilinen bu kişi Türkiye’nin en önemli ve güvenilmesi elzem kuruluşlarının birinin başındaydı. Bu zat başkan olduğu sırada Türkiye’nin nüfusunu bir türlü öğrenemedik. Bu beceriksizlik yüzünden ortaya garip bir manzara çıkmıştı. Türkiye’nin nüfusunda bir gariplik vardı. Seçmen listelerine göre nüfusumuz 5 milyon fazla görünüyordu. Yok nüfus sayımını esas alıyorsak bu kez de seçmen sayısı 5 milyon az oluyordu.
Bir sayımı bile beceremeyen bir zat şimdi bilim kuruluşlarının başına getiriliyor. Hataları örtmek için mi korumaya almak için mi?
Çağlayan “Taraf olamam”
Atatürk Havalimanı Duty Freeshop alanındaki içki reklamının kaldırılması üzerine “Sanayi Bakanı bu yasağı benimsiyor mu benimsemiyor mu?” diye sormuştum dün. Bakan cevabını da hemen dün gönderdi.
Daha önce de bu konuya girmiştim biliyorsunuz. O zaman Çağlayan Reklam Kurulu’nun kendisine bağlı olmadığını söylemişti. Ancak bu kurulun kuruluş ve faaliyetlerini incelediğimizde bunun bakanlığa bağlı olduğu anlamı çıkıyordu. Zafer Çağlayan cevabında bu kurulun kendisine bağlı olmadığını tekrarlıyor. Çağlayan içki yasağı ile ilgili olarak da kurulun oy çokluğu ile aldığı bir karar konusunda taraf olmasının mümkün olmadığını belirtiyor. Çağlayan ayrıca yasaklara karşı olmakla birlikte kanunlara ve hukuka da karşı gelemeyeceğini söylüyor.
Çağlayan cevabının sonunda da “Gündemimde reklam kurulunun kararlarını tartışmak değil, Türkiye’nin geleceği için, sanayi stratejisinin oluşturulması, üretimin ihracatın ve istihdamın artırılması vardır” diyor. İyi o zaman.

